Boşandık, Şimdi Ne Olacak?

BOŞANDIK, AYRILDIK, PEKİ SONRA?

Yasal boşanmanın gerçekleşmesiyle ayrılan eşler ve çocukları için pek çok anlamda yeni bir hayat başlar.

Sosyal, parasal, duygusal ve ailesel yaşamda görülen bu yeniliklere, çoğu kez, en azından boşananlardan biri için ‘duygusal boşanma’ adıyla anılan, ikinci bir boşanma süreci eşlik eder.

Herkes kendi koşulları, kendi olayları, kendi gerçekleri ve kendi algılarıyla yaşar bu süreci, her süreç gibi.

Her yaşam olayında olduğu gibi, olabildiğince destek almaya açık olmak, ihtiyaç olduğunda destek istemek, biraz akışa bırakırken, bir yandan da yaşam kalitenizi belirleyecek konularda gerçekçi planlar yapmak ve bir an önce uygulamaya başlamak gerekir bu dönemde. Bir an önce dememin nedeni, yeni yaşamın içinde olabildiğince güvende hissetmek, hissettirmek, mutlu olabilmek, mutlu etmek ve yaşam sevincini çocuklarla birlikte bulabilmek için.

6-7 yaşlarındaki oğlum, boşandıktan kısa bir süre sonra bana ‘anne, boşanmak sana iyi geldi, yaşam sevincini buldun’ demişti; evet, gözlerime yaş hücum etmişti.

Duygusal Boşanma

Duygusal boşanma, genelde ayrılmayı seçmeyen eşin yaşadığı gözlemlenen bir süreç olsa da, ayrılığı seçen eşlerin de bazen aslında boşanmaya hazır olmadıkları ve yasal boşanmanın gerçekleşmesiyle birlikte böyle bir dönem yaşadıkları görülebilir. Boşandığı kişiyle kendini hala evli hissetmek, kendini ona bağlı hissetmek gibi karmaşık duygular içeren bu dönem zor bir dönemdir.

Duygusal boşanma gerçekleştiğinde, ister evli olsun, ister yasal olarak boşanmış olsun, kişi psikolojik olarak kendi bütünlüğünü duyumsar. Evliliğin sonlanmasının kabulü ve kişinin kendisini artık diğerinin eşi olarak değil, bekar bir birey olarak algılayabilmesiyle duygusal boşanma gerçekleşir. Böyle bir sürecin içinde olduğunu fark etmek önemlidir. Fark edilmediğinde, yıllarca sürebilecek bu durum herkese zarar verebilir.

Evlilik iki kişiyi özel bağlarla bağlayan bir kurumdur. Bu kurumdan nasıl çıkıldığı, kurumun nasıl başladığı her ne kadar yasalarla, genel geçer açıklamalarla, her yöreye özgü geleneklerle belirlenmişse de, her evlilik, her boşanma ve bu süreçlerde her insanın neyi, nasıl yaşadığı farklıdır; üstelik pek çok gerçek de zaten ayrıntılarda gizlidir.

Bu dönemde bireye odaklı psikolojik destek almanın tam da bu nedenle çok önemli olduğunu düşünüyorum. Psikolojik destek duygusal boşanmanın da hızla gerçekleşerek kişinin özgürlüğüne ve kendi benliğine kavuşmasını, yaraları onarmasını kesinlikle hızlandıracaktır. Çocuk yoksa, ayrılanlar özgürce kendilerine odaklanabileceklerinden, özellikle büyük kentlerde yeni hayata uyum daha kolay olacaktır. Çocuk varsa, her iki ebeveyn de onu kollamak, onun ihtiyaçlarını göz önünde tutmak zorundadır desem de genelde görülen bu sorumluluğun bir tek ebeveyne yüklendiğidir.

Boşanma yasal olarak gerçekleştikten sonra ayrılan eşlerin ilk işi duygusal olarak da boşanmayı sağlamaktır. Yani, birbirlerine artık eş olmadıklarını, aynı evden sorumlu olmadıklarını, her birinin ayrı ve bağımsız bir hayatı olduğunu ve artık tek ortak yanlarının ortak çocuklarının ebeveynleri olmak olduğunu her adımda fark etmeleri ve kabul etmeleri gerekir ki böylece, ne kendilerinin ne de çocuklarının kafası karışmasın. Bunları söylemek kolay, biliyorum. Her şey kişilerin özeline göre değişebilir elbette. En azından genel olarak dikkat edilmesi gereken, önemli konulardır bunlar. Boşanan anne ve babanın duygusal sakinlikleri ve netlikleri çocuklara da aynı şekilde yansıyacaktır. Ancak boşandığı halde boşandığı eşiyle flört etme çabasında, hala eşmiş gibi davranan bir baba ya da anne, yalnızca boşandığı kişinin değil çocuklarının da kafasını karıştıracaktır. Tabii ki insanlar boşansalar da yeniden bir araya gelebilirler, yeniden bir çift olabilirler, ancak bu geçiş dönemlerine ya da belirsizliklere çocukları ortak etmek onları huzursuz etmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır. Boşanma sonrası neyin ne olacağı, görüşme süreleri, zamanları ne kadar düzenli ve net olursa çocuklar da, boşanan kişiler de o kadar rahat eder.

Eski Eşle İlişki

Eski eşinizin bazen ebeveynliğine, bazen yaşam tarzına kızgınlık duyup eleştirebilirsiniz. Ancak unutmayın ki o sizin çocuğunuzun ebeveynidir, öyle de kalacaktır ve bunların nedeni onun kişiliğidir. Zaten o kişilik sizin çok da tercih ettiğiniz bir kişilik olsaydı, uyumlu olsaydınız boşanır mıydınız ki? O kadar düşünceli olsa, o kadar anlaşsanız, ihtiyaçlarınızı o kadar karşılayabiliyor olsaydınız zaten evli kalırdınız, öyle değil mi?

Çocuklarınızın güvenliği, ruh sağlığı, beden sağlığı tehlikede olmadıkça eski eşin çocuklarıyla kurduğu ilişkiye karışmayın. O onların anne ya da babasıdır. Evli olsaydınız da bu böyle olacaktı. Karışmanızın tek sonucu ortamı germek ve olumsuz etkilemek olacaktır. Aklınızı kullanarak çocuklarınızın çıkarları doğrultusunda davranabilirsiniz. Bu da sizin özgürlüğünüz.

Boşandıktan sonra eski eşin ailesi ve ortak sosyal çevreyle ilişkiler

İster kadın olsun, ister erkek, boşandıktan sonra yaşanan sorunlardan biri de hangi arkadaşlarla görüşmenin süreceği ya da süremeyeceği, eski eşin ailesiyle ilişkilerin nasıl süreceği gibi konulardır. Burada tek bir doğru olduğunu düşünmüyorum; olumsuz duyguları çocuklara yansıtmanın gereksiz olduğunu kabul edelim yeter. Görüşmek istediklerimizle ve bizimle görüşmek isteyenlerle ilişkimizi sürdürelim, istemediklerimizle de sürdememe hakkımızı kullanalım.

Sosyal statünün değişmesi

Boşanmayla birlikte eşlerin toplum içindeki statüleri değişir. Sosyal statü değişimi sosyokültürel, sosyoekonomik ve psikolojik olarak kadınları daha derinden zorlar. Erkekler, toplum tarafından, aynı kimlikleriyle ve bekar erkek rolüne dönmenin verdiği özgürlükle karşılanırlar. Hele bir de çocuk ya da çocuklar onlarla kaldıysa, herkes onlara yardımcı olmak için yarışır, eş dost yemeğe davet eder, yemek getirir vb. Oysa kadın çocuklarıyla kaldığında, normaldir, kadındır, annedir, çocuklarına bakacaktır. Başlangıçta biraz desteğe ihtiyacı olabileceği çok az insanın aklına gelir. Erkekler gezip tozmaları için aileden de çocuk bakımı konusunda destek alırken, kadın her ortamda ve koşulda daha çok kısıtlanır.

Boşanmış Erkek / Baba

Toplumunun her kesiminde, ister çocuklu, ister çocuksuz olsun, boşanmış erkeğe sempatiyle yaklaşılır. Çevrenin boşanmış erkeklere köstek değil destek olduğunu hem çok gördüm, hem de okudum. Eminim bunun tersi örnekler de vardır, ancak bir genelleme olarak gerçek budur.

Boşanmış babaların en büyük zorluğu iş ortamlarından kaynaklanır. Anneler çok daha rahat bir şekilde çocuğunun hastalığı, veli toplantısı için izin alabilirken (ki ne yazık ki bu ihtiyaçları bir yandan karşılanırken, diğer yandan da işlerini riske atmak zorunda kalabilirler), babaların bu konuda hoşgörüyle karşılandığı iş ortamı ne yazık ki çok azdır.

Babalar çocuklarıyla kaldıklarında, ‘erkektir, yapamaz’ anlayışıyla her türlü desteği görür. Eş dost, boşanmış bir babaya özellikle çocuklarıyla birlikteyken yemek, bakım, danışma desteği vermek için adeta sıraya girer. Babaların yaşadığını gözlemlediğim en önemli zorluklardan biri, son derece ilgili ve verici bir babanın bile, ilgisiz babalar nedeniyle oluşmuş ‘kötü baba’ önyargısıyla baş etmek zorunda kalmasıdır.

Boşanmış Kadın / Anne

Ben boşandığımda, çocuklarım için oldukça uzun bir süre eski soyadımı kullanmayı sürdürdüm. Bunun için bin çeşit eleştiri de aldım, ancak bir alay duygusal ve ekonomik sorunla baş etmeye çalışırken hiç değilse birini, bir süreliğine kenara itmiş oldum. insanın soyadını değiştirip bambaşka bir isimle anılmaya başlaması o kadar da basit bir şey değil ve bunun sonucunu kadınlar yaşıyor, erkekler genellikle farkında bile değiller. Ayrıca annenin soyadı farklı olduğunda çocuklarının annesi olduğunu kanıtlaması bile uzun işlemler gerektirebiliyor. Neden ki demeyin, son derece basit bazı resmi işlerde bile sorun yaşanabiliyor. Babalarından ayrıldığımda çocuklarım 6.5 ve 12 yaşındaydılar. Onlara bir süre soyadımı değiştirmeyeceğimi, aynı soyadını taşıyacağımı söylediğimde mutlu olduklarını, huzurlandıklarını hatırlıyorum.

Başkentte, özel bir üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışan bir anne olarak, gerek apartman görevlimin, gerekse kimi apartman sakinlerinin o zamana kadar karşılaşmadığım imalı sözleri, bakışları ile var olmak, girdiğim ortamlarda hep birilerinin beni birileriyle tanıştırma çabalarıyla baş etmek kolay değildi. Arabamın egzozu ses yaptığında camımı tıklatıp saygısızca ve tacizkar bir edayla yapılan uyarılar, karlı havalarda pek çok erkek arabasını almazken, ben alıp gittiğimde, dönüşte park ederken mahalle sakinlerinden gelen sevimsiz yorumlara ve bakışlara karşı durmak, bunları görmezden gelmek hiç basit şeyler değildi. Hafta sonları arkadaşlarımla çıkarken bazı komşularımın ‘maşallah Süheylaanım, siz de geziyorsunuz’ yorumlarına eşlik eden bakışlarını unutmuyorum.

Özet olarak boşanmanın sonuçlarıyla baş etmek kadınlar için, erkeklere kıyasla açık ara ile çok daha zorlu bir süreçtir.

Boşanma sonrası çocuklarla kalan ebeveyn

40 yaşındaydım ama annem ve babam günde 5-6 kere arıyorlar, bulamadıklarında arkadaşlarımı arıyorlardı; erkek olsam bunu yapmayacaklarından adım kadar eminim. İlk günler, eve her döndüğümde annemle babamı kanapede kaygılı bakışlarla oturuyor buluyordum. Eksik olmasınlar, uyum sağlamaya çalıştığımız ve duygusal olarak kırık dökük olduğumuz dönemde çok destekleri oldu, yemeklerimi yaptılar, alışverişimi taşıdılar ama onlar anne-babaydı, kaygılıydılar ve sınırları saptamak onlar için çok zordu. Benim kendi hayatımı kendim için geri almam gerekiyordu, onlarsa desteğe ihtiyacım var kaygısıyla adeta hayatıma el koymuşlardı. Bunu fark eder etmez adım adım, kırmadan, kendi hayatıma kendim sahip çıkmaya ihtiyacım olduğunu belirterek onları sınırladım ve kendi evlerine yönlendirdim. Çocuklarıma ‘annenizden artık siz sorumlusunuz’ dediklerini duyduğumda sert bir çıkış yaptım. ‘Ne demek? Ben onların annesiyim, ben onlara bakacağım, onlar benim çocuklarım, rolleri karıştırmayalım’ dediğimde büyük oğlumun omuzuma pat pat yaparak beni desteklemesini unutamam. Diyeceğim o ki, kadınsanız çevrenin, sizi canı gibi seven ailenizin bile sizi güçsüz konuma sokabildiği, gücünüze sahip çıkmanız gereken bir döneme girersiniz boşandığınızda. Ben yine şanslıydım. Boşanmış anneliğe geçişi karşılaştırılamayacak kadar daha ağır koşullarda yaşayan kadınlar olduğunu biliyorum.

Ne olursa olsun, her koşulda aklı kullanmak, var olan koşulları zorlamak, imkanları, yasaları araştırmak ve kendini, çocuklarını kurtarmak için bir savaş vermesi gerekiyor kadınların, hele ki bu coğrafyada. Bütün bunlara karşı güçlenmek ve sağlam durmak gerekiyor. Oluyor tabii ki, ama kolay olmuyor.

Boşanmanın ve çocuğunuzla kalmanın bir avantajı da özgürce ebeveynliğinizi gerçekleştirebilmek, çocuklarınızın sizinle diğer ebeveyn arasındaki farklılıkları daha net görmeleri ve böylece onların da kafalarının çok daha az karışması. ‘Biliyor musun, anne/baba gitti de rahatladık, artık sütümüzü döktüğümüzde kimse bize kızmıyor’ diyerek anne/babasının evdeki varlığını deli gibi özlemesine rağmen yaşadığı rahatlığı ifade eden çocuklar da gördüm. Ebeveynlerin kendi arzuladıkları ebeveynliği yapabilmelerinin faydalarını özellikle doğru yaklaşan, bilgi ve sevgiye dayalı ebeveynlik yapan anne ve babalara ne kadar anlatsam yetmez. Cocuklar aradaki farkı son derece olumlu olarak deneyimliyorlar. Oysa, aynı evin içinde ‘nasıl ebeveyn olunur’ konusunda derin çelişkiler yaşayan ebeveynlerin çocuklarının iyice şaşkına döndüklerini de gördüm. Benim örneğim buydu, aynısını çocuklarıyla kalan babalara öneriyorum.

Boşanma sonrası çocuğuyla sınırlı zamanlarda görüşen ebeveyn

Şimdi de boşanmış ve çocuğuyla sınırlı zamanlarda görüşen ebeveynin neler yaşayabileceğine odaklanalım. Aynı evde olsun, ayrı evlerde olsun, her ebeveyn çocuğuyla ilişkisinden kendisi sorumludur. Cocuğunu sınırlı zamanlarda gören ebeveyn eğer çocuğuyla yakın bir ilişki kurmak istiyorsa, ilk önerim içten olması, açık olması ve ne yapıp edip Etkili lletişim Becerileri, Duygusal Zeka, Siddetsiz Iletişim konularında bilgi ve beceri kazanmasıdır. Bunu yapan ebeveyn er geç kazanır. Ancak diğer eşe kızgınlığını farkında olarak ya da farkında olmadan çocuklarından çıkaran, çocuklara durup durup eski eşini kötüleyen ve/ya da onunla ilişkilerini engelleyen ebeveyn de er geç kaybedecektir. Boşanmış eşler birbirlerine kızgın olabilirler ve bu duygularını çocuklarıyla da paylaşabilirler, ancak bu kızgınlık çocuğu yönetmeye evrilirse işte o zaman çocuklar zarar görür, çünkü sizin kızgın olduğunuz eski eşiniz her koşulda çocuğunuzun annesi ya da babasıdır.

Çocuğunuzla görüştüğünüz sınırlı saatleri haliyle, değerlendirmek ve onun gönlünü yapmak isteyeceksiniz. Her istediğini yapmak yerine, size de uygun gelen isteklerini yerine getirmek ve uygun olmayanları ‘doğru’ bir iletişimle reddetmek ve içtenliği korumak temel ilke olmalıdır.

Ebeveyninin içtenliğine ve dürüstlüğüne güvenen çocuk onunla bir güven ilişkisi oluşturur ve bu ilişki ikisini de zenginleştirir. Bunun olup olmayacağı ebeveynin elindedir. Gizlileri, saklıları ve yalanları varsa, zaten kısıtlı zamanlarda oluşturulmaya çalışılan bir ilişkide çocuk bunları er ya da geç fark ettiğinde güveni sarsılır ve o güveni yeniden kurmaya koşullar artık el vermeyebilir.

Oksijen maskesi, önce kendinize

O dönemde oksijen maskesini kendime takmadan çocuklarıma faydam olamayacağı gerçeğini yaşayarak bir kez daha anladım. Cocuklar hafta sonları babalarına gittiklerinde yaşadığım rol karmaşasını uzatmamak için Mart içeri pire dışarı örneği, kendimi eve kapatmayıp dış dünyaya attım. Arkadaşlarımla buluştum, her hafta sonu için kendime program yaptım. Ebeveyn çemberlerine katıldım. Hayatımdaki diğer kardeşlerimi o çemberlerde buldum. Dört bir yandan sarılıp sarmalandığımı hissettirdiler bana. En büyük destek yine kadınlardan geldi. Hafta içi anne, hafta sonu insan, kadın, arkadaş, evlat olmayı öğrendim. Bu rol geçişleri ilk başlarda çok ani oluyordu. Uyumlandım. Pazar akşamları çocuklarımı tazelenmiş ve enerji dolmuş olarak karşılayabilmem bu sayede oldu.

Kendinize alan açın – Planlayın

Cocuklarla birlikte kalan yalnız ebeveynlere kendilerine alan açabilmek için kesinlikle plan yapmalarını öneriyorum. Yoksa insanın, o yorgunluk ve yoğunluk içinde suda farkında olmadan kaynayıp giden kurbağadan pek farkı kalmayabiliyor; bunun da kimseye faydası yok, o kesin!

Bu hafta içi, hafta sonu çelişkisi yalnızca rollerin çelişmesi olarak kalmıyordu. Hafta sonlarını restoranlar, keyifli yemekler, toplantılar, konserler ve sinemalarla geçiren çocuklarım, hafta içleri onları hızlandıran, ödevlerini hatırlatan, görevlerini hatırlatan, sabahları tatlı uykularından uyandıran, hadileyen bir anneye geliyorlardı. Onların da, benim de paylaşacağımız, acelesiz keyif dolu anlara ihtiyacımız vardı. Planlamayı öğrendim, geliştirdim. Bazı hafta sonları çocuklarımla paylaşacağım programlar yaparak babadan bir gün geç almasını ya da yarım gün erken bırakmasını rica ettim. Hala bile, çocuklarımla bir konser, bir sinema, dışarıda yenen bir yemek, keyifli bir dost toplantısı organize edebildiğimizde benden mutlusu olmaz; çocuklarımla sırf keyif adına bir şeyler yapma ihtiyacım eksik kalmış yine de, besbelli.

Boşanan ebeveynin yeni partneri

Istatistiklere göre boşananların pek çoğu, bir süre sonra yeni bir ilişki kurmaya hazır oluyor (boşanma sonrası görülen yeniden evlenme oranlarının yüksekliği bunun kanıtı). Bu ilişkinin bir evlilikle sonlanması gerekmese de hayat sürüyor ve seçimlerimiz olabiliyor. Peki yeni kişi çocukla tanışmalı mı? Tanışmamalı mı? Ancak evlendikten sonra mı tanışmalı? Bu soruların yanıtları, kişinin kendi değerlerinde, kendisinin ve çocuklarının ihtiyaçlarında saklı. Benim bu konuda bir tek uyarım var: Yaşamınızda yoğunlukla yer verdiğiniz biri olduğunda, bence çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun, onunla tanışmalı; yaşamınızı birleştirecekseniz de, bu çocuğunuz için sürpriz olmamalı, onunla önceden paylaşılmalı. Neden? Cocuğunuzun güvenini kaybetmemeniz için. Çocuğunuz tepki de gösterse, daha önce sözünü ettiğim gibi, duygusal zeka, şiddetsiz iletişim, etkili iletişim gibi barışcıl iletişim yaklaşımları imdadınıza yetişecektir.

Özet

Hayat düşünce sınırlarımızı aşacak kadar değişken olabilir. Kimi ayrılık ve boşanma süreçlerinde yazıda hiç değinmediğimiz zorluklar ve karmaşalar da yaşanır. Boşanmış anne ve babalar yakınlarından yardım istemekten, yasal haklarını öğrenmekten kaçınmasınlar, bu onların en temel hakkıdır. Bilgilensinler, olanakları zorlasınlar, sırtlarını sevgiye ve bilgiye dayasınlar ki kendi kendileriyle ve çocuklarıyla, var oldukları koşullarda olabildiğince sevgi dolu ve sağlıklı ilişkiler kurabilsinler.

Süheyla Pınar Alper

.

Eğitim Bilimci / Sosyolog, Duygu ve Farkındalık Danışmanıyım. 1995ten bu yana öğretmen, genç, kadın, anne-baba, yönetici (Dünya Bankası, Meteksan vb.) birey ve gruplara duygusal zeka eğitimleri vermekte, iletişim ve duygular konusunda danışmanlık yapmaktayım. Yirmi yıl süreyle ders verdiğim Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümünden 2008de emekli oldum. 1996da Bilkent Üniversitesi’nde açmış olduğum, her sene güncellediğim ve ‘bebeğim’ diye nitelendirdiğim bir dersimi (Duygusal Zeka, Şiddetsiz İletişim ve Etkili İletişim becerilerinin teori ve uygulaması) 2008-2018 yılları arasında İstanbul Bahçeşehir Üniversitesinde vermeyi sürdürdüm. 2013 yılından bu yana Do-um’da danışmanlık yapmaktayım. Uluslararası EFT Master/İleri EMO, Pozitif EFT uygulayıcısı, Transaksiyonel Analiz Derneği TA ve Çocuk, Ergen, Her Yaş Çocuğu ile Oyunla Terapi sertifikalarına sahibim. Çocuklarla doğrudan çalışmıyorum, anne-babalara ve öğretmenlere danışmanlık yapıyorum.
Nisan 2018’de, Attachment Parenting International’dan, Attachment Parenting Türkiye Şiddetsiz Şefkatli Ebeveynlik Lideri akreditasyonumu aldım.

Görsel:
www.oprah.com

Bunu Paylaş:
0

Okul!

“Ne anlam ifade ediyor sizin  için bu sözcük?”

Belki bazılarımız için çocukluk hatıralarından fırlayan korkulu bir rüya,  bazılarımız için ise nefes alınan bir yer. Benim için dış dünyaya açılan bir kapı,  içinde kelimelerin, arkadaşların, oyunun olduğu evden, ev işlerinden uzakta geçirilen bir kaç saat anlamına geliyordu.

O zamanlar hatırladığım kadarıyla bütün kız arkadaşlarım okulu seviyordu.  Çünkü biz bol ev işinin, bol çocuğun ve bol sorumluluğun  olduğu bir köyde doğmuştuk. Okula gitmek demek evin boğucu havasından kaçmak demekti. Oyun oynamanın o kadar iş dururken “şımarıklık” sayılmadığı bir yerdi.  Köyler şimdiki gibi şehir havasından sıkılmışların gidip dinlendiği, doğal beslenme tutkunlarının akın ettiği yerler değildi. Küçücük evlerde  çoluk çocuğa yetişmeye çalışan, tarladaki işlerden, sağılacak ineklerden, kışın yakılacak soba için taşınacak odun kömürden,  su taşımaktan, bahçe bağa bakmaktan sıtkı sıyrılmış anneler,  yeni ayaklanmaya  başlayan  çocuklara hele de kız çocuklarına hemencecik sorumluluğu veriveriyordu. Yaş farketmeksizin büyük abla kendisinden küçüklere bakmak, büyük erkek çocuk ise tarlada bağda bahçede tüm işlere yardım etmek zorundaydı.  İşte benim için de okul sihirli bir zaman dilimiydi. Başka bir dünyaya girmek demekti. Okumaya devam et Okul!

Bunu Paylaş:
0