Duygusal Açlık mı Sevgi mi?

Yazan: Ph. D. Robert W Firestone, 24 Şubat 2009

İngilizce aslından Türkçeye çeviren: Yasemin Reyhanioğlu, Eylül 2018

Çeviri düzeltisi: Yasemin Özşahin, Ekim 2018

Duygusal açlık sevgi değildir. Güçlü bir duygusal ihtiyaçtır.

Duygusal açlık, sevgi değildir. Çocukluk çağındaki duygusal yoksunluğun sebep olduğu güçlü bir duygusal ihtiyaçtır. İnsanların, genellikle bir eksikliği gidermek ya da boşluğu doldurmak için umutsuzca dışa vurduğu acı ve arzunun ilkel bir görüntüsüdür. Bu boşluk, yalnızlığın ve ayrılığın acısı ile derinden bağlantılıdır ve yetişkin olarak kurulan ilişkilerde çoğu zaman gerçek anlamda telafi edilmesi mümkün değildir. Ancak insanlar kendi acılarına katlanmayı ya da bu ilkel ihtiyaç ve bağımlılığın anlamsızlığı ile yüzleşmeyi reddederler. Kendilerinin de
ölümlü olduğu gerçeğini inkâr eder ve güçlerinin yettiği her şeyi başka insanlarla bağlı olduklarına dair bir yanılsama yaratmak için kullanırlar. Başka insana ait olma kurgusu, ölüm ile ilgili kaygıyı azaltır ve insana ölümsüzlük hissi verir.

Açlık, o kadar güçlüdür ki dışa vurulduğunda karşı tarafı sömürebilir ya da tüketebilir. Çoğu insan bu hissi sevgi olarak tanımlar. Sürekli bağlantıda kalma arzusunun gerçek etkisi ile sevgiyi yanlışlıkla karıştırır. Oysa bu, gerçek sevgi değildir ve ne kadar zorlarsanız zorlayın hiçbir şey gerçekte olduğu şeyin dışına çıkamaz.

Duygusal açlık hissi çok derindir. Nefes almaya ihtiyaç duyduğunuz gibi bu açlığı doyurmaya ihtiyaç duyarsınız ve varlığını hissetmek içinizi acıtır. Kendinizi, bu acıtan hissi yok etmek amacıyla sürekli biriyle temas halinde, başkalarına dokunurken ya da yakınlık gösterirken, sevgiye dair hareketler içinde bulabilirsiniz. İnsanlar en çok kendileri için ihtiyaç duyduklarından dolayı başkalarına fiziksel yakınlık ve ilgi gösterirler. Normal fiziksel yakınlığın aksine bu tür bir fiziksel yakınlık, sevilen kişinin -özellikle kişinin çocuklarının- psikolojik olarak gelişimlerini artırmaktansa, duygusal kaynaklarını tüketir.

Kendi sevgi ifadelerinize ya da ‘seni seviyorum’ cümle kullanımınıza şüphe ile yaklaşmak akıllıca olur.

Kendinizi doğru bir şekilde yoklarsanız, bu sözcükleri en çok başkalarına karşı hissettiğinizde değil, daha ziyade güçlü bağımlılık ihtiyacı duyup, kendinizi güvende hissetme ihtiyacınız olduğunda söylediğinizi
keşfedebilirsiniz.

Hem ebeveynler hem de başka insanlar, duygusal açlık ve sevgi arasındaki karışıklık yüzünden, sevgi adı altında çocuklarda hasar bırakabilecek davranışlarda bulunabiliyor. ‘Compassionate Child Rearing’ kitabımda fark ettik ki ebeveynler samimi ve kendiliğinden sevgi dolu ve uyumlu ise çocukları üzerinde anaç bir etkileri olacaktır ki bu, çocuğun devam eden gelişimine olumlu etki eder. Bu çocuk bir yetişkin olduğunda güvenli bağlanmaya, ilişkilerinde uyumlu olmaya, mahremiyete saygı göstermeye ve hoşgörülü olmaya yatkın
olacaktır.

Bunun tersine duygusal olarak aç bir ebeveyne sahip olmak çocuğu kaygılı bağlanmaya iter ve yaralı olarak bırakır. Bu tip bir ebeveyn ile çocuk ne kadar fazla ilişki içinde olursa, ebeveyn çocuğun güvenlik ve rahatına o derece zarar verir. Bu tip aşırı dokunuşlu ilgi, çocuk için aşırı kaygı ya da çocuğun hayatına aşırı müdahale içeren ebeveynlik yapmak; yalnızca çocuğun sınırlarını ihlal etmekle kalmaz, aynı zamanda ergenlik döneminde az tepki göstermeye teşvik
eder. Bu durum bir yetişkine dönüştüğünde çocuğun kariyerini ve özel hayatını ciddi olarak kısıtlayabilir, kişinin bireyselliğini tehdit edebilir ve belirgin suistimallerden bile daha yıkıcı olabilir.

Duygusal olarak aç olan ebeveynler çocukları ile ilişkilerinde daha ziyade bir bağımlı gibi takıntılı şekilde hareket ederler. Abartılı ilgileri ve müdahaleleri çocuğun gelişimini sürekli olumsuz etkiler. Bu ebeveynler iletişimlerinin zarar verdiğinin farkına vardıklarında bile, çoğunlukla iletişim yoğunluğunu azaltmakta zorlanırlar.

Duygusal olarak aç olan ebeveynler çocukları üzerinde sıklıkla aşırı korumacıdırlar. Çocuğun yaşamla başa çıkma kabiliyetini ve bu doğrultuda deneyim kazanmasını kısıtlarlar. Anormal bir bağımlılık şeklini aşılarlar. Çocuğun fiziksel sağlığı ile aşırı ilgili olduğunda, çocuğun haddinden fazla korku tepkileri vermesine ve hastalık hastası (hipokondri) olma eğilimine sebep olurlar.

Bazı aşırı korumacı ebeveynler çocuklarını akranlarından ya da olumsuz tesiri olabilecek diğer aile dışı bireylerden izole etme girişiminde bulunabilirler. Bununla birlikte bu tarz dışlamalar, abartılı olarak devam ettiğinde çocuğun farklı çeşitlilikteki davranışlara açık olma durumunu ve yaşamı ele alış biçimini kısıtlar. Çocuğun diğer insanlara güvenme ve dünyaya uyum sağlama kabiliyetinde hasara neden olurlar.

Pek çok ebeveyn, çocuklarının kişisel sınırlarını çeşitli şekillerde aşar: uygunsuz bir şekilde onlara dokunarak, onlara ait kişisel eşyaları yoklayarak, elektronik postalarını okuyarak ve arkadaş ve akrabaları için gösteri yapmalarını buyurarak. Bu tip ebeveynsel müdahalecilik, çocuğun kişisel özgürlük ve özerkliğini ciddi bir şekilde kısıtlar. Pek çok anne-baba çocukları adına konuşur, çocukların kazanımlarını kendilerininmiş gibi üzerine alınır, başarıları ile abartılı şekilde böbürlenir ve dolaylı olarak onların üzerinden hayatlarını yaşamaya kalkışırlar.

Gerçek sevgi ve duygusal açlık arasındaki fark objektif bir gözlemci tarafından ayırt edilerek saptanır; zira ebeveynlerin bu ayrımı yapması zordur. Bu farkı ortaya çıkarmada üç faktör önemlidir:

  1. Ebeveynin doğal duygu durumu
  2. Ebeveynin çocuğa gerçek davranışı ve
  3. Ebeveynin duygu durumunun ve davranışlarının çocuk üzerindeki gözlenebilir etkisi.

Doğal şekilde sevgi gösterebilen bir ebeveyn kendisiyle ilgili pozitif bir benlik algısına sahiptir ve böylece hem kendisi hem de çocuk için şefkat algısını kalıcı hale getirebilir. Ve bununla beraber aynı anda bireysel de kalabilir ve çocuğun benliği ve kendi benliği arasındaki sınırların farkındadır. Böyle bir ebeveyn çocuğa saygılı davranır ve aşırı korumacı ya da istismarcı değildir. Kolayca doğal bir şekilde iletişim kurar. Çocuğun bireyselliği konusunda gerçek bir anlayışa sahiptir. Sevilen çocuk, gerçekten sevildiğini gösterir. Hayat dolu olur ve yaşına uygun bağımsızlık sergiler. Duyguları gerçekten kendi merkezinden gelir. Duygusal açlığa mahkûm edilen çocuk umutsuzdur, bağımlıdır ve duygusal olarak dengesizdir ya da duyguları yok edilmiştir. İyi bir gözlemci, çocuklar üzerindeki bu önemli etkileri fark eder ve onların izinden giderek ebeveynin duygu durumunu keşfedebilir.

Bazı istisnalar olmasına rağmen, duygusal açlık kavramı psikoloji kaynaklarında yeterince irdelenmemiştir. Ancak çocuğun büyüme ve gelişmesini olumsuz etkileyen temel faktörlerden biridir. Ebeveynlerin duygusal olarak olgunlaşmamış olması ve çocukları yoluyla donanımlı hale gelmek için duydukları güçlü ihtiyaç, çocuğun gelişimi ve sonrasında da uyumu konusunda ciddi olumsuz etkilere sahiptir. Şefkatli Çocuk Büyütme Ebeveyn Eğitim Programı’ndaki pek çok ebeveyn kendi içlerindeki çatışmanın davranışlarına etkisini fark ederek, yavrularına verdikleri yanlış tepkileri değiştirdi ve aile ilişkilerindeki kaliteyi önemli ölçüde artırdı. Son olarak, aile etkileşimleri çalışmamızda anne-yeni doğan bağını ya da yeni doğanın yaşamının ilk saat ve günlerdeki bağlanma şeklinin kalitesini sorgulamaya başladık. Psikoloji bilimi araştırmacıları ve gelişimsel psikologlar olarak duygusal açlığa ve olgunlaşmamış ebeveynin ihtiyaçlarına dayalı olabilen bu bağı ve bu nitelikteki bağlanmanın kapsamını, çocukla sanal bir bağlanmadan ziyade hakiki ilgi ve sevgi dolu bir alana taşımayı görev bildik.

İnsanlar için bu açlık duygularını görerek, kendi duygusal ihtiyaçları ile yüz yüze gelmek acılı ama katlanılabilirdir.

Maalesef, çoğu birey gençken yaptıkları gibi bu acıdan kaçınmayı ve inkâr etmeyi seçer. Çıkış arar ya da bu yadsımaya yardım edecek veya yalnızlık hissini yok edecek etkinlikleri seçerler. Başkalarına bağlı oldukları kurgular yaratır ve birilerine ait olduklarını hayal ederler. Bu kurgusal bağlar şekillendiğinde, gerçek sevgi heba olur. Biz; paylaşmaktan kaçarak kontrolcü oldukça ve duygusal açlık ile acı hislerimizi yok etmek için uyuşturucu gibi başkalarından faydalandıkça, diğerlerine karşı hissettiğimiz sevgi ve saygı gibi duygular yok olur.

Kurgusal bağ bireylerin acısını ve gerçek hislerini öldürmek için birbirlerini kullandıkları bir ölüm antlaşması olabilir. Sıklıkla ilişkilerini, yıkıcı davranışları dışa vurmak için bir ehliyet olarak kullanırlar. Çünkü bireyler birbirlerine aittir ve ilişkilerinin sonsuza dek süreceğine kesin olarak hemfikirdirler. Aile sevgisi efsanesi ve bireylerin bu birlikteliği önemsemesi üyelerin yalnızlık ve acılarını reddetmesi için paylaşılan gizli bir antlaşmadır. Bu, hayatın gerçeklerini, ölüm ve ayrılığı ve bir birey olarak bütünlük içinde yaşamayı yok etmeyi planlayan bir inkar şeklidir.

(Yazının orijinali: https://www.psychologytoday.com/us/blog/the-human-experience/200902/emotional-hunger-vs-love)

Görsel :amenteemaravilhosa.com

Yazan: Dr. Robert Firestone, Ph.D., klinik psikolog, yazar, teorisyen ve sanatçı.

(Dr. Robert Firestone ile ilgili daha fazla bilgi için www.glendon.org ya da www.theartofrwfirestone.com’u ziyaret ediniz.)

Çeviren: Yasemin Reyhanioğlu

 

 

 

 

 

 

Bebeği hayatına girdikten sonra kendini yeniden doğurup bebeği ile büyümeyi, yavaşlamayı, an’da kalmayı, şiddetsiz iletişebilmeyi,  kendi geçmişi ile yüzleşmeyi, kendine şefkat göstermeyi ve ihtiyaçlarını ertelememeyi öğrenmeye çabalayan ancak kaplumbağa adımlarıyla ilerleyebilen herhangi biri.

Düzenleyen: Yasemin Özşahin

 

 

 

 

 

 

Önce okumayı, sonra yazmayı en çok konuşmayı seven; hala bir değişim ve yapılanma içinde ve kendini tek kelimeyle anlatmak isterse de  ‘yenilenmek’ diyebilecek; sıradan, seven, sevinen, kızan, deliren, üzülen, acıkan, bağıran, kahkaha atan, gülümseyen, arada (çoğunlukla) otomatiğe bağlayan, sonra otomatik pilottan çıkan iki çocuk annesi bir anestezist…  Anne olmak ona, kendini ifade edemeyen bir miniğin kişisel sınırlarını keşfetmeye çalışırken, kendi sınırlarının ne olduğunu öğretmiş olan bir kadın… Herkes gibi, ne eksik ne de fazla…

Bunu Paylaş:
0

Empatik Terapist Ve Empatinin Terapideki Gücü

…Oyunumuzun bitmesine 20 dakika kalmıştı. Hem geçişi daha rahat yapabilmek adına hem de oyunu bırakmak için zamana ihtiyacı olacağını bildiğimden “Oyunumuzun bitmesine son 5 dakikamız kaldı” dedim Mira’ya.

Bana güvenip güvenemeyeceğine bakacağı, bunu test edeceği bir yerdeydim terapist olarak ilişkimizde. Onunla olup olmadığımı henüz bilmediği bir yerde. Daha derine inip acılarını, travmasını ve tecrübelerini bana anlatabilir miydi? Oyunlarında daha derin bir bölüme geçebilmesi için bu soruların cevabını alması ve bana güvenmesi gerekiyordu önce.

“Oyunumuz bitti” dediğimde, elinde giderken yanında götürmek isteyeceğini önceden tahmin ettiğim oyuncak bir sihirli değnek vardı. Gitme vaktinin geldiğini duyduğunda daha sıkı tuttu; gardını alır gibi, ‘hayır’ diyeceğimden emin..

“Bunu da götüreceğim” dedi kararlı bir tavırla, tepkimi merak eden bakışlarıyla. Dizlerimin üzerine çöküp küçük gözlerine bakarak; “Çok güzel fikir, çünkü bu duyguyu evde de hissetmek istiyorsun. Bu ‘kendini güvende hissetme duygusunu’ eve gittiğinde de hissedebilirsin.” dedim. Verdiğim empatiyi alınca durdu; minik yüzü hafif sağa yatık şaşkın bir ifadeyle bana baktı, devam ettim: “Bunun yanında olmasını istiyorsun. Burada ne kadar güvende olduğunu gösteriyor sana. Bu duygu evde de seninle olsun istiyorsun. Seni önümüzdeki hafta yine bu oyuncaklarla bu odada bekliyor olacağım.”

Bu haftalık ihtiyacı olan empatiyi alana kadar devam etti ısrarı ve ısrarının altındaki ihtiyacına empati verişim. Anlaşıldığını hissettiği yerde bıraktı sihirli değneği ve kendiliğinden çıktı oyun odasından. Sihirli değneği bıraktı, çünkü empatinin gücü sayesinde ‘onunla’ olduğumu hissediyor, biliyor artık. Bıraktı, çünkü oyun odasından oyuncağı alıp gitmek istemesine ‘yasak olanı yapmak istiyor’ diye bakmıyorum. Davranışında saklı olan;
“Sana güvenebilir miyim?”
“İhtiyacımı anlayabilir misin?”
“Tecrübelerimi oynarken kendimi iyi hissetmediğimde yanımda olacak mısın, beni koruyacak mısın terapi sırasında?”
“…Yoksa sen de diğer yetişkinler gibi misin?” sorularını, korkularını görüyorum terapisti olarak ve “benimle zıtlaşıyor” diye düşünmek yerine bu sorulara cevap veriyorum. Davranışçı bir bakış açısıyla değil; ilişki odaklı bir yerden empatik karşılık veriyorum bu zıtlaşmaya.

Biliyorum ki empati, çocuk için bir güven ortamı olan oyun odasında, çocukla ilişki kurmak adına benim fırsatım; her oyunumuzda ihtiyacı olan empati kotası doldukça bana güvenebileceğini anlayacağı bir fırsat…
Biliyorum ki empati, çocukla her türlü ilişkimizde çok güçlü ve etkili empatik bir yerden bağ kurmak… Çünkü ancak ihtiyacı olan empatiyi aldıkça ve onu anladığımı gördükçe kendi dünyasında daha derin bir yere
götürebilecek beni.                                                                                                Biliyorum ki ebeveynlikte olduğu gibi çocuğa ‘güvendesin’ hissini veren ’empati ve anlaşıldığı duygusu’ çok önemli.

Ve terapist olarak benim oyun odamda empati, çocuğun dünyasına girebilmek için Mira’nın elinde tuttuğu Sihirli değnek gücünde…

Empati, çocuğun travmasına eşlik etmek ve kendini iyileştirme mucizesine ortak olmak için, çocuğa ‘Yanındayım, burada güvendesin” deme şeklim…

Benim için Mira’nın elinde tuttuğu “Sihirli Değnek”in ondaki anlamı kadar güçlü oyun ve empati.

(Gizlilik kuralları gereği yazılarımdaki isimler değiştirilmiştir.)

Psikolog Begüm Şenolur

 

 

 

 

 

 

Psikolog Begüm Şenolur, 2017 yılında Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldu. Lisans eğitimine ek olarak 2016 yılında başladığı Nilüfer Devecigil ve Deneyimsel Oyun Terapisi yönteminin yaratıcısı Prof. Byron Norton tarafından verilen Deneyimsel Oyun Terapisi eğitiminin teorik kısmını tamamladı; süpervizyon aşamasındadır. Oyun terapisi eğitimi süresinde Çocuk Esirgeme Kurumu çocuklarına gönüllü olarak oyun terapisi hizmeti verdi; alanda gönüllü çalışmalarına halen devam etmektedir. Bağlanma kuramını baz alan Doğal Ebeveynlik akımını benimseyen Begüm Şenolur, çocuklar ile oyun terapisi ve psikoterapi çalışmalarını, yetişkinlerle de ebeveyn danışmanlığı kapsamında bireysel çalışmalarını yürütmekte.

İletişim:                                                                                        info@begumsenolur.com                                                                                              0(555) 089 29 79                                                                          www.begumsenolur.com                                                                                         Ataşehir / İstanbul

 

Bunu Paylaş:
0

Mükemmel Anneler ve Diğerleri

Belki şu anda kendini yorgun ve yılgın hissediyorsun. Başka annelere bakıp bu işi beceremediğini düşünüyorsun. Diğer anneler sana daha sabırlı geliyor. Belki çocuklarına daha sağlıklı yiyecekler hazırlıyorlar. Başka bir anne ise çocuklarıyla senden daha çok oyun oynuyor. Bir diğerinin evi seninkinden daha temiz, evinde seninkine göre daha çok yemek pişiyor. Öbürü senden daha çok çıkıyor dışarı, belki daha bakımlı. Okumaya devam et Mükemmel Anneler ve Diğerleri

Bunu Paylaş:
0

Doğal Ebeveynlik

Anne ve bebek doğumdan önce de sonra da birbirleri ile simbiyotik bir ilişkidedir. Bağlanma, anne karnında başlar ve bebeğin doğumundan sonra da devam eder.

Doğal Ebeveynlik, bağlanma kuramını baz alan bir çocuk büyütme yaklaşımıdır. Doğal ebeveynlikte bilinmesi gereken ilk şey;

“Bebek için en iyi uzmanın, bebeğin kendi annesi olduğudur.”

Doğal ebeveynlikte amacımız; anne ve bebeğin birbirlerine güvenli bağlanmasıdır. Güvenli bağlanma için önemli olan annenin bebeği ile uyumlanabilmesi; yani bebeğinin duygusal ve fiziksel sinyallerini anlaması, doğru yorumlaması ve bu sinyallere zamanında ve uygun cevaplar vermesidir. Doğal ebeveynlik yaklaşımında ebeveynin önceliği, bebeğinin mizacını kabul etmek ve bebeğinin sinyallerine buna uygun karşılık vermektir. Bu anlamda annenin bebeğini tanıması, bebeği ile kuracağı ilişki ve bağ için çok önemlidir.

Doğal ebeveynlikte anne-bebek arasında bağ kurabilme ve bu bağı sürdürebilmede dokunma ve ten temasının gücü çok büyük. Daha fazla dokunma demek, daha fazla göz teması ve daha fazla ilişki demek. Bu nedenle bebeğe yakın uyumak, bebeği askıyla taşımak ve bebeğin ağlamasını dikkate almak önemli bağlanma araçlarımızdandır.

Doğal ebeveynliği diğer yaklaşımlardan ayıran en önemli özelliği; annenin, bebeğin ihtiyaçlarını, bebeğe uygun zamana ve sinyallere göre karşılaması olduğundan doğal ebeveynler bebeklerini emzirmek için saat planlaması yapmazlar. Ebeveyn bebeğinin açlık sinyallerini görmezden gelip sadece saati takip ederse, bebek açlık sinyallerinin güvenilmez olduğunu öğrenir. Bu da sağlıklı bir beslenme alışkanlığı oluşturmaz. Bu nedenle doğal ebeveynler emzirmek, uyku ve bebeğin diğer ihtiyaçları için saati değil, bebeklerini takip
ederler. Bebeğin her hareketi, her sesi ve her duygusu anne için bir iletişim şeklidir. Anne bebeğini gözlemleyerek bebeği ile uyumlandıkça bebek de annesi ile interaktif bir ilişkiye girer. Anne ve bebeğin birbirlerine güvenli bağlanabilmeleri için anne, bebeğine bakım verirken kurallar ve ezberlenmiş yöntemler yerine kendi içgüdülerine ve bebeğinin sinyallerine dikkat vermelidir.

Araştırmalar, annenin, bebeğinin verdiği sinyallere duyarlı olmasının bebeğin fiziksel ve zihinsel gelişiminde birinci derecede önemli olduğu söylüyor. Anne bebek arasındaki uyum, bebeğin zihinsel gelişimi için oldukça önemli ve etkilidir. Çünkü beyin, ilişkide gelişir. Bu nedenle bebeklerin zihinsel gelişimlerinde en önemli etkenlerden biri anne-bebek arasındaki
ilişkidir. Bebeğin nöral gelişimi için bebek her sinyal verdiğinde ve ihtiyacı karşılandığında dünyaya ve anneye olan güven duygusu gelişir. Örneğin, bebeğin bezini değiştirirken ayaklarına, parmaklarına dokunmak, bebek ile kurulan göz teması, şefkatli bir ses tonuyla bebeğe gülümsemesi annenin bebeği ile ilişki kurabilmesi, zihinsel gelişimine destek vermesi ve ilişkide kalabilmesi için bir fırsat olarak düşünülebilir. Hem ebeveyn deneyimleri hem de araştırmalar gösteriyor ki doğal ebeveynlik, bebeklerin motor gelişimleri için de oldukça
etkili.

Doğal ebeveynlik yaklaşımını benimseyen anneler bebeklerine bakım verirken ilişki ve uyum odaklıdır. Bu anne-bebek ilişkisi için bakım vermekten çok daha fazlasını ifade eder ve bebeğin ihtiyaçlarına, duyarlı ve bebek ile ilişkide kalarak şefkatli bir yerden cevap verebilme becerisini geliştirmemiz anlamına gelir.

Psikolog Begüm Şenolur

Psikolog Begüm Şenolur, 2017 yılında Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldu. Lisans eğitimine ek olarak 2016 yılında başladığı Nilüfer Devecigil ve Deneyimsel Oyun Terapisi yönteminin yaratıcısı Prof. Byron Norton tarafından verilen Deneyimsel Oyun Terapisi eğitiminin teorik kısmını
tamamladı; süpervizyon aşamasındadır. Oyun terapisi eğitimi süresinde Çocuk Esirgeme Kurumu çocuklarına gönüllü olarak oyun terapisi hizmeti verdi; alanda gönüllü çalışmalarına halen devam etmektedir. Bağlanma kuramını baz alan Doğal Ebeveynlik akımını benimseyen Begüm Şenolur, çocuklar ile oyun
terapisi ve psikoterapi çalışmalarını, yetişkinlerle de ebeveyn danışmanlığı kapsamında bireysel çalışmalarını yürütmekte.

İletişim:
info@begumsenolur.com
0(555) 089 29 79
www.begumsenolur.com
Ataşehir / İstanbul

 

 

Bunu Paylaş:
0