Çocuğumuz Neden Vurur?

Çocuğumuzun şiddet uygulaması, çoğumuzun en büyük korkularından birisidir. Gerçek şu ki çocuklar arası şiddet uygulama varsa şiddete uğrayan kadar şiddet uygulayan çocuğun ailesi de kendini çaresiz hissediyor. Bir anne olarak gözlemim 2-4 yaş arasında çocuklarda -belki de karşıdakinin canını ne kadar acıttıklarını bilmediklerinden- şiddet eğiliminde artış olabiliyor. Bu daha sonra gerileyebiliyor. Bu konuyu sebepleri ve çözüm yolları ile yakından inceleyelim istedim. Her konuda olduğu gibi burada da ‘çocuğun bunu yaparken altta yatan ihtiyacı nedir’ diye sormayı seviyorum. Pekala, çocuğunuzun altta yatan ihtiyacı sizce ne olabilir, çocuk şiddet uygularken aslında bize ne söylemeye çalışıyor olabilir?

 

1. ‘Şiddet içeren programlarda gördüklerim beni rahatsız ediyor anne’

Maalesef çocuklarımıza izlettiğimiz pek çok çizgi film ya da program, çocuklarımızın yaşına uygun değil ve şiddet/cinsellik sahneleri içeriyor. Erişkin programları, reklam ya da haber programları, çocukların psikolojik gelişimini olumsuz etkileyebilecek başlıca programlar arasında sayılabilir. Erişkin programlarındaki (özellikle haberler ve dizilerdeki) şiddet çocuklarımıza uygun değil. Belinde silahla dolaşan, birbirini tehdit eden, döven karakterlerin olduğu pek çok dizi/film mevcut. Bununla birlikte çocuklar için uygun olduğunu düşündüğünüz çizgi filmlerin de sizin tarafınızdan izlenmiş olması iyi bir fikir olabilir. Çocuğun ekran karşısında yalnız kalmaması, ekranın bakıcı olarak kullanılmaması, diğer seçenekler arasında. Mümkün olduğu kadar çocuk programları çocukla birlikte izlenirse, çocuğumuzun neye maruz kaldığını da görmüş oluruz. 

 

2. ‘Evde seyirci kaldığım şiddet bana fazla geliyor anne’

Aile içi fiziksel veya psikolojik şiddet çocukları tahmin ettiğimizden daha fazla etkiliyor. Şiddetin yaşandığı çoğu ailede dışarıya gösterilmemeye çalışılan, varlığı reddedilen, hafif formu normal bir davranış gibi gösterilmeye çalışılan, kısaca var’olan şiddetin yok sayıldığı bir tutum sergilenebiliyor. Çoğu aile çimdikleme/hafifçe eline vurma/sarsma/itme gibi fiziksel teması ya da bağırma/alay etme gibi sözel ifadeleri şiddet olarak görmüyor. Ya da çocuk onları çileden çıkardığı için böyle davrandıklarını iddia ediyor. Oysa ki, bunların hepsi şiddetin farklı bir boyutudur. Çocuk nasıl davranırsa davransın aile, erişkin gibi davranmak, sakin kalmak zorundadır. Şiddete eğiliminiz varsa, kriz anında oda değiştirmek, nefesinize odaklanmak ve mümkünse profesyonel destek almak işe yarayabilir. Bizim ‘küçük’ olarak gördüğümüz davranışlar, çocuklarda derin yaralar açabilir. Şiddete uğradığını düşündüğünüz çocuk varsa resmi kurumlara başvurmak, o çocuk için kurtarıcı olabilir.

 

3. ‘Kendimi güçsüz hissediyorum, güçlü hissetmeye ihtiyacım var anne’

Eğer çocuğunuz minyon bir yapıda ve sürekli elindeki diğer çocuklar tarafından çekilip alınıyorsa, henüz konuşamadığı için kendini ifade etmekte zorlanıyorsa, ince motor gelişimini henüz tamamlanmadığı için el becerisi gerektiren konularda sürekli hayal kırıklığı yaşıyorsa,  herhangi bir farklılığından dolayı (gözlük takmak, şaşı olmak, farklı yürümek, kekelemek) kendisiyle alay ediliyorsa kısacası kendisini güçsüz hissettirecek bir senaryo yaşıyorsa, kendini güçlü hissetme ihtiyacını karşılamak için şiddete başvuruyor olabilir. Bu durumda aynalama yapmak kendini güçlü hissedeceği oyunlar oynamak işe yarayabilir. Aynalama yapmak için Şiddetsiz İletişim ve Etkili Anne Baba Eğitimi kitabını, güçlü hissetme oyunları için Oyun Oynama Sanatı kitabını tavsiye ederim.

 

4. ‘Duygularımı rahatça ifade etmeye ihtiyacım var anne’

‘Erkek adam ağlamaz/korkmaz’ , ‘hanım kızlar çığlık atmaz’, ‘ablalar kıskanmaz’ gibi cümlelerle, duyguları bastırılmaya çalışılançocuklar şiddet eğiliminde olabilir. Çünkü öfke bir şekilde diğer olumsuz duygulara oranla toplum tarafından daha çok kabul gören bir duygudur. Çocuğumuz kıskançlık, üzüntü, hayal kırıklığı, korku gibi tüm duygularını, kabul gören tek yol olan öfke ile ifade ediyor olabilir. Ya da duygularını bastırmak zorunda olmak onu öfkelendiriyor olabilir. Sizin duygularla aranız nasıl? Bazı duyguları hissetmeyi kendinize yasaklar mısınız? Ya da hiç hissetmediğimiz bir duygu var mı? Oysa tüm duygular bize ait, bizim bir parçamız. Her duygumuzu şefkatle ve korkusuzca kucaklarsak kendimizi sevebiliriz. Yine Şiddetsiz İletişimkitabı aracılığı ile çocuğumuzun duyguları hakkında nasıl konuşabileceğimizi öğrenebiliriz. 

 

5. ‘Sürekli engelleniyorum, özgürce hareket edebileceğim alana, keşfetmeye ve başardığımı görmeye ihtiyacım var anne’

İçinde yaşadığımız dünyada maalesef atalarımız kadar özgür değiliz. Apartmanlardan oluşmuş steril dünyamızda, sıkışık bir düzen içinde sürekli birbirimizin alanına girmeden yaşamaya çalışıyoruz. Çocuklarımız özgürce çimlerde yuvarlanamadan, çamurla oynayamadan, yağmurda zıplayamadan ve ağaca tırmanamadan büyüyor. Sürekli ‘bağırma komşular rahatsız olur’, ‘suyla oynama hasta olursun’, ‘ayaklarını çamura bulama’ gibi uyarılarımıza maruz kalıyorlar. Bununla birlikte onların yapmaya çalıştığı büyük(!) işlerde (çatalı makarnaya batırmak, çorabı giymeye çalışmak, koltuğa tırmanmaya çalışmak, kapağı açmaya çalışmak gibi) dayanamayıp, o işi biz tamamlıyorsak, hem çocuğun başarma hissini elinden almış oluyoruz (çatalı biz batırınca o başarmış hissetmiyor), hem de elinden bir iş alındığı için öfkeli hissetmesine sebep oluyor (araba kullandığınızda yan koltukta oturup her manevranıza karışan eşiniz nasıl hissettiriyor). Kısacası çocuklarımızın özgürce koşup oynayacak doğal ortamlara ve evde tek başlarına yapmaya çalıştıkları işi sessizce uzaktan izleyen erişkinlere ihtiyaçları var. 

 

6. ‘Kıyaslanmak istemiyorum, biricik olduğumu hissetmeye ihtiyacım var anne’

‘Sen yemezsen kardeşin yer/giymezsen kardeşin giyer’, ‘abisi/ablası zehir gibiydi ama bu değil’, ‘küçük çok güzel de büyük o kadar değil’ bu örnekler en çok kardeşlerle ilgili çünkü gözlemlediğim kadarıyla anne/baba yapmasa bile çevre hep kardeşleri birbiriyle kıyaslama yönünde hareket ediyor. Bir düşünsenize sürekli beceri, başarı, güzellik, uyumluluk ve daha pek çok konuda sürekli kıyaslandığınız biri olsa nasıl hissederdiniz? O insanı gerçekten sevebilmeniz mümkün olabilir miydi? Sürekli kıyaslanmak çocuğun öfke hissetmesine sebep olabilir. Hele ki çocuklarımızın iyi geçinmesini ve birbirini sevmesini istiyorsak, onları kıyaslamaktan vazgeçmeliyiz. 

 

7. ‘Eleştirilmek ve azarlanmak istemiyorum, olduğum halimle kabul görmeye ihtiyacım var anne’

Çocukları azarlamanın normal kabul edildiği bir toplumda büyüdük. ‘Eti senin, kemiği benim’ dendi okula gönderirken, birey olarak görülmediler, tam olgunlaşmamış el becerileri, denge ve koordinasyon yetenekleri sebebiyle yaptıkları hatalar hiç kabul edilmedi. Bardağı kırdıklarında, yemeği döktüklerinde, hatta düşüp dizlerini kanattıklarında bile azar işittiler, bazen dayak yediler. Beceriksizlikle etiketlendiler. Eğer çocuklarımızı, azarlıyor, eleştiriyor, onlarla alay ediyor ve etiketliyorsak (beceriksiz, dengesiz vs gibi sıfat takmak da diyebiliriz) buna bir son vermemiz lazım. Bu şekilde yaşayarak kimse mutlu olamaz. İçinde bir öfke büyütmesi ve bunu bir şekilde dışarıya vurması kaçınılmaz olur. 

 

8. ‘Bende başka bir sorun var ve bunu görmene ihtiyacım var anne’

Eğer yukarıdakilerin hiç biri size uymuyorsa yolunda gitmeyen başka bir şey olabilir. Çocukların uygunsuz davranışlarını, bir yardım ihtiyacı olarak değerlendirip, sebebini araştırmak iyi bir fikir olabilir. Bakıcı sorunları, öğretmen/okul/sınıf arkadaşları ile ilgili sorunlar, istismar, gelişimsel başka sorunlarla birlikte şiddet varsa otizm gibi bir takım farklılıklar var olabilir. 

 

Peki ne yapabiliriz?

 

Önceliğimizin şiddeti bastırmaya çalışmaktan çok, altta yatan nedeni anlamaya çalışmak olması, çözüm konusunda bize daha yardımcı olabilir. Altta yatan nedeni anladık diyelim, sonra ne yapacağız?

 

1. Profesyonel destek ve gerekiyorsa oyun terapisi çocukların baş etmede zorlandıkları streslerinin çözülmesinde işe yarayabilir. 

2. Her durumda şefkatli kalmak çocuğumuzla iletişimde kalmamız konusunda bize yardımcı olur. Eğer çocuklar arası şiddete şahit olduysak onları kibarca ve şefkatle ayırarak birbirinden uzaklaştırmak iyi bir fikir olabilir. Şiddete uğrayan kadar şiddet uygulayan çocuğun da şefkate ihtiyacı olduğunu aklımızda tutmakta fayda var. Eğer şiddet uygulamaya devam etmek istiyorsa, kendini güçsüz hissettirmeyecek şekilde sakinleşene kadar sarılabiliriz. ‘Çok öfkelisin, çok kızdığını görüyorum. Evet şu an vurmak istiyorsun’ gibi cümlelerle aynalama yapabiliriz. Etkili bir aynalama için yukarıda da bahsettiğim Şiddetsiz İletişim ve Etkili Anne Baba Eğitimi kitaplarını öneririm. 

3. Çocuklarımızın uykusunu iyi aldığından, karnının tok olduğundan, açık havada yeterli vakit geçirdiğinden, enerjisini harcayacak kadar hoplayıp/zıplayıp/yorulduğundan, yeterince güldüğünden, sevgi/bakım alma ve sarılma ihtiyaçlarının karşılandığından emin olalım. 

4. Çocuğun güçlü hissettiği oyunlar işe yarayabilir. Yastık savaşında çocuğun kazanması gibi hem kıkır kıkır güldüren, hem enerji attıran hem de gücün çocukta olduğu oyunlar aramaya başlayabilirsiniz. Yukarıda da yazdığım gibi Oyun Oynama Sanatı kitabı tam bir hazine değerinde. 

5. Çocuğunuzun hiç hareket edeceği bir alan yoksa yüzme, basketbol, dans gibi aktiviteler işe yarayabilir. Bence buradaki en önemli nokta, çocuğun bu aktivitelere zorlanmaması ve bunları severek yapması. Eğer devam etmek istemiyorsa, zorlamak süreci kötüleştirebilir.

6. Aile içi çatışmaların çözülmesi, iletişimin güçlendirilmesi, ben dili kullanımının arttırılması, gerekiyorsa ebeveynlerin bireysel terapi alması çok önemli. Çocuk şiddetinde önce dönüp kendimize bakmakve kendi içimizdeki sorunları çözmek, bu süreçte atılan en büyük adımlardan biri olarak sayılabilir. Bu konuda Çocuğunuz Vurduğunda isimli yazımızı da okumak isteyebilirsiniz. Hepinize neşe ve güzellik dolu günler diliyorum. Umarım faydalı bir yazı olmuştur. Sevgiler

Yasemin Cantürk Özşahin

 

Önce okumayı, sonra yazmayı (yazdıklarım burada) en çok konuşmayı seven; hala bir değişim ve yapılanma içinde ve kendini tek kelimeyle anlatmak isterse de  ‘yenilenmek’ diyebilecek; sıradan, seven, sevinen, kızan, deliren, üzülen, acıkan, bağıran, kahkaha atan, gülümseyen, arada (çoğunlukla) otomatiğe bağlayan, sonra otomatik pilottan çıkan iki çocuk annesi bir anestezist…  Anne olmak ona, kendini ifade edemeyen bir miniğin kişisel sınırlarını keşfetmeye çalışırken, kendi sınırlarının ne olduğunu öğretmiş olan bir kadın… Herkes gibi, ne eksik ne de fazla…

Görsel: www.pbs.org

 

 

 

Bunu Paylaş:
0

Uyku Problemi mi; Duyu Bütünleme Problemi mi?

Bebeklerin ve çocukların uyku problemi yaşanmasının onlarca farklı sebebi vardır elbette. Fakat duyu bütünleme problemleri bu uyku sorunlarına sebep olan en önemli etkenlerden biridir.
‘Duyu Bütütünleme Gözlüğünden Bakmak’ ismiyle tek tek bahsetmeye çalıştığım sorunlardan en çok karşımıza çıkanlardan biri de uyku sorunları.

Okumaya devam et Uyku Problemi mi; Duyu Bütünleme Problemi mi?

Bunu Paylaş:
0

Ayna Ayna Söyle Bana Kimim Ben?

 

Aynalama yapmak için bir ayna olmaya ihtiyacınız olacak.

 

Aynalar  olanı sadece  olduğu gibi gösterir. Yorum veya soru yoktur.

 

Aynalar çok yalın bir şekilde gerçekliği yansıtır. “Gerçeklik” kısmı önemli, aynalama bir teknik değil bir “oluş” tur. Yani korktuğunu tahmin ettiğiniz çocuğa “Doğru duyguyu buldum” düşüncesi ile huzursuz bir hal  ile  “Korktun” demeniz bir tespittir. Ayna tespit yapmak amacı gütmez, ayna gerçeği alır ve geri yansıtır.

 

Niyetiniz kendi zihninizi aradan çıkarıp  kalbinizi ona açmak, kalpten bir merak  ve anlama niyeti ile eşlik etmek olursa çocuğunuzu hissedebilirsiniz.

 

Güvenli bağlanmada tarif edilen bağ, çocuğun hissedildiğini hissettiği bir ilişkidir. Aynalamada olan şey de budur. Çocuk sizin onu hissettiğinizi hisseder. Ve tabi ki hissetmeyip geçiştirdiğinizi de. Ağlaması bitsin veya dediğinizi yapsın diye bazı sözcükler söylediğinizi de…

 

Aynalama niyeti ile yaklaşıp, çocuğun duygusunu sezmek amacıyla  çocuğunuzu gözlemliyorsunuz ve onun duygusunu sezdiniz, yani empati verdiniz, burada olan şey çocuğun duygusunun size bulaşmasıdır, eğer izin verirsek beyinlerimiz senkronize olur zaten, bu yüzden sözcükler ile anlatması çok zor. Bundan sonra çok yavaş bir ritimde hissettiğiniz şeyi ona söylemek gelir. “Kızdın” “Korkmuşsun” “Üzüldün” “Hayal kırıklığına uğradın”, bunlar duygular. Eğer aynalama işinde yeni iseniz ilk başta sadece duyguyu sezmeye odaklanmak iyi fikir, söylemenize gerek yok, sadece bağ’ı hissetmeye çalışın. Kendi zihninizi kenara çekip çocuğun duygusunu algılamak için durun ve dinleyin, gözlemleyin. Duyguları kolayca hissedebilir hale geldikten sonra artık sözcükler ile de aynalama yapabilirsiniz. Bu bir yabancı dil, az sözcük çok sezgi gerekir.

 

İyice ustalaştıktan sonra artık kendinizi çocuğunuza “Babayla oynamak istemiştin, bugün onu hiç görmedin, özlemiştin, işten gelip de uyuyunca çok kızdın, keşke seninle oynayabilseydi”  derken bulabilirsiniz ve çocuk duyulmuş olmanın verdiği gevşeme ile ağlamaya ve size sarılmaya  başlar. Sonra da “Evet anne ben çok istedim” der. Sonra da derhal başka bir şey ile oynamaya başlar. Bu örnek istek ve ihtiyaç arasındaki farkı da anlatıyor, bizim amacımız çocuğu acı verici duygular hissetmekten korumak değil (çocukla oynasın diye babayı uyandırmak değil yani), ne yaşarsa yaşasın ne hissederse hissetsin duygularını ifade etmesi için alan tutmak ve empati vermek ve aynalama ile hissedildiğini hissettirmek…

 

Aynalama size çok ters geliyorsa ilk başta çocuk ağlar veya bağırırken kendi zihninizden geçen cümleleri fark etmeye odaklanabilirsiniz. Böylece tepki vermek yerine “Durabilirsiniz”. Çünkü empati vermek için o an’ın içinde durmaya ihtiyacınız var. Dikkatinizi kendi düşüncelerinizden alıp karşıdaki insanın beden dilinden okunan işaretlere vermek ve kalbinizi onun hissettiklerine açmak gerek. Bunun için önce yavaşlayın ve durun. Ve “evet” demeye çalışın. “Evet tatlım” diyebilirsiniz çocuğa. Bir yandan da dikkatinizi kendi zihninizdeki düşüncelerden alıp çocuğa vermeye çalışın. Defalarca denedikten sonra olmaya başlayacak.

 

Aynalama bazı duygu isimlerini söylediğimiz kuru bir teknik değil. Empati vermeyi öğrenebilirsek aynalama yapabiliriz ancak…Yoksa çocuğa istediğiniz kadar “Korktun, kızdın anlıyorum” deyin çocuğun duyduğu şey kuru sözcükler olacaktır. Hissedildiğini hissetmek deneyimi; yani beyinlerin senkronize olması; yani nörobiyolojik dilde “rezonans” denen olgu aynalamanın özünü oluşturuyor.

 

Bir konu daha var, aynalama yapmanın amacı yani niyetiniz çocuğu anlamak ise, onu hissetmek ise, aynalama işe yarar. Yani ikiniz de kademeli olarak gevşersiniz ve aranızdaki bağlantıyı ve akışı hissedersiniz. Bununla beraber aynalama yapmanın altında diğer niyetler olduğunda hiçbir şekilde işe yaramaz. Mesela kontrol veya manipülasyon niyeti varsa altında, yani çocuğu sizin  istediğiniz şeyi yapması için yönlendirmek niyetiyle, ikna etmek için, vazgeçirmek veya ağlamasını  susturmak için yaptığınızda işe yaramaz.  “Aynalama yapıyorum ama işe yaramıyor” diye yazan çok anne oluyor. Konuşunca anlaşılıyor ki bu annelerin amacı çocuğun öfke krizinin veya ağlamasının durması, onların istediği şeyi derhal yapması vb şeylermiş. Aynalama çocuğu yönetmenin veya kontrol etmenin bir yöntemi değildir. Tam tersine onun koşulsuz şekilde kabul edildiği bir alan yaratmak için ve ilişkideki her bir kişinin aradaki bağı hissedebilmesi için yapılır. O yüzden niyet çok önemli, kalpten bir merak ile tam o an’da çocuğun bedeninde cereyan eden o hal’i merak etmek ve çocuğun o hali ile o insani hal ile bağ kurmak, bu niyetler ile denediğinizde gittikçe aynalama ilişkinizde bir “dil” e dönüşebilir.

 

Paradoksal şekilde, bir  çocuğu kontrol altına almaya çalışmayı  bırakıp insani halleri ile bağ kurmaya niyet ettiğinizde, yani şu meşhur “Efendi ebeveyn / itaatkar çocuk” oyununun sahnesinden gerçekliğe indiğinizde sizinle daha çok işbirliği yapar, çünkü kaç yaşında olursa olsun tüm insanlar manipülasyona direnir. Biz karşımızdakinin niyetini sezme kapasitesi ile doğarız,  türümüz bu sayede hayatta kaldı. Konuşma öncesi dönemde çocuklar sizin niyetinizi okur . İlginç bir şekilde bir yetişkini sözlerle kandırma ihtimalimiz varken çocukları kandıramayız; onlar aynı köpekler gibi bizi çıplak bir şekilde görüyorlar. Niyetimizi beden dilimizi okuyor ve her an duygularımızı seziyorlar. O yüzden aynalamayı çocuğu yönetmenin bir kestirme yolu olarak görüyor iseniz uyanın. Sizi uyandırmak isterim, işe yaramayacak. Hiçbir şefkatli iletişim metodu “kontrol” amacıyla kullanıldığında işe yaramaz…

 

*Empati, aynalama ve alan tutma konularında bilgi ve deneyim kazanmak için Marshall B. Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim kitabını, Harville Hendrix’in Sevginin Gücü (eski basımının ismi Ailede İyileştirici Sevgi) kitabını okumanızı, imkanınız var ise şehrinizdeki Şiddetsiz İletişim etkinliklerini takip etmenizi ( @siddetsiziletisim instagram hesabından duyuruları takip edebilir Şiddetsiz İletişim Türkiye facebook grubuna dahil olabilirsiniz) bu etkinliklerde empati ve alan tutma ve ihtiyaçlarımızı fark edip şiddetsiz şekilde ifade edebilme konusunda pratik yapmanızı, ayrıca youtube içerisindeki Non-violent communication hakkındaki videoları izlemenizi öneririm.

 

Serap Reyhanioğlu Arıkan

Attachment Parenting International tarafından akredite edilmiş AP Lideri, Empatik Ebeveynlik Türkiye adındaki gönüllü ebeveyn destek çemberlerinin kolaylaştırıcısı, Attachment Parenting Türkiye Facebook grubu yöneticisi, esasen çocuk doktoru, şimdilik iş yeri hekimi, öğrenmeye aşık biri. Bir de 3 yaşında bir çocukla ve eşiyle şiddetsiz iletişim ve regülasyon konusunda tecrübe kazanmaya devam ediyor. Bazen @serapreyhaniogluarikan (buradan ulaşabilirsiniz) Instagram’da da yazıyor. Hepsi bu…

İllüstrasyon: Didem İlke Şen

Yavrusunun çocukluğuna güzel duygu kalıntıları bırakarak onunla büyümeye çalışan bir anne, şanslı ve aşık bir eş, kurumsal hayata hem bebeği hem kendi ruh bütünlüğü için koşa koşa ara vermiş bir bankacı, okumayı, öğrenmeyi, şekil vermeyi, dostları ve doğayı seven, evrende minik bir nokta olduğunun ve evrenin noktaların bileşiminden oluştuğunun farkında bir insan, ben olmaya çalışan bir  kadın.

 

Bunu Paylaş:
0