Biberon ve Emzik ve Bağ Üzerine

Attachment Parenting ilkelerinden birisi aşkla ve saygıyla beslemektir. Bu ilke bebeği veya çocuğu beslemenin içerikten bağımsız olarak, aşkla yapıldığında  bebek ve ebeveyn arasındaki bağa katkı sunduğuna ebeveynlerin dikkatini çekmektedir.

Anne sütünün bebeğin toplam sağlığına katkısı tıp dünyasında tartışmaya yer bırakmayacak şekilde kanıtlanmıştır. Bununla beraber dünyaya gelen her bir bebek için beslenme serüveni oldukça çeşitli değişkenlerden etkilenmektedir. Ebeveynin kendi hikayesinden kaynaklı olarak emzirme ilişkisi dayanılmaz olabilir ve böyle bir durumda ebeveyn bebeğini en baştan itibaren biberon ile aşkla beslemeyi seçebilir. Başka ebeveynlerin hikayesi çok daha karışık olabilir, emzirmeye en baştan itibaren niyet etmiş ancak tıbbi sorunlar ve bunları aşmak konusundaki yetersiz destek sistemi, emzirme başlatılırken verilen yetersiz destek ve emzirme sorunlarına bireysel emzirme danışmanlığı alamamış olmaktan kaynaklı olarak bu ebeveynlerin  bebekleri ;  emzirme/biberon ile anne sütü  ile beslenme/ biberon ile formül süt ile beslenme, tüm bunlara ek olarak emzik kullanma durumunun  farklı kombinasyonları ile beslenerek büyümektedirler. Tüm bu beslenme deneyimlerine bebeğin ebeveynleri ile bağına etkisi açısından baktığımızda, ebeveynin tutumunun bebeğin içtiği gıdanın içeriğinden bağımsız olarak ilişkiye katkı sunacağına dikkatinizi çekmek isterim.

Bir bebeği veya çocuğu emzirmek veya biberon ile beslemek  onun biyolojik ihtiyacını karşılamanın ötesinde bir ilişki içerir. Biberon ve emzik kullanan bir bebekte aşkla ve saygıyla beslemek ve böylece çocuğun duygusal ihtiyaçlarına cevap vererek onun ebeveynleri ile bağına katkı sunmak için Attachment Parenting International’in bazı önerileri var;

 1- Bebeği biberon ile beslerken emzirme pozisyonunda şefkatle tutmak, biberonu da memelerin hizasında tutarak vermek, emziriyormuş gibi taraf değiştirerek beslemek , bu sırada da bebeği kucaklamak, göz teması kurarak sıcak ve tatlı bir tonda konuşmak, okşamak, o anda aklımızdaki milyon tane düşünceyi bir kenara bırakıp dikkatimizi bebeğimize odaklamak. Yani o anda  fiziksel ve duygusal olarak bulunmaya niyet etmek.

2- Açlık ipuçlarını takip edip acıkınca besleyip doyunca durmak. Saatli beslemekten uzak durmak. Bebek önderliğinde beslemeye niyet etmek.


3- Bebeğin mümkün olduğunca primer bakımverenleri (Anne, baba ve ek olarak bebeğin en yakın bağ kurduğu kişiler) tarafından beslenmesini sağlamaya çalışmak.


4- Emzik, bebeğin emerek rahatlama ihtiyacını karşılar, emziği de sanki emziriyormuş gibi,  bebeği emzirme pozisyonunda tutarak vermek. Böylece bebeğin/çocuğun zihninde : ” Emzik\biberon = kucaklanmak+ ebeveynle odaklanmış dikkat zamanları” olarak eşleşebilir. Böylece emziğin bir geçiş objesi olmasına değil de  bakımveren yetişkin ile duygu regülasyonu ilişkisinin bir parçası olmasına yatırım yapabilirsiniz. Yani bebek rahatlamak için bir nesneye değil doğal ilişkide olduğu gibi bakımverenine bağlanabilir.


5- Emzik ve biberondan sanki memeden ayırır gibi nazikçe kademe kademe ve çocuğun rızası ile ayırmak. Böylece çocuk duygusal regülasyonu başka türlü yapabilmek için denemeler yapmak ve uyum sağlamak için bolca zamana sahip olur.


Gördüğünüz gibi emzirme ilişkisini bağlanmaya hizmet eden bir ilişki yapan şey meme ucu değil ebeveynin bağlantıyı başlatıcı ve sürdürücü davranışlarıdır. Emzirme ilişkisindeki fiziksel ve duygusal yakınlık biberon ile beslenme ve emzik ile rahatlama ilişkisinde de aynı şekilde sağlanabilir.  Gıdaya değil bebekle duygusal ilişkiye dikkat ederek beslediğinizde ne ile beslediğinizden bağımsız olarak bu beslenme ilişkisi aranızdaki bağın kuvvetlenmesine hizmet edebilir.

Serap Reyhanioğlu Arıkan

Attachment Parenting International tarafından akredite edilmiş AP Lideri, Empatik Ebeveynlik Türkiye adındaki gönüllü ebeveyn destek çemberlerinin kolaylaştırıcısı, Attachment Parenting Türkiye Facebook grubu yöneticisi, esasen çocuk doktoru, şimdilik iş yeri hekimi, öğrenmeye aşık biri. Bir de 3 yaşında bir çocukla ve eşiyle şiddetsiz iletişim ve regülasyon konusunda tecrübe kazanmaya devam ediyor. Bazen @serapreyhaniogluarikan hesabından Instagram’da da yazıyor. Hepsi bu…

Bunu Paylaş:
0

PROBLEMLİ DAVRANIŞA DUYU BÜTÜNLEME GÖZLÜĞÜNDEN BAKMAK – MODULASYON

Duyu Bütünleme süreçlerini anlamanızın en güzel yanı, çocuklara çeşitli etiketleri yapıştırmadan önce onların duyu bütünleme süreçlerini yani ‘Duyusal Profil’lerini tanımanız gerektiğini bilmektir.

Çünkü bilirsiniz ki, duyusal profilini anlayıp ona göre basit müdahalelerle desteklediğiniz çocuk; ‘Yemek Yemeyen’, ‘Uyku Düzeni Bozuk’, ‘Tembel’ ‘Aşırı Hareketli’, ‘Huysuz’ ya da ‘Yaramaz’ gibi hallerinden kolaylıkla kurtulabilir.

Okumaya devam et PROBLEMLİ DAVRANIŞA DUYU BÜTÜNLEME GÖZLÜĞÜNDEN BAKMAK – MODULASYON

Bunu Paylaş:
0

Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Buse Karaman

Merhaba Buse Hanım, Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Buse Karaman: Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Fotografçılık bölümünden mezunum. Evlendikten sonra kendi işimiz olması sebebiyle bir süre turizm ile uğraştıktan sonra, kızımın dünyaya gelmesiyle çalışmaya ara vermek durumunda kaldım. Üretmeyi her zaman seven biri olarak el emeği ürünlerimi bir çatı altında topladım ve kurduğum marka altında satışa çıkararak yeniden çalışma hayatına geri döndüm. Şimdi hayallerinin peşinde koşan, üretmekten hiç vazgeçmeyen, 30 yaşında ve iki çocuk annesiyim.

Okumaya devam et Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Buse Karaman

Bunu Paylaş:
0

Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Şule Seda Ay

Merhaba Şule Hanım, Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Şule Seda Ay: 33 yaşındayım ve bu Eylül 6 yaşını doldurmuş bir kızım var. Eski bir kimya mühendisi ve rafinericiyim. Sistemin tam merkezinden en dışına çıkma yolculuğu yapıyorum denebilir son 6 yıldır. Kızımın doğumu ile başlayan içsel dönüşüm, anlamlarımızı ve dolayısıyla hayatımızı da değiştirdi ve eşim de ben de şifa alanında çalışmaya başladık. Hem kendimizi, hem dünyayı hem de dünya ile ilişkimizi şifalandiriyoruz. (Yerküre’yi) Onarıcı tarım, homeopati, içsel barış ve Dünya barışını artıracak sohbetler şu anda uğraşmaktan mutlu olduğumuz şeyler. Hayatımızda oyuna yer açmayı öğreniyoruz her an. Kırsalda yaşıyoruz, evimizde TV yok ve internet çok kısıtlı çekiyor. Elektriği ve bir miktar gidamizi kendimiz üretiyor, suyumuzu da şimdilik köyden taşısak da yağmur suyu hasadı ile elde etmek için düzenlemeler yapıyoruz. Arılarımız ve kümesimiz bize takas gücü sağlamakta en büyük destek. Kızımız da bizimle beraber oyun oynayarak ve içsel motivasyonuyla öğrenerek büyüyor.

Okumaya devam et Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Şule Seda Ay

Bunu Paylaş:
0

Attachment Parenting Türkiye Röportaj- Gizem Erbirer

Merhaba Gizem Hanım, öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Gizem Erbirer Hızel: Merhaba Ben Gizem Erbirer Hızel, 33 yaşında Gece’nin annesi oldum. 10 sene sinema ve dizi sektöründe yardımcı yönetmenlik yaptım, sonra kendi şirketimi kurup düğün organizasyonları yaptım, en son Vogue’da Yönetici Asistanlığı yaparken anne olacağımı öğrendim. Oğlum Gece doğduğundan beri tam zamanlı anneyim.

Okumaya devam et Attachment Parenting Türkiye Röportaj- Gizem Erbirer

Bunu Paylaş:
0

Attachment Parenting Türkiye Röportaj- Süheyla Pınar Alper

  • APT: Süheyla Hanım, Attachment Parenting yaklaşımı ile ne zaman, nasıl karşılaştınız? Hangi kaynaklardan bilgi ediniyorsunuz? Attachment Parenting yaklaşımını “siz” nasıl tanımlarsınız?

S.P.A.: AP henüz hiç doğmamışken anne oldum ben. Şaşkındım, ne yapacağımı nasıl bir anne olacağımı hiç bilmiyordum. Çok iyi bildiğim bir tek şey vardı: Çocuklarımı üzmemek, onları mutlu etmek, ve onlara iyi bir anne olmak konusunda kararlıydım. Nasıl yapacağımı pek bilemesem de kararım buydu. Anne olmadan önce de çok okumuş, çok öğrenmiş, çok biriktirmiştim. Ama anne olduğum gün hepsi aklımdan gitti, sonradan gelmek üzere.

Okumaya devam et Attachment Parenting Türkiye Röportaj- Süheyla Pınar Alper

Bunu Paylaş:
0

Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Burcu Ertürk Teke

Merhaba Burcu Hanım, Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Burcu Ertürk Teke: Ben Burcu. 34 aylık bir kızım var. Doğduğundan beri evde onunla beraberim. AP ile aslında kızım doğduktan sonra tanıştım ama en başından beri zaten yaptıklarımın AP ile örtüştüğünü görmek beni çok mutlu etti. Bunun üzerine daha çok okumaya, araştırmaya, çeviriler yapmaya başladım. @bidunyacocuk adıyla bir blog ve sosyal medya hesapları açarak yolculuğumu kayıt altına almak, kızım ve kendim için bir kaynak oluşturmak istedim. Şimdilerde bana eşlik eden birçok anne baba ile beraber öğrenmeye, paylaşmaya ve gelişmeye devam ediyorum.

  • APT: Attachment Parenting yaklaşımı ile ne zaman, nasıl karşılaştınız? Hangi kaynaklardan bilgi ediniyorsunuz? Attachment Parenting yaklaşımını “siz” nasıl tanımlarsınız?

B.E.T.: AP facebook grubu ile karşılaştığımda sanırım bebeğim 6 aylıktı. Bir arkadaşım beni facebook grubuna ekledi. Yıllardır görmediğim ailemi bulmuş gibi hissettiğimi hatırlıyorum. En çok facebook grubundaki anne, babalardan ve uzmanlardan öğrendim diyebilirim. Bunun yanında çok kitap okuyorum ve yabancı kaynak taraması yapıyorum. Yeni yayınlanan makaleleri okuyorum. Yazarından izin alıp çevirdiklerim de oldu.

AP yaklaşımı benim için en çok empati, duyarlılık ve güven demek. İçgüdülerimi ve çocuğumun ihtiyaçlarını izlememe izin veren, basmakalıp yönergeleri olmayan ve her ailenin farklı olduğunu kabul eden bir yaklaşım. Kendisiyle ilgili şeyleri en iyi insanın kendisi bilir. Bu bebek için de çocuk için de geçerli. Bu yüzden çocuğumu bir birey olarak kabul etmemi ve onun kendi içgüdülerini dinlemesine izin vermemi sağlayan bir ebeveyn olmamı sağladı AP.

  • APT: AP 8 Temel ilkesinden hangisini/hangilerini kendinize daha yakın buluyorsunuz?

B.E.T.: Ihtiyaçlarına kulak vermek ilkesi sanırım benim ebeveynlik yaklaşımımı en çok anlatan madde. Burada ben sadece kızımın değil kendi ihtiyaçlarıma da kulak veriyorum ve ikimizi de mutlu edecek orta yolu bulmaya yönelik hareket ediyorum her zaman. Bunun olumlu sonuçlarını da hayatımızın her anında alıyoruz. Neyi ne kadar yiyeceğine, ne zaman üşüyeceğine, ne zaman uyuyacağına ben karar vermedim hiç. Bebekken hep onun sinyallerini izledim. Büyüdüğünde de yolunu kendi çizmeye devam etti. Ona verdiğim bu özgürlük sayesinde bedeninin ve ruhunun ihtiyaçlarını çok iyi bilen ve kendi ihtiyaçlarını önemseyen bir çocuk oldu.

APT: AP ilkelerini benimserken / uygularken tetiklendiğiniz noktalar var mı? Hangileri? Sizce neden başaramıyorsunuz veya neden uygulamak içinizden gelmiyor?

B.E.T.: Sanırım en az bahsi geçen ve uygulamakta en çok zorlandığımız ilke de kişisel ve aile hayatında denge kurmak. Özellikle aile büyüklerinden uzakta olmak ve eşimin çok yoğun çalışması benim bu dengeyi sağlamamı oldukça zorlaştırıyor. Birçok annenin de benzer durumda olduğunu biliyorum. Burada AP ilkelerini benimserken bu yüzden bu maddeyi akıllarından çıkarmamalı anneler diye düşünüyorum. Kendine vakit ayırmak için fırsat yaratmaya çalışmalı ve yardım istemeli. Bunu yaptığı için de suçluluk duymamalı. Ben her fırsatı değerlendiriyorum. Gurbetteyim ama çok bunaldığımda ailemden destek istiyorum, çıkıp geliyorlar veya biz gidebiliyoruz. Eşim her fırsatta üzerimdeki yükü hafifletmek için elinden geleni yapıyor. Bazen gerçekten çok zorlansam da bu konuda dengeyi sağlamak için çaba harcıyorum.

  • APT: AP çocuğunuzla olan ilişkinizi nasıl etkiliyor? 

B.E.T.: Beni çok geliştirdi AP yaklaşımı. Kendimle ilgili çok şey keşfettim. Gerçek anlamda empatiyi, dengeyi, sabrı, içgüdülerime güvenmeyi ve çocuğumun ihtiyaçlarını görebilmeyi AP sayesinde başardım. Kolay bir yolculuk değildi. Hala da devam ediyor. Hergün yeni şeyler öğreniyorum ve gelişiyorum. Kendi içime yaptığım yolculuk ve kendimle ilgili keşfettiklerim kızıma karşı daha duyarlı olmamı sağlıyor. Öz şefkati AP sayesinde öğrendim mesela. Sanırım ilişkimizi en çok değiştiren bu oldu. Çünkü insan omuzlarında suçluluk duygusu ile dolaşıp dururken anda kalmakta ve güzelliklere odaklanmakta çok zorlanıyor. İlişkinin iki tarafı var ve dünyada ne kadar çift varsa o kadar farklı ilişki var. Bu çiftler anne çocuk, baba çocuk, eşler, arkadaşlar, kardeşler hepsi olabilir. Yani iki insan bir araya gelip bir ilşki kurmaya başladığında daha önce dünyada yaşanmış ve yaşanmakta olan tüm ilişkilerden farklı bir ilişki kurduklarını unutmamak gerekiyor bence. AP de en sevdiğim şey de işte bu farklılığı tekrar tekrar vurgulayarak insanları ebeveynlik yolculuklarında özgür bırakması.

  • APT: Ebeveynlik yaklaşımlarınızda eşiniz ile aynı fikirde misiniz? Evet ise birlikte nasıl yol alıyorsunuz? Hayır ise fikir ayrılıklarını nasıl çözüyorsunuz?

B.E.T.: Her zaman aynı fikirde olamıyoruz elbette. Ama genel olarak ikimiz de ihtiyaçlarına duyarlı olmak konusunda hemfikiriz. Anlaşamadığımız noktalarda bazen konuşup orta yolu buluyoruz bazen de ben baba kızın arasından çekiliyorum ve karışmıyorum. Çünkü bizim kızımla ilişkimiz nasıl biricikse onlarınki de biricik.

  • APT: Sizce AP her aileye uygun bir yaklaşım mı?

B.E.T.: Aslıhan Onaran bir canlı yayında AP ilkelerinden bahsetmişti. Orada demişti ki AP ilkelerinin bazılarına tam bazılarına yarım bazılarına daha az basabilirsiniz ve bu normaldir. Yani esneklik sağlıyor. Bütün bu ilkeler aslında sadece genel bir çerçevede birbirine sevgi, saygı, empati ve duyarlılıkla yaklaşmayı öğütlüyor. Ne kadar benimseyecekleri ailelere kalmış. Dolayısıyla her aileye uyarlanabilir olduğuna inanıyorum. Ancak AP nedir’i bir başkasından dinleyerek değil okuyarak, araştırarak, kendi iç güdülerini de işin içine katıp hepsini harmanlayarak öğrenmeye çalışmalı insanlar. Çünkü herkesin yolu farklı olabilir ve birinin gittiği yol size uymadığında bu yaklaşım bana uygun değil çıkarımını yapmak doğru bir yaklaşım olmaz.

APT: Son olarak sizin bize sormak yada paylaşmak istediğiniz herhangi bir şey var mı?

B.E.T.: Teşekkür ederim.

APT: Katılımınız ve desteğiniz için çok teşekkür ederiz. Sevgilerimizle.

Attachment Parenting Türkiye Ekibi

Gönüllü emzirme danışmanı, doğal ebeveynliği ilke edinmiş, şefkatli ve mutlu bir çocuk yetiştirebilmek için her gün öğrenmeye devam eden bir anneyim. Bana göre her çocuk başka bir dünya. Biz gittikleri yolda onlara sadece eşlik ediyoruz. Bu yolda yürürken edindiğim deneyimleri, toparladığım ve çevirdiğim kaynakları, önce kendim ve çocuğum için, sonra da dokunabileceğim diğer anneler için bir platformda bir araya getirmek istedim. Bidunyacocuk.com işte bu şekilde ortaya çıktı. Yazmaya duyduğum aşkla öğrendiklerimi paylaşmaya devam ediyorum.
Peki ben kimim?
İstanbul Teknik Üniversitesi & New York Eyalet Üniversitesi çift diploma programı İşletme bölümünden mezun oldum. Sonrasında Yıldız Teknik Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetimi Yüksek Lisans programına girdim. Birkaç yıl özel sektörde İnsan Kaynakları ve Dış Ticaret bölümlerinde çalıştıktan sonra kızıma hamile kaldığımda şehir değişikliği sebebiyle işi bıraktım. Şuan eşim ve kızımla beraber İzmir’de yaşıyoruz.
Sosyal medya hesaplarım:
https://www.facebook.com/bidunyacocuk/
https://www.instagram.com/bidunyacocuk/

Bunu Paylaş:
0

Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Özge Dündar Taşkın

Merhaba Özge Hanım, Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Özge Dündar Taşkın: Merhaba, ben 18 aylık bebeği olan taze bir anneyim. Yaklaşık 10 yıldır pilates eğitmenliği yapmaktayım. 2012 yılında aldığım içsel doğum doulalık ve sonrasında aldığım doğuma hazırlık eğitmenliği eğitimi ile de hamilelik, doğum ve lohusalık yolculuklarında gebelere ve ailelerine rehberlik ediyorum.

  • APT: Attachment Parenting yaklaşımı ile ne zaman, nasıl karşılaştınız? Hangi kaynaklardan bilgi ediniyorsunuz? Attachment Parenting yaklaşımını “siz” nasıl tanımlarsınız?

Ö.D.T.: AP ile henüz anne değilken doulalık eğitimim içerisinde tanıştım. Bu konu ile ilgili ilk okuduğum Dr. William Sears ve Martha Sears’ın Doğal Ebeveynlik kitabı oldu. Doula ve doğuma hazırlık eğitmeni kimliğimle gebelere rehberlik ederken yenidoğanın 4. Trimesterdaki ihtiyaçlarının AP ile doğrudan örtüşmesi üzerine de, annelere Attachment Parenting yaklaşımını incelemeleri konusunda destek verdim.

Doula olmak kendi başına bilginin yanısıra içsesini duyup takibe dayalı bir meslek. Yani bu pratik benim hayatımın bir parçası olmuştu. Oğlumu doğurduktan sonra annelik serüvenim de aynı şekilde bilgiye dayalı ama çokça içgüdüsel olarak devam ediyor. AP yaklaşımı da her yönüyle içimden gelen sesleri tamamlayan bir destekçi oldu diyebilirim.

Sevgi ve şefkatle bakıldığında, dışarıdan gelen kafa karıştıran sesler kısıldığında, bebeğimi ve beni farkettiğimde otomatik olarak yaptığım her davranışı AP olarak tanımlayabilirim. Şimdilerde de bu yaklaşımı sosyal medya üzerinden ve sizin sitenizden takip ediyorum.

  • APT: AP 8 Temel ilkesinden hangisini/hangilerini kendinize daha yakın buluyorsunuz?

Ö.D.T.: Kısaca hepsini diyerek cevap vereyim.

  • APT: AP ilkelerini benimserken /uygularken tetiklendiğiniz noktalar var mı? Hangileri ? Sizce neden başaramıyorsunuz veya neden uygulamak içinizden gelmiyor ?

Ö.D.T.: Doğumdan sonra zorlandığım en önemli nokta dengeyi bulmak oldu. Öyle saçımı süpürge etmedim fakat sanki oğlumun temel bazı ihtiyaçlarına benden başkası yetemez gibi gelmişti. Lohusalık ayrı bir kafa ya, o dönemde tüm yükü hiç farketmeden üzerime almışım. Baba ve bebek arasındaki dengeyle biraz oynamışım. Mesela en hızlı ben alt değiştiririm. Uyanınca hop ben koşarım. Her gece uykudaki son noktayı ben koyarım. Bunu ancak son aylarda anlamamın en önemli nedenlerinden birinin erkeklerin bu anne refleksinin rahatlığına alışmaları olduğunu düşünüyorum. Şimdilerde oğlumla babası beraber uykuya geçmekte zorlanıyor. Fakat ben onlara bu alanı yeni yeni açıyorum. Eşim ile oğlum arasındaki paylaşımların rolünün önüne geçmemeye ve paylaşımları çoğaltmaya niyet ediyorum.

Bir de uyku konusu vardı. Biz Çınar’la doğduğundan beri beraber yatıyoruz. Sabaha kadar uyuyoruz. Bu durumdan da kimse şikayetçi değil. İş bu farkındalığa gelene kadar Çınar 5. aydan 8. aya gelene kadar çok zor geceler yaşadık. Bunun en büyük nedeni de, benim bebeğimin sinyallerini görmemi ve kendi içsesimi duymamı engelleyen üçüncü kişiler oldu. Asla klasik bir uyku eğitimine yanaşmadım ama dış sesler Çınar’ın kendi yatağında az bir destekle ve sonrasında desteksiz uyması gerektiğini söylüyordu. Lohusa kafası işte. Geceler boyu, sabahlara kadar kendimi ve bebeğimi zorladım. Yat, kalk, yat, kalk, yat, kalk. Sonunda yolum yine AP ile örtüşen bir uyku rehberiyle kesişti. O güne kadar kimse bana, kendim bile “herşeyi bırak, siz nasıl gece boyu uyursunuz?” sorusunu sormamıştı. Tek bir soru bizi yine koyun koyuna mışıl uykulara geri döndürdü.

  • APT: Çevrenizde AP yaklaşımına karşı olup sizi eleştirenler oldu mu? Olduysa nasıl hissettiğinizi paylaşmak ister misiniz?

Ö.D.T.: Açık olmayanlarla eleştirilecek kadar uzun ve detaylı konuşmamayı öğrendim. İzlediğim yolda içim o kadar rahat ki hiç negatif bir duygu hissetmiyorum. Sadece AP yaklaşımından uzak, kitaplarda yazan gibi davranması beklenen bebekler için üzülüyorum. Onlar bebekliklerini yaşayamayan çocuklara dönüşüyor.

  • APT: AP çocuğunuzla olan ilişkinizi nasıl etkiliyor?

Ö.D.T.: Benim bebek büyütme bakış açımda AP büyük bir değişim yarattı. Aslında farkında olmadığım ama kendi yetiştirilme tarzım ve çevrenin etkileriyle bilgi dolmuş zihnime yeni bir farkındalık kazandırdı. Bunu basitçe bebeklerin iletişim kurmaya ihtiyaç duyan bireyler olduğu gibi açıklayabilirim.

Bir çocuğu büyütürken söz hakkı tanımak, konuşamasa da ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak, bizden farklı bireyler olduğunu anlamak ve öyle davranmak konusunda ezberci olduğumuzu düşünüyorum. Yorgunluk, uykusuzluk, kirli bilgi de buna eklenince biz ebeveynler iş bitirme üzerine odaklanıp ilişkiyi kaçırıyoruz.

Konuya beslenme, uyku gibi temel ihtiyaçlardan bakarsak yesin bitsin, artık kendi odasında, yatağında uyumalı gibi tek taraflı bakış açısı olan, esnemeyen, ilişkiye giremeyen noktalara gelebiliyoruz. AP bu tek taraflı, iş bitirmeye odaklı anne yönümü esnetti. Bunun sonucu da daha sakin, ortada buluşmaya daha yakın bir bebek. Ben esnedikçe, dinledikçe, göz göze geldikçe, varlığımla yanında oldukça, sadece gündüzcü ebeveynlikten 24 saatlik ebeveynliğe geçtikçe bebeğim de daha uyumlu, daha yumuşak.

  • APT: AP yaklaşımı ile büyüyen çocukların geleceğine dair öngörüleriniz varsa paylaşır mısınız?

Ö.D.T.: Empati kurmayı, gerçekten dinlemeyi bilen, sevgi dolu ve barışçıl insanlar olarak büyüyecekler diye düşünüyorum.

  • APT: Kendi çocukluğunuzdan ve yetiştirilme seklinizden biraz bahsetmek ister misiniz? Çocukluğunuz şimdiki ebeveynlik yaklaşımınızı ve seçimlerinizi etkiledi mi?

Ö.D.T.: Annem ve babam çalıştığı için günümün büyük bir kısmında anneannem ve dedemle büyüyen şanslı bir çocuktum. Sevgi dolu, bol sokaklı, bahçeli, toprakla uğraşarak, özgür ve güven duygusuyla büyüdüm. Nazımı çok çektiler. Onların farkında olmadan AP yaklaşımını benimsemiş olduklarını düşünüyorum. Zaten eskiler daha az bilgi, daha çok iç sesle hareket ediyorlar gibi geliyor. Hayatımın ilk yıllarında bolca sevgi, güven ve özgürlük içinde büyüdüğüm için şükrediyorum. Ben de bana kalan bu mirasla oğlumu aynı şekilde büyütmeye niyet ettim.

  • APT: Ebeveynlik yaklaşımlarınızda eşiniz ile aynı fikirde misiniz? Evet ise birlikte nasıl yol alıyorsunuz? Hayır ise fikir ayrılıklarını nasıl çözüyorsunuz?

Ö.D.T.: Eşimle fikirlerimiz oğlumuzu büyütme konusunda aynı olduğu için bir sıkıntı yaşamıyoruz.

  • APT: Sizce AP her aileye uygun bir yaklaşım mı?

Ö.D.T.: Tüm ilkeleri benimsenmese de en azından birkaçının her aileye uygun olacağını düşünüyorum.

  • APT: Sizce herhangi bir ebeveynlik yaklaşımının bir toplumu şekillendirmesindeki rolü nedir? AP bunun neresinde?

Ö.D.T.: Sevgi dolu, birbirlerine karşılı anlayış içinde yaklaşan, kendiden farklı olanı da kabul eden, dinlemeyi bilen, özgür, kendine güvenen bireylerin yarattığı bir toplum düşünün. Bu ütopik bir hayal değil. Gerçek ve oluşturulabilir. Sadece temelden başlamak, doğduğun aile içinde, okuduğun okullarda bunları deneyimlemek ve büyüdükçe etrafına yaymak temeli.

Nasıl ki yaşam doğumla başıyorsa, toplum içinde varolduğun kişilik yapısı da aile içinde şekilleniyor. AP tüm ilkeleriyle bu yapıyı pozitif yönde destekleyen bir yaklaşım.

  • APT: Son olarak sizin bize sormak yada paylaşmak istediğiniz herhangi bir şey var mı?

Ö.D.T.: Teşekkürler 🙂

APT: Katılımınız ve desteğiniz için çok teşekkür ederiz. Sevgilerimizle.

Attachment Parenting Türkiye Ekibi

Bunu Paylaş:
0

Duyu Bütünleme Süreci Nedir?

Resimde gördüğünüz; bütün sunumlarımda kullandığım duyu bütünlemenin neden insan gelişiminin en kritik basamağı olduğunu anlattığım, bana ait bir görsel.

Bir çocuğun, bir yetişkinin, sıradan bir davranışı oluşturmak için beyninde bir değil, milyonlarca sinirsel işlemleme gerçekleşir. Kişi öncelikle sadece sıradan bir duyusal uyarandan ibaret olan çevresel etkeni beyninde çeşitli işlemlerden geçirir ve bu etkene hangi davranışla yanıt vermesi gerektiğine karar vererek bu davranışı oluşturur. Bu sürecin tamamı duyu bütünleme sürecidir. 

Duyu bütünleme sürecini özetlemek gerekirse:

1. İlk basamak çevreden gelen duyusal uyaranın duyusal alıcılar vasıtası ile duyusal organdan alınması ve beyine iletilmesidir.

2. Duyusal Ayarlama (Modülasyon): Ardından bu uyaran beyinde bir ayarlama sisteminden geçer. Bu akıllı modulasyon sistemi sayesinde beynimiz dışarıdan ve kendi vücudumuzdan gelen milyonlarca uyaran içinden hangisine önem vermemiz gerektiğine karar verir. Örneğin karışık bir odada kalemimizi ararken onlarca obje arasından kalemi gördüğümüzde ona odaklanmamızı sağlayıp diğer uyaranları elemesi ve dikkate değer görmemesi gibi. Ya da üzerimizde bulunan kıyafetin dokunuşunun önemsiz olmasının sağlanarak, elekten geçirilmesi ve bu sayede beynimizin sürekli olarak bu bilgi ile uğraşmamasının sağlanması örneğini verebiliriz. Duyusal Modülasyon duyu bütünleme sürecinin en önemli aşaması ve Modülasyon Bozuklukları en sık rastlanan duyu bütünleme problemleridir.

3. Duyusal Algılama/ Ayırt etme (Diskriminasyon): Beyin elekten geçirilen duyusal bilginin ne olduğunu, nerede olduğunu, nasıl olduğunu anlar ve onun ayrıntıları hakkında bilgi sahibi olur.

4. Duyusal Praksis (Planlama): Beyin algıladığı uyaran karşısında ne yapacagına karar verir. Bunu yaparken hafızayı yoklar, eski bilgileri kullanır ve bu durumda ne yapması gereken en uygun davranışı bulur.

5. Motor Beceri/ Fiziksel Hareket: Son olarak beynimiz yapmak istediği davranışı açığa çıkarmak için gerekli fiziksel hareketleri ortaya çıkarır ve dışarıdan ‘Davranış’ olarak gözlemlenen duyu bütünleme sürecinin ‘Sonuç’unu oluşturur.

DUYU BÜTÜNLEME SÜRECİ tüm bu sebeplerden dolayı insan davranışının ve gelişiminin en önemli aşamasıdır.

Ebru SİDAR
Ebru Sidar İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesinde fizyoterapi; Amerika’da University of Southern California’da “Sensory Integration Therapy” (Duyu Bütünleme Terapisi) eğitimleri almış, yaklaşık 15 yıldır çalışmalarına devam eden ve binden fazla vaka takip etmiş olan bir çocuk terapisti, özel bir üniversitenin ergoterapi bölümünde duyu bütünleme terapisi dersleri veren öğretim üyesi bir eğitimci, araştırma ve makaleleri bilimsel dergilerde yayınlan bir bilim insanı ve uzmanlık alanıyla ilgili çocuklarla çalışan diğer uzmanlara, anne babalara ve duyu bütünleme problemleri olan yetişkinlere birebir veya online danışmanlıklar, eğitim ve seminerler veren uluslararası bir konuşmacı ve danışmandır.
Amerika, İngiltere ve Türkiye başta olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinde klinik çalışmalara katılmaktadır.
İngiltere’de Fit and Smart Kids London ismindeki kliniği aracılığı ile; çocuk, genç ve yetişkinlerin duyu bütünleme, beden-zihin-algısal ve duygusal farkındalıklarının sağlanması ve bu alanlarda yaşadıkları problemlerin çözülmesi için eğitim ve danışmanlık çalışmalarına devam etmekte olan Ebru Sidar, aynı zamanda İstanbul’daki Duyusal Akademi isimli çocuk terapi kliniğinin kurucusu ve koordinatörüdür.
Kliniğinde ergoterapist, fizyoterapist, pedagog, çocuk gelişimi uzmanı, konuşma terapisti, aile danışmanı ve psikolog gibi farklı uzmanlarla birlikte, bütüncül yöntemlerle çocuklara özel çeşitli terapi yöntemlerinin birebir uygulanması ve aynı zamanda Turkiye’de de aileler ve diğer uzmanlara, eğitim seminerleri ve sempozyumlar düzenlenmesi alanlarında destek olmaktadır.
Türkiye ve İngiltere’de birçok konferans, sempozyum ve seminerlerde konuşmacı ve eğitimci olarak bulunmuş olan Ebru Sidar, 4’er yaşlarında olan iki erkek çocuk annesidir ve her ayın 1 haftasını İstanbul’da; 3 haftasını Londra’ da geçirdiği hareketli bir tempo içinde çalışmalarına devam etmektedir.
.
Duyu Bütünleme Süreci yazı dizisine ait tüm makaleler yazarın izniyle websitemizde yayınlanmaktadır. 
Yazar adı ve kaynak göstermeden, görsel ve yazıların tamamen ve kısmen paylaşılması yasal olarak suçtur. 
Bunu Paylaş:
0

Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Gözde Kocaoğlu

Merhaba Gözde Hanım, Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Gözde Kocaoğlu: Merhaba, ben Gözde, 32 yaşındayım. Hem mesleğimden hem de bana iyi geldiğinden psikolojiyle ilgilenmeyi seviyorum. Bir süredir, ebeveyn bebek ilişkisinin ne kadar önemli olduğu üzerine çalışmalar takip ediyorum.

Kendi terapi sürecimden de erken bebeklik döneminin öneminin farkındayım.

  • APT: Attachment Parenting yaklaşımı ile ne zaman, nasıl karşılaştınız? Hangi kaynaklardan bilgi ediniyorsunuz? Attachment Parenting yaklaşımını “siz” nasıl tanımlarsınız?

G.K.: AP yaklaşımıyla nasıl karşılaştığımı bilmiyorum, bir şekilde doğal akışta hep kafamda, kalbimde bu ilişki biçimi vardı. Sanırım biraz iç sesimi duymaya başlayınca ve bana olsa ne iyi gelirdi diye sorunca yol buraya çıktı.

Daha sonra psikolog dostlarımdan kitap önerileri aldım. Doğal Ebeveynlik, Bilinçli Bebek, Koşulsuz Ebeveynlik, Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı, Bir Annenin Doğuşu, Şiddetsiz İletişim, Doğuma Hazırlık Rehberi kitaplarını okudum.

İnternet üzerinden de Attachment Parenting Türkiye Sayfası, Serap Reyhanioğlu Arıkan, Oya Çanak ve @bidunyacocuk hesaplarını takip ederek Bağ odaklı ebeveynlik ile ilgili bilgilerimi güncel tutmaya çalışıyorum.

Bence AP yaklaşımı, hep devam eden, dönüşen, büyüyen gelişen bir sevgi bağı. Yaşayan bir bağ.

Ben hep şuna benzetiyorum; oyunculukta kesintisiz çizgi diye bir kavram vardır. Karakterin, oyunun başından sonuna kadar o çizgide devam etmesi, tutarlı bir duygu çizgisi izlemesidir. Aslında burada da anne bebek arasında organik bir bağ oluşuyor ve bunda tutarlılık çok önemli. Hatta bence en önemlisi anne bebek ilişkisinde tutarlılık. Sevgide kesintisizlik. Böylece kesintisiz çizgi oluşuyor. Başlayan gelişen büyüyen devam eden yani yaşayan nefes alan bir sevgi!

  • APT: AP 8 Temel ilkesinden hangisini/hangilerini kendinize daha yakın buluyorsunuz?

G.K.: Sanırım denge maddesi biraz beni zorluyor. Onun dışında hepsine yakınım.

Hamileliğimden itibaren sürece dair bilgilenip doğumuma sahip çıktım. Bebeğimi doğumdan sonra yanımızda tutup ten temasını devam ettirdik. Hala ten teması yapıyorum. Beraber uyumak ona da bana da iyi geliyor. Emzirmek ve emzirirken göz teması kurmak, uykuya geçişte ihtiyaçlarını görmek, karşılamak. Empati kurmak, tanımak sinyalleri dinlemek. Tabi hepsi için zamana ihtiyacımız vardı. İlk  zamanlar o “zaman” hiç gelmeyecekmiş gibi geliyor. Ama öyle olmuyormuş.

  • APT: AP ilkelerini benimserken / uygularken tetiklendiğiniz noktalar var mı? Hangileri? Sizce neden başaramıyorsunuz veya neden uygulamak içinizden gelmiyor?

G.K.: Denge ilkesinde ve anda kalmakta zorlanıyorum ki çağımızın çözüm aranan en önemli problemi bence.

Hem kendimdeki yeniliğe hem hayatımdaki yeniliğe yenilik demeyince geçecek sanırım. Herşey doğal akışta yerini bulur diye düşünüyorum. Benim hayatta çalışmam gereken kısım da burası: Denge!

  • APT: Çevrenizde AP yaklaşımına karşı olup sizi eleştirenler oldu mu? Olduysa nasıl hissettiğinizi paylaşmak ister misiniz?

G.K.: Tabiki! Bazen deli gibi hissettim.

Genelde insanların bildiği o kadar doğru ki, mesela Mercan ağladığında onun stres (fazla uyaran, fazla duygu) attığını söyleyince şaşkın bakan gözler, dudaklardan dökülen dualar oldu..

Şaka bir yana, hep doğruyu yaptığımı anlatmam gerekiyor hissi oldu. Oysa ben de bir yoldayım ve deneyimliyoruz beraber. Bir de hep bir yanlış yapıyorum hissi. Yetersizliği de beraberinde getiriyor tabi.

Yine de bence; bilmeliyiz ki bu işin doğrusu yanlışı yok. Bu iki olgunun arasında sıkışıp kalıyor an’a kendimizi bırakmayı engelliyoruz böylelikle.

  • APT: AP yaklaşımı ile büyüyen çocukların geleceğine dair öngörüleriniz varsa paylaşır mısınız?

G.K.: Bizim gibi olmayacak inşallah.

Bizim nesil çoğunlukla AP yaklaşımıyla büyümedi. İnanışlar farklıydı. Kadınlara destek daha azdı. Dolayısıyla duygusal iletişim daha az kaldı.

Bence AP yaklaşımıyla büyüyen çocuklar mutlu, güvenli bir nesil olacak. Kendi kendine yetebilen, kendini sevme yetisi kazanmış dolayısıyla da başkalarına da saygılı, şefkatli, nazik olabilirler.

  • APT: Kendi çocukluğunuzdan ve yetiştirilme seklinizden biraz bahsetmek ister misiniz? Çocukluğunuz şimdiki ebeveynlik yaklaşımınızı ve seçimlerinizi etkiledi mi?

G.K.: Benim doğumum erken doğum olmuş ve kuvezde kalmışım. Bu mesele benim doğumuma sahip çıkmama neden oldu. Doğumdan sonra Mercan’ı hiç yanımdan ayırmadım. Bu eğer bebeğin bir sağlık sorunu yoksa; en doğal hakkımız. Ben bebeğimin, benim ve babasının sıcaklığından çıkıp keskin ışıklar altında bizden uzakta yabancılarla dolu ve yalnız bir odaya götürülmesini hiç istemedim. Hatta en önemli isteğim buydu.

Sanırım hepsi bunun arkasından geldi..

  • APT: Ebeveynlik yaklaşımlarınızda eşiniz ile aynı fikirde misiniz? Evet ise birlikte nasıl yol alıyorsunuz? Hayır ise fikir ayrılıklarını nasıl çözüyorsunuz?

G.K.: Evet eşimle aynı fikirdeyiz. İkimizden birisi yorgun düşüp empatisini yitirirse birbirimizi uyarırız.

Kanguruyla taşıma, sevgiyi kesmeme, güvenli uyku beraber uyguladığımız iletişim yolları.

  • APT: Sizce AP her aileye uygun bir yaklaşım mı?

G.K.: Kesinlikle. Bence temelinde sevgiyi hissettirme olan bir yaklaşım. Dolayısıyla her aile tipine adapte olabilir. Sevgi iyidir.

  • APT: Sizce herhangi bir ebeveynlik yaklaşımının bir toplumu şekillendirmesindeki rolü nedir? AP bunun neresinde?

G.K.: Geçen gün bir anda aklıma birşey takıldı. Ve aklımda şu cümle belirdi: “eğer dünya için birşey yapmak istiyorsan, çocuğunu gerçekten sev. Ona sevgi ver. Şefkatli ol. Empati kur. İhtiyaçlarını gör. Anne olarak ona sevgi ver!”

Bu çok önemli! Herşey sevgisizlikten oluyor. Sevgi gören bir çocuk bütün geleceği farklı yapabilir.

Ama biliyorum ki herşey bir çocuğu GERÇEKTEN sevmekle başlayacak.

Neden GERÇEKTEN diyorum; çünkü birçok ebeveyn sevgi verdiğini zannediyor ama çocuğa geçmiyor bu sevgi. Neden? Çünkü empati eksikliği yaşıyoruz. Gerçekten sevmek; çocuğun ihtiyacına yönelik ilgi, şefkat demektir bence. Çocuk oynamak isterken sen onu öpüyorsan, çocuk ağlıyorken dinlemiyorsan, onun ihtiyacı bu değil ki! Onun ihtiyacı o anda ne ise onu vermek, gerçek sevgi. O yüzden çocuklarımızı iyi duymalıyız. Empati kurmalıyız ve onların ruhlarına dokunmalıyız.

  • APT: Son olarak sizin bize sormak yada paylaşmak istediğiniz herhangi bir şey var mı?

G.K.: Hayır yok, teşekkür ederim.

Katılımınız ve desteğiniz için çok teşekkür ederiz. Sevgilerimizle.

Bunu Paylaş:
0