Çocuğumuz Neden Vurur?

Çocuğumuzun şiddet uygulaması, çoğumuzun en büyük korkularından birisidir. Gerçek şu ki çocuklar arası şiddet uygulama varsa şiddete uğrayan kadar şiddet uygulayan çocuğun ailesi de kendini çaresiz hissediyor. Bir anne olarak gözlemim 2-4 yaş arasında çocuklarda -belki de karşıdakinin canını ne kadar acıttıklarını bilmediklerinden- şiddet eğiliminde artış olabiliyor. Bu daha sonra gerileyebiliyor. Bu konuyu sebepleri ve çözüm yolları ile yakından inceleyelim istedim. Her konuda olduğu gibi burada da ‘çocuğun bunu yaparken altta yatan ihtiyacı nedir’ diye sormayı seviyorum. Pekala, çocuğunuzun altta yatan ihtiyacı sizce ne olabilir, çocuk şiddet uygularken aslında bize ne söylemeye çalışıyor olabilir?

 

1. ‘Şiddet içeren programlarda gördüklerim beni rahatsız ediyor anne’

Maalesef çocuklarımıza izlettiğimiz pek çok çizgi film ya da program, çocuklarımızın yaşına uygun değil ve şiddet/cinsellik sahneleri içeriyor. Erişkin programları, reklam ya da haber programları, çocukların psikolojik gelişimini olumsuz etkileyebilecek başlıca programlar arasında sayılabilir. Erişkin programlarındaki (özellikle haberler ve dizilerdeki) şiddet çocuklarımıza uygun değil. Belinde silahla dolaşan, birbirini tehdit eden, döven karakterlerin olduğu pek çok dizi/film mevcut. Bununla birlikte çocuklar için uygun olduğunu düşündüğünüz çizgi filmlerin de sizin tarafınızdan izlenmiş olması iyi bir fikir olabilir. Çocuğun ekran karşısında yalnız kalmaması, ekranın bakıcı olarak kullanılmaması, diğer seçenekler arasında. Mümkün olduğu kadar çocuk programları çocukla birlikte izlenirse, çocuğumuzun neye maruz kaldığını da görmüş oluruz. 

 

2. ‘Evde seyirci kaldığım şiddet bana fazla geliyor anne’

Aile içi fiziksel veya psikolojik şiddet çocukları tahmin ettiğimizden daha fazla etkiliyor. Şiddetin yaşandığı çoğu ailede dışarıya gösterilmemeye çalışılan, varlığı reddedilen, hafif formu normal bir davranış gibi gösterilmeye çalışılan, kısaca var’olan şiddetin yok sayıldığı bir tutum sergilenebiliyor. Çoğu aile çimdikleme/hafifçe eline vurma/sarsma/itme gibi fiziksel teması ya da bağırma/alay etme gibi sözel ifadeleri şiddet olarak görmüyor. Ya da çocuk onları çileden çıkardığı için böyle davrandıklarını iddia ediyor. Oysa ki, bunların hepsi şiddetin farklı bir boyutudur. Çocuk nasıl davranırsa davransın aile, erişkin gibi davranmak, sakin kalmak zorundadır. Şiddete eğiliminiz varsa, kriz anında oda değiştirmek, nefesinize odaklanmak ve mümkünse profesyonel destek almak işe yarayabilir. Bizim ‘küçük’ olarak gördüğümüz davranışlar, çocuklarda derin yaralar açabilir. Şiddete uğradığını düşündüğünüz çocuk varsa resmi kurumlara başvurmak, o çocuk için kurtarıcı olabilir.

 

3. ‘Kendimi güçsüz hissediyorum, güçlü hissetmeye ihtiyacım var anne’

Eğer çocuğunuz minyon bir yapıda ve sürekli elindeki diğer çocuklar tarafından çekilip alınıyorsa, henüz konuşamadığı için kendini ifade etmekte zorlanıyorsa, ince motor gelişimini henüz tamamlanmadığı için el becerisi gerektiren konularda sürekli hayal kırıklığı yaşıyorsa,  herhangi bir farklılığından dolayı (gözlük takmak, şaşı olmak, farklı yürümek, kekelemek) kendisiyle alay ediliyorsa kısacası kendisini güçsüz hissettirecek bir senaryo yaşıyorsa, kendini güçlü hissetme ihtiyacını karşılamak için şiddete başvuruyor olabilir. Bu durumda aynalama yapmak kendini güçlü hissedeceği oyunlar oynamak işe yarayabilir. Aynalama yapmak için Şiddetsiz İletişim ve Etkili Anne Baba Eğitimi kitabını, güçlü hissetme oyunları için Oyun Oynama Sanatı kitabını tavsiye ederim.

 

4. ‘Duygularımı rahatça ifade etmeye ihtiyacım var anne’

‘Erkek adam ağlamaz/korkmaz’ , ‘hanım kızlar çığlık atmaz’, ‘ablalar kıskanmaz’ gibi cümlelerle, duyguları bastırılmaya çalışılançocuklar şiddet eğiliminde olabilir. Çünkü öfke bir şekilde diğer olumsuz duygulara oranla toplum tarafından daha çok kabul gören bir duygudur. Çocuğumuz kıskançlık, üzüntü, hayal kırıklığı, korku gibi tüm duygularını, kabul gören tek yol olan öfke ile ifade ediyor olabilir. Ya da duygularını bastırmak zorunda olmak onu öfkelendiriyor olabilir. Sizin duygularla aranız nasıl? Bazı duyguları hissetmeyi kendinize yasaklar mısınız? Ya da hiç hissetmediğimiz bir duygu var mı? Oysa tüm duygular bize ait, bizim bir parçamız. Her duygumuzu şefkatle ve korkusuzca kucaklarsak kendimizi sevebiliriz. Yine Şiddetsiz İletişimkitabı aracılığı ile çocuğumuzun duyguları hakkında nasıl konuşabileceğimizi öğrenebiliriz. 

 

5. ‘Sürekli engelleniyorum, özgürce hareket edebileceğim alana, keşfetmeye ve başardığımı görmeye ihtiyacım var anne’

İçinde yaşadığımız dünyada maalesef atalarımız kadar özgür değiliz. Apartmanlardan oluşmuş steril dünyamızda, sıkışık bir düzen içinde sürekli birbirimizin alanına girmeden yaşamaya çalışıyoruz. Çocuklarımız özgürce çimlerde yuvarlanamadan, çamurla oynayamadan, yağmurda zıplayamadan ve ağaca tırmanamadan büyüyor. Sürekli ‘bağırma komşular rahatsız olur’, ‘suyla oynama hasta olursun’, ‘ayaklarını çamura bulama’ gibi uyarılarımıza maruz kalıyorlar. Bununla birlikte onların yapmaya çalıştığı büyük(!) işlerde (çatalı makarnaya batırmak, çorabı giymeye çalışmak, koltuğa tırmanmaya çalışmak, kapağı açmaya çalışmak gibi) dayanamayıp, o işi biz tamamlıyorsak, hem çocuğun başarma hissini elinden almış oluyoruz (çatalı biz batırınca o başarmış hissetmiyor), hem de elinden bir iş alındığı için öfkeli hissetmesine sebep oluyor (araba kullandığınızda yan koltukta oturup her manevranıza karışan eşiniz nasıl hissettiriyor). Kısacası çocuklarımızın özgürce koşup oynayacak doğal ortamlara ve evde tek başlarına yapmaya çalıştıkları işi sessizce uzaktan izleyen erişkinlere ihtiyaçları var. 

 

6. ‘Kıyaslanmak istemiyorum, biricik olduğumu hissetmeye ihtiyacım var anne’

‘Sen yemezsen kardeşin yer/giymezsen kardeşin giyer’, ‘abisi/ablası zehir gibiydi ama bu değil’, ‘küçük çok güzel de büyük o kadar değil’ bu örnekler en çok kardeşlerle ilgili çünkü gözlemlediğim kadarıyla anne/baba yapmasa bile çevre hep kardeşleri birbiriyle kıyaslama yönünde hareket ediyor. Bir düşünsenize sürekli beceri, başarı, güzellik, uyumluluk ve daha pek çok konuda sürekli kıyaslandığınız biri olsa nasıl hissederdiniz? O insanı gerçekten sevebilmeniz mümkün olabilir miydi? Sürekli kıyaslanmak çocuğun öfke hissetmesine sebep olabilir. Hele ki çocuklarımızın iyi geçinmesini ve birbirini sevmesini istiyorsak, onları kıyaslamaktan vazgeçmeliyiz. 

 

7. ‘Eleştirilmek ve azarlanmak istemiyorum, olduğum halimle kabul görmeye ihtiyacım var anne’

Çocukları azarlamanın normal kabul edildiği bir toplumda büyüdük. ‘Eti senin, kemiği benim’ dendi okula gönderirken, birey olarak görülmediler, tam olgunlaşmamış el becerileri, denge ve koordinasyon yetenekleri sebebiyle yaptıkları hatalar hiç kabul edilmedi. Bardağı kırdıklarında, yemeği döktüklerinde, hatta düşüp dizlerini kanattıklarında bile azar işittiler, bazen dayak yediler. Beceriksizlikle etiketlendiler. Eğer çocuklarımızı, azarlıyor, eleştiriyor, onlarla alay ediyor ve etiketliyorsak (beceriksiz, dengesiz vs gibi sıfat takmak da diyebiliriz) buna bir son vermemiz lazım. Bu şekilde yaşayarak kimse mutlu olamaz. İçinde bir öfke büyütmesi ve bunu bir şekilde dışarıya vurması kaçınılmaz olur. 

 

8. ‘Bende başka bir sorun var ve bunu görmene ihtiyacım var anne’

Eğer yukarıdakilerin hiç biri size uymuyorsa yolunda gitmeyen başka bir şey olabilir. Çocukların uygunsuz davranışlarını, bir yardım ihtiyacı olarak değerlendirip, sebebini araştırmak iyi bir fikir olabilir. Bakıcı sorunları, öğretmen/okul/sınıf arkadaşları ile ilgili sorunlar, istismar, gelişimsel başka sorunlarla birlikte şiddet varsa otizm gibi bir takım farklılıklar var olabilir. 

 

Peki ne yapabiliriz?

 

Önceliğimizin şiddeti bastırmaya çalışmaktan çok, altta yatan nedeni anlamaya çalışmak olması, çözüm konusunda bize daha yardımcı olabilir. Altta yatan nedeni anladık diyelim, sonra ne yapacağız?

 

1. Profesyonel destek ve gerekiyorsa oyun terapisi çocukların baş etmede zorlandıkları streslerinin çözülmesinde işe yarayabilir. 

2. Her durumda şefkatli kalmak çocuğumuzla iletişimde kalmamız konusunda bize yardımcı olur. Eğer çocuklar arası şiddete şahit olduysak onları kibarca ve şefkatle ayırarak birbirinden uzaklaştırmak iyi bir fikir olabilir. Şiddete uğrayan kadar şiddet uygulayan çocuğun da şefkate ihtiyacı olduğunu aklımızda tutmakta fayda var. Eğer şiddet uygulamaya devam etmek istiyorsa, kendini güçsüz hissettirmeyecek şekilde sakinleşene kadar sarılabiliriz. ‘Çok öfkelisin, çok kızdığını görüyorum. Evet şu an vurmak istiyorsun’ gibi cümlelerle aynalama yapabiliriz. Etkili bir aynalama için yukarıda da bahsettiğim Şiddetsiz İletişim ve Etkili Anne Baba Eğitimi kitaplarını öneririm. 

3. Çocuklarımızın uykusunu iyi aldığından, karnının tok olduğundan, açık havada yeterli vakit geçirdiğinden, enerjisini harcayacak kadar hoplayıp/zıplayıp/yorulduğundan, yeterince güldüğünden, sevgi/bakım alma ve sarılma ihtiyaçlarının karşılandığından emin olalım. 

4. Çocuğun güçlü hissettiği oyunlar işe yarayabilir. Yastık savaşında çocuğun kazanması gibi hem kıkır kıkır güldüren, hem enerji attıran hem de gücün çocukta olduğu oyunlar aramaya başlayabilirsiniz. Yukarıda da yazdığım gibi Oyun Oynama Sanatı kitabı tam bir hazine değerinde. 

5. Çocuğunuzun hiç hareket edeceği bir alan yoksa yüzme, basketbol, dans gibi aktiviteler işe yarayabilir. Bence buradaki en önemli nokta, çocuğun bu aktivitelere zorlanmaması ve bunları severek yapması. Eğer devam etmek istemiyorsa, zorlamak süreci kötüleştirebilir.

6. Aile içi çatışmaların çözülmesi, iletişimin güçlendirilmesi, ben dili kullanımının arttırılması, gerekiyorsa ebeveynlerin bireysel terapi alması çok önemli. Çocuk şiddetinde önce dönüp kendimize bakmakve kendi içimizdeki sorunları çözmek, bu süreçte atılan en büyük adımlardan biri olarak sayılabilir. Bu konuda Çocuğunuz Vurduğunda isimli yazımızı da okumak isteyebilirsiniz. Hepinize neşe ve güzellik dolu günler diliyorum. Umarım faydalı bir yazı olmuştur. Sevgiler

Yasemin Cantürk Özşahin

 

Önce okumayı, sonra yazmayı (yazdıklarım burada) en çok konuşmayı seven; hala bir değişim ve yapılanma içinde ve kendini tek kelimeyle anlatmak isterse de  ‘yenilenmek’ diyebilecek; sıradan, seven, sevinen, kızan, deliren, üzülen, acıkan, bağıran, kahkaha atan, gülümseyen, arada (çoğunlukla) otomatiğe bağlayan, sonra otomatik pilottan çıkan iki çocuk annesi bir anestezist…  Anne olmak ona, kendini ifade edemeyen bir miniğin kişisel sınırlarını keşfetmeye çalışırken, kendi sınırlarının ne olduğunu öğretmiş olan bir kadın… Herkes gibi, ne eksik ne de fazla…

Görsel: www.pbs.org

 

 

 

Bunu Paylaş:
0

Uyku Problemi mi; Duyu Bütünleme Problemi mi?

Bebeklerin ve çocukların uyku problemi yaşanmasının onlarca farklı sebebi vardır elbette. Fakat duyu bütünleme problemleri bu uyku sorunlarına sebep olan en önemli etkenlerden biridir.
‘Duyu Bütütünleme Gözlüğünden Bakmak’ ismiyle tek tek bahsetmeye çalıştığım sorunlardan en çok karşımıza çıkanlardan biri de uyku sorunları.

Okumaya devam et Uyku Problemi mi; Duyu Bütünleme Problemi mi?

Bunu Paylaş:
0

Ayna Ayna Söyle Bana Kimim Ben?

 

Aynalama yapmak için bir ayna olmaya ihtiyacınız olacak.

 

Aynalar  olanı sadece  olduğu gibi gösterir. Yorum veya soru yoktur.

 

Aynalar çok yalın bir şekilde gerçekliği yansıtır. “Gerçeklik” kısmı önemli, aynalama bir teknik değil bir “oluş” tur. Yani korktuğunu tahmin ettiğiniz çocuğa “Doğru duyguyu buldum” düşüncesi ile huzursuz bir hal  ile  “Korktun” demeniz bir tespittir. Ayna tespit yapmak amacı gütmez, ayna gerçeği alır ve geri yansıtır.

 

Niyetiniz kendi zihninizi aradan çıkarıp  kalbinizi ona açmak, kalpten bir merak  ve anlama niyeti ile eşlik etmek olursa çocuğunuzu hissedebilirsiniz.

 

Güvenli bağlanmada tarif edilen bağ, çocuğun hissedildiğini hissettiği bir ilişkidir. Aynalamada olan şey de budur. Çocuk sizin onu hissettiğinizi hisseder. Ve tabi ki hissetmeyip geçiştirdiğinizi de. Ağlaması bitsin veya dediğinizi yapsın diye bazı sözcükler söylediğinizi de…

 

Aynalama niyeti ile yaklaşıp, çocuğun duygusunu sezmek amacıyla  çocuğunuzu gözlemliyorsunuz ve onun duygusunu sezdiniz, yani empati verdiniz, burada olan şey çocuğun duygusunun size bulaşmasıdır, eğer izin verirsek beyinlerimiz senkronize olur zaten, bu yüzden sözcükler ile anlatması çok zor. Bundan sonra çok yavaş bir ritimde hissettiğiniz şeyi ona söylemek gelir. “Kızdın” “Korkmuşsun” “Üzüldün” “Hayal kırıklığına uğradın”, bunlar duygular. Eğer aynalama işinde yeni iseniz ilk başta sadece duyguyu sezmeye odaklanmak iyi fikir, söylemenize gerek yok, sadece bağ’ı hissetmeye çalışın. Kendi zihninizi kenara çekip çocuğun duygusunu algılamak için durun ve dinleyin, gözlemleyin. Duyguları kolayca hissedebilir hale geldikten sonra artık sözcükler ile de aynalama yapabilirsiniz. Bu bir yabancı dil, az sözcük çok sezgi gerekir.

 

İyice ustalaştıktan sonra artık kendinizi çocuğunuza “Babayla oynamak istemiştin, bugün onu hiç görmedin, özlemiştin, işten gelip de uyuyunca çok kızdın, keşke seninle oynayabilseydi”  derken bulabilirsiniz ve çocuk duyulmuş olmanın verdiği gevşeme ile ağlamaya ve size sarılmaya  başlar. Sonra da “Evet anne ben çok istedim” der. Sonra da derhal başka bir şey ile oynamaya başlar. Bu örnek istek ve ihtiyaç arasındaki farkı da anlatıyor, bizim amacımız çocuğu acı verici duygular hissetmekten korumak değil (çocukla oynasın diye babayı uyandırmak değil yani), ne yaşarsa yaşasın ne hissederse hissetsin duygularını ifade etmesi için alan tutmak ve empati vermek ve aynalama ile hissedildiğini hissettirmek…

 

Aynalama size çok ters geliyorsa ilk başta çocuk ağlar veya bağırırken kendi zihninizden geçen cümleleri fark etmeye odaklanabilirsiniz. Böylece tepki vermek yerine “Durabilirsiniz”. Çünkü empati vermek için o an’ın içinde durmaya ihtiyacınız var. Dikkatinizi kendi düşüncelerinizden alıp karşıdaki insanın beden dilinden okunan işaretlere vermek ve kalbinizi onun hissettiklerine açmak gerek. Bunun için önce yavaşlayın ve durun. Ve “evet” demeye çalışın. “Evet tatlım” diyebilirsiniz çocuğa. Bir yandan da dikkatinizi kendi zihninizdeki düşüncelerden alıp çocuğa vermeye çalışın. Defalarca denedikten sonra olmaya başlayacak.

 

Aynalama bazı duygu isimlerini söylediğimiz kuru bir teknik değil. Empati vermeyi öğrenebilirsek aynalama yapabiliriz ancak…Yoksa çocuğa istediğiniz kadar “Korktun, kızdın anlıyorum” deyin çocuğun duyduğu şey kuru sözcükler olacaktır. Hissedildiğini hissetmek deneyimi; yani beyinlerin senkronize olması; yani nörobiyolojik dilde “rezonans” denen olgu aynalamanın özünü oluşturuyor.

 

Bir konu daha var, aynalama yapmanın amacı yani niyetiniz çocuğu anlamak ise, onu hissetmek ise, aynalama işe yarar. Yani ikiniz de kademeli olarak gevşersiniz ve aranızdaki bağlantıyı ve akışı hissedersiniz. Bununla beraber aynalama yapmanın altında diğer niyetler olduğunda hiçbir şekilde işe yaramaz. Mesela kontrol veya manipülasyon niyeti varsa altında, yani çocuğu sizin  istediğiniz şeyi yapması için yönlendirmek niyetiyle, ikna etmek için, vazgeçirmek veya ağlamasını  susturmak için yaptığınızda işe yaramaz.  “Aynalama yapıyorum ama işe yaramıyor” diye yazan çok anne oluyor. Konuşunca anlaşılıyor ki bu annelerin amacı çocuğun öfke krizinin veya ağlamasının durması, onların istediği şeyi derhal yapması vb şeylermiş. Aynalama çocuğu yönetmenin veya kontrol etmenin bir yöntemi değildir. Tam tersine onun koşulsuz şekilde kabul edildiği bir alan yaratmak için ve ilişkideki her bir kişinin aradaki bağı hissedebilmesi için yapılır. O yüzden niyet çok önemli, kalpten bir merak ile tam o an’da çocuğun bedeninde cereyan eden o hal’i merak etmek ve çocuğun o hali ile o insani hal ile bağ kurmak, bu niyetler ile denediğinizde gittikçe aynalama ilişkinizde bir “dil” e dönüşebilir.

 

Paradoksal şekilde, bir  çocuğu kontrol altına almaya çalışmayı  bırakıp insani halleri ile bağ kurmaya niyet ettiğinizde, yani şu meşhur “Efendi ebeveyn / itaatkar çocuk” oyununun sahnesinden gerçekliğe indiğinizde sizinle daha çok işbirliği yapar, çünkü kaç yaşında olursa olsun tüm insanlar manipülasyona direnir. Biz karşımızdakinin niyetini sezme kapasitesi ile doğarız,  türümüz bu sayede hayatta kaldı. Konuşma öncesi dönemde çocuklar sizin niyetinizi okur . İlginç bir şekilde bir yetişkini sözlerle kandırma ihtimalimiz varken çocukları kandıramayız; onlar aynı köpekler gibi bizi çıplak bir şekilde görüyorlar. Niyetimizi beden dilimizi okuyor ve her an duygularımızı seziyorlar. O yüzden aynalamayı çocuğu yönetmenin bir kestirme yolu olarak görüyor iseniz uyanın. Sizi uyandırmak isterim, işe yaramayacak. Hiçbir şefkatli iletişim metodu “kontrol” amacıyla kullanıldığında işe yaramaz…

 

*Empati, aynalama ve alan tutma konularında bilgi ve deneyim kazanmak için Marshall B. Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim kitabını, Harville Hendrix’in Sevginin Gücü (eski basımının ismi Ailede İyileştirici Sevgi) kitabını okumanızı, imkanınız var ise şehrinizdeki Şiddetsiz İletişim etkinliklerini takip etmenizi ( @siddetsiziletisim instagram hesabından duyuruları takip edebilir Şiddetsiz İletişim Türkiye facebook grubuna dahil olabilirsiniz) bu etkinliklerde empati ve alan tutma ve ihtiyaçlarımızı fark edip şiddetsiz şekilde ifade edebilme konusunda pratik yapmanızı, ayrıca youtube içerisindeki Non-violent communication hakkındaki videoları izlemenizi öneririm.

 

Serap Reyhanioğlu Arıkan

Attachment Parenting International tarafından akredite edilmiş AP Lideri, Empatik Ebeveynlik Türkiye adındaki gönüllü ebeveyn destek çemberlerinin kolaylaştırıcısı, Attachment Parenting Türkiye Facebook grubu yöneticisi, esasen çocuk doktoru, şimdilik iş yeri hekimi, öğrenmeye aşık biri. Bir de 3 yaşında bir çocukla ve eşiyle şiddetsiz iletişim ve regülasyon konusunda tecrübe kazanmaya devam ediyor. Bazen @serapreyhaniogluarikan (buradan ulaşabilirsiniz) Instagram’da da yazıyor. Hepsi bu…

İllüstrasyon: Didem İlke Şen

Yavrusunun çocukluğuna güzel duygu kalıntıları bırakarak onunla büyümeye çalışan bir anne, şanslı ve aşık bir eş, kurumsal hayata hem bebeği hem kendi ruh bütünlüğü için koşa koşa ara vermiş bir bankacı, okumayı, öğrenmeyi, şekil vermeyi, dostları ve doğayı seven, evrende minik bir nokta olduğunun ve evrenin noktaların bileşiminden oluştuğunun farkında bir insan, ben olmaya çalışan bir  kadın.

 

Bunu Paylaş:
0

Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Tuğçe Çiftçi

Merhaba Tuğçe Hanım, Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Tuğçe Çiftçi: Merhabalar AP ailesi , öncelikle hayatıma kattığınız güzellikler için teşekkür etmek istiyorum. AP benim arayıp bulamadığım eksik puzzle parçammış meğer.

22.12.2016 tarihinde, bebeğimin hayatıma dahil olmasıyla içimde duran boşluğu daha çok fark eder hale geldim. Sanki, bebeğimin içimden çıkmasıyla bir kapı aralandı ruhumda. O dakikadan itibaren maceramız başladı ve Metehan’ın bana öğreteceği çok şey vardı! Soruları cevapladıkça o eksikliğin ne olduğunu ve neler yaşadığımızı az çok anlatmış olacağım..

  • APT: Attachment Parenting yaklaşımı ile ne zaman, nasıl karşılaştınız? Hangi kaynaklardan bilgi ediniyorsunuz?  Attachment Parenting yaklaşımını “siz” nasıl tanımlarsınız?

T.Ç.: 18 Şubat 2018 Tarihinde,  BLW Türkiye grubu sayesinde tanıştım AP ailesiyle.  En çok AP facebook sayfasında vakit geçiriyorum çünkü postlar sayesinde hepimizin ortak problemlerini ve çözümlerini okuyorum. AP yaklaşımı bana göre, tabuları yıkmanın harika bir yolu. Yanlış bilgiler veya yanlış yönlendirmeler yüzünden oluşan olumsuzlukların önüne geçilmesi için harika bir kaynak.

  • APT: AP 8 Temel ilkesinden hangisini/hangilerini kendinize daha yakın buluyorsunuz?

T.Ç.: Hepsini kendime yakın buluyorum.Tensel temas, sevgi ve saygıyla beslemek, ihtiyaçlarına kulak vermek ve gece boyunca ebeveynlik ilkeleri bana en yakın olanlar. Çünkü hepsine benim de ihtiyacım vardı. Eksikliğinin sonucunu iyi biliyorum..

  • APT: AP ilkelerini benimserken / uygularken tetiklendiğiniz noktalar var mı? Hangileri ? Sizce neden başaramıyorsunuz veya neden uygulamak içinizden gelmiyor ?

T.Ç.: Aile hayatında denge kurmayı istesek bile başaramıyoruz. Hayatımızın odak noktası Metehan. Kendimize ait hiç vaktimiz yok. Bunun sebebi, Metehan’a bakacak kimsenin olmaması. Birbirimize/kendimize vakit ayıramıyor olmamızın yan etkileri oluyor. Mesela aramızda bir gerginlik oldu diyelim, bu gerginliği çözecek kadar bile vaktimiz olmuyor. Açıkçası kimsenin en sinirli halini yaşarken “Bu konuyu çocuk uyuduktan sonra tartışalım!” deyip birden bire sakinleştiğini düşünmüyorum 🙂 Ses yükseliyor ister istemez ve bu tartışmaların Metehan’ın yanında olması canımızı sıkıyor. Denge kurmak dışında AP ilkelerini genel olarak uyguluyoruz.

  • APT: Çevrenizde AP yaklaşımına karşı olup sizi eleştirenler oldu mu? Olduysa nasıl hissettiğinizi paylaşmak ister misiniz?

T.Ç.: ANNEM! En başta annem karşı çıktı. Sebebini çocukluğumdan bahsedince anlayacaksınız aslında..  Neler yaşadığımı/ yaşattığını asla kabul etmemesi yüzünden karşı çıktığını biliyorum. Ama çok kızgın ve üzgün hissettim..

  • APT: AP çocuğunuzla olan ilişkinizi nasıl etkiliyor?

T.Ç.: Olumlu etkiliyor ve geliştiriyor. Her zaman empati kurarım ama aynalamayı AP sayesinde öğrendim ve inanılmaz etkili. Örnek vermek gerekirse, Metehan elimde telefon gördüğü zaman direkt olarak telefona vuruyor. Ben de aynalama yapıp , kendisiyle ilgilenmemi istediğini bu yüzden telefonu bırakmam için bu hareketi yaptığını anladığımı ve bırakacağımı söylüyorum. Telefona vurmayı bırakıp gözlerimin içine bakıyor resmen. Çocuklarımız bizim anlayacağımız dilde konuşmuyor olabilir ama aslında amaçlarını çok iyi belli ediyorlar. Bir de AP benim hislerimin doğru olduğunu gösterdi bana. Çevre seslerini hiç umursamayan birisi bile bazen şüpheye düşüyor. AP tam da o an müdahale edip iyi hissettiriyor insana.

  • APT: AP yaklaşımı ile büyüyen çocukların geleceğine dair öngörüleriniz varsa paylaşır mısınız?

T.Ç.: Bence ; kendine güvenen ,  hislerini doğru bir şekilde ifade edebilen , hayal gücü köreltilmemiş , sevgi ve saygı dolu insanlar olacaklar. Çünkü AP kesin kurallar koymuyor olsa da “Şımartma, fazla kucağına alma, taviz verme, dağıtmasına izin verme, bağırmasın, zıplamasın, ayıp (!) sorular sormasına izin verme”  vb yasakların tam olarak karşısında duruyor.

  • APT: Kendi çocukluğunuzdan ve yetiştirilme seklinizden biraz bahsetmek ister misiniz? Çocukluğunuz şimdiki ebeveynlik yaklaşımınızı ve seçimlerinizi etkiledi mi?

T.Ç.: Bu konu çok uzun ve derin. Çok dayak yedim. Hatta daha 5-6 aylıkken bile, gece uyumuyorum diye sarsa sarsa uyanık tutmuş annem beni. Sonrasında hiç bitmeyen ama hep bir bahanesi olan şiddet süreci. Odayı toplamıyorum diye, ayağım takıldı düştüm ve yakayı çamura buladım diye, sinirliyken konuşmaya çalıştım diye, tuvalet eğitimi zamanı altıma tuvaletimi yaptım diye, sinirlenince en büyük korkumu kullanıp beni karanlık tuvalete kilitlediği zaman ağlaya ağlaya kapıyı tekmeledim diye, babamla kavga etti diye, zorla içirmeye çalıştığı vitamin haplarını içmedim diye, ağzımı burnumu sıkıp yemek yedirmeye çalıştığı zamanlar direndim diye… Bu liste çok uzun ve sabaha kadar yazsam bitmez. İzlerini taşıyor muyum ? EVET! Psikolojik olarak izlerini hala ruhumda taşıyorum. Mesela asla karanlıkta duramıyorum. Direkt olarak kendimi tuvalete kilitlenmiş gibi hissediyorum ve nefesim daralıyor. Kıyafet dolabım dağınık olduğu zaman toplamak içimden gelmiyor sanki isyan ediyor gibi. Hele ki yemek konusu. Sayamayacağım kadar besini tüketemiyorum. Bırakın tüketmeyi, kokusunu aldığım zaman bile öğürmeye başlıyorum. İşte bu olanlar ve taşıdığım izler yüzünden, insanlara çok müdahale ediyorum. Çocuğunu zorla yediren birini gördüğüm veya okuduğum zaman direkt müdahale etmeye çalışıyorum. Evet çocuklarının iyiliği için yaptıklarını zannediyorlar ama sonuçları çok ağır.

Şuan olduğum kişiyi irademe borçluyum. Çok evden attı annem beni. Ben kendimi yetiştirdim hep. Asla zararlı bir alışkanlığım olmadı çünkü böyle saçma sapan şeylerin hiç bir problemimi çözmeyeceğini iyi biliyordum. Asla annem gibi olmayacağıma yemin ettim. Anneme bakıp nasıl bir anne olmamam gerektiğini ,  taşıdığım izlere bakıp, nasıl bir yol izlemem gerektiğini gördüm. Yani evet.. Çocukluğum sayesinde nasıl bir ebeveyn olmam gerektiğini öğrendim..

  • APT: Ebeveynlik yaklaşımlarınızda eşiniz ile aynı fikirde misiniz? Evet ise birlikte nasıl yol alıyorsunuz? Hayır ise fikir ayrılıklarını nasıl çözüyorsunuz?

T.Ç.: Evet aynı fikirdeyiz ve bu konuda çok mutluyum. Aslında ikimiz de kendi çocukluğumuzdan yola çıkarak anlamıştık ne yapmamız gerektiğini. Tam da bu konuları düşünürken AP çıktı karşımıza. Metehan’ın bize verdiği sinyallere göre hareket ediyoruz. Fikir ayrılığımız olmuyor ama yorgunluk faktörü devreye girdiği zaman karmaşa olabiliyor. Bu arada sevgi ve saygıyla beslemek ve ten teması konusunda en büyük destekçim eşim. Metehan bizimle birlikte yatıyor , yatağımıza ek yaptık. Gece isterse babasının yanına yatıyor, isterse solumda duruyor. Emzirme konusunda da,beslenme konusunda da hiç tahmin etmediğim  kadar aynı düşünüyoruz.

  • APT: Sizce AP her aileye uygun bir yaklaşım mı?

T.Ç.: Kesinlikle evet! Mesela diyebilirsiniz ki “Benim eşim çok sinirli biri, tahammülü yok” . Tamam işte, tam da bu durumda yapılması gereken aynalama. Eşinizin sinirli biri olarak doğmadığını düşünüyorum. Sorunun kaynağını bulup çözebilirsiniz diye düşünüyorum. Kendisi gibi sinirli ve tahammülü olmayan bir çocuk yetiştirmek istediğine emin mi? Veya duygularını ifade etmesine izin verilmemiş, kendisine güveni olmayan ve belirli misyonlar yüklenmiş bir çocuk mu yetiştirmek istiyor? Her ilkeyi yerine getiremiyor olsanız bile inanın çok fark göreceksiniz ve bu hem çocuğunuza hem de size çok iyi gelecek.

  • APT: Sizce herhangi bir ebeveynlik yaklaşımının bir toplumu şekillendirmesindeki rolü nedir? AP bunun neresinde?

T.Ç.: Bu konuda farklı örnekler vermek istiyorum. Katiller,sapıklar,tecavüzcüler, uyuşturucu bağımlıları masum birer bebek olarak geldiler dünyaya. İşlenmeye hazır birer hamur gibiydiler ve ailelerinin yanlış yoğurması sonucunda şuan oldukları insanlara dönüştüler. Mustafa Kemal ATATÜRK’ü de bir aile yetiştirdi. Albert Fish’i de bir aile yetiştirdi. ( Kendisi yamyam bir seri katil). Bu seri katillerin neredeyse hepsinin çocukluğunda tacizler,şiddet görmeler var.

Yani toplumu şekillendirmede en büyük etken ebeveyn. Diyebilirsiniz ki “Harika aileler var ama çevre faktörü yüzünden çocuklar değişiyor” tamam işte, o çevre dediğiniz insanları da ebeveynleri bu hale getiriyor. AP insanlara sevgiyi göstermenin, bebeğe de saygı duymanın bilinenin aksine hata olmadığını gösteriyor. AP ilkeleriyle yetişen bir çocuğun kötü bir insana dönüşeceğine ihtimal bile veremiyorum.

  • APT: Son olarak sizin bize sormak yada paylaşmak istediğiniz herhangi bir şey var mı?

Son olarak, değişim için hiç bir zaman geç değil. Hep birlikte AP’nin desteğiyle,sevgi ve saygı dolu insanlar yetiştirelim. Doğaya saygılı ve mutlu bir toplum hayal  olmaktan çıksın artık. Çünkü siz de biliyorsunuz bir insan her şeyi değiştirebilir..

APT: Katılımınız ve desteğiniz için çok teşekkür ederiz. Sevgilerimizle.

Attachment Parenting Türkiye Ekibi

 

 

 

Bunu Paylaş:
0

Yeni Bir Kardeş

Düşünün ki çok sevdiğiniz bir arkadaş grubunuz var ve çok ama çok seviliyorsunuz. Çok mutlusunuz. Gruba yeni biri katılıyor, çok güzel ve sevimli biri. Her  hareketine etraftaki herkes hayran kalıyor. Ne yapsa beğeniliyor. Siz içten içe kıskanmaya başlıyorsunuz, ama onu kıskanmayı kendinize yakıştıramadığınız için bunu kendinize bile itiraf edemiyorsunuz. Bunu arkadaşlarınızla paylaştığınız zaman da “aa olur mu öyle şey, biz seni de çok seviyoruz, sen niye öyle hissediyorsun o çok tatlı biri” diyorlar. Aslında siz de hissettiğinizin yanlış olduğunun farkındasınız ama kendinize engel olamıyorsunuz ve sürekli kafanız karışık halde içten içe yeni gelen kişiye karşı olumsuz duygular beslemeye başlıyorsunuz. Ama bunu gösteremezsiniz çünkü etraftakilerin sizi kınamasından çok korkuyorsunuz. Mecburen bu kötü duyguyu saklıyorsunuz. Ve her şey normalmiş gibi siz aslında böyle bir duygu hissetmiyor gibi yaşamaya devam ediyorsunuz. Duygularınızı inkar ettiğiniz için de içinizde yavaş yavaş bir öfke büyüyor.
Bu hikayenin bir de başka bir şeklini hayal edin. Durum aynı ve siz de aynı şeyleri hissediyorsunuz. Ama bu sefer arkadaşlarınız sizin hissettiklerinizi fark ediyor. Ve size hak veriyorlar “Böyle hissetmen çok normal çünkü onun senin yerini almasından korkuyorsun, onu senden daha çok seveceğimizden korktun. Biz de benzer duygular yaşamıştık. Böyle hissetmeni anlıyoruz,” diyorlar. Nasıl hissederdiniz? Çok hafiflemiş, kabul edilmiş ve normal hissederdiniz muhtemelen.
Eve yeni bir kardeş geldiğinde büyük olan çocuğun hislerinin aşağı yukarı böyle olacağını tahmin ediyorum. O kardeşini içten içe kıskanır ama etraftakiler bu duyguları onaylamadığı için bunları gizlemek zorunda kalır. Ama etrafında kimse yokken bu duyguları ortaya çıkarır.
Ben de uzunca bir süre iki kardeşin birbirleriyle iyi anlaşabilmesi için çok uğraştım ve sonra yanlış yolda olduğumu anladım. Büyük oğlumla konuştum ”Kardeşin doğduğunda korkmuş olmalısın, sana olan sevgimin azalacağını mı düşündün? Üstelik onu sürekli emzirdiğim için kendini dışlanmış hissetmiş olabilir misin? Onun hiç doğmamış olduğunu hayal ettiğinde kendini nasıl hissediyorsun?”
Bu konuşmanın ardından oğlum olumsuz duygularını ifade etti. Bu duygular ortaya çıkıp ifade edildikçe büyük oğlumun daha hafiflediğini biliyorum.
Büyük çocuğumuzla ne kadar çok vakit geçirirsek geçirelim onunla ne kadar çok ilgilenirsek ilgilenelim, olumsuz duyguları hakkında konuşacak ortamı bulamadığı sürece kardeşine olan öfkesi sürecek.
Kardeş anlaşmazlığı olan durumlarda yapılabileceklerden bazıları şunlar olabilir:
1- Büyük asla mükemmel abilik/ablalık yapan karakterlerin olduğu hikayeler okumayın. Bu hikayeler çocuğunuzun kendi duygularından şüpheye düşmesine yol açabilir.
2- Onunla kardeşinin doğumu ile birlikte hissettiği olumsuz duygular hakkında konuşabilirsiniz, belki bu iş günler ve haftalar alır ama sonunda sizin onu kınamayacağınızı anladığında gerçek duygularını size anlatır.
3- Siz ona bir hikaye uydurabilirsiniz. Bu hikayede bir çiftlikte çok mutlu yaşayan bir keçi (ya da onun sevdiği bir karakter/hayvan) olsun ama bu çiftliğe yeni doğmuş bir bebek gelsin ve diğer keçinin kendini nasıl yalnız hissettiği, annesinin yeni gelen kardeşi kendisinden daha çok sevdiğine dair hissettiği korkularına dair bölümler olsun. Bu hikayeyi siz tamamlamayıp hiç yorum ve müdahale olmadan çocuğunuzun tamamlamasını isteyebilirsiniz. Böylece bu konuda kendini ifade etmesi için ona alan açmış olursunuz.
4- Ona; ‘cici kardeş sen abisin/ablasın’ demek iyi bir fikir olmayabilir, kardeşinden büyük olsa da o hala küçük bir çocuk. Abi/abla olmanın yükü ağır gelebilir. Birinin ablası/abisi yan rolünde hissedebilir. Oysa kendi hayatının baş rolünde. İsmiyle hitap etmek daha iyi bir seçenek olacaktır. Fiziksel şiddet olduğunda ise sadece “vurmak yok” ya da ‘Bu ailede birbirimizin canını acıtmıyoruz,’ diyebilirsiniz. Ben özellikle ‘kardeşine vurmak yok’ cümlesini kullanmıyorum. Çünkü sadece kardeşine değil, evdeki herhangi birisine vurmasını ya da kardeşinin ona vurmasını da istemem. Kuralların kardeşi dahil tüm aile bireyleri için geçerli olduğunu bilirse, kendini daha iyi hissedebilir. Böyle zamanlarda şiddet gören kadar, şiddete uygulayan çocuğun da şefkate ihtiyacının olduğunu unutmamak gerekli. ‘Çocuğumun bu davranışı altında yatan ihtiyaç ne olabilir?’ diye sorup, cevap bulmaya çalışabiliriz.
5-Eğer fiziksel temas devam ediyorsa iki çocuğu şefkatli bir şekilde birbirinden ayırabilirsiniz. Aynalama yapmak iyi olabilir. ‘Kardeşinin senin oyuncağını almasını istememiş miydin?’, ‘Yeni yaptığın kule yıkılınca sinirlendin mi?’ gibi yorum katmadan aynalama yapmak, fiziksel ifade yerine sözel olarak kendisini ifade etmesi için fırsat verebilir.
6- Öfke duyduğu zaman ya da fiziksel zarar vermeye kalkıştığı zaman bunun resmini çizmesini isteyebilirsiniz. Kardeşinin geri gitmesini ya da çöpe atılmasını  talep ettiğinde, ‘gel bunun resmini çizelim,’ deyip, kağıdı istediği gibi karalamasını/resim yapmasını teşvik edip, sonra bu resim üzerinden konuşabilirsiniz. ‘Burada çöp mü var? Bu kardeşin mi? Kardeşinin olmadığı günlere geri dönmek mi istedin?’ gibi yorum katmadan, resim hakkında konuşulabilir. Kardeş resmi yapılıp, o resim çöpe atılabilir.
7- Kendisini bir oyuncak üzerinden ifade etmesine izin verebilirsiniz. Anne-çocuk-kardeş oyunu oynayıp, bu oyunda bir peluş hayvanı bebek/kardeş yapıp, ne yapacağını izleyebilirsiniz. Peluş hayvanı atarsa/zarar verirse yine yorum katmadan sakince aynalayıp -‘yere düşmesini mi istedin’ gibi- kendisini ifade etmesine izin verebilirsiniz. Bazı aileler bu tür oyunların çocuğu agresifleştirmesinden korkarlar. Aksine kendini ifade edebildiği oyunlar, hissettiklerini ifade edip, rahatlamasını sağlar.
8-Vurmak/ısırmak/tırnaklamak gibi aynı hareketi sık tekrarlıyorsa, kendinize bir ısırma/vurma yastığı/peluş oyuncağı ayarlayıp; bu harekete başladığında ‘haydi gel ısırma yastığını ısıralım’ deyip, birlikte yastığı ısırabilirsiniz. Sonunda  bu olayı absürt hale getirip (mesela yastık sizi ısırabilir, çocuğunuz yastıkla sizi kovalayabilir), bunu bir kovalamaca, gülme, çocukla birlikte boğuşma oyunu haline getirip, bu konudaki enerjisini atmasını sağlayabilirsiniz.
9- Çocuklar ağladıkları ya da kıkır kıkır güldükleri zaman bu konudaki tıkanıklığın sakince akmaya başladığını hayal edin. Ağladıkları zaman sakince -eğer izin verirse- kucaklayıp sarılabilirsiniz. İhtiyacı varsa aynalama yapabilirsiniz, ‘üzgün olduğunu görüyorum. Minik bebeğim çok üzülmüş,’ gibi şefkat içeren ve basit cümleler kullanılabilir.
10- Kendini ifade edebileceği oyunlar bulmakta zorlanıyor iseniz, Oyun Oynama Sanatı kitabı iyi bir fikir olabilir. İçinde pek çok şifalı oyun bulabilirsiniz.
11- Bebek beklerken ‘Kardeşin doğunca birlikte çok eğleneceksiniz, en yakın arkadaşın olacak’ gibi cümleler kurmak, evdeki herkesin bakımına muhtaç bir bebek eve geldiğinde çocukta hayal kırıklığına sebep olabilir. Hamilelik döneminde ‘bebek doğduğunda sadece uyuyacak, ağlayacak, kaka yapacak ve emecek. Çok küçükken seninle oynayamayacak. Senin, benim, babanın, hepimizin ona bakması gerekecek. Ama büyüdüğü zaman birlikte oynayabilirsiniz,’ şeklinde daha gerçekçi cümleler kurmak, bebek geldiğinde daha az hayal kırıklığı olmasını sağlayabilir. Bebek doğduğunda aşırıya kaçmadan büyük çocuğun yanında onu sevmek, yeni abla/abiye kardeşinin sevilebilir bir varlık olduğunu öğretmek açısından faydalı olabilir.
12-Kendi çocukluğunuz ile ilgili çözülmemiş düğümler, sizi iki kardeş arası ilişkide tetikliyor olabilir. Bu yazı anne tavsiyesi niteliğindedir, eğer bu konuda tetiklendiğinizi ya da orantısız tepki gösterdiğinizi düşünüyorsanız profesyonel destek almak hem siz hem de çocuklar için daha iyi olabilir.
13- Kardeş Rekabeti kitabı bu konuda çok faydalandığım bir kitap, zorlanan tüm ebeveynlere tavsiye ederim. İçinde zaman zaman kendinizi bulabilirsiniz. Paylaşıyorum da yeni bebek gelen evlerde büyük çocuğa okunabilecek güzel bir çocuk kitabı, 2 yaş civarından itibaren okunabileceğini düşünüyorum.
İnanın bu minikler büyüdüğü zaman da kavga etmeye devam edecekler. Ben (çok ciddi fiziksel tehlike yoksa ya da biri diğerine zorbalık yapmıyorsa) müdahale etmiyorum. Müdahale edip sorunu çözmeye çalışmak hem faydasız hem de ebeveyn için çok yıpratıcı. Kardeş kavgasının doğal olduğunu ne kadar erken kabul ederseniz o kadar kolay olur. Birden fazla çocuk sahibi tüm ebeveynlerin benzer yollardan geçtiğini bilmek belki kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayabilir. Büyüyecekler ve çocukluk anılarını gülümseyerek anacaklar. Tek istediğim aile olmanın sıcaklığını hissetmeleri ve kardeş olsa da olmasa da biricik olduklarının farkında olmaları. Hepimize kavgasız bol oyunlu günler dilerim…
Yazarlar:
 
Songül Reyhanioğlu Darı
https://www.instagram.com/av.songul/
1978 yılında Ankara’da doğdu. Hukuk fakültesini bitirdikten sonra bir süre serbest avukatlık yaptı. İlk oğlunun doğumundan iki yıl sonra işine ara verip oğlunu büyütmeye karar verdi. ikinci oğlunun doğumuyla birlikte kendini tam zamanlı annelik yapmaya, ebeveynlik kavramı üzerine düşünmeye, araştırmaya, okumaya adadı. Okumayı, düşünmeyi, araştırmayı, soru sormayı, fotoğraf çekmeyi sever.  Doğada huzur bulur. Attachment Parenting savunucusudur.
Yasemin Özşahin
https://www.instagram.com/yaseminozsahinnn/
Önce okumayı, sonra yazmayı en çok konuşmayı seven; hala bir değişim ve yapılanma içinde ve kendini tek kelimeyle anlatmak isterse de  ‘yenilenmek’ diyebilecek; sıradan, seven, sevinen, kızan, deliren, üzülen, acıkan, bağıran, kahkaha atan, gülümseyen, arada (çoğunlukla) otomatiğe bağlayan, sonra otomatik pilottan çıkan iki çocuk annesi bir anestezist…  Anne olmak ona, kendini ifade edemeyen bir miniğin kişisel sınırlarını keşfetmeye çalışırken, kendi sınırlarının ne olduğunu öğretmiş olan bir kadın… Herkes gibi, ne eksik ne de fazla…
Bunu Paylaş:
0

Biberon ve Emzik ve Bağ Üzerine

Attachment Parenting ilkelerinden birisi aşkla ve saygıyla beslemektir. Bu ilke bebeği veya çocuğu beslemenin içerikten bağımsız olarak, aşkla yapıldığında  bebek ve ebeveyn arasındaki bağa katkı sunduğuna ebeveynlerin dikkatini çekmektedir.

Anne sütünün bebeğin toplam sağlığına katkısı tıp dünyasında tartışmaya yer bırakmayacak şekilde kanıtlanmıştır. Bununla beraber dünyaya gelen her bir bebek için beslenme serüveni oldukça çeşitli değişkenlerden etkilenmektedir. Ebeveynin kendi hikayesinden kaynaklı olarak emzirme ilişkisi dayanılmaz olabilir ve böyle bir durumda ebeveyn bebeğini en baştan itibaren biberon ile aşkla beslemeyi seçebilir. Başka ebeveynlerin hikayesi çok daha karışık olabilir, emzirmeye en baştan itibaren niyet etmiş ancak tıbbi sorunlar ve bunları aşmak konusundaki yetersiz destek sistemi, emzirme başlatılırken verilen yetersiz destek ve emzirme sorunlarına bireysel emzirme danışmanlığı alamamış olmaktan kaynaklı olarak bu ebeveynlerin  bebekleri ;  emzirme/biberon ile anne sütü  ile beslenme/ biberon ile formül süt ile beslenme, tüm bunlara ek olarak emzik kullanma durumunun  farklı kombinasyonları ile beslenerek büyümektedirler. Tüm bu beslenme deneyimlerine bebeğin ebeveynleri ile bağına etkisi açısından baktığımızda, ebeveynin tutumunun bebeğin içtiği gıdanın içeriğinden bağımsız olarak ilişkiye katkı sunacağına dikkatinizi çekmek isterim.

Bir bebeği veya çocuğu emzirmek veya biberon ile beslemek  onun biyolojik ihtiyacını karşılamanın ötesinde bir ilişki içerir. Biberon ve emzik kullanan bir bebekte aşkla ve saygıyla beslemek ve böylece çocuğun duygusal ihtiyaçlarına cevap vererek onun ebeveynleri ile bağına katkı sunmak için Attachment Parenting International’in bazı önerileri var;

 1- Bebeği biberon ile beslerken emzirme pozisyonunda şefkatle tutmak, biberonu da memelerin hizasında tutarak vermek, emziriyormuş gibi taraf değiştirerek beslemek , bu sırada da bebeği kucaklamak, göz teması kurarak sıcak ve tatlı bir tonda konuşmak, okşamak, o anda aklımızdaki milyon tane düşünceyi bir kenara bırakıp dikkatimizi bebeğimize odaklamak. Yani o anda  fiziksel ve duygusal olarak bulunmaya niyet etmek.

2- Açlık ipuçlarını takip edip acıkınca besleyip doyunca durmak. Saatli beslemekten uzak durmak. Bebek önderliğinde beslemeye niyet etmek.


3- Bebeğin mümkün olduğunca primer bakımverenleri (Anne, baba ve ek olarak bebeğin en yakın bağ kurduğu kişiler) tarafından beslenmesini sağlamaya çalışmak.


4- Emzik, bebeğin emerek rahatlama ihtiyacını karşılar, emziği de sanki emziriyormuş gibi,  bebeği emzirme pozisyonunda tutarak vermek. Böylece bebeğin/çocuğun zihninde : ” Emzik\biberon = kucaklanmak+ ebeveynle odaklanmış dikkat zamanları” olarak eşleşebilir. Böylece emziğin bir geçiş objesi olmasına değil de  bakımveren yetişkin ile duygu regülasyonu ilişkisinin bir parçası olmasına yatırım yapabilirsiniz. Yani bebek rahatlamak için bir nesneye değil doğal ilişkide olduğu gibi bakımverenine bağlanabilir.


5- Emzik ve biberondan sanki memeden ayırır gibi nazikçe kademe kademe ve çocuğun rızası ile ayırmak. Böylece çocuk duygusal regülasyonu başka türlü yapabilmek için denemeler yapmak ve uyum sağlamak için bolca zamana sahip olur.


Gördüğünüz gibi emzirme ilişkisini bağlanmaya hizmet eden bir ilişki yapan şey meme ucu değil ebeveynin bağlantıyı başlatıcı ve sürdürücü davranışlarıdır. Emzirme ilişkisindeki fiziksel ve duygusal yakınlık biberon ile beslenme ve emzik ile rahatlama ilişkisinde de aynı şekilde sağlanabilir.  Gıdaya değil bebekle duygusal ilişkiye dikkat ederek beslediğinizde ne ile beslediğinizden bağımsız olarak bu beslenme ilişkisi aranızdaki bağın kuvvetlenmesine hizmet edebilir.

Serap Reyhanioğlu Arıkan

Attachment Parenting International tarafından akredite edilmiş AP Lideri, Empatik Ebeveynlik Türkiye adındaki gönüllü ebeveyn destek çemberlerinin kolaylaştırıcısı, Attachment Parenting Türkiye Facebook grubu yöneticisi, esasen çocuk doktoru, şimdilik iş yeri hekimi, öğrenmeye aşık biri. Bir de 3 yaşında bir çocukla ve eşiyle şiddetsiz iletişim ve regülasyon konusunda tecrübe kazanmaya devam ediyor. Bazen @serapreyhaniogluarikan hesabından Instagram’da da yazıyor. Hepsi bu…

Bunu Paylaş:
0

PROBLEMLİ DAVRANIŞA DUYU BÜTÜNLEME GÖZLÜĞÜNDEN BAKMAK – MODULASYON

Duyu Bütünleme süreçlerini anlamanızın en güzel yanı, çocuklara çeşitli etiketleri yapıştırmadan önce onların duyu bütünleme süreçlerini yani ‘Duyusal Profil’lerini tanımanız gerektiğini bilmektir.

Çünkü bilirsiniz ki, duyusal profilini anlayıp ona göre basit müdahalelerle desteklediğiniz çocuk; ‘Yemek Yemeyen’, ‘Uyku Düzeni Bozuk’, ‘Tembel’ ‘Aşırı Hareketli’, ‘Huysuz’ ya da ‘Yaramaz’ gibi hallerinden kolaylıkla kurtulabilir.

Okumaya devam et PROBLEMLİ DAVRANIŞA DUYU BÜTÜNLEME GÖZLÜĞÜNDEN BAKMAK – MODULASYON

Bunu Paylaş:
0

Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Buse Karaman

Merhaba Buse Hanım, Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Buse Karaman: Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Fotografçılık bölümünden mezunum. Evlendikten sonra kendi işimiz olması sebebiyle bir süre turizm ile uğraştıktan sonra, kızımın dünyaya gelmesiyle çalışmaya ara vermek durumunda kaldım. Üretmeyi her zaman seven biri olarak el emeği ürünlerimi bir çatı altında topladım ve kurduğum marka altında satışa çıkararak yeniden çalışma hayatına geri döndüm. Şimdi hayallerinin peşinde koşan, üretmekten hiç vazgeçmeyen, 30 yaşında ve iki çocuk annesiyim.

Okumaya devam et Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Buse Karaman

Bunu Paylaş:
0

Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Şule Seda Ay

Merhaba Şule Hanım, Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Şule Seda Ay: 33 yaşındayım ve bu Eylül 6 yaşını doldurmuş bir kızım var. Eski bir kimya mühendisi ve rafinericiyim. Sistemin tam merkezinden en dışına çıkma yolculuğu yapıyorum denebilir son 6 yıldır. Kızımın doğumu ile başlayan içsel dönüşüm, anlamlarımızı ve dolayısıyla hayatımızı da değiştirdi ve eşim de ben de şifa alanında çalışmaya başladık. Hem kendimizi, hem dünyayı hem de dünya ile ilişkimizi şifalandiriyoruz. (Yerküre’yi) Onarıcı tarım, homeopati, içsel barış ve Dünya barışını artıracak sohbetler şu anda uğraşmaktan mutlu olduğumuz şeyler. Hayatımızda oyuna yer açmayı öğreniyoruz her an. Kırsalda yaşıyoruz, evimizde TV yok ve internet çok kısıtlı çekiyor. Elektriği ve bir miktar gidamizi kendimiz üretiyor, suyumuzu da şimdilik köyden taşısak da yağmur suyu hasadı ile elde etmek için düzenlemeler yapıyoruz. Arılarımız ve kümesimiz bize takas gücü sağlamakta en büyük destek. Kızımız da bizimle beraber oyun oynayarak ve içsel motivasyonuyla öğrenerek büyüyor.

Okumaya devam et Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Şule Seda Ay

Bunu Paylaş:
0

Attachment Parenting Türkiye Röportaj- Gizem Erbirer

Merhaba Gizem Hanım, öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Gizem Erbirer Hızel: Merhaba Ben Gizem Erbirer Hızel, 33 yaşında Gece’nin annesi oldum. 10 sene sinema ve dizi sektöründe yardımcı yönetmenlik yaptım, sonra kendi şirketimi kurup düğün organizasyonları yaptım, en son Vogue’da Yönetici Asistanlığı yaparken anne olacağımı öğrendim. Oğlum Gece doğduğundan beri tam zamanlı anneyim.

Okumaya devam et Attachment Parenting Türkiye Röportaj- Gizem Erbirer

Bunu Paylaş:
0