Merve Kasapoğlu Kangal’ın SSVD Hikayesi

İda Hazel Kangal! İsmini Kaz Dağlarından alan güçlü bir bebeğin doğuş hikâyesi! Bu bir normal Doğum hikâyesi değil sezaryen sonrası DOĞAL doğumun hikâyesidir… (SSVD)

Evet, en başından başlayalım : 19 Aralık 2013… Doktorumu 40+3’e kadar zor bekletebildim; Ben; “beklerim” diyorum, o; “risk var” diyor… “Suni sancı alayım” diyorum, o; “bebeği strese sokmaya gerek yok, prensesler gibi doğum yapmak varken” diyor…. Bu saatten sonra da doktor değiştiremem ki, güvendik bir kere… Eşimin gözünün içine bakıyorum; ama nafile… Sezaryene gitmeden önceki gece başka doktora gitsem mi diye az düşünmemiştim. Anlayacağınız normal doğumu çok istediğim halde, ilk doğumumda bebeğimi sezaryen ile kucağıma aldım… Benim için o kadar zorlu bir süreçti ki; nasıl başardı ise yardımcı doktor kaburgamı çatlatmıştı. Doğum sonrası 2 ay çok zahmet çektim, bebeğimin altını almak için değil eğilmek, gece yattığımda yardım almadan doğrulamıyordum

2. bebeğime hamile kaldığımda Hamile Okulu’na gittiğim eğitimde öğrendim ki 1. Doğumda söylenen bebeğin 4 kg ı geçmiş olması ve kaka yapma riski bir sezaryen sebebi değilmiş. Sezaryen sebeplerini burada sıralamayacağım ama lütfen araştırın sezaryen kararını almadan önce… İlk Doğumumun iyi yanlarından biri doktorumun isteğimiz üzerine çift dikiş uygulamasıdır ki 2. Doğum da normal doğum şansımız artsın… (Bu fikir nasıl aklıma geldi bilmiyorum, SSVD’nin varlığından bile bir haberdim o zamanlar…) Doğum öncesi beslenme programı, düzenli yaşam, hamile yogasına uzun uzun değinmeyeceğim, ama Doğum öncesi motivasyon ve bedensel güçlenme çalışmalarına başlamıştım, zaten çocuk sahibi olunca ister istemez bedensel gücünüz artıyor, herkese tavsiye ederim….

Gebeliğime yine eski doktorum ile başladım… Ailece doktorumuzu seviyorduk, fakat 1. Doğum nedeni ile maalesef bende güven eksikliği oluşmuştu bir kere…. ( Bu güven eksikliğinin bir diğer sebebi de sezaryen sonrası doktorumuzun tatile çıkmasıdır…) Hatta tüm özel hastanelerdeki doktorlara karışı güven eksikliği oluştu; başka doktora gidip teyit almadan edemiyordum. Bu nedenle ara kontrollerde Zeynep Kamil Doğum ve Araştırma hastanesinin SSVD polikliniğine de gitmeye başladım. 3 doktora ayni anda gittiğim bir dönem bile oldu. SSVD Grubu sağ olsun, grupta önerilen doktorları tek tek denedim Gerçi sonuçta hiç takibinde olamadığım bir doktorda doğum yaptım Şöyle ki en son karar verdiğim Doktor doğumun olacağı hafta yurt dışı planı yapmıştı ve Doğum tam bayram tatiline denk geliyordu. Ben de bayram öncesi hem bir Bozcaada tatili hem de Ayvalık’ta annemlerin yanında olabilmek için yola çıktım… 38. Haftada Edremit’te Özel bir Hastanede Ssvd grubunda önerilen daha önce SSVD uygulamış olan doktoruma geldim…. Muayene sonrası benim için de deneriz dedi. Hala bir taraftan Zeynep Kamil SSVD polikliniğine gitmeyi düşünürken; doktorun verdiği güven ve İstanbul’un hengâmesinden uzakta, her gün yürüyüş ve denize girme imkânı, beni Ayvalık’ta tutan en büyük sebepti…

Doğum öncesi doktor ile hazırlamış olduğum doğum planını paylaştım, sonuçta bu benim doğumum olacaktı, ilk doğumdaki gibi pişmanlık yaşamak istemiyordum. İnsanoğlu hayatı boyunca kaç doğum yapabilir ki? Bu benim planladığım son doğum ise bir de… Doğum tamamen normal bir doğum olmalıydı…. Rutin kontroller devam ediyordu, 39.hafta, derken 40.hafta bitti, hala tık yok… 40. Haftada Doktorum strapping mebran yapacağını söyledi. Bu ilk defa duyduğum terimi araştırmaya başladım, ne ki bu “straping Mebran”, neden yapacak, kafamda deli sorular… Tabikî araştırmalar, aramalar ve konuşmalar başladı…42. Haftaya kadar vakit var, neden erken müdahale etmek istiyor diye endişelendim ve doktorun söylediği tarihte muayeneye gitmedim. Tabi bu esnada Hamile Okulundan ve İstanbul’daki doktorumdan da destek istedim, sağ olsun yardımcı oldular Bir hafta boyunca kontrole gitmedim, 41.hafta başında gittim Edremit’e kontrole… Programı yoğun olduğu için ertesi gün çağırdı doktor bizi…

41+3 te yine sancı ya da herhangi bir belirti olmadan gittik hastaneye, aynı ilk doğumdaki gibi… Sabahtan yarım strapping mebran yaptı, öğlen 12:00 de NST ye girecektim. 2,5 saatlik arada boş durmayıp yürüyüş yaptım, takribi 3km yürüdüm yakındaki alışveriş merkezine kadar gittim ve yine yürüyerek hastaneye döndüm. Hafif hafif baskı başladı (sancı gibi değil de normalden daha yoğun bir baskı gibi). 12:00 gibi NST ye girdim sonuç iyi idi; sancı da gözüktü. Doktor, öğleden sonra yarım yaptığı strapping işlemini tamamlayacağını söylemişti; 14:00 gibi onu da tamamladı… Araştırmalarım neticesinde ben bizi eve gönderir diye düşünürken; “yatışınızı yapacağız, 16:00 da Nst, 17:00 de tuşe kontrolü yapılacak” dedi. Ben şoktayım tabi, daha sancı bile yok ki “eyvah sezaryen olacak” diyordum içimden… Neden İstanbul’a dönmedim diye pişmanlık yaşıyorum ama olan olmuştu, en kötü karar, kararsızlıktan iyidir diyordu eşim… Odaya çıktık fakat oda hazır değil idi… Bu esnada doktorumdan yemeğe gidebilmek için izin istedim, tatbikî izin verdi- çünkü bu bir ameliyat olmayacaktı Her zaman olduğu gibi asansör kullanmadan indim merdivenlerden ve hastane yakınlarında bir lokantaya gitmeye kara verdik, ama ben hastaneden dışarı adım attığım gibi bir sancı başladı… Hemen Meryem Ana otunu sıcak suya koydum hastaneden çıkmadan. Yemeği beklerken Meryem Suresini okuyarak bu sudan içtim… Yemek boyunca 10 dk da nerdeyse 3 defa sancı girmeye başladı. Sancıları derin nefeslerle karşılıyordum. O kadar soğukkanlıydım ki; eşim inanamıyor şaka yapıyorsun diyordu. Acı eşliğimin düşük olduğunu düşündüğü için sancı gelince yerimde duramayacağım düşünüyormuş kendisi Saat 4 de NST’ye yetişiyoruz. Sancılar 60-120 civarı, kalp atışları normal… Bu kadar hızlı sancıların başlaması ve nişanın gelmesi beni şaşırtıyor… Odaya yerleşiyoruz, yoga matım, pilates topum hazır, hamilelik boyunca her gün düzenli yaptığım egzersizlere başlıyorum, çok rahatlatıyor… Kegel ve pelvik egzersizler doğuma çok yardımcı kesinlikle her gün yapmaya özen gösterilmeli. Yatarken bile yapılabilecek hareketler mevcut. Veee tuşe kontrolü zamanı: SSVD grubunda önermişlerdi buradaki deneyimli Ebeyi ama ilk söyledikleri nedeni ile rahatsız oldum kendisinden, gerçi sonradan çok sevdim kendisini… İlk tanıştığımızda da söylediği gibi; “%60-70 sen sezeryan olursun” demesi ile başlayan tuşe kontrolüm esnasında fazla derine mi girdi bilmiyorum foşş diye sular boşaldı… Yanında bulunan diğer ebe ile ikisi de “bebek kakasını yapmış, su berrak değil” dediler. Endişelendim ama araştırmalarımdan biliyordum ki, bebek kakasını yapsa da pek problem değildi. Gebeliğin son zamanlarında zaten bebekler mekonyumu amniyo sıvısına yapıyorlarmış, önemli olan içerde bebeğin strese girip ciğerlerine sıvının kaçmaması imiş; bu da annenin stresi ile doğru orantılı…. Çataldan inerken merdivendeki suyu gösterdi ebe, gerçekten sarı-yeşil arasıydı ama ne çok koyu ne de koku vardı bana göre…. Sıvıyı kontrol edebilmek amacı ile ped verdiler. Odaya gittim doktorum 18.00 gibi nst istediği icin 1 saat aram vardı, hemen duşa girdim… Zaten su geldikten sonra sancı şiddeti ve yoğunluğu da değişmişti… Su çok rahatlattı, takribi 15 dakika su da kaldım. Sancılar geldikçe nefesimi bebeğim İçin alıyordum artık; derin derin… Nefes egzersizleri çok işime yaramıştı… Duştan çıktım. Sezeryan olacağım korkusu ile ilk olarak pilates topu üzerinde Kuran-i Kerim İnşikak suresini okudum. Bu arada Kuran-i Kerimi her zaman Türkçe okurum, anlamı o kadar motive edici ki sezeryan düşüncesi hemen aklımdan gitti. Eşim de arkadan beni motive ediyor, doğum eğitiminde aldığımız olumlamaları okuyarak bana destek oluyor ve sancılar esnasında belime masaj yapıyordu… NST zamanı geldi; kalp artışları güzel, sancılar 10 dk da 3-4 civarı, bu arada tuşe kontrolünde açılma 4-3 cm civarı çıktı, aynı anda tuşe kontrolü yapılan başka biri vardı, onun 7 cm açılması varmış, doğumu yakın diye konuşuyorlar….

Doktorumum geldi: “sancılar ve çocuk iyi. Çok istediğin için biraz daha kontrollü gideceğiz ama tedbirli olmalıyız, bu nedenle dışardan su ve yemek yemek yok, damar yolu açıp bebeği damardan besleyelim, kötü senaryoya hazır olalım” dedi. Su patladığı için de antibiyotik yaptı… Ben 72 saate hazırım dedim; biliyordum ya su patlayınca 72 saat içinde normal doğum için kontrollü beklenebiliyor. Uzun süre bağlı kalmak istemediğim NST’ye nerdeyse yarım saatte bir bağlanmaya başladım. Yatarak sancılarla baş edebilmek o kadar zor ki, NST de bebek strese girmesin diye eğitimde öğrendiğim akupunktur noktalarına dokunarak nefesimi derinleştiriyorum. Bebeğin kalp atışları normal fakat üçüncü 10 dk da 1 çökme gözüküyor. Sürekli odaya gelip gidiyorlar fakat ben sakin olmaya çalışıyorum. Doktor endişelenmiş, eşime “sezaryene girecek gibi gözüküyor fakat çok ısrar ettiği için biraz daha izleyelim” demiş. Bana bu konuşmaları hissettirmeyen eşim, pozitif enerji vermeye devam ediyor. En büyük destekçim, iyi ki var, onun desteği olmasaydı başaramazdım. NST cihazından ayrıldığım gibi hemen hareketlere geçiyorum, çok rahatlatıyor bu hareketler iyi ki yoga eğitimine gidip, hamilelik kitabını düzenli takip etmişim… Ebeler şaşırıyor, dersine iyi çalışmış bilinçli bir hasta diye sürekli gaz veriyorlar, ben de bu sözler karşısında daha da güçleniyorum… Tuvalete gittiğimde fark ediyorum, pedimde akışkan kanlı sümüksü bir sıvı var, çok endişeleniyorum ama bir şey söylemiyorum. Serumum da bitmişken Fatma Ebe geliyor, tuşe kontrolü yapalım diyor, o su patlama olayı aklıma geliyor ve yok sonra yapalım diye geçiştiriyorum. Tamam diyor. Duş Almak için izin istiyorum izin veriyor ve akabinde NST ye giriyorum yine… Sonuç iyi… 2. Serumu da bağlıyorlar ama benim sancılar o kadar artıyor ki baş etmek, nefes almak daha da zor hale geliyor. Dayanamıyorum artık, tuvalet hissi de gelmeye başladı tabi… Tüm pelvik kaslarımı rahat bırakarak nefes alıyorum kendimi sıkmamaya çalışıyorum. O kadar rahat nefes alıyorum ki en kötü tuvaletimi yaparım, önemli olan bebeğim aşağı rahat insin düşüncesi… Bu düşünce ile sağa sola salınım hareketi yapıyorum. Hasta bakıcı bir ablanın gösterdiği hareket de çok işime yarıyor. Sancılar esnasında artık eşimin ya da annemin sırtıma dokunması dayanılmaz hale geliyor! Sessizlik istiyorum sadece…. Hem doktorum hem önerilen Ebe eve gittiği için takip diğer daha genç olan ebe tarafından devam ediyor ve telefon ile bilgi veriliyor. Tabi daha sık NST yapılıyor fakat son NST de dayanamayıp iniyorum Nst den, tuvaletim geldi bahanesi ile saat 21:00 civarı… Sancı geliyor sancı ile birlikte ıkınma hissi, gerçi bu his son duş alışımdan beri var ama artık daha yoğun, bunu söylemem lazım diyorum Eşime: “ıkınma hissim var!!!!!” diye haykırıyorum nerdeyse. Genç ebemiz geliyor koşarak, beni kontrole götürüyor. Oda doğumhaneye çok yakın, gidene kadar 3 sancı geliyor ve zorla çatala çıkıyorum (ah şu çatal da olmasa). Açıklık 8-9 cm olmuş hemen doktor aranıyor. Beni 5dk karanlık odaya alıyorlar, o esnada 2-3 adet ıkınma geliyor ve zamanı geldiyse gelsin düşüncesi ile ıkınıyorum. Tekrar doğumhaneye geçiyoruz ve çatala çıkıyorum. Ebenin Doktor ile konuşması: “hemen gelin bebek perinede”. Doktor yakınlardaymış Allah’tan… Çataldaki ilk ıkınmada Doktor ve tecrübeli ebemiz içeri giriyorlar. İkisinin de içeri girerken tepkisi; “biz diğer hasta için geleceğimizi düşünürken sen bizi şaşırttın” demeleri idi. Çantalar bırakılıyor, eldiven- önlük derken hoooop yanımdalar. Hemen talimatlar geliyor “buraya tutun ve var gücünle sancı gelince ikin, kaslar iyi gözüküyor epizyoya gerek olmayabilir” diyor ve ilk sancı ile ben ıkınıyorum, foşşş yine su, biraz daha ıkınma “Aferin, helal sana” sesleri arkada… İlk ıkınma hissi geçiyor ama çatalda ıkınmak çok zor, ayakta olsa çocuk doğmuştu sanki bu ıkınmaya… 2. Ikınmayı bekliyorum ama zaman geçmiyor, gelmeyecek sanırım bu his diyorum… Doktorum o esnada “kaslar iyi ama kaka yapmış, bebek ağlamadan ağzını aspire etmek gerek yoksa su yutar o yüzden ufak bir kesik atacağım” diyor ben de olur veriyorum…. Evet, 2. Ikınma… Kristaller manevrası yapılmasını istemediğimi daha önce söylemiştim bebek müdahalesiz gelmeliydi. 2. Ikınmamın sonunda doktorum “ufak bir müdahale yapalım bu kristaller manevrası değil, hafif karnından bastıracağız” demeye kalmadan ben karnımdan itmesinler diye öyle bir ıkınmışım ki bebeğim başının çıktığını hissettim hop sonra kendisi geldi… O kadar hızlı ve tarif edilmeyecek kadar güzel bir histi ki…. Ne kadar güçlüydü- güçlü bir kız olacaktı isimsiz bebeğim; bu yolculuğu onun bu gücü sayesinde normal bir şekilde tamamlayabilmiştim. Ağlamasından da belliydi… Doktorum hemen karnıma koydu bebeği, aspire işlemi orda yapıldı, kordon atımı bitmeden kordonun kesilmesini istememiştim ama takribi 1,5 dakika sonra kesiyorum artık kordonu dedi doktorum, o geldikten sonra gerisi teferruattı… Ardından karnımın üzerinden aldılar ve hemen kontrollerini yaptılar ve giydirip göğsüme yeniden koydular bebeğimi… O esnada da dikişler atılmaya başlandı.

Dediğim gibi bebeğim o kadar güçlüydü ki hiç uğraştırmadan hemen emmeye başladı. Odadan çıkana kadar da memeden ayırılmadı! Bu kadar olay tam 30 dakika içinde gerçekleşti inanılır gibi değil; doğumhaneden 30dakika sonra bebeğim kucağımda çıktım. Bu arada diğer hamile arkadaş benden tam 3 saat sonra doğum yapabildi, nedeninin çevresinde bir dünya insanın olmasına bağlıyorum, doğum yalnız gerçekleşmesi gereken bir duygu, güvendiğin iki kişiden fazla insana gerek yok… O kadar güzel bir duygu ki öncelikle desteğini benden esirgemeyen eşime ve hep yanımda olan anneme, bu duyguyu yaşatan Edremit hastanesindeki küçük ama dev ekibe ve en önemlisi tüm bilgi ve tecrübelerini paylasan SSVD Grubuna; AP ailesine, bu gruptan beni tanımamasına rağmen hastanede yanıma gelip destek olan arkadaşıma , ayrıca yoga eğitmenime , Hamile Okuluna ve bu süreçte yanımda olan herkese minnet borçluyum ( İsimleri bu yazımda paylaşamıyorum ama hepiniz kendinizi biliyorsunuz ) Bu güç olmasa ben de bu kadar güçlü bir duruş sergileyemeyebilirdim…. İsim konusunda çok kararsız kaldığımız için 15 gün isimsiz gezdi kızçe (abisi Atlas hala Kızçe diye sesleniyor)  Adını doğduğu yerden; Kaz dağlarından almasına karar verdik: İDA, güçlü kadın anlamına gelen HAZEL ismi de çok sevdiğim babaannemden geldi… İDA HAZEL azmin ve gücün adı, adın ile yaşa! Çoooook uzun oldu umarım sıkılmamışsınızdır.

Merve Kasapoğlu Kangal

İstanbul’da doğmama rağmen ne şanslıyım ki Lüleburgaz gibi güzel bir ilçede büyüdüm.
Özgürlüğün ve arkadaşlığın tadını çocukluk ve gençlik zamanlarında sonuna kadar yaşadım.
Doğduğum yer doyduğum yer olacak felsefesi ile doğduğum şehir İstanbul’a geldim. Üniversite yıllarının tadını doya doya çıkardım bu şehirde…

Lisans, Yüksek lisans, yurt dışı dil eğitimi derken evlenme kararını 6 senenin sonunda alabildik hayatımın aşkı ile….

“Yeni evlendik” , “daha çok genciz, gezelim biraz”, “hayatın tadını çıkaralım” derken hayat hızla geçiyordu ve bizler daha çok sosyal değildik eski hayatımıza göre….

Evet hiç bir zaman hazır olunmayan ama geldikten sonra onlarsız nasıl bir hayat geçirdiğini hatırlamadığın duygu; Evlat!!!

Apayrı bir duygu, teyze-hala olmaktan daha yoğun! Senin olma, ya da ona ait hissetme, “neden daha önce olmadı” duygusu, “daha önce hayat nasıl geçiyordu” düşüncesi, “olmaması ya da öncesi” düşüncesinin korkutucu olması… Evet artık bir anneyim! Çalışan bir anne! Çalışsam bile onlarsız olmaz , ben nereye onlar oraya…

(görsel; Nancy Bright)

 

Bunu Paylaş:
0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir