Bebeğim Ağlıyor

İlk günlerden itibaren, iç sesim bebeğim ağladığında yardıma ihtiyacı olduğunu söylüyordu. Hiç düşünmeden onu kucaklıyor yavaşça sallıyor, kendi duygularımı regüle etmeye* çalışıp ona da sakince, yanında olduğumu ve her şeyin yoluna gireceğini söylüyordum. Hayır; bu kadar sık ve uzun süreliğine ağlayan bir bebeğim olacağını bilmiyordum. Hayır; bir bebeğin 4 saat durmadan ağlayabileceği ile ilgili hiç bilgim yoktu. Kolik olarak değerlendirdiğim birçok bebek takip ettim. Ama hemen itiraf edeyim ki, ‘Bebeğim sürekli ağlıyor.’ diyerek endişeli gözlerle bakan annelere  ‘E sen bu kadar endişeli olursan ağlar tabi, rahatla biraz!’ diyen bir ahmak yaşıyordu içimde. Tüm iyi niyetimle;  bebekteki sağlık sorunlarını araştırıp annelere bebeklerinin sağlıklı olduğunu ve bu ağlamaların bebek büyüdükçe geçeceğini söyleyip, onu rahatlatacak şeyler bulmaya çalışmalarını öneriyordum. Bununla beraber ‘anne çok endişeli olduğu için bebeğinin çok ağladığı’ şeklindeki inancım, bebeğimin doğması ile değişecekti. Kendi çocuğum olana kadar, bebekleri ayrı bir sinir sistemi olan bireyler olarak görmekte eksiklik yaşadığımı fark etmemiştim, bebeğin tüm huzursuzluğunun annenin duygu durumunun sonucu olduğunu zannediyordum, kızım  annenin endişesinin bir ‘sonuç’ da olabileceğini öğretmek için doğdu. Ve artık  çoklu gıda alerjisi ve çoklu duyusal hassasiyetleri olan bir çocuğu olan, bebeklerin ağlaması ile ilgili yazılmış neredeyse tüm yazıları okumuş bir çocuk doktoru olarak, annelere bebeklerinin ağlamalarını ele almak  ile ilgili söyleyeceklerim var.

Okumaya devam et Bebeğim Ağlıyor

Bunu Paylaş:
0

Bağlanmak Ama Nasıl…

Annemizin karnındayken bildiğimiz tek dünya/mekan orasıdır ve bir rutin sürer gider. Vakti geldiğinde de bebek biz “cesaretle” doğumu başlatırız ve ne olduğunu bile bilmediğimiz başka bir dünyaya doğarız. Doğduktan sonra bizim (bebek) için annemiz ayrı bir varlık değil kendi uzvumuz gibidir ve ardından yavaş yavaş annemizin kendimizden ayrı bir varlık olduğunu fark ederiz. Bu farkedişle birlikte ben ve “öteki” kavramı da hayatımıza girmiş olur. Ve bu ötekiyle (anne) olan “ilişki”mizin şekli , daha sonra diğer ötekilerle (kişi, nesne, şey) kurulacak ilişkilerimizin de şeklini belirleyecek çerçeveyi oluşturur.

Yani insan için yaşamının en temel meselesi ilişkidir. Çünkü aslında hayatın kendisi ilişkiler silsilesidir ve insanın yaşamdaki anlamını belirleyen de ilişkilerinin “nasıl” olduğu, bu ilişkiler vasıtasıyla kendini nasıl anlamlandırdığıdır.

 

Okumaya devam et Bağlanmak Ama Nasıl…

Bunu Paylaş:
0

KÖKLER VE KANATLAR

İnsan hem biraz kuş, hem de biraz ağaç gibi. Yerini sevmek, dünyaya bağlanmak ve her baharda daha da yukarı uzanabilmek için köklere ihtiyaç duyuyor. Tuhaf olanı köklendikçe de kanatlanıyor. Uçmaya, bağımsızlaşmaya hazırlanıyor. Bir çocuk uçabilmek için önce güvenmek istiyor. Çünkü güven yoksa o uçuş daha çok bir kaçışı andırıyor.

Çocukken kurduğumuz bağlar görünmeyen köklerimiz gibi bizi hayata, dünyaya ve kendi küçük topluluğumuza bağlayan. Hatta biraz kimliğimiz o bağların bizdeki hikayesi ve bize hissettirdikleri. Bağlarımız sayesinde dünya; ya güvenli bir yer ya da hiç değilmiş gibi. Bağlarla inşa ediliyor peşpeşe özdeğer, özsaygı, özyeter, özgüven ve özsevgi. Çünkü ebeveynlerimiz ya da bakım verenlerimiz ile kurduğumuz bağ bütün dünya ile kurduğumuz bağ demek daha yolun en başında. Onların bizimle kurduğu ilişki kendi özümüzle, kendimizle kurduğumuz ilişkiye dönüşüyor zamanla. Kendimizle kurduğumuz ilişki de dünya ile kurduğumuz ilişkiye…

Okumaya devam et KÖKLER VE KANATLAR

Bunu Paylaş:
0