Ayna Ayna Söyle Bana Kimim Ben?

 

Aynalama yapmak için bir ayna olmaya ihtiyacınız olacak.

 

Aynalar  olanı sadece  olduğu gibi gösterir. Yorum veya soru yoktur.

 

Aynalar çok yalın bir şekilde gerçekliği yansıtır. “Gerçeklik” kısmı önemli, aynalama bir teknik değil bir “oluş” tur. Yani korktuğunu tahmin ettiğiniz çocuğa “Doğru duyguyu buldum” düşüncesi ile huzursuz bir hal  ile  “Korktun” demeniz bir tespittir. Ayna tespit yapmak amacı gütmez, ayna gerçeği alır ve geri yansıtır.

 

Niyetiniz kendi zihninizi aradan çıkarıp  kalbinizi ona açmak, kalpten bir merak  ve anlama niyeti ile eşlik etmek olursa çocuğunuzu hissedebilirsiniz.

 

Güvenli bağlanmada tarif edilen bağ, çocuğun hissedildiğini hissettiği bir ilişkidir. Aynalamada olan şey de budur. Çocuk sizin onu hissettiğinizi hisseder. Ve tabi ki hissetmeyip geçiştirdiğinizi de. Ağlaması bitsin veya dediğinizi yapsın diye bazı sözcükler söylediğinizi de…

 

Aynalama niyeti ile yaklaşıp, çocuğun duygusunu sezmek amacıyla  çocuğunuzu gözlemliyorsunuz ve onun duygusunu sezdiniz, yani empati verdiniz, burada olan şey çocuğun duygusunun size bulaşmasıdır, eğer izin verirsek beyinlerimiz senkronize olur zaten, bu yüzden sözcükler ile anlatması çok zor. Bundan sonra çok yavaş bir ritimde hissettiğiniz şeyi ona söylemek gelir. “Kızdın” “Korkmuşsun” “Üzüldün” “Hayal kırıklığına uğradın”, bunlar duygular. Eğer aynalama işinde yeni iseniz ilk başta sadece duyguyu sezmeye odaklanmak iyi fikir, söylemenize gerek yok, sadece bağ’ı hissetmeye çalışın. Kendi zihninizi kenara çekip çocuğun duygusunu algılamak için durun ve dinleyin, gözlemleyin. Duyguları kolayca hissedebilir hale geldikten sonra artık sözcükler ile de aynalama yapabilirsiniz. Bu bir yabancı dil, az sözcük çok sezgi gerekir.

 

İyice ustalaştıktan sonra artık kendinizi çocuğunuza “Babayla oynamak istemiştin, bugün onu hiç görmedin, özlemiştin, işten gelip de uyuyunca çok kızdın, keşke seninle oynayabilseydi”  derken bulabilirsiniz ve çocuk duyulmuş olmanın verdiği gevşeme ile ağlamaya ve size sarılmaya  başlar. Sonra da “Evet anne ben çok istedim” der. Sonra da derhal başka bir şey ile oynamaya başlar. Bu örnek istek ve ihtiyaç arasındaki farkı da anlatıyor, bizim amacımız çocuğu acı verici duygular hissetmekten korumak değil (çocukla oynasın diye babayı uyandırmak değil yani), ne yaşarsa yaşasın ne hissederse hissetsin duygularını ifade etmesi için alan tutmak ve empati vermek ve aynalama ile hissedildiğini hissettirmek…

 

Aynalama size çok ters geliyorsa ilk başta çocuk ağlar veya bağırırken kendi zihninizden geçen cümleleri fark etmeye odaklanabilirsiniz. Böylece tepki vermek yerine “Durabilirsiniz”. Çünkü empati vermek için o an’ın içinde durmaya ihtiyacınız var. Dikkatinizi kendi düşüncelerinizden alıp karşıdaki insanın beden dilinden okunan işaretlere vermek ve kalbinizi onun hissettiklerine açmak gerek. Bunun için önce yavaşlayın ve durun. Ve “evet” demeye çalışın. “Evet tatlım” diyebilirsiniz çocuğa. Bir yandan da dikkatinizi kendi zihninizdeki düşüncelerden alıp çocuğa vermeye çalışın. Defalarca denedikten sonra olmaya başlayacak.

 

Aynalama bazı duygu isimlerini söylediğimiz kuru bir teknik değil. Empati vermeyi öğrenebilirsek aynalama yapabiliriz ancak…Yoksa çocuğa istediğiniz kadar “Korktun, kızdın anlıyorum” deyin çocuğun duyduğu şey kuru sözcükler olacaktır. Hissedildiğini hissetmek deneyimi; yani beyinlerin senkronize olması; yani nörobiyolojik dilde “rezonans” denen olgu aynalamanın özünü oluşturuyor.

 

Bir konu daha var, aynalama yapmanın amacı yani niyetiniz çocuğu anlamak ise, onu hissetmek ise, aynalama işe yarar. Yani ikiniz de kademeli olarak gevşersiniz ve aranızdaki bağlantıyı ve akışı hissedersiniz. Bununla beraber aynalama yapmanın altında diğer niyetler olduğunda hiçbir şekilde işe yaramaz. Mesela kontrol veya manipülasyon niyeti varsa altında, yani çocuğu sizin  istediğiniz şeyi yapması için yönlendirmek niyetiyle, ikna etmek için, vazgeçirmek veya ağlamasını  susturmak için yaptığınızda işe yaramaz.  “Aynalama yapıyorum ama işe yaramıyor” diye yazan çok anne oluyor. Konuşunca anlaşılıyor ki bu annelerin amacı çocuğun öfke krizinin veya ağlamasının durması, onların istediği şeyi derhal yapması vb şeylermiş. Aynalama çocuğu yönetmenin veya kontrol etmenin bir yöntemi değildir. Tam tersine onun koşulsuz şekilde kabul edildiği bir alan yaratmak için ve ilişkideki her bir kişinin aradaki bağı hissedebilmesi için yapılır. O yüzden niyet çok önemli, kalpten bir merak ile tam o an’da çocuğun bedeninde cereyan eden o hal’i merak etmek ve çocuğun o hali ile o insani hal ile bağ kurmak, bu niyetler ile denediğinizde gittikçe aynalama ilişkinizde bir “dil” e dönüşebilir.

 

Paradoksal şekilde, bir  çocuğu kontrol altına almaya çalışmayı  bırakıp insani halleri ile bağ kurmaya niyet ettiğinizde, yani şu meşhur “Efendi ebeveyn / itaatkar çocuk” oyununun sahnesinden gerçekliğe indiğinizde sizinle daha çok işbirliği yapar, çünkü kaç yaşında olursa olsun tüm insanlar manipülasyona direnir. Biz karşımızdakinin niyetini sezme kapasitesi ile doğarız,  türümüz bu sayede hayatta kaldı. Konuşma öncesi dönemde çocuklar sizin niyetinizi okur . İlginç bir şekilde bir yetişkini sözlerle kandırma ihtimalimiz varken çocukları kandıramayız; onlar aynı köpekler gibi bizi çıplak bir şekilde görüyorlar. Niyetimizi beden dilimizi okuyor ve her an duygularımızı seziyorlar. O yüzden aynalamayı çocuğu yönetmenin bir kestirme yolu olarak görüyor iseniz uyanın. Sizi uyandırmak isterim, işe yaramayacak. Hiçbir şefkatli iletişim metodu “kontrol” amacıyla kullanıldığında işe yaramaz…

 

*Empati, aynalama ve alan tutma konularında bilgi ve deneyim kazanmak için Marshall B. Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim kitabını, Harville Hendrix’in Sevginin Gücü (eski basımının ismi Ailede İyileştirici Sevgi) kitabını okumanızı, imkanınız var ise şehrinizdeki Şiddetsiz İletişim etkinliklerini takip etmenizi ( @siddetsiziletisim instagram hesabından duyuruları takip edebilir Şiddetsiz İletişim Türkiye facebook grubuna dahil olabilirsiniz) bu etkinliklerde empati ve alan tutma ve ihtiyaçlarımızı fark edip şiddetsiz şekilde ifade edebilme konusunda pratik yapmanızı, ayrıca youtube içerisindeki Non-violent communication hakkındaki videoları izlemenizi öneririm.

 

Serap Reyhanioğlu Arıkan

Attachment Parenting International tarafından akredite edilmiş AP Lideri, Empatik Ebeveynlik Türkiye adındaki gönüllü ebeveyn destek çemberlerinin kolaylaştırıcısı, Attachment Parenting Türkiye Facebook grubu yöneticisi, esasen çocuk doktoru, şimdilik iş yeri hekimi, öğrenmeye aşık biri. Bir de 3 yaşında bir çocukla ve eşiyle şiddetsiz iletişim ve regülasyon konusunda tecrübe kazanmaya devam ediyor. Bazen @serapreyhaniogluarikan (buradan ulaşabilirsiniz) Instagram’da da yazıyor. Hepsi bu…

İllüstrasyon: Didem İlke Şen

Yavrusunun çocukluğuna güzel duygu kalıntıları bırakarak onunla büyümeye çalışan bir anne, şanslı ve aşık bir eş, kurumsal hayata hem bebeği hem kendi ruh bütünlüğü için koşa koşa ara vermiş bir bankacı, okumayı, öğrenmeyi, şekil vermeyi, dostları ve doğayı seven, evrende minik bir nokta olduğunun ve evrenin noktaların bileşiminden oluştuğunun farkında bir insan, ben olmaya çalışan bir  kadın.

 

Bunu Paylaş:
0

Yeni Bir Kardeş

Düşünün ki çok sevdiğiniz bir arkadaş grubunuz var ve çok ama çok seviliyorsunuz. Çok mutlusunuz. Gruba yeni biri katılıyor, çok güzel ve sevimli biri. Her  hareketine etraftaki herkes hayran kalıyor. Ne yapsa beğeniliyor. Siz içten içe kıskanmaya başlıyorsunuz, ama onu kıskanmayı kendinize yakıştıramadığınız için bunu kendinize bile itiraf edemiyorsunuz. Bunu arkadaşlarınızla paylaştığınız zaman da “aa olur mu öyle şey, biz seni de çok seviyoruz, sen niye öyle hissediyorsun o çok tatlı biri” diyorlar. Aslında siz de hissettiğinizin yanlış olduğunun farkındasınız ama kendinize engel olamıyorsunuz ve sürekli kafanız karışık halde içten içe yeni gelen kişiye karşı olumsuz duygular beslemeye başlıyorsunuz. Ama bunu gösteremezsiniz çünkü etraftakilerin sizi kınamasından çok korkuyorsunuz. Mecburen bu kötü duyguyu saklıyorsunuz. Ve her şey normalmiş gibi siz aslında böyle bir duygu hissetmiyor gibi yaşamaya devam ediyorsunuz. Duygularınızı inkar ettiğiniz için de içinizde yavaş yavaş bir öfke büyüyor.
Bu hikayenin bir de başka bir şeklini hayal edin. Durum aynı ve siz de aynı şeyleri hissediyorsunuz. Ama bu sefer arkadaşlarınız sizin hissettiklerinizi fark ediyor. Ve size hak veriyorlar “Böyle hissetmen çok normal çünkü onun senin yerini almasından korkuyorsun, onu senden daha çok seveceğimizden korktun. Biz de benzer duygular yaşamıştık. Böyle hissetmeni anlıyoruz,” diyorlar. Nasıl hissederdiniz? Çok hafiflemiş, kabul edilmiş ve normal hissederdiniz muhtemelen.
Eve yeni bir kardeş geldiğinde büyük olan çocuğun hislerinin aşağı yukarı böyle olacağını tahmin ediyorum. O kardeşini içten içe kıskanır ama etraftakiler bu duyguları onaylamadığı için bunları gizlemek zorunda kalır. Ama etrafında kimse yokken bu duyguları ortaya çıkarır.
Ben de uzunca bir süre iki kardeşin birbirleriyle iyi anlaşabilmesi için çok uğraştım ve sonra yanlış yolda olduğumu anladım. Büyük oğlumla konuştum ”Kardeşin doğduğunda korkmuş olmalısın, sana olan sevgimin azalacağını mı düşündün? Üstelik onu sürekli emzirdiğim için kendini dışlanmış hissetmiş olabilir misin? Onun hiç doğmamış olduğunu hayal ettiğinde kendini nasıl hissediyorsun?”
Bu konuşmanın ardından oğlum olumsuz duygularını ifade etti. Bu duygular ortaya çıkıp ifade edildikçe büyük oğlumun daha hafiflediğini biliyorum.
Büyük çocuğumuzla ne kadar çok vakit geçirirsek geçirelim onunla ne kadar çok ilgilenirsek ilgilenelim, olumsuz duyguları hakkında konuşacak ortamı bulamadığı sürece kardeşine olan öfkesi sürecek.
Kardeş anlaşmazlığı olan durumlarda yapılabileceklerden bazıları şunlar olabilir:
1- Büyük asla mükemmel abilik/ablalık yapan karakterlerin olduğu hikayeler okumayın. Bu hikayeler çocuğunuzun kendi duygularından şüpheye düşmesine yol açabilir.
2- Onunla kardeşinin doğumu ile birlikte hissettiği olumsuz duygular hakkında konuşabilirsiniz, belki bu iş günler ve haftalar alır ama sonunda sizin onu kınamayacağınızı anladığında gerçek duygularını size anlatır.
3- Siz ona bir hikaye uydurabilirsiniz. Bu hikayede bir çiftlikte çok mutlu yaşayan bir keçi (ya da onun sevdiği bir karakter/hayvan) olsun ama bu çiftliğe yeni doğmuş bir bebek gelsin ve diğer keçinin kendini nasıl yalnız hissettiği, annesinin yeni gelen kardeşi kendisinden daha çok sevdiğine dair hissettiği korkularına dair bölümler olsun. Bu hikayeyi siz tamamlamayıp hiç yorum ve müdahale olmadan çocuğunuzun tamamlamasını isteyebilirsiniz. Böylece bu konuda kendini ifade etmesi için ona alan açmış olursunuz.
4- Ona; ‘cici kardeş sen abisin/ablasın’ demek iyi bir fikir olmayabilir, kardeşinden büyük olsa da o hala küçük bir çocuk. Abi/abla olmanın yükü ağır gelebilir. Birinin ablası/abisi yan rolünde hissedebilir. Oysa kendi hayatının baş rolünde. İsmiyle hitap etmek daha iyi bir seçenek olacaktır. Fiziksel şiddet olduğunda ise sadece “vurmak yok” ya da ‘Bu ailede birbirimizin canını acıtmıyoruz,’ diyebilirsiniz. Ben özellikle ‘kardeşine vurmak yok’ cümlesini kullanmıyorum. Çünkü sadece kardeşine değil, evdeki herhangi birisine vurmasını ya da kardeşinin ona vurmasını da istemem. Kuralların kardeşi dahil tüm aile bireyleri için geçerli olduğunu bilirse, kendini daha iyi hissedebilir. Böyle zamanlarda şiddet gören kadar, şiddete uygulayan çocuğun da şefkate ihtiyacının olduğunu unutmamak gerekli. ‘Çocuğumun bu davranışı altında yatan ihtiyaç ne olabilir?’ diye sorup, cevap bulmaya çalışabiliriz.
5-Eğer fiziksel temas devam ediyorsa iki çocuğu şefkatli bir şekilde birbirinden ayırabilirsiniz. Aynalama yapmak iyi olabilir. ‘Kardeşinin senin oyuncağını almasını istememiş miydin?’, ‘Yeni yaptığın kule yıkılınca sinirlendin mi?’ gibi yorum katmadan aynalama yapmak, fiziksel ifade yerine sözel olarak kendisini ifade etmesi için fırsat verebilir.
6- Öfke duyduğu zaman ya da fiziksel zarar vermeye kalkıştığı zaman bunun resmini çizmesini isteyebilirsiniz. Kardeşinin geri gitmesini ya da çöpe atılmasını  talep ettiğinde, ‘gel bunun resmini çizelim,’ deyip, kağıdı istediği gibi karalamasını/resim yapmasını teşvik edip, sonra bu resim üzerinden konuşabilirsiniz. ‘Burada çöp mü var? Bu kardeşin mi? Kardeşinin olmadığı günlere geri dönmek mi istedin?’ gibi yorum katmadan, resim hakkında konuşulabilir. Kardeş resmi yapılıp, o resim çöpe atılabilir.
7- Kendisini bir oyuncak üzerinden ifade etmesine izin verebilirsiniz. Anne-çocuk-kardeş oyunu oynayıp, bu oyunda bir peluş hayvanı bebek/kardeş yapıp, ne yapacağını izleyebilirsiniz. Peluş hayvanı atarsa/zarar verirse yine yorum katmadan sakince aynalayıp -‘yere düşmesini mi istedin’ gibi- kendisini ifade etmesine izin verebilirsiniz. Bazı aileler bu tür oyunların çocuğu agresifleştirmesinden korkarlar. Aksine kendini ifade edebildiği oyunlar, hissettiklerini ifade edip, rahatlamasını sağlar.
8-Vurmak/ısırmak/tırnaklamak gibi aynı hareketi sık tekrarlıyorsa, kendinize bir ısırma/vurma yastığı/peluş oyuncağı ayarlayıp; bu harekete başladığında ‘haydi gel ısırma yastığını ısıralım’ deyip, birlikte yastığı ısırabilirsiniz. Sonunda  bu olayı absürt hale getirip (mesela yastık sizi ısırabilir, çocuğunuz yastıkla sizi kovalayabilir), bunu bir kovalamaca, gülme, çocukla birlikte boğuşma oyunu haline getirip, bu konudaki enerjisini atmasını sağlayabilirsiniz.
9- Çocuklar ağladıkları ya da kıkır kıkır güldükleri zaman bu konudaki tıkanıklığın sakince akmaya başladığını hayal edin. Ağladıkları zaman sakince -eğer izin verirse- kucaklayıp sarılabilirsiniz. İhtiyacı varsa aynalama yapabilirsiniz, ‘üzgün olduğunu görüyorum. Minik bebeğim çok üzülmüş,’ gibi şefkat içeren ve basit cümleler kullanılabilir.
10- Kendini ifade edebileceği oyunlar bulmakta zorlanıyor iseniz, Oyun Oynama Sanatı kitabı iyi bir fikir olabilir. İçinde pek çok şifalı oyun bulabilirsiniz.
11- Bebek beklerken ‘Kardeşin doğunca birlikte çok eğleneceksiniz, en yakın arkadaşın olacak’ gibi cümleler kurmak, evdeki herkesin bakımına muhtaç bir bebek eve geldiğinde çocukta hayal kırıklığına sebep olabilir. Hamilelik döneminde ‘bebek doğduğunda sadece uyuyacak, ağlayacak, kaka yapacak ve emecek. Çok küçükken seninle oynayamayacak. Senin, benim, babanın, hepimizin ona bakması gerekecek. Ama büyüdüğü zaman birlikte oynayabilirsiniz,’ şeklinde daha gerçekçi cümleler kurmak, bebek geldiğinde daha az hayal kırıklığı olmasını sağlayabilir. Bebek doğduğunda aşırıya kaçmadan büyük çocuğun yanında onu sevmek, yeni abla/abiye kardeşinin sevilebilir bir varlık olduğunu öğretmek açısından faydalı olabilir.
12-Kendi çocukluğunuz ile ilgili çözülmemiş düğümler, sizi iki kardeş arası ilişkide tetikliyor olabilir. Bu yazı anne tavsiyesi niteliğindedir, eğer bu konuda tetiklendiğinizi ya da orantısız tepki gösterdiğinizi düşünüyorsanız profesyonel destek almak hem siz hem de çocuklar için daha iyi olabilir.
13- Kardeş Rekabeti kitabı bu konuda çok faydalandığım bir kitap, zorlanan tüm ebeveynlere tavsiye ederim. İçinde zaman zaman kendinizi bulabilirsiniz. Paylaşıyorum da yeni bebek gelen evlerde büyük çocuğa okunabilecek güzel bir çocuk kitabı, 2 yaş civarından itibaren okunabileceğini düşünüyorum.
İnanın bu minikler büyüdüğü zaman da kavga etmeye devam edecekler. Ben (çok ciddi fiziksel tehlike yoksa ya da biri diğerine zorbalık yapmıyorsa) müdahale etmiyorum. Müdahale edip sorunu çözmeye çalışmak hem faydasız hem de ebeveyn için çok yıpratıcı. Kardeş kavgasının doğal olduğunu ne kadar erken kabul ederseniz o kadar kolay olur. Birden fazla çocuk sahibi tüm ebeveynlerin benzer yollardan geçtiğini bilmek belki kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayabilir. Büyüyecekler ve çocukluk anılarını gülümseyerek anacaklar. Tek istediğim aile olmanın sıcaklığını hissetmeleri ve kardeş olsa da olmasa da biricik olduklarının farkında olmaları. Hepimize kavgasız bol oyunlu günler dilerim…
Yazarlar:
 
Songül Reyhanioğlu Darı
https://www.instagram.com/av.songul/
1978 yılında Ankara’da doğdu. Hukuk fakültesini bitirdikten sonra bir süre serbest avukatlık yaptı. İlk oğlunun doğumundan iki yıl sonra işine ara verip oğlunu büyütmeye karar verdi. ikinci oğlunun doğumuyla birlikte kendini tam zamanlı annelik yapmaya, ebeveynlik kavramı üzerine düşünmeye, araştırmaya, okumaya adadı. Okumayı, düşünmeyi, araştırmayı, soru sormayı, fotoğraf çekmeyi sever.  Doğada huzur bulur. Attachment Parenting savunucusudur.
Yasemin Özşahin
https://www.instagram.com/yaseminozsahinnn/
Önce okumayı, sonra yazmayı en çok konuşmayı seven; hala bir değişim ve yapılanma içinde ve kendini tek kelimeyle anlatmak isterse de  ‘yenilenmek’ diyebilecek; sıradan, seven, sevinen, kızan, deliren, üzülen, acıkan, bağıran, kahkaha atan, gülümseyen, arada (çoğunlukla) otomatiğe bağlayan, sonra otomatik pilottan çıkan iki çocuk annesi bir anestezist…  Anne olmak ona, kendini ifade edemeyen bir miniğin kişisel sınırlarını keşfetmeye çalışırken, kendi sınırlarının ne olduğunu öğretmiş olan bir kadın… Herkes gibi, ne eksik ne de fazla…
Bunu Paylaş:
0

Bebeğim Ağlıyor

İlk günlerden itibaren, iç sesim bebeğim ağladığında yardıma ihtiyacı olduğunu söylüyordu. Hiç düşünmeden onu kucaklıyor yavaşça sallıyor, kendi duygularımı regüle etmeye* çalışıp ona da sakince, yanında olduğumu ve her şeyin yoluna gireceğini söylüyordum. Hayır; bu kadar sık ve uzun süreliğine ağlayan bir bebeğim olacağını bilmiyordum. Hayır; bir bebeğin 4 saat durmadan ağlayabileceği ile ilgili hiç bilgim yoktu. Kolik olarak değerlendirdiğim birçok bebek takip ettim. Ama hemen itiraf edeyim ki, ‘Bebeğim sürekli ağlıyor.’ diyerek endişeli gözlerle bakan annelere  ‘E sen bu kadar endişeli olursan ağlar tabi, rahatla biraz!’ diyen bir ahmak yaşıyordu içimde. Tüm iyi niyetimle;  bebekteki sağlık sorunlarını araştırıp annelere bebeklerinin sağlıklı olduğunu ve bu ağlamaların bebek büyüdükçe geçeceğini söyleyip, onu rahatlatacak şeyler bulmaya çalışmalarını öneriyordum. Bununla beraber ‘anne çok endişeli olduğu için bebeğinin çok ağladığı’ şeklindeki inancım, bebeğimin doğması ile değişecekti. Kendi çocuğum olana kadar, bebekleri ayrı bir sinir sistemi olan bireyler olarak görmekte eksiklik yaşadığımı fark etmemiştim, bebeğin tüm huzursuzluğunun annenin duygu durumunun sonucu olduğunu zannediyordum, kızım  annenin endişesinin bir ‘sonuç’ da olabileceğini öğretmek için doğdu. Ve artık  çoklu gıda alerjisi ve çoklu duyusal hassasiyetleri olan bir çocuğu olan, bebeklerin ağlaması ile ilgili yazılmış neredeyse tüm yazıları okumuş bir çocuk doktoru olarak, annelere bebeklerinin ağlamalarını ele almak  ile ilgili söyleyeceklerim var.

Okumaya devam et Bebeğim Ağlıyor

Bunu Paylaş:
0

Duygusal Açlık mı Sevgi mi?

Yazan: Ph. D. Robert W Firestone, 24 Şubat 2009

İngilizce aslından Türkçeye çeviren: Yasemin Reyhanioğlu, Eylül 2018

Çeviri düzeltisi: Yasemin Özşahin, Ekim 2018

Duygusal açlık sevgi değildir. Güçlü bir duygusal ihtiyaçtır.

Duygusal açlık, sevgi değildir. Çocukluk çağındaki duygusal yoksunluğun sebep olduğu güçlü bir duygusal ihtiyaçtır. İnsanların, genellikle bir eksikliği gidermek ya da boşluğu doldurmak için umutsuzca dışa vurduğu acı ve arzunun ilkel bir görüntüsüdür. Bu boşluk, yalnızlığın ve ayrılığın acısı ile derinden bağlantılıdır ve yetişkin olarak kurulan ilişkilerde çoğu zaman gerçek anlamda telafi edilmesi mümkün değildir. Ancak insanlar kendi acılarına katlanmayı ya da bu ilkel ihtiyaç ve bağımlılığın anlamsızlığı ile yüzleşmeyi reddederler. Kendilerinin de
ölümlü olduğu gerçeğini inkâr eder ve güçlerinin yettiği her şeyi başka insanlarla bağlı olduklarına dair bir yanılsama yaratmak için kullanırlar. Başka insana ait olma kurgusu, ölüm ile ilgili kaygıyı azaltır ve insana ölümsüzlük hissi verir.

Açlık, o kadar güçlüdür ki dışa vurulduğunda karşı tarafı sömürebilir ya da tüketebilir. Çoğu insan bu hissi sevgi olarak tanımlar. Sürekli bağlantıda kalma arzusunun gerçek etkisi ile sevgiyi yanlışlıkla karıştırır. Oysa bu, gerçek sevgi değildir ve ne kadar zorlarsanız zorlayın hiçbir şey gerçekte olduğu şeyin dışına çıkamaz.

Duygusal açlık hissi çok derindir. Nefes almaya ihtiyaç duyduğunuz gibi bu açlığı doyurmaya ihtiyaç duyarsınız ve varlığını hissetmek içinizi acıtır. Kendinizi, bu acıtan hissi yok etmek amacıyla sürekli biriyle temas halinde, başkalarına dokunurken ya da yakınlık gösterirken, sevgiye dair hareketler içinde bulabilirsiniz. İnsanlar en çok kendileri için ihtiyaç duyduklarından dolayı başkalarına fiziksel yakınlık ve ilgi gösterirler. Normal fiziksel yakınlığın aksine bu tür bir fiziksel yakınlık, sevilen kişinin -özellikle kişinin çocuklarının- psikolojik olarak gelişimlerini artırmaktansa, duygusal kaynaklarını tüketir.

Kendi sevgi ifadelerinize ya da ‘seni seviyorum’ cümle kullanımınıza şüphe ile yaklaşmak akıllıca olur.

Kendinizi doğru bir şekilde yoklarsanız, bu sözcükleri en çok başkalarına karşı hissettiğinizde değil, daha ziyade güçlü bağımlılık ihtiyacı duyup, kendinizi güvende hissetme ihtiyacınız olduğunda söylediğinizi
keşfedebilirsiniz.

Hem ebeveynler hem de başka insanlar, duygusal açlık ve sevgi arasındaki karışıklık yüzünden, sevgi adı altında çocuklarda hasar bırakabilecek davranışlarda bulunabiliyor. ‘Compassionate Child Rearing’ kitabımda fark ettik ki ebeveynler samimi ve kendiliğinden sevgi dolu ve uyumlu ise çocukları üzerinde anaç bir etkileri olacaktır ki bu, çocuğun devam eden gelişimine olumlu etki eder. Bu çocuk bir yetişkin olduğunda güvenli bağlanmaya, ilişkilerinde uyumlu olmaya, mahremiyete saygı göstermeye ve hoşgörülü olmaya yatkın
olacaktır.

Bunun tersine duygusal olarak aç bir ebeveyne sahip olmak çocuğu kaygılı bağlanmaya iter ve yaralı olarak bırakır. Bu tip bir ebeveyn ile çocuk ne kadar fazla ilişki içinde olursa, ebeveyn çocuğun güvenlik ve rahatına o derece zarar verir. Bu tip aşırı dokunuşlu ilgi, çocuk için aşırı kaygı ya da çocuğun hayatına aşırı müdahale içeren ebeveynlik yapmak; yalnızca çocuğun sınırlarını ihlal etmekle kalmaz, aynı zamanda ergenlik döneminde az tepki göstermeye teşvik
eder. Bu durum bir yetişkine dönüştüğünde çocuğun kariyerini ve özel hayatını ciddi olarak kısıtlayabilir, kişinin bireyselliğini tehdit edebilir ve belirgin suistimallerden bile daha yıkıcı olabilir.

Duygusal olarak aç olan ebeveynler çocukları ile ilişkilerinde daha ziyade bir bağımlı gibi takıntılı şekilde hareket ederler. Abartılı ilgileri ve müdahaleleri çocuğun gelişimini sürekli olumsuz etkiler. Bu ebeveynler iletişimlerinin zarar verdiğinin farkına vardıklarında bile, çoğunlukla iletişim yoğunluğunu azaltmakta zorlanırlar.

Duygusal olarak aç olan ebeveynler çocukları üzerinde sıklıkla aşırı korumacıdırlar. Çocuğun yaşamla başa çıkma kabiliyetini ve bu doğrultuda deneyim kazanmasını kısıtlarlar. Anormal bir bağımlılık şeklini aşılarlar. Çocuğun fiziksel sağlığı ile aşırı ilgili olduğunda, çocuğun haddinden fazla korku tepkileri vermesine ve hastalık hastası (hipokondri) olma eğilimine sebep olurlar.

Bazı aşırı korumacı ebeveynler çocuklarını akranlarından ya da olumsuz tesiri olabilecek diğer aile dışı bireylerden izole etme girişiminde bulunabilirler. Bununla birlikte bu tarz dışlamalar, abartılı olarak devam ettiğinde çocuğun farklı çeşitlilikteki davranışlara açık olma durumunu ve yaşamı ele alış biçimini kısıtlar. Çocuğun diğer insanlara güvenme ve dünyaya uyum sağlama kabiliyetinde hasara neden olurlar.

Pek çok ebeveyn, çocuklarının kişisel sınırlarını çeşitli şekillerde aşar: uygunsuz bir şekilde onlara dokunarak, onlara ait kişisel eşyaları yoklayarak, elektronik postalarını okuyarak ve arkadaş ve akrabaları için gösteri yapmalarını buyurarak. Bu tip ebeveynsel müdahalecilik, çocuğun kişisel özgürlük ve özerkliğini ciddi bir şekilde kısıtlar. Pek çok anne-baba çocukları adına konuşur, çocukların kazanımlarını kendilerininmiş gibi üzerine alınır, başarıları ile abartılı şekilde böbürlenir ve dolaylı olarak onların üzerinden hayatlarını yaşamaya kalkışırlar.

Gerçek sevgi ve duygusal açlık arasındaki fark objektif bir gözlemci tarafından ayırt edilerek saptanır; zira ebeveynlerin bu ayrımı yapması zordur. Bu farkı ortaya çıkarmada üç faktör önemlidir:

  1. Ebeveynin doğal duygu durumu
  2. Ebeveynin çocuğa gerçek davranışı ve
  3. Ebeveynin duygu durumunun ve davranışlarının çocuk üzerindeki gözlenebilir etkisi.

Doğal şekilde sevgi gösterebilen bir ebeveyn kendisiyle ilgili pozitif bir benlik algısına sahiptir ve böylece hem kendisi hem de çocuk için şefkat algısını kalıcı hale getirebilir. Ve bununla beraber aynı anda bireysel de kalabilir ve çocuğun benliği ve kendi benliği arasındaki sınırların farkındadır. Böyle bir ebeveyn çocuğa saygılı davranır ve aşırı korumacı ya da istismarcı değildir. Kolayca doğal bir şekilde iletişim kurar. Çocuğun bireyselliği konusunda gerçek bir anlayışa sahiptir. Sevilen çocuk, gerçekten sevildiğini gösterir. Hayat dolu olur ve yaşına uygun bağımsızlık sergiler. Duyguları gerçekten kendi merkezinden gelir. Duygusal açlığa mahkûm edilen çocuk umutsuzdur, bağımlıdır ve duygusal olarak dengesizdir ya da duyguları yok edilmiştir. İyi bir gözlemci, çocuklar üzerindeki bu önemli etkileri fark eder ve onların izinden giderek ebeveynin duygu durumunu keşfedebilir.

Bazı istisnalar olmasına rağmen, duygusal açlık kavramı psikoloji kaynaklarında yeterince irdelenmemiştir. Ancak çocuğun büyüme ve gelişmesini olumsuz etkileyen temel faktörlerden biridir. Ebeveynlerin duygusal olarak olgunlaşmamış olması ve çocukları yoluyla donanımlı hale gelmek için duydukları güçlü ihtiyaç, çocuğun gelişimi ve sonrasında da uyumu konusunda ciddi olumsuz etkilere sahiptir. Şefkatli Çocuk Büyütme Ebeveyn Eğitim Programı’ndaki pek çok ebeveyn kendi içlerindeki çatışmanın davranışlarına etkisini fark ederek, yavrularına verdikleri yanlış tepkileri değiştirdi ve aile ilişkilerindeki kaliteyi önemli ölçüde artırdı. Son olarak, aile etkileşimleri çalışmamızda anne-yeni doğan bağını ya da yeni doğanın yaşamının ilk saat ve günlerdeki bağlanma şeklinin kalitesini sorgulamaya başladık. Psikoloji bilimi araştırmacıları ve gelişimsel psikologlar olarak duygusal açlığa ve olgunlaşmamış ebeveynin ihtiyaçlarına dayalı olabilen bu bağı ve bu nitelikteki bağlanmanın kapsamını, çocukla sanal bir bağlanmadan ziyade hakiki ilgi ve sevgi dolu bir alana taşımayı görev bildik.

İnsanlar için bu açlık duygularını görerek, kendi duygusal ihtiyaçları ile yüz yüze gelmek acılı ama katlanılabilirdir.

Maalesef, çoğu birey gençken yaptıkları gibi bu acıdan kaçınmayı ve inkâr etmeyi seçer. Çıkış arar ya da bu yadsımaya yardım edecek veya yalnızlık hissini yok edecek etkinlikleri seçerler. Başkalarına bağlı oldukları kurgular yaratır ve birilerine ait olduklarını hayal ederler. Bu kurgusal bağlar şekillendiğinde, gerçek sevgi heba olur. Biz; paylaşmaktan kaçarak kontrolcü oldukça ve duygusal açlık ile acı hislerimizi yok etmek için uyuşturucu gibi başkalarından faydalandıkça, diğerlerine karşı hissettiğimiz sevgi ve saygı gibi duygular yok olur.

Kurgusal bağ bireylerin acısını ve gerçek hislerini öldürmek için birbirlerini kullandıkları bir ölüm antlaşması olabilir. Sıklıkla ilişkilerini, yıkıcı davranışları dışa vurmak için bir ehliyet olarak kullanırlar. Çünkü bireyler birbirlerine aittir ve ilişkilerinin sonsuza dek süreceğine kesin olarak hemfikirdirler. Aile sevgisi efsanesi ve bireylerin bu birlikteliği önemsemesi üyelerin yalnızlık ve acılarını reddetmesi için paylaşılan gizli bir antlaşmadır. Bu, hayatın gerçeklerini, ölüm ve ayrılığı ve bir birey olarak bütünlük içinde yaşamayı yok etmeyi planlayan bir inkar şeklidir.

(Yazının orijinali: https://www.psychologytoday.com/us/blog/the-human-experience/200902/emotional-hunger-vs-love)

Görsel :amenteemaravilhosa.com

Yazan: Dr. Robert Firestone, Ph.D., klinik psikolog, yazar, teorisyen ve sanatçı.

(Dr. Robert Firestone ile ilgili daha fazla bilgi için www.glendon.org ya da www.theartofrwfirestone.com’u ziyaret ediniz.)

Çeviren: Yasemin Reyhanioğlu

 

 

 

 

 

 

Bebeği hayatına girdikten sonra kendini yeniden doğurup bebeği ile büyümeyi, yavaşlamayı, an’da kalmayı, şiddetsiz iletişebilmeyi,  kendi geçmişi ile yüzleşmeyi, kendine şefkat göstermeyi ve ihtiyaçlarını ertelememeyi öğrenmeye çabalayan ancak kaplumbağa adımlarıyla ilerleyebilen herhangi biri.

Düzenleyen: Yasemin Özşahin

 

 

 

 

 

 

Önce okumayı, sonra yazmayı en çok konuşmayı seven; hala bir değişim ve yapılanma içinde ve kendini tek kelimeyle anlatmak isterse de  ‘yenilenmek’ diyebilecek; sıradan, seven, sevinen, kızan, deliren, üzülen, acıkan, bağıran, kahkaha atan, gülümseyen, arada (çoğunlukla) otomatiğe bağlayan, sonra otomatik pilottan çıkan iki çocuk annesi bir anestezist…  Anne olmak ona, kendini ifade edemeyen bir miniğin kişisel sınırlarını keşfetmeye çalışırken, kendi sınırlarının ne olduğunu öğretmiş olan bir kadın… Herkes gibi, ne eksik ne de fazla…

Bunu Paylaş:
0

Okul!

“Ne anlam ifade ediyor sizin  için bu sözcük?”

Belki bazılarımız için çocukluk hatıralarından fırlayan korkulu bir rüya,  bazılarımız için ise nefes alınan bir yer. Benim için dış dünyaya açılan bir kapı,  içinde kelimelerin, arkadaşların, oyunun olduğu evden, ev işlerinden uzakta geçirilen bir kaç saat anlamına geliyordu.

O zamanlar hatırladığım kadarıyla bütün kız arkadaşlarım okulu seviyordu.  Çünkü biz bol ev işinin, bol çocuğun ve bol sorumluluğun  olduğu bir köyde doğmuştuk. Okula gitmek demek evin boğucu havasından kaçmak demekti. Oyun oynamanın o kadar iş dururken “şımarıklık” sayılmadığı bir yerdi.  Köyler şimdiki gibi şehir havasından sıkılmışların gidip dinlendiği, doğal beslenme tutkunlarının akın ettiği yerler değildi. Küçücük evlerde  çoluk çocuğa yetişmeye çalışan, tarladaki işlerden, sağılacak ineklerden, kışın yakılacak soba için taşınacak odun kömürden,  su taşımaktan, bahçe bağa bakmaktan sıtkı sıyrılmış anneler,  yeni ayaklanmaya  başlayan  çocuklara hele de kız çocuklarına hemencecik sorumluluğu veriveriyordu. Yaş farketmeksizin büyük abla kendisinden küçüklere bakmak, büyük erkek çocuk ise tarlada bağda bahçede tüm işlere yardım etmek zorundaydı.  İşte benim için de okul sihirli bir zaman dilimiydi. Başka bir dünyaya girmek demekti. Okumaya devam et Okul!

Bunu Paylaş:
0

Uysallığa ve Özsavunma Hakkına Ruhsal ve Eğitsel Bir Bakış

Uysallık ve Özsavunma Üzerine

 

Çocuk, başlangıçta ebeveynlerinin zihninde oluşan bir tasarımdır. Hakkında düşünülen; cinsiyeti, fiziksel özellikleri, mizacı hakkında tahmin, temenni ve atıflarda bulunulan bir tasarım… Ebeveynin eksik ya da yarım bıraktığını tamamlayacak, ulaşamadıklarını elde edecek, adeta bir benlik idealidir. Bu yönüyle ebeveyn için önemli bir ruhsal yatırımdır. Ona kendi yaşamında deneyimleyemediği doyumu sunabilecek bir yatırım…

Okumaya devam et Uysallığa ve Özsavunma Hakkına Ruhsal ve Eğitsel Bir Bakış

Bunu Paylaş:
0

Tuba Küçükşengün’ün Pozitif Doğum Hikayesi

 

Ben Tuba. 1989 İstanbul doğumluyum. 2012 yılından beri Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir lisede öğretmenlik yapıyorum. Şu hayatta en çok şeyi oğlumdan ve öğrencilerimden öğrendim. Aileme, İstanbul’a ve renklere hayranım. Fotoğraf çekmeyi, müze gezmeyi, en çok da tatilleri severim. En büyük hayalim şu an yaşadığım gerçeklerimdir.

 

 

Milyarlarca insan doğum yapıyor da ben mi yapamayacağım? Hamilelik süresince “Doğum çok zor.” diyen herkese cevabımdı bu. Evet ilk insandan günümüze kadar o kadar çok normal doğum var ki. Köylerde kadınlar evde doğum yaparlarmış. Üstelik çoğu da kendi başına.

Okumaya devam et Tuba Küçükşengün’ün Pozitif Doğum Hikayesi

Bunu Paylaş:
0

Normal Bebek Uykusu

  1. BÖLÜM

NORMAL BEBEK UYKUSU:

BESLENME YÖNTEMİ VE GELİŞİMİ

“Bebeğim her saat başı beslenmek için uyanıyor.”

Küçük çocuğu olan ailelerin en çok kaygı duyduğu sorunların başında bebeklerinin uyku problemleri yer alıyor. Herhangi bir yeni ebeveyne sorun, birçoğu uykusuzluktan yakınacaktır. Çoğu da yaşadıklarının “normal” olmadığından ve çocuklarının düzeltilmesi gereken bir probleme sahip olduğundan endişe eder. Böylece kitapları tarayarak, aile ve arkadaşlarına ve hatta doktorlarına danışarak çocuklarının problemli uyku alışkanlıklarını nasıl düzelteceklerini bulmaya çalışırlar. Üstüne üstlük bu konuda muazzam bir kaygı duyarlar.

Okumaya devam et Normal Bebek Uykusu

Bunu Paylaş:
0

Ensest ve Çocuk İstismarı

Çocuk hakları bu grubun öncelikli savunduğu değerlerdendir. Çocuk istismarını engellemek ve gerçekleştiğinde ise iyileşme için destek olmak önceliklerimizden birisidir. Bu konuda sık sık gönderi ve yazı paylaşıyoruz. Bundan sonra da ensest ve cinsel istismarın kökenleri ve engelleme yolları ile oluştuğunda yapılacaklarla ilgili çalışmalar yapacağız.

Biz ülkemizde halen yüzlerce evde cinsel istismara uğramaya devam eden çocuklar için ve bu çocukların gelecekte kronik psikolojik rahatsızlığı olan – ki bu rahatsızlıklar arasında pedofili de var- insanlara dönüşmemesi için çalışmak istiyoruz. Bugüne kadar da kadınların duygusal olarak güçlendirilmesi için çabaladık. Bir insana ‘çocukluk travmaların üzerinde çalışmak ebeveynliğine iyi gelecek’ dediğimizde bu travmaların arasında istismar olduğunun da farkındayız. Bu travmanın, kadının (çocuğu istismara uğradığında) çocuğunu koruyamamasına sebep olabileceğinin de, kendi istismar travması ve bağlanma problemlerinin çocuğuyla bağ kurmasına, onu duymasına engel olabileceğinin de farkındayız.

Okumaya devam et Ensest ve Çocuk İstismarı

Bunu Paylaş:
0

Naomi Aldort, Çocuğunuzla Birlikte Büyümek

İnsanlar, anne-baba olduktan sonra, daha önce deneyimlemedikleri yepyeni bir evrene adım atmış olmanın korku ile karışık mutluluğunu yaşarlar. Fakat bu yabancı evrende, neyi doğru, neyi yanlış yaptıklarından emin olmak ve daha ötesi çocukları için iyi birer ebeveyn olmak için kaynak arayışına girişirler. İşte, anne-baba olma hali ile ilgili yazılmış yüzlerce, hatta binlerce kaynak arasından, farklı bakış açısıyla öne çıkıyor “Çocuğunuzla Birlikte Büyümek”.

Okumaya devam et Naomi Aldort, Çocuğunuzla Birlikte Büyümek

Bunu Paylaş:
0