Ayna Ayna Söyle Bana Kimim Ben?

 

Aynalama yapmak için bir ayna olmaya ihtiyacınız olacak.

 

Aynalar  olanı sadece  olduğu gibi gösterir. Yorum veya soru yoktur.

 

Aynalar çok yalın bir şekilde gerçekliği yansıtır. “Gerçeklik” kısmı önemli, aynalama bir teknik değil bir “oluş” tur. Yani korktuğunu tahmin ettiğiniz çocuğa “Doğru duyguyu buldum” düşüncesi ile huzursuz bir hal  ile  “Korktun” demeniz bir tespittir. Ayna tespit yapmak amacı gütmez, ayna gerçeği alır ve geri yansıtır.

 

Niyetiniz kendi zihninizi aradan çıkarıp  kalbinizi ona açmak, kalpten bir merak  ve anlama niyeti ile eşlik etmek olursa çocuğunuzu hissedebilirsiniz.

 

Güvenli bağlanmada tarif edilen bağ, çocuğun hissedildiğini hissettiği bir ilişkidir. Aynalamada olan şey de budur. Çocuk sizin onu hissettiğinizi hisseder. Ve tabi ki hissetmeyip geçiştirdiğinizi de. Ağlaması bitsin veya dediğinizi yapsın diye bazı sözcükler söylediğinizi de…

 

Aynalama niyeti ile yaklaşıp, çocuğun duygusunu sezmek amacıyla  çocuğunuzu gözlemliyorsunuz ve onun duygusunu sezdiniz, yani empati verdiniz, burada olan şey çocuğun duygusunun size bulaşmasıdır, eğer izin verirsek beyinlerimiz senkronize olur zaten, bu yüzden sözcükler ile anlatması çok zor. Bundan sonra çok yavaş bir ritimde hissettiğiniz şeyi ona söylemek gelir. “Kızdın” “Korkmuşsun” “Üzüldün” “Hayal kırıklığına uğradın”, bunlar duygular. Eğer aynalama işinde yeni iseniz ilk başta sadece duyguyu sezmeye odaklanmak iyi fikir, söylemenize gerek yok, sadece bağ’ı hissetmeye çalışın. Kendi zihninizi kenara çekip çocuğun duygusunu algılamak için durun ve dinleyin, gözlemleyin. Duyguları kolayca hissedebilir hale geldikten sonra artık sözcükler ile de aynalama yapabilirsiniz. Bu bir yabancı dil, az sözcük çok sezgi gerekir.

 

İyice ustalaştıktan sonra artık kendinizi çocuğunuza “Babayla oynamak istemiştin, bugün onu hiç görmedin, özlemiştin, işten gelip de uyuyunca çok kızdın, keşke seninle oynayabilseydi”  derken bulabilirsiniz ve çocuk duyulmuş olmanın verdiği gevşeme ile ağlamaya ve size sarılmaya  başlar. Sonra da “Evet anne ben çok istedim” der. Sonra da derhal başka bir şey ile oynamaya başlar. Bu örnek istek ve ihtiyaç arasındaki farkı da anlatıyor, bizim amacımız çocuğu acı verici duygular hissetmekten korumak değil (çocukla oynasın diye babayı uyandırmak değil yani), ne yaşarsa yaşasın ne hissederse hissetsin duygularını ifade etmesi için alan tutmak ve empati vermek ve aynalama ile hissedildiğini hissettirmek…

 

Aynalama size çok ters geliyorsa ilk başta çocuk ağlar veya bağırırken kendi zihninizden geçen cümleleri fark etmeye odaklanabilirsiniz. Böylece tepki vermek yerine “Durabilirsiniz”. Çünkü empati vermek için o an’ın içinde durmaya ihtiyacınız var. Dikkatinizi kendi düşüncelerinizden alıp karşıdaki insanın beden dilinden okunan işaretlere vermek ve kalbinizi onun hissettiklerine açmak gerek. Bunun için önce yavaşlayın ve durun. Ve “evet” demeye çalışın. “Evet tatlım” diyebilirsiniz çocuğa. Bir yandan da dikkatinizi kendi zihninizdeki düşüncelerden alıp çocuğa vermeye çalışın. Defalarca denedikten sonra olmaya başlayacak.

 

Aynalama bazı duygu isimlerini söylediğimiz kuru bir teknik değil. Empati vermeyi öğrenebilirsek aynalama yapabiliriz ancak…Yoksa çocuğa istediğiniz kadar “Korktun, kızdın anlıyorum” deyin çocuğun duyduğu şey kuru sözcükler olacaktır. Hissedildiğini hissetmek deneyimi; yani beyinlerin senkronize olması; yani nörobiyolojik dilde “rezonans” denen olgu aynalamanın özünü oluşturuyor.

 

Bir konu daha var, aynalama yapmanın amacı yani niyetiniz çocuğu anlamak ise, onu hissetmek ise, aynalama işe yarar. Yani ikiniz de kademeli olarak gevşersiniz ve aranızdaki bağlantıyı ve akışı hissedersiniz. Bununla beraber aynalama yapmanın altında diğer niyetler olduğunda hiçbir şekilde işe yaramaz. Mesela kontrol veya manipülasyon niyeti varsa altında, yani çocuğu sizin  istediğiniz şeyi yapması için yönlendirmek niyetiyle, ikna etmek için, vazgeçirmek veya ağlamasını  susturmak için yaptığınızda işe yaramaz.  “Aynalama yapıyorum ama işe yaramıyor” diye yazan çok anne oluyor. Konuşunca anlaşılıyor ki bu annelerin amacı çocuğun öfke krizinin veya ağlamasının durması, onların istediği şeyi derhal yapması vb şeylermiş. Aynalama çocuğu yönetmenin veya kontrol etmenin bir yöntemi değildir. Tam tersine onun koşulsuz şekilde kabul edildiği bir alan yaratmak için ve ilişkideki her bir kişinin aradaki bağı hissedebilmesi için yapılır. O yüzden niyet çok önemli, kalpten bir merak ile tam o an’da çocuğun bedeninde cereyan eden o hal’i merak etmek ve çocuğun o hali ile o insani hal ile bağ kurmak, bu niyetler ile denediğinizde gittikçe aynalama ilişkinizde bir “dil” e dönüşebilir.

 

Paradoksal şekilde, bir  çocuğu kontrol altına almaya çalışmayı  bırakıp insani halleri ile bağ kurmaya niyet ettiğinizde, yani şu meşhur “Efendi ebeveyn / itaatkar çocuk” oyununun sahnesinden gerçekliğe indiğinizde sizinle daha çok işbirliği yapar, çünkü kaç yaşında olursa olsun tüm insanlar manipülasyona direnir. Biz karşımızdakinin niyetini sezme kapasitesi ile doğarız,  türümüz bu sayede hayatta kaldı. Konuşma öncesi dönemde çocuklar sizin niyetinizi okur . İlginç bir şekilde bir yetişkini sözlerle kandırma ihtimalimiz varken çocukları kandıramayız; onlar aynı köpekler gibi bizi çıplak bir şekilde görüyorlar. Niyetimizi beden dilimizi okuyor ve her an duygularımızı seziyorlar. O yüzden aynalamayı çocuğu yönetmenin bir kestirme yolu olarak görüyor iseniz uyanın. Sizi uyandırmak isterim, işe yaramayacak. Hiçbir şefkatli iletişim metodu “kontrol” amacıyla kullanıldığında işe yaramaz…

 

*Empati, aynalama ve alan tutma konularında bilgi ve deneyim kazanmak için Marshall B. Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim kitabını, Harville Hendrix’in Sevginin Gücü (eski basımının ismi Ailede İyileştirici Sevgi) kitabını okumanızı, imkanınız var ise şehrinizdeki Şiddetsiz İletişim etkinliklerini takip etmenizi ( @siddetsiziletisim instagram hesabından duyuruları takip edebilir Şiddetsiz İletişim Türkiye facebook grubuna dahil olabilirsiniz) bu etkinliklerde empati ve alan tutma ve ihtiyaçlarımızı fark edip şiddetsiz şekilde ifade edebilme konusunda pratik yapmanızı, ayrıca youtube içerisindeki Non-violent communication hakkındaki videoları izlemenizi öneririm.

 

Serap Reyhanioğlu Arıkan

Attachment Parenting International tarafından akredite edilmiş AP Lideri, Empatik Ebeveynlik Türkiye adındaki gönüllü ebeveyn destek çemberlerinin kolaylaştırıcısı, Attachment Parenting Türkiye Facebook grubu yöneticisi, esasen çocuk doktoru, şimdilik iş yeri hekimi, öğrenmeye aşık biri. Bir de 3 yaşında bir çocukla ve eşiyle şiddetsiz iletişim ve regülasyon konusunda tecrübe kazanmaya devam ediyor. Bazen @serapreyhaniogluarikan (buradan ulaşabilirsiniz) Instagram’da da yazıyor. Hepsi bu…

İllüstrasyon: Didem İlke Şen

Yavrusunun çocukluğuna güzel duygu kalıntıları bırakarak onunla büyümeye çalışan bir anne, şanslı ve aşık bir eş, kurumsal hayata hem bebeği hem kendi ruh bütünlüğü için koşa koşa ara vermiş bir bankacı, okumayı, öğrenmeyi, şekil vermeyi, dostları ve doğayı seven, evrende minik bir nokta olduğunun ve evrenin noktaların bileşiminden oluştuğunun farkında bir insan, ben olmaya çalışan bir  kadın.

 

Bunu Paylaş:
0

Bebeğim Ağlıyor

İlk günlerden itibaren, iç sesim bebeğim ağladığında yardıma ihtiyacı olduğunu söylüyordu. Hiç düşünmeden onu kucaklıyor yavaşça sallıyor, kendi duygularımı regüle etmeye* çalışıp ona da sakince, yanında olduğumu ve her şeyin yoluna gireceğini söylüyordum. Hayır; bu kadar sık ve uzun süreliğine ağlayan bir bebeğim olacağını bilmiyordum. Hayır; bir bebeğin 4 saat durmadan ağlayabileceği ile ilgili hiç bilgim yoktu. Kolik olarak değerlendirdiğim birçok bebek takip ettim. Ama hemen itiraf edeyim ki, ‘Bebeğim sürekli ağlıyor.’ diyerek endişeli gözlerle bakan annelere  ‘E sen bu kadar endişeli olursan ağlar tabi, rahatla biraz!’ diyen bir ahmak yaşıyordu içimde. Tüm iyi niyetimle;  bebekteki sağlık sorunlarını araştırıp annelere bebeklerinin sağlıklı olduğunu ve bu ağlamaların bebek büyüdükçe geçeceğini söyleyip, onu rahatlatacak şeyler bulmaya çalışmalarını öneriyordum. Bununla beraber ‘anne çok endişeli olduğu için bebeğinin çok ağladığı’ şeklindeki inancım, bebeğimin doğması ile değişecekti. Kendi çocuğum olana kadar, bebekleri ayrı bir sinir sistemi olan bireyler olarak görmekte eksiklik yaşadığımı fark etmemiştim, bebeğin tüm huzursuzluğunun annenin duygu durumunun sonucu olduğunu zannediyordum, kızım  annenin endişesinin bir ‘sonuç’ da olabileceğini öğretmek için doğdu. Ve artık  çoklu gıda alerjisi ve çoklu duyusal hassasiyetleri olan bir çocuğu olan, bebeklerin ağlaması ile ilgili yazılmış neredeyse tüm yazıları okumuş bir çocuk doktoru olarak, annelere bebeklerinin ağlamalarını ele almak  ile ilgili söyleyeceklerim var.

Okumaya devam et Bebeğim Ağlıyor

Bunu Paylaş:
0

Okul!

“Ne anlam ifade ediyor sizin  için bu sözcük?”

Belki bazılarımız için çocukluk hatıralarından fırlayan korkulu bir rüya,  bazılarımız için ise nefes alınan bir yer. Benim için dış dünyaya açılan bir kapı,  içinde kelimelerin, arkadaşların, oyunun olduğu evden, ev işlerinden uzakta geçirilen bir kaç saat anlamına geliyordu.

O zamanlar hatırladığım kadarıyla bütün kız arkadaşlarım okulu seviyordu.  Çünkü biz bol ev işinin, bol çocuğun ve bol sorumluluğun  olduğu bir köyde doğmuştuk. Okula gitmek demek evin boğucu havasından kaçmak demekti. Oyun oynamanın o kadar iş dururken “şımarıklık” sayılmadığı bir yerdi.  Köyler şimdiki gibi şehir havasından sıkılmışların gidip dinlendiği, doğal beslenme tutkunlarının akın ettiği yerler değildi. Küçücük evlerde  çoluk çocuğa yetişmeye çalışan, tarladaki işlerden, sağılacak ineklerden, kışın yakılacak soba için taşınacak odun kömürden,  su taşımaktan, bahçe bağa bakmaktan sıtkı sıyrılmış anneler,  yeni ayaklanmaya  başlayan  çocuklara hele de kız çocuklarına hemencecik sorumluluğu veriveriyordu. Yaş farketmeksizin büyük abla kendisinden küçüklere bakmak, büyük erkek çocuk ise tarlada bağda bahçede tüm işlere yardım etmek zorundaydı.  İşte benim için de okul sihirli bir zaman dilimiydi. Başka bir dünyaya girmek demekti. Okumaya devam et Okul!

Bunu Paylaş:
0

Normal Bebek Uykusu

  1. BÖLÜM

NORMAL BEBEK UYKUSU:

BESLENME YÖNTEMİ VE GELİŞİMİ

“Bebeğim her saat başı beslenmek için uyanıyor.”

Küçük çocuğu olan ailelerin en çok kaygı duyduğu sorunların başında bebeklerinin uyku problemleri yer alıyor. Herhangi bir yeni ebeveyne sorun, birçoğu uykusuzluktan yakınacaktır. Çoğu da yaşadıklarının “normal” olmadığından ve çocuklarının düzeltilmesi gereken bir probleme sahip olduğundan endişe eder. Böylece kitapları tarayarak, aile ve arkadaşlarına ve hatta doktorlarına danışarak çocuklarının problemli uyku alışkanlıklarını nasıl düzelteceklerini bulmaya çalışırlar. Üstüne üstlük bu konuda muazzam bir kaygı duyarlar.

Okumaya devam et Normal Bebek Uykusu

Bunu Paylaş:
0

Ensest ve Çocuk İstismarı

Çocuk hakları bu grubun öncelikli savunduğu değerlerdendir. Çocuk istismarını engellemek ve gerçekleştiğinde ise iyileşme için destek olmak önceliklerimizden birisidir. Bu konuda sık sık gönderi ve yazı paylaşıyoruz. Bundan sonra da ensest ve cinsel istismarın kökenleri ve engelleme yolları ile oluştuğunda yapılacaklarla ilgili çalışmalar yapacağız.

Biz ülkemizde halen yüzlerce evde cinsel istismara uğramaya devam eden çocuklar için ve bu çocukların gelecekte kronik psikolojik rahatsızlığı olan – ki bu rahatsızlıklar arasında pedofili de var- insanlara dönüşmemesi için çalışmak istiyoruz. Bugüne kadar da kadınların duygusal olarak güçlendirilmesi için çabaladık. Bir insana ‘çocukluk travmaların üzerinde çalışmak ebeveynliğine iyi gelecek’ dediğimizde bu travmaların arasında istismar olduğunun da farkındayız. Bu travmanın, kadının (çocuğu istismara uğradığında) çocuğunu koruyamamasına sebep olabileceğinin de, kendi istismar travması ve bağlanma problemlerinin çocuğuyla bağ kurmasına, onu duymasına engel olabileceğinin de farkındayız.

Okumaya devam et Ensest ve Çocuk İstismarı

Bunu Paylaş:
0

Naomi Aldort, Çocuğunuzla Birlikte Büyümek

İnsanlar, anne-baba olduktan sonra, daha önce deneyimlemedikleri yepyeni bir evrene adım atmış olmanın korku ile karışık mutluluğunu yaşarlar. Fakat bu yabancı evrende, neyi doğru, neyi yanlış yaptıklarından emin olmak ve daha ötesi çocukları için iyi birer ebeveyn olmak için kaynak arayışına girişirler. İşte, anne-baba olma hali ile ilgili yazılmış yüzlerce, hatta binlerce kaynak arasından, farklı bakış açısıyla öne çıkıyor “Çocuğunuzla Birlikte Büyümek”.

Okumaya devam et Naomi Aldort, Çocuğunuzla Birlikte Büyümek

Bunu Paylaş:
0

Pozitif Doğum Hikayeleri -4 (Esra Kaya)

Merhaba ❤

Hamile olmak herkesin size gülümseyerek bakacağı , bir iş varsa ‘aman sen dur ben yaparım’ diyeceği, ‘hadi bunu da ye bebeğimize yarasın’ dediği  bir dönemmiş. Gerçekten şunu söylemeliyim çok güzel bir hamilelik süreci yaşadım. Müdahalesiz  doğumu çok istiyordum.

26. Haftada doğum ve doğum sonrası eğitimleri almaya başladım. Plates yapıyordum, temiz havada sürekli yürüyüş yapıyordum. Selim ağustos bebeği olunca çok güzel zamana denk gelmişti hamilelik. Kendimi zamanın akışına bırakmış, her yere  ışık saçan, pozitif bir gebeydim; eşimin deyimiyle güneş gibi parlıyordum.   Hiç ağır gebe olmadım, olamadım.  Yani sürekli aktiftim, 36. Haftada erken doğum riskiyle hastaneye yatışım oldu. Sürekli bebeğimle iletişim halindeydim.  Ayağa kalkmam yasaktı ama ben refakatçi istemedim. Yalnız atlatabilirdim bu durumu. 2 gün hastane de kaldım.  Bebeğim çok şükür iyi ve yerinde mutluydu.

Okumaya devam et Pozitif Doğum Hikayeleri -4 (Esra Kaya)

Bunu Paylaş:
0

Pozitif Doğum Hikayeleri-3 ( Yasemin Reyhanioğlu)

Dünyanın en güzel en mucizevi en olağanüstü ve tarifi mümkün olmayan eylemi…Doğum…

Size Asrın’ımın aramıza katılma serüveninden bahsetmek istiyorum.

O geceyi hatırlıyorum. Her zamankinden farklıydı birlikteliğimiz. Yaşadığım heyecanın bir tohum olarak rahmime düşeceğini bilmiyordum elbette.  İçimde bir şeyler olduğunu hissettiğimde karmakarışık duygular beni allak bullak etti. Derste baş dönmelerim, sürekli uyuma isteği ve halsizlik eşlik edince önce kendimi hazırladım. Birtakım alışkanlıklarıma bir süreliğine de olsa veda ettim. Durumu eşimle paylaşınca işin ciddiyetini fark edip daha da panik oldum. Şimdi ne olacaktı! Ne yapmalıydım! Birden kendimi hiç hazır hissetmediğimi farkettim; işin içinden çıkamayacağımdan korktum. Henüz korkularımla yüzleşecek noktada değilken kendimi sürecin akışına bıraktım.

Okumaya devam et Pozitif Doğum Hikayeleri-3 ( Yasemin Reyhanioğlu)

Bunu Paylaş:
0

Pozitif Doğum Hikayeleri-2 (Simge Konu Ünsal)

Çocukluğumdan beri kendi travmatik doğum hikâyemi dinler dururum: Annemin suyunun nasıl geldiğini, anne karnında (ve annemde hiç sancı yokken) su olmadan nasıl iki üç gün yaşayıp sonunda zar zor doğduğumu. Haliyle doğumu hep sancılı, ağrılı, berbat bir süreç olarak algılamıştım. Zaten travmatik bir doğum söz konusu olmasa bile siz de çevrenizden bunları duymadınız mı?

Planlı bir hamilelikti benimkisi ve daha hamileliğimden bile önce konusu geçtiğinde “ben normal doğum yapacağım,” derdim. Bu bilince 5 yıl önce yoga ve nefesle tanışmam vesile oldu diye düşünüyorum, çünkü yoga sayesinde bedenimi – yapabilecekleri ve sınırlarıyla – tekrar tanıdım. Ailede çocukluğumdan beri nazlı, canı tatlı biri olarak bilindiğimden ağzımdan ne zaman “normal doğum” lafı çıksa ailem bile bana dudak büktü baştan. Olsun, doğum kanıtlamak için yapılacak bir eylem değildi zaten.

Okumaya devam et Pozitif Doğum Hikayeleri-2 (Simge Konu Ünsal)

Bunu Paylaş:
0

Şiddetsiz İletişim Nedir?

Şiddetsiz İletişim,

  • kendi değerlerimizden ödün vermeden karşımızdakini empati ile anlamaya,

  • karşımızdakini suçlamadan gerçek duygu ve ihtiyaçlarımızı açık yürekli bir dürüstlükle ifade etmeye odaklamaya yardım ederek,

  • ilişkilerimizin niteliğini temelinden düzeltmemize katkıda bulunur.

Şiddetsiz İletişim, bunu, dört unsurun yardımıyla gerçekleştirir:

  • Yargılarımızdan bağımsız GÖZLEM yapmak;

  • Doğrudan yüreğimizdeki DUYGUları fark etmek;

  • Değer ve özlemlerimizi ifade ederek İHTİYAÇlarımızı dile getirmek;

  • Net ve olumlu eylem dilinde ifade ettiğimiz RİCAlarda bulunmak.

 

Okumaya devam et Şiddetsiz İletişim Nedir?

Bunu Paylaş:
0