Çocuğumuz Neden Vurur?

Çocuğumuzun şiddet uygulaması, çoğumuzun en büyük korkularından birisidir. Gerçek şu ki çocuklar arası şiddet uygulama varsa şiddete uğrayan kadar şiddet uygulayan çocuğun ailesi de kendini çaresiz hissediyor. Bir anne olarak gözlemim 2-4 yaş arasında çocuklarda -belki de karşıdakinin canını ne kadar acıttıklarını bilmediklerinden- şiddet eğiliminde artış olabiliyor. Bu daha sonra gerileyebiliyor. Bu konuyu sebepleri ve çözüm yolları ile yakından inceleyelim istedim. Her konuda olduğu gibi burada da ‘çocuğun bunu yaparken altta yatan ihtiyacı nedir’ diye sormayı seviyorum. Pekala, çocuğunuzun altta yatan ihtiyacı sizce ne olabilir, çocuk şiddet uygularken aslında bize ne söylemeye çalışıyor olabilir?

 

1. ‘Şiddet içeren programlarda gördüklerim beni rahatsız ediyor anne’

Maalesef çocuklarımıza izlettiğimiz pek çok çizgi film ya da program, çocuklarımızın yaşına uygun değil ve şiddet/cinsellik sahneleri içeriyor. Erişkin programları, reklam ya da haber programları, çocukların psikolojik gelişimini olumsuz etkileyebilecek başlıca programlar arasında sayılabilir. Erişkin programlarındaki (özellikle haberler ve dizilerdeki) şiddet çocuklarımıza uygun değil. Belinde silahla dolaşan, birbirini tehdit eden, döven karakterlerin olduğu pek çok dizi/film mevcut. Bununla birlikte çocuklar için uygun olduğunu düşündüğünüz çizgi filmlerin de sizin tarafınızdan izlenmiş olması iyi bir fikir olabilir. Çocuğun ekran karşısında yalnız kalmaması, ekranın bakıcı olarak kullanılmaması, diğer seçenekler arasında. Mümkün olduğu kadar çocuk programları çocukla birlikte izlenirse, çocuğumuzun neye maruz kaldığını da görmüş oluruz. 

 

2. ‘Evde seyirci kaldığım şiddet bana fazla geliyor anne’

Aile içi fiziksel veya psikolojik şiddet çocukları tahmin ettiğimizden daha fazla etkiliyor. Şiddetin yaşandığı çoğu ailede dışarıya gösterilmemeye çalışılan, varlığı reddedilen, hafif formu normal bir davranış gibi gösterilmeye çalışılan, kısaca var’olan şiddetin yok sayıldığı bir tutum sergilenebiliyor. Çoğu aile çimdikleme/hafifçe eline vurma/sarsma/itme gibi fiziksel teması ya da bağırma/alay etme gibi sözel ifadeleri şiddet olarak görmüyor. Ya da çocuk onları çileden çıkardığı için böyle davrandıklarını iddia ediyor. Oysa ki, bunların hepsi şiddetin farklı bir boyutudur. Çocuk nasıl davranırsa davransın aile, erişkin gibi davranmak, sakin kalmak zorundadır. Şiddete eğiliminiz varsa, kriz anında oda değiştirmek, nefesinize odaklanmak ve mümkünse profesyonel destek almak işe yarayabilir. Bizim ‘küçük’ olarak gördüğümüz davranışlar, çocuklarda derin yaralar açabilir. Şiddete uğradığını düşündüğünüz çocuk varsa resmi kurumlara başvurmak, o çocuk için kurtarıcı olabilir.

 

3. ‘Kendimi güçsüz hissediyorum, güçlü hissetmeye ihtiyacım var anne’

Eğer çocuğunuz minyon bir yapıda ve sürekli elindeki diğer çocuklar tarafından çekilip alınıyorsa, henüz konuşamadığı için kendini ifade etmekte zorlanıyorsa, ince motor gelişimini henüz tamamlanmadığı için el becerisi gerektiren konularda sürekli hayal kırıklığı yaşıyorsa,  herhangi bir farklılığından dolayı (gözlük takmak, şaşı olmak, farklı yürümek, kekelemek) kendisiyle alay ediliyorsa kısacası kendisini güçsüz hissettirecek bir senaryo yaşıyorsa, kendini güçlü hissetme ihtiyacını karşılamak için şiddete başvuruyor olabilir. Bu durumda aynalama yapmak kendini güçlü hissedeceği oyunlar oynamak işe yarayabilir. Aynalama yapmak için Şiddetsiz İletişim ve Etkili Anne Baba Eğitimi kitabını, güçlü hissetme oyunları için Oyun Oynama Sanatı kitabını tavsiye ederim.

 

4. ‘Duygularımı rahatça ifade etmeye ihtiyacım var anne’

‘Erkek adam ağlamaz/korkmaz’ , ‘hanım kızlar çığlık atmaz’, ‘ablalar kıskanmaz’ gibi cümlelerle, duyguları bastırılmaya çalışılançocuklar şiddet eğiliminde olabilir. Çünkü öfke bir şekilde diğer olumsuz duygulara oranla toplum tarafından daha çok kabul gören bir duygudur. Çocuğumuz kıskançlık, üzüntü, hayal kırıklığı, korku gibi tüm duygularını, kabul gören tek yol olan öfke ile ifade ediyor olabilir. Ya da duygularını bastırmak zorunda olmak onu öfkelendiriyor olabilir. Sizin duygularla aranız nasıl? Bazı duyguları hissetmeyi kendinize yasaklar mısınız? Ya da hiç hissetmediğimiz bir duygu var mı? Oysa tüm duygular bize ait, bizim bir parçamız. Her duygumuzu şefkatle ve korkusuzca kucaklarsak kendimizi sevebiliriz. Yine Şiddetsiz İletişimkitabı aracılığı ile çocuğumuzun duyguları hakkında nasıl konuşabileceğimizi öğrenebiliriz. 

 

5. ‘Sürekli engelleniyorum, özgürce hareket edebileceğim alana, keşfetmeye ve başardığımı görmeye ihtiyacım var anne’

İçinde yaşadığımız dünyada maalesef atalarımız kadar özgür değiliz. Apartmanlardan oluşmuş steril dünyamızda, sıkışık bir düzen içinde sürekli birbirimizin alanına girmeden yaşamaya çalışıyoruz. Çocuklarımız özgürce çimlerde yuvarlanamadan, çamurla oynayamadan, yağmurda zıplayamadan ve ağaca tırmanamadan büyüyor. Sürekli ‘bağırma komşular rahatsız olur’, ‘suyla oynama hasta olursun’, ‘ayaklarını çamura bulama’ gibi uyarılarımıza maruz kalıyorlar. Bununla birlikte onların yapmaya çalıştığı büyük(!) işlerde (çatalı makarnaya batırmak, çorabı giymeye çalışmak, koltuğa tırmanmaya çalışmak, kapağı açmaya çalışmak gibi) dayanamayıp, o işi biz tamamlıyorsak, hem çocuğun başarma hissini elinden almış oluyoruz (çatalı biz batırınca o başarmış hissetmiyor), hem de elinden bir iş alındığı için öfkeli hissetmesine sebep oluyor (araba kullandığınızda yan koltukta oturup her manevranıza karışan eşiniz nasıl hissettiriyor). Kısacası çocuklarımızın özgürce koşup oynayacak doğal ortamlara ve evde tek başlarına yapmaya çalıştıkları işi sessizce uzaktan izleyen erişkinlere ihtiyaçları var. 

 

6. ‘Kıyaslanmak istemiyorum, biricik olduğumu hissetmeye ihtiyacım var anne’

‘Sen yemezsen kardeşin yer/giymezsen kardeşin giyer’, ‘abisi/ablası zehir gibiydi ama bu değil’, ‘küçük çok güzel de büyük o kadar değil’ bu örnekler en çok kardeşlerle ilgili çünkü gözlemlediğim kadarıyla anne/baba yapmasa bile çevre hep kardeşleri birbiriyle kıyaslama yönünde hareket ediyor. Bir düşünsenize sürekli beceri, başarı, güzellik, uyumluluk ve daha pek çok konuda sürekli kıyaslandığınız biri olsa nasıl hissederdiniz? O insanı gerçekten sevebilmeniz mümkün olabilir miydi? Sürekli kıyaslanmak çocuğun öfke hissetmesine sebep olabilir. Hele ki çocuklarımızın iyi geçinmesini ve birbirini sevmesini istiyorsak, onları kıyaslamaktan vazgeçmeliyiz. 

 

7. ‘Eleştirilmek ve azarlanmak istemiyorum, olduğum halimle kabul görmeye ihtiyacım var anne’

Çocukları azarlamanın normal kabul edildiği bir toplumda büyüdük. ‘Eti senin, kemiği benim’ dendi okula gönderirken, birey olarak görülmediler, tam olgunlaşmamış el becerileri, denge ve koordinasyon yetenekleri sebebiyle yaptıkları hatalar hiç kabul edilmedi. Bardağı kırdıklarında, yemeği döktüklerinde, hatta düşüp dizlerini kanattıklarında bile azar işittiler, bazen dayak yediler. Beceriksizlikle etiketlendiler. Eğer çocuklarımızı, azarlıyor, eleştiriyor, onlarla alay ediyor ve etiketliyorsak (beceriksiz, dengesiz vs gibi sıfat takmak da diyebiliriz) buna bir son vermemiz lazım. Bu şekilde yaşayarak kimse mutlu olamaz. İçinde bir öfke büyütmesi ve bunu bir şekilde dışarıya vurması kaçınılmaz olur. 

 

8. ‘Bende başka bir sorun var ve bunu görmene ihtiyacım var anne’

Eğer yukarıdakilerin hiç biri size uymuyorsa yolunda gitmeyen başka bir şey olabilir. Çocukların uygunsuz davranışlarını, bir yardım ihtiyacı olarak değerlendirip, sebebini araştırmak iyi bir fikir olabilir. Bakıcı sorunları, öğretmen/okul/sınıf arkadaşları ile ilgili sorunlar, istismar, gelişimsel başka sorunlarla birlikte şiddet varsa otizm gibi bir takım farklılıklar var olabilir. 

 

Peki ne yapabiliriz?

 

Önceliğimizin şiddeti bastırmaya çalışmaktan çok, altta yatan nedeni anlamaya çalışmak olması, çözüm konusunda bize daha yardımcı olabilir. Altta yatan nedeni anladık diyelim, sonra ne yapacağız?

 

1. Profesyonel destek ve gerekiyorsa oyun terapisi çocukların baş etmede zorlandıkları streslerinin çözülmesinde işe yarayabilir. 

2. Her durumda şefkatli kalmak çocuğumuzla iletişimde kalmamız konusunda bize yardımcı olur. Eğer çocuklar arası şiddete şahit olduysak onları kibarca ve şefkatle ayırarak birbirinden uzaklaştırmak iyi bir fikir olabilir. Şiddete uğrayan kadar şiddet uygulayan çocuğun da şefkate ihtiyacı olduğunu aklımızda tutmakta fayda var. Eğer şiddet uygulamaya devam etmek istiyorsa, kendini güçsüz hissettirmeyecek şekilde sakinleşene kadar sarılabiliriz. ‘Çok öfkelisin, çok kızdığını görüyorum. Evet şu an vurmak istiyorsun’ gibi cümlelerle aynalama yapabiliriz. Etkili bir aynalama için yukarıda da bahsettiğim Şiddetsiz İletişim ve Etkili Anne Baba Eğitimi kitaplarını öneririm. 

3. Çocuklarımızın uykusunu iyi aldığından, karnının tok olduğundan, açık havada yeterli vakit geçirdiğinden, enerjisini harcayacak kadar hoplayıp/zıplayıp/yorulduğundan, yeterince güldüğünden, sevgi/bakım alma ve sarılma ihtiyaçlarının karşılandığından emin olalım. 

4. Çocuğun güçlü hissettiği oyunlar işe yarayabilir. Yastık savaşında çocuğun kazanması gibi hem kıkır kıkır güldüren, hem enerji attıran hem de gücün çocukta olduğu oyunlar aramaya başlayabilirsiniz. Yukarıda da yazdığım gibi Oyun Oynama Sanatı kitabı tam bir hazine değerinde. 

5. Çocuğunuzun hiç hareket edeceği bir alan yoksa yüzme, basketbol, dans gibi aktiviteler işe yarayabilir. Bence buradaki en önemli nokta, çocuğun bu aktivitelere zorlanmaması ve bunları severek yapması. Eğer devam etmek istemiyorsa, zorlamak süreci kötüleştirebilir.

6. Aile içi çatışmaların çözülmesi, iletişimin güçlendirilmesi, ben dili kullanımının arttırılması, gerekiyorsa ebeveynlerin bireysel terapi alması çok önemli. Çocuk şiddetinde önce dönüp kendimize bakmakve kendi içimizdeki sorunları çözmek, bu süreçte atılan en büyük adımlardan biri olarak sayılabilir. Bu konuda Çocuğunuz Vurduğunda isimli yazımızı da okumak isteyebilirsiniz. Hepinize neşe ve güzellik dolu günler diliyorum. Umarım faydalı bir yazı olmuştur. Sevgiler

Yasemin Cantürk Özşahin

 

Önce okumayı, sonra yazmayı (yazdıklarım burada) en çok konuşmayı seven; hala bir değişim ve yapılanma içinde ve kendini tek kelimeyle anlatmak isterse de  ‘yenilenmek’ diyebilecek; sıradan, seven, sevinen, kızan, deliren, üzülen, acıkan, bağıran, kahkaha atan, gülümseyen, arada (çoğunlukla) otomatiğe bağlayan, sonra otomatik pilottan çıkan iki çocuk annesi bir anestezist…  Anne olmak ona, kendini ifade edemeyen bir miniğin kişisel sınırlarını keşfetmeye çalışırken, kendi sınırlarının ne olduğunu öğretmiş olan bir kadın… Herkes gibi, ne eksik ne de fazla…

Görsel: www.pbs.org

 

 

 

Bunu Paylaş:
0

Yeni Bir Kardeş

Düşünün ki çok sevdiğiniz bir arkadaş grubunuz var ve çok ama çok seviliyorsunuz. Çok mutlusunuz. Gruba yeni biri katılıyor, çok güzel ve sevimli biri. Her  hareketine etraftaki herkes hayran kalıyor. Ne yapsa beğeniliyor. Siz içten içe kıskanmaya başlıyorsunuz, ama onu kıskanmayı kendinize yakıştıramadığınız için bunu kendinize bile itiraf edemiyorsunuz. Bunu arkadaşlarınızla paylaştığınız zaman da “aa olur mu öyle şey, biz seni de çok seviyoruz, sen niye öyle hissediyorsun o çok tatlı biri” diyorlar. Aslında siz de hissettiğinizin yanlış olduğunun farkındasınız ama kendinize engel olamıyorsunuz ve sürekli kafanız karışık halde içten içe yeni gelen kişiye karşı olumsuz duygular beslemeye başlıyorsunuz. Ama bunu gösteremezsiniz çünkü etraftakilerin sizi kınamasından çok korkuyorsunuz. Mecburen bu kötü duyguyu saklıyorsunuz. Ve her şey normalmiş gibi siz aslında böyle bir duygu hissetmiyor gibi yaşamaya devam ediyorsunuz. Duygularınızı inkar ettiğiniz için de içinizde yavaş yavaş bir öfke büyüyor.
Bu hikayenin bir de başka bir şeklini hayal edin. Durum aynı ve siz de aynı şeyleri hissediyorsunuz. Ama bu sefer arkadaşlarınız sizin hissettiklerinizi fark ediyor. Ve size hak veriyorlar “Böyle hissetmen çok normal çünkü onun senin yerini almasından korkuyorsun, onu senden daha çok seveceğimizden korktun. Biz de benzer duygular yaşamıştık. Böyle hissetmeni anlıyoruz,” diyorlar. Nasıl hissederdiniz? Çok hafiflemiş, kabul edilmiş ve normal hissederdiniz muhtemelen.
Eve yeni bir kardeş geldiğinde büyük olan çocuğun hislerinin aşağı yukarı böyle olacağını tahmin ediyorum. O kardeşini içten içe kıskanır ama etraftakiler bu duyguları onaylamadığı için bunları gizlemek zorunda kalır. Ama etrafında kimse yokken bu duyguları ortaya çıkarır.
Ben de uzunca bir süre iki kardeşin birbirleriyle iyi anlaşabilmesi için çok uğraştım ve sonra yanlış yolda olduğumu anladım. Büyük oğlumla konuştum ”Kardeşin doğduğunda korkmuş olmalısın, sana olan sevgimin azalacağını mı düşündün? Üstelik onu sürekli emzirdiğim için kendini dışlanmış hissetmiş olabilir misin? Onun hiç doğmamış olduğunu hayal ettiğinde kendini nasıl hissediyorsun?”
Bu konuşmanın ardından oğlum olumsuz duygularını ifade etti. Bu duygular ortaya çıkıp ifade edildikçe büyük oğlumun daha hafiflediğini biliyorum.
Büyük çocuğumuzla ne kadar çok vakit geçirirsek geçirelim onunla ne kadar çok ilgilenirsek ilgilenelim, olumsuz duyguları hakkında konuşacak ortamı bulamadığı sürece kardeşine olan öfkesi sürecek.
Kardeş anlaşmazlığı olan durumlarda yapılabileceklerden bazıları şunlar olabilir:
1- Büyük asla mükemmel abilik/ablalık yapan karakterlerin olduğu hikayeler okumayın. Bu hikayeler çocuğunuzun kendi duygularından şüpheye düşmesine yol açabilir.
2- Onunla kardeşinin doğumu ile birlikte hissettiği olumsuz duygular hakkında konuşabilirsiniz, belki bu iş günler ve haftalar alır ama sonunda sizin onu kınamayacağınızı anladığında gerçek duygularını size anlatır.
3- Siz ona bir hikaye uydurabilirsiniz. Bu hikayede bir çiftlikte çok mutlu yaşayan bir keçi (ya da onun sevdiği bir karakter/hayvan) olsun ama bu çiftliğe yeni doğmuş bir bebek gelsin ve diğer keçinin kendini nasıl yalnız hissettiği, annesinin yeni gelen kardeşi kendisinden daha çok sevdiğine dair hissettiği korkularına dair bölümler olsun. Bu hikayeyi siz tamamlamayıp hiç yorum ve müdahale olmadan çocuğunuzun tamamlamasını isteyebilirsiniz. Böylece bu konuda kendini ifade etmesi için ona alan açmış olursunuz.
4- Ona; ‘cici kardeş sen abisin/ablasın’ demek iyi bir fikir olmayabilir, kardeşinden büyük olsa da o hala küçük bir çocuk. Abi/abla olmanın yükü ağır gelebilir. Birinin ablası/abisi yan rolünde hissedebilir. Oysa kendi hayatının baş rolünde. İsmiyle hitap etmek daha iyi bir seçenek olacaktır. Fiziksel şiddet olduğunda ise sadece “vurmak yok” ya da ‘Bu ailede birbirimizin canını acıtmıyoruz,’ diyebilirsiniz. Ben özellikle ‘kardeşine vurmak yok’ cümlesini kullanmıyorum. Çünkü sadece kardeşine değil, evdeki herhangi birisine vurmasını ya da kardeşinin ona vurmasını da istemem. Kuralların kardeşi dahil tüm aile bireyleri için geçerli olduğunu bilirse, kendini daha iyi hissedebilir. Böyle zamanlarda şiddet gören kadar, şiddete uygulayan çocuğun da şefkate ihtiyacının olduğunu unutmamak gerekli. ‘Çocuğumun bu davranışı altında yatan ihtiyaç ne olabilir?’ diye sorup, cevap bulmaya çalışabiliriz.
5-Eğer fiziksel temas devam ediyorsa iki çocuğu şefkatli bir şekilde birbirinden ayırabilirsiniz. Aynalama yapmak iyi olabilir. ‘Kardeşinin senin oyuncağını almasını istememiş miydin?’, ‘Yeni yaptığın kule yıkılınca sinirlendin mi?’ gibi yorum katmadan aynalama yapmak, fiziksel ifade yerine sözel olarak kendisini ifade etmesi için fırsat verebilir.
6- Öfke duyduğu zaman ya da fiziksel zarar vermeye kalkıştığı zaman bunun resmini çizmesini isteyebilirsiniz. Kardeşinin geri gitmesini ya da çöpe atılmasını  talep ettiğinde, ‘gel bunun resmini çizelim,’ deyip, kağıdı istediği gibi karalamasını/resim yapmasını teşvik edip, sonra bu resim üzerinden konuşabilirsiniz. ‘Burada çöp mü var? Bu kardeşin mi? Kardeşinin olmadığı günlere geri dönmek mi istedin?’ gibi yorum katmadan, resim hakkında konuşulabilir. Kardeş resmi yapılıp, o resim çöpe atılabilir.
7- Kendisini bir oyuncak üzerinden ifade etmesine izin verebilirsiniz. Anne-çocuk-kardeş oyunu oynayıp, bu oyunda bir peluş hayvanı bebek/kardeş yapıp, ne yapacağını izleyebilirsiniz. Peluş hayvanı atarsa/zarar verirse yine yorum katmadan sakince aynalayıp -‘yere düşmesini mi istedin’ gibi- kendisini ifade etmesine izin verebilirsiniz. Bazı aileler bu tür oyunların çocuğu agresifleştirmesinden korkarlar. Aksine kendini ifade edebildiği oyunlar, hissettiklerini ifade edip, rahatlamasını sağlar.
8-Vurmak/ısırmak/tırnaklamak gibi aynı hareketi sık tekrarlıyorsa, kendinize bir ısırma/vurma yastığı/peluş oyuncağı ayarlayıp; bu harekete başladığında ‘haydi gel ısırma yastığını ısıralım’ deyip, birlikte yastığı ısırabilirsiniz. Sonunda  bu olayı absürt hale getirip (mesela yastık sizi ısırabilir, çocuğunuz yastıkla sizi kovalayabilir), bunu bir kovalamaca, gülme, çocukla birlikte boğuşma oyunu haline getirip, bu konudaki enerjisini atmasını sağlayabilirsiniz.
9- Çocuklar ağladıkları ya da kıkır kıkır güldükleri zaman bu konudaki tıkanıklığın sakince akmaya başladığını hayal edin. Ağladıkları zaman sakince -eğer izin verirse- kucaklayıp sarılabilirsiniz. İhtiyacı varsa aynalama yapabilirsiniz, ‘üzgün olduğunu görüyorum. Minik bebeğim çok üzülmüş,’ gibi şefkat içeren ve basit cümleler kullanılabilir.
10- Kendini ifade edebileceği oyunlar bulmakta zorlanıyor iseniz, Oyun Oynama Sanatı kitabı iyi bir fikir olabilir. İçinde pek çok şifalı oyun bulabilirsiniz.
11- Bebek beklerken ‘Kardeşin doğunca birlikte çok eğleneceksiniz, en yakın arkadaşın olacak’ gibi cümleler kurmak, evdeki herkesin bakımına muhtaç bir bebek eve geldiğinde çocukta hayal kırıklığına sebep olabilir. Hamilelik döneminde ‘bebek doğduğunda sadece uyuyacak, ağlayacak, kaka yapacak ve emecek. Çok küçükken seninle oynayamayacak. Senin, benim, babanın, hepimizin ona bakması gerekecek. Ama büyüdüğü zaman birlikte oynayabilirsiniz,’ şeklinde daha gerçekçi cümleler kurmak, bebek geldiğinde daha az hayal kırıklığı olmasını sağlayabilir. Bebek doğduğunda aşırıya kaçmadan büyük çocuğun yanında onu sevmek, yeni abla/abiye kardeşinin sevilebilir bir varlık olduğunu öğretmek açısından faydalı olabilir.
12-Kendi çocukluğunuz ile ilgili çözülmemiş düğümler, sizi iki kardeş arası ilişkide tetikliyor olabilir. Bu yazı anne tavsiyesi niteliğindedir, eğer bu konuda tetiklendiğinizi ya da orantısız tepki gösterdiğinizi düşünüyorsanız profesyonel destek almak hem siz hem de çocuklar için daha iyi olabilir.
13- Kardeş Rekabeti kitabı bu konuda çok faydalandığım bir kitap, zorlanan tüm ebeveynlere tavsiye ederim. İçinde zaman zaman kendinizi bulabilirsiniz. Paylaşıyorum da yeni bebek gelen evlerde büyük çocuğa okunabilecek güzel bir çocuk kitabı, 2 yaş civarından itibaren okunabileceğini düşünüyorum.
İnanın bu minikler büyüdüğü zaman da kavga etmeye devam edecekler. Ben (çok ciddi fiziksel tehlike yoksa ya da biri diğerine zorbalık yapmıyorsa) müdahale etmiyorum. Müdahale edip sorunu çözmeye çalışmak hem faydasız hem de ebeveyn için çok yıpratıcı. Kardeş kavgasının doğal olduğunu ne kadar erken kabul ederseniz o kadar kolay olur. Birden fazla çocuk sahibi tüm ebeveynlerin benzer yollardan geçtiğini bilmek belki kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayabilir. Büyüyecekler ve çocukluk anılarını gülümseyerek anacaklar. Tek istediğim aile olmanın sıcaklığını hissetmeleri ve kardeş olsa da olmasa da biricik olduklarının farkında olmaları. Hepimize kavgasız bol oyunlu günler dilerim…
Yazarlar:
 
Songül Reyhanioğlu Darı
https://www.instagram.com/av.songul/
1978 yılında Ankara’da doğdu. Hukuk fakültesini bitirdikten sonra bir süre serbest avukatlık yaptı. İlk oğlunun doğumundan iki yıl sonra işine ara verip oğlunu büyütmeye karar verdi. ikinci oğlunun doğumuyla birlikte kendini tam zamanlı annelik yapmaya, ebeveynlik kavramı üzerine düşünmeye, araştırmaya, okumaya adadı. Okumayı, düşünmeyi, araştırmayı, soru sormayı, fotoğraf çekmeyi sever.  Doğada huzur bulur. Attachment Parenting savunucusudur.
Yasemin Özşahin
https://www.instagram.com/yaseminozsahinnn/
Önce okumayı, sonra yazmayı en çok konuşmayı seven; hala bir değişim ve yapılanma içinde ve kendini tek kelimeyle anlatmak isterse de  ‘yenilenmek’ diyebilecek; sıradan, seven, sevinen, kızan, deliren, üzülen, acıkan, bağıran, kahkaha atan, gülümseyen, arada (çoğunlukla) otomatiğe bağlayan, sonra otomatik pilottan çıkan iki çocuk annesi bir anestezist…  Anne olmak ona, kendini ifade edemeyen bir miniğin kişisel sınırlarını keşfetmeye çalışırken, kendi sınırlarının ne olduğunu öğretmiş olan bir kadın… Herkes gibi, ne eksik ne de fazla…
Bunu Paylaş:
0