Empatik Terapist Ve Empatinin Terapideki Gücü

…Oyunumuzun bitmesine 20 dakika kalmıştı. Hem geçişi daha rahat yapabilmek adına hem de oyunu bırakmak için zamana ihtiyacı olacağını bildiğimden “Oyunumuzun bitmesine son 5 dakikamız kaldı” dedim Mira’ya.

Bana güvenip güvenemeyeceğine bakacağı, bunu test edeceği bir yerdeydim terapist olarak ilişkimizde. Onunla olup olmadığımı henüz bilmediği bir yerde. Daha derine inip acılarını, travmasını ve tecrübelerini bana anlatabilir miydi? Oyunlarında daha derin bir bölüme geçebilmesi için bu soruların cevabını alması ve bana güvenmesi gerekiyordu önce.

“Oyunumuz bitti” dediğimde, elinde giderken yanında götürmek isteyeceğini önceden tahmin ettiğim oyuncak bir sihirli değnek vardı. Gitme vaktinin geldiğini duyduğunda daha sıkı tuttu; gardını alır gibi, ‘hayır’ diyeceğimden emin..

“Bunu da götüreceğim” dedi kararlı bir tavırla, tepkimi merak eden bakışlarıyla. Dizlerimin üzerine çöküp küçük gözlerine bakarak; “Çok güzel fikir, çünkü bu duyguyu evde de hissetmek istiyorsun. Bu ‘kendini güvende hissetme duygusunu’ eve gittiğinde de hissedebilirsin.” dedim. Verdiğim empatiyi alınca durdu; minik yüzü hafif sağa yatık şaşkın bir ifadeyle bana baktı, devam ettim: “Bunun yanında olmasını istiyorsun. Burada ne kadar güvende olduğunu gösteriyor sana. Bu duygu evde de seninle olsun istiyorsun. Seni önümüzdeki hafta yine bu oyuncaklarla bu odada bekliyor olacağım.”

Bu haftalık ihtiyacı olan empatiyi alana kadar devam etti ısrarı ve ısrarının altındaki ihtiyacına empati verişim. Anlaşıldığını hissettiği yerde bıraktı sihirli değneği ve kendiliğinden çıktı oyun odasından. Sihirli değneği bıraktı, çünkü empatinin gücü sayesinde ‘onunla’ olduğumu hissediyor, biliyor artık. Bıraktı, çünkü oyun odasından oyuncağı alıp gitmek istemesine ‘yasak olanı yapmak istiyor’ diye bakmıyorum. Davranışında saklı olan;
“Sana güvenebilir miyim?”
“İhtiyacımı anlayabilir misin?”
“Tecrübelerimi oynarken kendimi iyi hissetmediğimde yanımda olacak mısın, beni koruyacak mısın terapi sırasında?”
“…Yoksa sen de diğer yetişkinler gibi misin?” sorularını, korkularını görüyorum terapisti olarak ve “benimle zıtlaşıyor” diye düşünmek yerine bu sorulara cevap veriyorum. Davranışçı bir bakış açısıyla değil; ilişki odaklı bir yerden empatik karşılık veriyorum bu zıtlaşmaya.

Biliyorum ki empati, çocuk için bir güven ortamı olan oyun odasında, çocukla ilişki kurmak adına benim fırsatım; her oyunumuzda ihtiyacı olan empati kotası doldukça bana güvenebileceğini anlayacağı bir fırsat…
Biliyorum ki empati, çocukla her türlü ilişkimizde çok güçlü ve etkili empatik bir yerden bağ kurmak… Çünkü ancak ihtiyacı olan empatiyi aldıkça ve onu anladığımı gördükçe kendi dünyasında daha derin bir yere
götürebilecek beni.                                                                                                Biliyorum ki ebeveynlikte olduğu gibi çocuğa ‘güvendesin’ hissini veren ’empati ve anlaşıldığı duygusu’ çok önemli.

Ve terapist olarak benim oyun odamda empati, çocuğun dünyasına girebilmek için Mira’nın elinde tuttuğu Sihirli değnek gücünde…

Empati, çocuğun travmasına eşlik etmek ve kendini iyileştirme mucizesine ortak olmak için, çocuğa ‘Yanındayım, burada güvendesin” deme şeklim…

Benim için Mira’nın elinde tuttuğu “Sihirli Değnek”in ondaki anlamı kadar güçlü oyun ve empati.

(Gizlilik kuralları gereği yazılarımdaki isimler değiştirilmiştir.)

Psikolog Begüm Şenolur

 

 

 

 

 

 

Psikolog Begüm Şenolur, 2017 yılında Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldu. Lisans eğitimine ek olarak 2016 yılında başladığı Nilüfer Devecigil ve Deneyimsel Oyun Terapisi yönteminin yaratıcısı Prof. Byron Norton tarafından verilen Deneyimsel Oyun Terapisi eğitiminin teorik kısmını tamamladı; süpervizyon aşamasındadır. Oyun terapisi eğitimi süresinde Çocuk Esirgeme Kurumu çocuklarına gönüllü olarak oyun terapisi hizmeti verdi; alanda gönüllü çalışmalarına halen devam etmektedir. Bağlanma kuramını baz alan Doğal Ebeveynlik akımını benimseyen Begüm Şenolur, çocuklar ile oyun terapisi ve psikoterapi çalışmalarını, yetişkinlerle de ebeveyn danışmanlığı kapsamında bireysel çalışmalarını yürütmekte.

İletişim:                                                                                        info@begumsenolur.com                                                                                              0(555) 089 29 79                                                                          www.begumsenolur.com                                                                                         Ataşehir / İstanbul

 

Mükemmel Anneler ve Diğerleri

Belki şu anda kendini yorgun ve yılgın hissediyorsun. Başka annelere bakıp bu işi beceremediğini düşünüyorsun. Diğer anneler sana daha sabırlı geliyor. Belki çocuklarına daha sağlıklı yiyecekler hazırlıyorlar. Başka bir anne ise çocuklarıyla senden daha çok oyun oynuyor. Bir diğerinin evi seninkinden daha temiz, evinde seninkine göre daha çok yemek pişiyor. Öbürü senden daha çok çıkıyor dışarı, belki daha bakımlı. Okumaya devam et Mükemmel Anneler ve Diğerleri

Doğal Ebeveynlik

Anne ve bebek doğumdan önce de sonra da birbirleri ile simbiyotik bir ilişkidedir. Bağlanma, anne karnında başlar ve bebeğin doğumundan sonra da devam eder.

Doğal Ebeveynlik, bağlanma kuramını baz alan bir çocuk büyütme yaklaşımıdır. Doğal ebeveynlikte bilinmesi gereken ilk şey;

“Bebek için en iyi uzmanın, bebeğin kendi annesi olduğudur.”

Doğal ebeveynlikte amacımız; anne ve bebeğin birbirlerine güvenli bağlanmasıdır. Güvenli bağlanma için önemli olan annenin bebeği ile uyumlanabilmesi; yani bebeğinin duygusal ve fiziksel sinyallerini anlaması, doğru yorumlaması ve bu sinyallere zamanında ve uygun cevaplar vermesidir. Doğal ebeveynlik yaklaşımında ebeveynin önceliği, bebeğinin mizacını kabul etmek ve bebeğinin sinyallerine buna uygun karşılık vermektir. Bu anlamda annenin bebeğini tanıması, bebeği ile kuracağı ilişki ve bağ için çok önemlidir.

Doğal ebeveynlikte anne-bebek arasında bağ kurabilme ve bu bağı sürdürebilmede dokunma ve ten temasının gücü çok büyük. Daha fazla dokunma demek, daha fazla göz teması ve daha fazla ilişki demek. Bu nedenle bebeğe yakın uyumak, bebeği askıyla taşımak ve bebeğin ağlamasını dikkate almak önemli bağlanma araçlarımızdandır.

Doğal ebeveynliği diğer yaklaşımlardan ayıran en önemli özelliği; annenin, bebeğin ihtiyaçlarını, bebeğe uygun zamana ve sinyallere göre karşılaması olduğundan doğal ebeveynler bebeklerini emzirmek için saat planlaması yapmazlar. Ebeveyn bebeğinin açlık sinyallerini görmezden gelip sadece saati takip ederse, bebek açlık sinyallerinin güvenilmez olduğunu öğrenir. Bu da sağlıklı bir beslenme alışkanlığı oluşturmaz. Bu nedenle doğal ebeveynler emzirmek, uyku ve bebeğin diğer ihtiyaçları için saati değil, bebeklerini takip
ederler. Bebeğin her hareketi, her sesi ve her duygusu anne için bir iletişim şeklidir. Anne bebeğini gözlemleyerek bebeği ile uyumlandıkça bebek de annesi ile interaktif bir ilişkiye girer. Anne ve bebeğin birbirlerine güvenli bağlanabilmeleri için anne, bebeğine bakım verirken kurallar ve ezberlenmiş yöntemler yerine kendi içgüdülerine ve bebeğinin sinyallerine dikkat vermelidir.

Araştırmalar, annenin, bebeğinin verdiği sinyallere duyarlı olmasının bebeğin fiziksel ve zihinsel gelişiminde birinci derecede önemli olduğu söylüyor. Anne bebek arasındaki uyum, bebeğin zihinsel gelişimi için oldukça önemli ve etkilidir. Çünkü beyin, ilişkide gelişir. Bu nedenle bebeklerin zihinsel gelişimlerinde en önemli etkenlerden biri anne-bebek arasındaki
ilişkidir. Bebeğin nöral gelişimi için bebek her sinyal verdiğinde ve ihtiyacı karşılandığında dünyaya ve anneye olan güven duygusu gelişir. Örneğin, bebeğin bezini değiştirirken ayaklarına, parmaklarına dokunmak, bebek ile kurulan göz teması, şefkatli bir ses tonuyla bebeğe gülümsemesi annenin bebeği ile ilişki kurabilmesi, zihinsel gelişimine destek vermesi ve ilişkide kalabilmesi için bir fırsat olarak düşünülebilir. Hem ebeveyn deneyimleri hem de araştırmalar gösteriyor ki doğal ebeveynlik, bebeklerin motor gelişimleri için de oldukça
etkili.

Doğal ebeveynlik yaklaşımını benimseyen anneler bebeklerine bakım verirken ilişki ve uyum odaklıdır. Bu anne-bebek ilişkisi için bakım vermekten çok daha fazlasını ifade eder ve bebeğin ihtiyaçlarına, duyarlı ve bebek ile ilişkide kalarak şefkatli bir yerden cevap verebilme becerisini geliştirmemiz anlamına gelir.

Psikolog Begüm Şenolur

Psikolog Begüm Şenolur, 2017 yılında Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldu. Lisans eğitimine ek olarak 2016 yılında başladığı Nilüfer Devecigil ve Deneyimsel Oyun Terapisi yönteminin yaratıcısı Prof. Byron Norton tarafından verilen Deneyimsel Oyun Terapisi eğitiminin teorik kısmını
tamamladı; süpervizyon aşamasındadır. Oyun terapisi eğitimi süresinde Çocuk Esirgeme Kurumu çocuklarına gönüllü olarak oyun terapisi hizmeti verdi; alanda gönüllü çalışmalarına halen devam etmektedir. Bağlanma kuramını baz alan Doğal Ebeveynlik akımını benimseyen Begüm Şenolur, çocuklar ile oyun
terapisi ve psikoterapi çalışmalarını, yetişkinlerle de ebeveyn danışmanlığı kapsamında bireysel çalışmalarını yürütmekte.

İletişim:
info@begumsenolur.com
0(555) 089 29 79
www.begumsenolur.com
Ataşehir / İstanbul

 

 

Boşandık, Şimdi Ne Olacak?

BOŞANDIK, AYRILDIK, PEKİ SONRA?

Yasal boşanmanın gerçekleşmesiyle ayrılan eşler ve çocukları için pek çok anlamda yeni bir hayat başlar.

Sosyal, parasal, duygusal ve ailesel yaşamda görülen bu yeniliklere, çoğu kez, en azından boşananlardan biri için ‘duygusal boşanma’ adıyla anılan, ikinci bir boşanma süreci eşlik eder.

Herkes kendi koşulları, kendi olayları, kendi gerçekleri ve kendi algılarıyla yaşar bu süreci, her süreç gibi.

Her yaşam olayında olduğu gibi, olabildiğince destek almaya açık olmak, ihtiyaç olduğunda destek istemek, biraz akışa bırakırken, bir yandan da yaşam kalitenizi belirleyecek konularda gerçekçi planlar yapmak ve bir an önce uygulamaya başlamak gerekir bu dönemde. Bir an önce dememin nedeni, yeni yaşamın içinde olabildiğince güvende hissetmek, hissettirmek, mutlu olabilmek, mutlu etmek ve yaşam sevincini çocuklarla birlikte bulabilmek için.

6-7 yaşlarındaki oğlum, boşandıktan kısa bir süre sonra bana ‘anne, boşanmak sana iyi geldi, yaşam sevincini buldun’ demişti; evet, gözlerime yaş hücum etmişti.

Duygusal Boşanma

Duygusal boşanma, genelde ayrılmayı seçmeyen eşin yaşadığı gözlemlenen bir süreç olsa da, ayrılığı seçen eşlerin de bazen aslında boşanmaya hazır olmadıkları ve yasal boşanmanın gerçekleşmesiyle birlikte böyle bir dönem yaşadıkları görülebilir. Boşandığı kişiyle kendini hala evli hissetmek, kendini ona bağlı hissetmek gibi karmaşık duygular içeren bu dönem zor bir dönemdir.

Duygusal boşanma gerçekleştiğinde, ister evli olsun, ister yasal olarak boşanmış olsun, kişi psikolojik olarak kendi bütünlüğünü duyumsar. Evliliğin sonlanmasının kabulü ve kişinin kendisini artık diğerinin eşi olarak değil, bekar bir birey olarak algılayabilmesiyle duygusal boşanma gerçekleşir. Böyle bir sürecin içinde olduğunu fark etmek önemlidir. Fark edilmediğinde, yıllarca sürebilecek bu durum herkese zarar verebilir.

Evlilik iki kişiyi özel bağlarla bağlayan bir kurumdur. Bu kurumdan nasıl çıkıldığı, kurumun nasıl başladığı her ne kadar yasalarla, genel geçer açıklamalarla, her yöreye özgü geleneklerle belirlenmişse de, her evlilik, her boşanma ve bu süreçlerde her insanın neyi, nasıl yaşadığı farklıdır; üstelik pek çok gerçek de zaten ayrıntılarda gizlidir.

Bu dönemde bireye odaklı psikolojik destek almanın tam da bu nedenle çok önemli olduğunu düşünüyorum. Psikolojik destek duygusal boşanmanın da hızla gerçekleşerek kişinin özgürlüğüne ve kendi benliğine kavuşmasını, yaraları onarmasını kesinlikle hızlandıracaktır. Çocuk yoksa, ayrılanlar özgürce kendilerine odaklanabileceklerinden, özellikle büyük kentlerde yeni hayata uyum daha kolay olacaktır. Çocuk varsa, her iki ebeveyn de onu kollamak, onun ihtiyaçlarını göz önünde tutmak zorundadır desem de genelde görülen bu sorumluluğun bir tek ebeveyne yüklendiğidir.

Boşanma yasal olarak gerçekleştikten sonra ayrılan eşlerin ilk işi duygusal olarak da boşanmayı sağlamaktır. Yani, birbirlerine artık eş olmadıklarını, aynı evden sorumlu olmadıklarını, her birinin ayrı ve bağımsız bir hayatı olduğunu ve artık tek ortak yanlarının ortak çocuklarının ebeveynleri olmak olduğunu her adımda fark etmeleri ve kabul etmeleri gerekir ki böylece, ne kendilerinin ne de çocuklarının kafası karışmasın. Bunları söylemek kolay, biliyorum. Her şey kişilerin özeline göre değişebilir elbette. En azından genel olarak dikkat edilmesi gereken, önemli konulardır bunlar. Boşanan anne ve babanın duygusal sakinlikleri ve netlikleri çocuklara da aynı şekilde yansıyacaktır. Ancak boşandığı halde boşandığı eşiyle flört etme çabasında, hala eşmiş gibi davranan bir baba ya da anne, yalnızca boşandığı kişinin değil çocuklarının da kafasını karıştıracaktır. Tabii ki insanlar boşansalar da yeniden bir araya gelebilirler, yeniden bir çift olabilirler, ancak bu geçiş dönemlerine ya da belirsizliklere çocukları ortak etmek onları huzursuz etmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır. Boşanma sonrası neyin ne olacağı, görüşme süreleri, zamanları ne kadar düzenli ve net olursa çocuklar da, boşanan kişiler de o kadar rahat eder.

Eski Eşle İlişki

Eski eşinizin bazen ebeveynliğine, bazen yaşam tarzına kızgınlık duyup eleştirebilirsiniz. Ancak unutmayın ki o sizin çocuğunuzun ebeveynidir, öyle de kalacaktır ve bunların nedeni onun kişiliğidir. Zaten o kişilik sizin çok da tercih ettiğiniz bir kişilik olsaydı, uyumlu olsaydınız boşanır mıydınız ki? O kadar düşünceli olsa, o kadar anlaşsanız, ihtiyaçlarınızı o kadar karşılayabiliyor olsaydınız zaten evli kalırdınız, öyle değil mi?

Çocuklarınızın güvenliği, ruh sağlığı, beden sağlığı tehlikede olmadıkça eski eşin çocuklarıyla kurduğu ilişkiye karışmayın. O onların anne ya da babasıdır. Evli olsaydınız da bu böyle olacaktı. Karışmanızın tek sonucu ortamı germek ve olumsuz etkilemek olacaktır. Aklınızı kullanarak çocuklarınızın çıkarları doğrultusunda davranabilirsiniz. Bu da sizin özgürlüğünüz.

Boşandıktan sonra eski eşin ailesi ve ortak sosyal çevreyle ilişkiler

İster kadın olsun, ister erkek, boşandıktan sonra yaşanan sorunlardan biri de hangi arkadaşlarla görüşmenin süreceği ya da süremeyeceği, eski eşin ailesiyle ilişkilerin nasıl süreceği gibi konulardır. Burada tek bir doğru olduğunu düşünmüyorum; olumsuz duyguları çocuklara yansıtmanın gereksiz olduğunu kabul edelim yeter. Görüşmek istediklerimizle ve bizimle görüşmek isteyenlerle ilişkimizi sürdürelim, istemediklerimizle de sürdememe hakkımızı kullanalım.

Sosyal statünün değişmesi

Boşanmayla birlikte eşlerin toplum içindeki statüleri değişir. Sosyal statü değişimi sosyokültürel, sosyoekonomik ve psikolojik olarak kadınları daha derinden zorlar. Erkekler, toplum tarafından, aynı kimlikleriyle ve bekar erkek rolüne dönmenin verdiği özgürlükle karşılanırlar. Hele bir de çocuk ya da çocuklar onlarla kaldıysa, herkes onlara yardımcı olmak için yarışır, eş dost yemeğe davet eder, yemek getirir vb. Oysa kadın çocuklarıyla kaldığında, normaldir, kadındır, annedir, çocuklarına bakacaktır. Başlangıçta biraz desteğe ihtiyacı olabileceği çok az insanın aklına gelir. Erkekler gezip tozmaları için aileden de çocuk bakımı konusunda destek alırken, kadın her ortamda ve koşulda daha çok kısıtlanır.

Boşanmış Erkek / Baba

Toplumunun her kesiminde, ister çocuklu, ister çocuksuz olsun, boşanmış erkeğe sempatiyle yaklaşılır. Çevrenin boşanmış erkeklere köstek değil destek olduğunu hem çok gördüm, hem de okudum. Eminim bunun tersi örnekler de vardır, ancak bir genelleme olarak gerçek budur.

Boşanmış babaların en büyük zorluğu iş ortamlarından kaynaklanır. Anneler çok daha rahat bir şekilde çocuğunun hastalığı, veli toplantısı için izin alabilirken (ki ne yazık ki bu ihtiyaçları bir yandan karşılanırken, diğer yandan da işlerini riske atmak zorunda kalabilirler), babaların bu konuda hoşgörüyle karşılandığı iş ortamı ne yazık ki çok azdır.

Babalar çocuklarıyla kaldıklarında, ‘erkektir, yapamaz’ anlayışıyla her türlü desteği görür. Eş dost, boşanmış bir babaya özellikle çocuklarıyla birlikteyken yemek, bakım, danışma desteği vermek için adeta sıraya girer. Babaların yaşadığını gözlemlediğim en önemli zorluklardan biri, son derece ilgili ve verici bir babanın bile, ilgisiz babalar nedeniyle oluşmuş ‘kötü baba’ önyargısıyla baş etmek zorunda kalmasıdır.

Boşanmış Kadın / Anne

Ben boşandığımda, çocuklarım için oldukça uzun bir süre eski soyadımı kullanmayı sürdürdüm. Bunun için bin çeşit eleştiri de aldım, ancak bir alay duygusal ve ekonomik sorunla baş etmeye çalışırken hiç değilse birini, bir süreliğine kenara itmiş oldum. insanın soyadını değiştirip bambaşka bir isimle anılmaya başlaması o kadar da basit bir şey değil ve bunun sonucunu kadınlar yaşıyor, erkekler genellikle farkında bile değiller. Ayrıca annenin soyadı farklı olduğunda çocuklarının annesi olduğunu kanıtlaması bile uzun işlemler gerektirebiliyor. Neden ki demeyin, son derece basit bazı resmi işlerde bile sorun yaşanabiliyor. Babalarından ayrıldığımda çocuklarım 6.5 ve 12 yaşındaydılar. Onlara bir süre soyadımı değiştirmeyeceğimi, aynı soyadını taşıyacağımı söylediğimde mutlu olduklarını, huzurlandıklarını hatırlıyorum.

Başkentte, özel bir üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışan bir anne olarak, gerek apartman görevlimin, gerekse kimi apartman sakinlerinin o zamana kadar karşılaşmadığım imalı sözleri, bakışları ile var olmak, girdiğim ortamlarda hep birilerinin beni birileriyle tanıştırma çabalarıyla baş etmek kolay değildi. Arabamın egzozu ses yaptığında camımı tıklatıp saygısızca ve tacizkar bir edayla yapılan uyarılar, karlı havalarda pek çok erkek arabasını almazken, ben alıp gittiğimde, dönüşte park ederken mahalle sakinlerinden gelen sevimsiz yorumlara ve bakışlara karşı durmak, bunları görmezden gelmek hiç basit şeyler değildi. Hafta sonları arkadaşlarımla çıkarken bazı komşularımın ‘maşallah Süheylaanım, siz de geziyorsunuz’ yorumlarına eşlik eden bakışlarını unutmuyorum.

Özet olarak boşanmanın sonuçlarıyla baş etmek kadınlar için, erkeklere kıyasla açık ara ile çok daha zorlu bir süreçtir.

Boşanma sonrası çocuklarla kalan ebeveyn

40 yaşındaydım ama annem ve babam günde 5-6 kere arıyorlar, bulamadıklarında arkadaşlarımı arıyorlardı; erkek olsam bunu yapmayacaklarından adım kadar eminim. İlk günler, eve her döndüğümde annemle babamı kanapede kaygılı bakışlarla oturuyor buluyordum. Eksik olmasınlar, uyum sağlamaya çalıştığımız ve duygusal olarak kırık dökük olduğumuz dönemde çok destekleri oldu, yemeklerimi yaptılar, alışverişimi taşıdılar ama onlar anne-babaydı, kaygılıydılar ve sınırları saptamak onlar için çok zordu. Benim kendi hayatımı kendim için geri almam gerekiyordu, onlarsa desteğe ihtiyacım var kaygısıyla adeta hayatıma el koymuşlardı. Bunu fark eder etmez adım adım, kırmadan, kendi hayatıma kendim sahip çıkmaya ihtiyacım olduğunu belirterek onları sınırladım ve kendi evlerine yönlendirdim. Çocuklarıma ‘annenizden artık siz sorumlusunuz’ dediklerini duyduğumda sert bir çıkış yaptım. ‘Ne demek? Ben onların annesiyim, ben onlara bakacağım, onlar benim çocuklarım, rolleri karıştırmayalım’ dediğimde büyük oğlumun omuzuma pat pat yaparak beni desteklemesini unutamam. Diyeceğim o ki, kadınsanız çevrenin, sizi canı gibi seven ailenizin bile sizi güçsüz konuma sokabildiği, gücünüze sahip çıkmanız gereken bir döneme girersiniz boşandığınızda. Ben yine şanslıydım. Boşanmış anneliğe geçişi karşılaştırılamayacak kadar daha ağır koşullarda yaşayan kadınlar olduğunu biliyorum.

Ne olursa olsun, her koşulda aklı kullanmak, var olan koşulları zorlamak, imkanları, yasaları araştırmak ve kendini, çocuklarını kurtarmak için bir savaş vermesi gerekiyor kadınların, hele ki bu coğrafyada. Bütün bunlara karşı güçlenmek ve sağlam durmak gerekiyor. Oluyor tabii ki, ama kolay olmuyor.

Boşanmanın ve çocuğunuzla kalmanın bir avantajı da özgürce ebeveynliğinizi gerçekleştirebilmek, çocuklarınızın sizinle diğer ebeveyn arasındaki farklılıkları daha net görmeleri ve böylece onların da kafalarının çok daha az karışması. ‘Biliyor musun, anne/baba gitti de rahatladık, artık sütümüzü döktüğümüzde kimse bize kızmıyor’ diyerek anne/babasının evdeki varlığını deli gibi özlemesine rağmen yaşadığı rahatlığı ifade eden çocuklar da gördüm. Ebeveynlerin kendi arzuladıkları ebeveynliği yapabilmelerinin faydalarını özellikle doğru yaklaşan, bilgi ve sevgiye dayalı ebeveynlik yapan anne ve babalara ne kadar anlatsam yetmez. Cocuklar aradaki farkı son derece olumlu olarak deneyimliyorlar. Oysa, aynı evin içinde ‘nasıl ebeveyn olunur’ konusunda derin çelişkiler yaşayan ebeveynlerin çocuklarının iyice şaşkına döndüklerini de gördüm. Benim örneğim buydu, aynısını çocuklarıyla kalan babalara öneriyorum.

Boşanma sonrası çocuğuyla sınırlı zamanlarda görüşen ebeveyn

Şimdi de boşanmış ve çocuğuyla sınırlı zamanlarda görüşen ebeveynin neler yaşayabileceğine odaklanalım. Aynı evde olsun, ayrı evlerde olsun, her ebeveyn çocuğuyla ilişkisinden kendisi sorumludur. Cocuğunu sınırlı zamanlarda gören ebeveyn eğer çocuğuyla yakın bir ilişki kurmak istiyorsa, ilk önerim içten olması, açık olması ve ne yapıp edip Etkili lletişim Becerileri, Duygusal Zeka, Siddetsiz Iletişim konularında bilgi ve beceri kazanmasıdır. Bunu yapan ebeveyn er geç kazanır. Ancak diğer eşe kızgınlığını farkında olarak ya da farkında olmadan çocuklarından çıkaran, çocuklara durup durup eski eşini kötüleyen ve/ya da onunla ilişkilerini engelleyen ebeveyn de er geç kaybedecektir. Boşanmış eşler birbirlerine kızgın olabilirler ve bu duygularını çocuklarıyla da paylaşabilirler, ancak bu kızgınlık çocuğu yönetmeye evrilirse işte o zaman çocuklar zarar görür, çünkü sizin kızgın olduğunuz eski eşiniz her koşulda çocuğunuzun annesi ya da babasıdır.

Çocuğunuzla görüştüğünüz sınırlı saatleri haliyle, değerlendirmek ve onun gönlünü yapmak isteyeceksiniz. Her istediğini yapmak yerine, size de uygun gelen isteklerini yerine getirmek ve uygun olmayanları ‘doğru’ bir iletişimle reddetmek ve içtenliği korumak temel ilke olmalıdır.

Ebeveyninin içtenliğine ve dürüstlüğüne güvenen çocuk onunla bir güven ilişkisi oluşturur ve bu ilişki ikisini de zenginleştirir. Bunun olup olmayacağı ebeveynin elindedir. Gizlileri, saklıları ve yalanları varsa, zaten kısıtlı zamanlarda oluşturulmaya çalışılan bir ilişkide çocuk bunları er ya da geç fark ettiğinde güveni sarsılır ve o güveni yeniden kurmaya koşullar artık el vermeyebilir.

Oksijen maskesi, önce kendinize

O dönemde oksijen maskesini kendime takmadan çocuklarıma faydam olamayacağı gerçeğini yaşayarak bir kez daha anladım. Cocuklar hafta sonları babalarına gittiklerinde yaşadığım rol karmaşasını uzatmamak için Mart içeri pire dışarı örneği, kendimi eve kapatmayıp dış dünyaya attım. Arkadaşlarımla buluştum, her hafta sonu için kendime program yaptım. Ebeveyn çemberlerine katıldım. Hayatımdaki diğer kardeşlerimi o çemberlerde buldum. Dört bir yandan sarılıp sarmalandığımı hissettirdiler bana. En büyük destek yine kadınlardan geldi. Hafta içi anne, hafta sonu insan, kadın, arkadaş, evlat olmayı öğrendim. Bu rol geçişleri ilk başlarda çok ani oluyordu. Uyumlandım. Pazar akşamları çocuklarımı tazelenmiş ve enerji dolmuş olarak karşılayabilmem bu sayede oldu.

Kendinize alan açın – Planlayın

Cocuklarla birlikte kalan yalnız ebeveynlere kendilerine alan açabilmek için kesinlikle plan yapmalarını öneriyorum. Yoksa insanın, o yorgunluk ve yoğunluk içinde suda farkında olmadan kaynayıp giden kurbağadan pek farkı kalmayabiliyor; bunun da kimseye faydası yok, o kesin!

Bu hafta içi, hafta sonu çelişkisi yalnızca rollerin çelişmesi olarak kalmıyordu. Hafta sonlarını restoranlar, keyifli yemekler, toplantılar, konserler ve sinemalarla geçiren çocuklarım, hafta içleri onları hızlandıran, ödevlerini hatırlatan, görevlerini hatırlatan, sabahları tatlı uykularından uyandıran, hadileyen bir anneye geliyorlardı. Onların da, benim de paylaşacağımız, acelesiz keyif dolu anlara ihtiyacımız vardı. Planlamayı öğrendim, geliştirdim. Bazı hafta sonları çocuklarımla paylaşacağım programlar yaparak babadan bir gün geç almasını ya da yarım gün erken bırakmasını rica ettim. Hala bile, çocuklarımla bir konser, bir sinema, dışarıda yenen bir yemek, keyifli bir dost toplantısı organize edebildiğimizde benden mutlusu olmaz; çocuklarımla sırf keyif adına bir şeyler yapma ihtiyacım eksik kalmış yine de, besbelli.

Boşanan ebeveynin yeni partneri

Istatistiklere göre boşananların pek çoğu, bir süre sonra yeni bir ilişki kurmaya hazır oluyor (boşanma sonrası görülen yeniden evlenme oranlarının yüksekliği bunun kanıtı). Bu ilişkinin bir evlilikle sonlanması gerekmese de hayat sürüyor ve seçimlerimiz olabiliyor. Peki yeni kişi çocukla tanışmalı mı? Tanışmamalı mı? Ancak evlendikten sonra mı tanışmalı? Bu soruların yanıtları, kişinin kendi değerlerinde, kendisinin ve çocuklarının ihtiyaçlarında saklı. Benim bu konuda bir tek uyarım var: Yaşamınızda yoğunlukla yer verdiğiniz biri olduğunda, bence çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun, onunla tanışmalı; yaşamınızı birleştirecekseniz de, bu çocuğunuz için sürpriz olmamalı, onunla önceden paylaşılmalı. Neden? Cocuğunuzun güvenini kaybetmemeniz için. Çocuğunuz tepki de gösterse, daha önce sözünü ettiğim gibi, duygusal zeka, şiddetsiz iletişim, etkili iletişim gibi barışcıl iletişim yaklaşımları imdadınıza yetişecektir.

Özet

Hayat düşünce sınırlarımızı aşacak kadar değişken olabilir. Kimi ayrılık ve boşanma süreçlerinde yazıda hiç değinmediğimiz zorluklar ve karmaşalar da yaşanır. Boşanmış anne ve babalar yakınlarından yardım istemekten, yasal haklarını öğrenmekten kaçınmasınlar, bu onların en temel hakkıdır. Bilgilensinler, olanakları zorlasınlar, sırtlarını sevgiye ve bilgiye dayasınlar ki kendi kendileriyle ve çocuklarıyla, var oldukları koşullarda olabildiğince sevgi dolu ve sağlıklı ilişkiler kurabilsinler.

Süheyla Pınar Alper

.

Eğitim Bilimci / Sosyolog, Duygu ve Farkındalık Danışmanıyım. 1995ten bu yana öğretmen, genç, kadın, anne-baba, yönetici (Dünya Bankası, Meteksan vb.) birey ve gruplara duygusal zeka eğitimleri vermekte, iletişim ve duygular konusunda danışmanlık yapmaktayım. Yirmi yıl süreyle ders verdiğim Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümünden 2008de emekli oldum. 1996da Bilkent Üniversitesi’nde açmış olduğum, her sene güncellediğim ve ‘bebeğim’ diye nitelendirdiğim bir dersimi (Duygusal Zeka, Şiddetsiz İletişim ve Etkili İletişim becerilerinin teori ve uygulaması) 2008-2018 yılları arasında İstanbul Bahçeşehir Üniversitesinde vermeyi sürdürdüm. 2013 yılından bu yana Do-um’da danışmanlık yapmaktayım. Uluslararası EFT Master/İleri EMO, Pozitif EFT uygulayıcısı, Transaksiyonel Analiz Derneği TA ve Çocuk, Ergen, Her Yaş Çocuğu ile Oyunla Terapi sertifikalarına sahibim. Çocuklarla doğrudan çalışmıyorum, anne-babalara ve öğretmenlere danışmanlık yapıyorum.
Nisan 2018’de, Attachment Parenting International’dan, Attachment Parenting Türkiye Şiddetsiz Şefkatli Ebeveynlik Lideri akreditasyonumu aldım.

Görsel:
www.oprah.com

Okul!

“Ne anlam ifade ediyor sizin  için bu sözcük?”

Belki bazılarımız için çocukluk hatıralarından fırlayan korkulu bir rüya,  bazılarımız için ise nefes alınan bir yer. Benim için dış dünyaya açılan bir kapı,  içinde kelimelerin, arkadaşların, oyunun olduğu evden, ev işlerinden uzakta geçirilen bir kaç saat anlamına geliyordu.

O zamanlar hatırladığım kadarıyla bütün kız arkadaşlarım okulu seviyordu.  Çünkü biz bol ev işinin, bol çocuğun ve bol sorumluluğun  olduğu bir köyde doğmuştuk. Okula gitmek demek evin boğucu havasından kaçmak demekti. Oyun oynamanın o kadar iş dururken “şımarıklık” sayılmadığı bir yerdi.  Köyler şimdiki gibi şehir havasından sıkılmışların gidip dinlendiği, doğal beslenme tutkunlarının akın ettiği yerler değildi. Küçücük evlerde  çoluk çocuğa yetişmeye çalışan, tarladaki işlerden, sağılacak ineklerden, kışın yakılacak soba için taşınacak odun kömürden,  su taşımaktan, bahçe bağa bakmaktan sıtkı sıyrılmış anneler,  yeni ayaklanmaya  başlayan  çocuklara hele de kız çocuklarına hemencecik sorumluluğu veriveriyordu. Yaş farketmeksizin büyük abla kendisinden küçüklere bakmak, büyük erkek çocuk ise tarlada bağda bahçede tüm işlere yardım etmek zorundaydı.  İşte benim için de okul sihirli bir zaman dilimiydi. Başka bir dünyaya girmek demekti. Okumaya devam et Okul!

Alan Tutma

Yazan: Heather Plett, 11 Mart 2015

İngilizce aslından Türkçeye çeviren: Berna Efeoğlu Ulus, Ağustos 2015

Çeviri düzeltisi: Simge Konu Ünsal, Temmuz 2018

Annem ölmek üzereydi, kardeşlerim ve ben son günlerinde onun yanında olmak üzere bir araya gelmiştik. Hayatının bir sonraki aşamasına geçiş sürecinde olan annemizi nasıl destekleyebileceğimiz konusunda hiçbirimiz bir şey bilmiyorduk fakat onu evde tutmak istediğimizden fazlasıyla emindik ve öyle de yaptık.

Annemizi desteklerken biz de dönüşümlü olarak yetenekli bir bakım hemşiresi olan Ann tarafından destekleniyorduk. Ann annemin bakımı ve gelecek günlerde neler bekleyebileceğimiz hakkında bizimle konuşmak üzere birkaç günde bir bize uğruyordu. Bize annem rahatsızlandığında ona nasıl morfin enjekte edeceğimizi öğretti, zor işleri üstlenmeyi teklif etti (annemi yıkamak gibi) ve bize annem ruhunu teslim ettikten sonra bedeniyle ne yapacağımız hakkında sadece ihtiyacımız kadar bilgi verdi.

“Acele etmeyin,” dedi. “Siz hazır hissedene kadar cenaze işlerini aramak zorunda değilsiniz. Annenize son kez veda etmek isteyecek insanları toplayın. İhtiyaç duyduğunuz kadar annenizle oturun. Kendinizi hazır hissettiğinizde arayın, gelip onu alsınlar.”

Annemin son günlerinde, Ann bize inanılmaz bir hediye vermişti. Acı verici bir hafta olsa da, bir telefon uzaklığındaki birinin bizi sarıp sarmalayacağını biliyorduk.

O zamandan bugüne kadar geçen iki yılda, Ann’i ve hepimizin hayatında oynadığı çok önemli rolü sık sık düşündüm. O “hasta bakım hemşiresi” unvanına sığabileceğinden çok daha fazlasıydı. O bir kolaylaştırıcı, koç ve rehberdi. Şefkatli ve yargısız destek ile rehberlik sunarak hayatlarımızın en zor günlerini atlatmamıza yardımcı oldu.

Ann’in yaptığı iş, çalıştığım bazı çemberlerde artık yaygın olarak kullanılmaya başlanan bir terimle ifade edilebilir: O bize alan tutuyordu.

Başkalarına alan tutmak ne anlama gelir? Nasıl bir yolculukta olurlarsa olsunlar onları yargılamadan, onlara kendilerini yetersiz hissettirmeden, onları düzeltmeye çalışmadan ya da sonucu etkilemeye çalışmadan yanlarında yürümeye gönüllü olmaktır alan tutmak. Başkalarına alan tuttuğumuzda kalbimizi açarız, koşulsuz destek sunarız, yargı ve kontrolü bir kenara bırakırız.

Bazen kendimizi başkalarına alan tutan kişilere alan tutarken buluruz. Örneğin bizim durumumuzda, biz annemize alan tutarken Ann de bize alan tutuyordu. Onun kendi destek sistemi hakkında hiçbir şey bilmesem de, bu anlamlı ve zorlu işi yaparken başkalarının da ona alan tuttuğunu tahmin ediyorum. Bize alan tutan başkaları olmadıkça güçlü bir şekilde alan tutabilmemiz neredeyse imkânsız. En güçlü liderlerin, koçların, hemşirelerin vb. bile yargılanma korkusu olmadan, yanlarında zayıf ve incinebilir olabilecekleri birilerinin bulunduğunu bilmeye ihtiyaçları vardır.

Bir öğretmen, kolaylaştırıcı, koç, anne, eş ve arkadaş vb. olarak, Ann’in bana ve kardeşlerime örnek olduğu gibi ben de başkalarına alan tutmak için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Bu her zaman kolay değil, çünkü başkalarını düzeltmeyi, onlara tavsiye vermeyi ya da hayat yollarında olabileceklerinden daha ileride olamadıkları için onları yargılamayı istemek gibi çok insani bir eğilimim var fakat denemeye devam ediyorum çünkü biliyorum ki bu önemli. Öte yandan, kendi hayatımda da, bana alan tutacağına güvendiğim insanlar var.

Kendi gelişimlerinde, dönüşümlerinde, yaslarında vb. kişileri kendi güçlerinden mahrum bırakarak (örn. onların problemlerini çözmeye çalışarak), onları utandırarak (örn. bildiklerinden daha fazlasını bilmeleri gerektiğini ima ederek) ya da onları fazlasıyla zorlayarak (örn. onlara duymaya hazır olduklarından daha fazla bilgi vererek) onları gerçek anlamda destekleyemeyiz. Kendi seçimlerini yapabilmeleri için kenara çekilmeye hazır olmalı, onlara koşulsuz sevgi ve destek sunmalı, ihtiyaç duyduklarında şefkat dolu bir rehberlik vermeli ve hata yaptıklarında bile onlara kendilerini güvende hissettirmeliyiz.

Alan tutmak, kolaylaştırıcılara, koçlara ya da hasta bakım hemşirelerine özel bir şey değildir. Hepimizin birbirine – eşlerimize, çocuklarımıza, arkadaşlarımıza, komşularımıza ve hatta işe giderken otobüste sohbet ettiğimiz yabancılara – sunabileceği bir şeydir.

Benim Ann’den ve bana alan tutan kişilerden öğrendiğim dersler şunlar oldu:

• İnsanların kendi sezgilerine ve bilgeliklerine güvenmelerine izin verin.

Annemi son günlerinde desteklerken, henüz sırtımızı dayayabileceğimiz bir deneyimimiz yoktu, fakat içgüdüsel olarak neye ihtiyaç duyduğunu biliyorduk. Titreyen vücudunu banyoya nasıl taşıyacağımızı, yanında oturup ona nasıl ilahiler söyleyeceğimizi, onu nasıl seveceğimizi biliyorduk. Acısını azaltmaya yardımcı olacak ilacı enjekte etme vaktini bile biliyorduk. Ann işleri bazı mutlak sağlık protokollerine uygun yapmak zorunda olmadığımızı şefkatle ifade etmişti, tek ihtiyacımız içgüdülerimize ve annemi sevdiğimiz yıllar boyunca biriktirdiğimiz bilgeliğe güvenmekti.

• İnsanlara kaldırabilecekleri kadar bilgi verin.

Ann bize bazı basit yönergeler vermiş, birkaç broşür bırakmıştı bırakmasına ancak bu hassas yas sürecimizde kaldırabileceğimizden fazla bilgiye boğmamıştı bizi. Çok fazla bilgi kendimizi yetersiz ve değersiz hissettirebilirdi.

• İnsanları kendi güçlerinden mahrum bırakmayın.

İnsanların elinden karar verme gücünü aldığımızda geriye kalan kendini işe yaramaz ve beceriksiz hisseden kişiler olacaktır. Devreye girip onlar adına zor kararlar almamız gereken bazı zamanlar olabilir (örn. bir bağımlılıkla mücadelelerinde müdahale kişileri kurtaracak tek şey gibi görünebilir) yine de neredeyse diğer tüm durumlarda, kişiler kendi seçimlerini yapabilmeye ihtiyaç duyarlar (hatta çocuklarımız bile). Ann annem adına kararlar alırken kendimizi güçlü hissetmeye ihtiyacımız olduğunu biliyordu ve bize bu konuda destek sundu. Ancak hiçbir zaman bizi yönetmeye ya da kontrol etmeye çalışmadı.

• Egonuzu dışarıda bırakın.

Bu çok önemli. Başkalarının başarısının bizim müdahalemize bağlı olduğuna inanmaya başladığımızda veya başarısızlıklarının bize kötü şekilde yansıyacağını düşündüğümüzde ya da bize içlerini döktükleri duyguların onlarla değil de bizle ilgili olduğuna ikna olduğumuz anda ego tuzağına düşeriz. Bu, öğretmenlik yaparken zaman zaman kendimi içinde bulduğum bir tuzak. Öğrencilerimin başarısındansa (Öğrenciler beni seviyor mu? Notları benim öğretme yeteneğimden/yeteneksizliğimden mi böyle? vb) kendi başarıma daha odaklanmış olabiliyorum. Ancak bu kimsenin işine yaramıyor, benim bile. Gelişimlerini gerçek anlamda destekleyebilmek için kendi egomu dışarıda bırakıp büyüme ve öğrenme fırsatına sahip olabilecekleri alanı yaratmam gerek.

• İnsanlara kendilerini güvende hissettirin ki hata yapabilsinler.

İnsanlar öğrenirken, büyürken, bir yas ya da dönüşüm sürecinden geçerken, yol boyunca muhakkak bazı hatalar yapacaktır. Alan tutucular olarak biz yargı ve utancı devre dışı bıraktığımızda, onlara risk alacak cesareti bulabilmeleri amacıyla kendi içlerine ulaşma fırsatını ve hata yaptıklarında dahi devam edebilme esnekliğini sunmuş oluruz. Hata yapmanın yolculuğun bir parçası olduğunu ve dünyanın sonu olmadığını bilmelerini sağlarsak, kendilerini yerden yere vurmak yerine hatalarından ders çıkarmaya vakit ayıracaklardır.

• Rehberlik edin, tevazu ve özenle yardım edin.

Bilge bir alan tutucu ne zaman rehberliği devre dışı bırakacağını (örn. kişiyi gülünç ve yetersiz hissettirdiğinde) ve ne zaman şefkatle rehberlik sunacağını (örn. kişi bunu talep ediyorsa ya da ne isteyeceğini bilemeyecek kadar kaybolmuşsa) bilir. Ann gücümüzü elimizden almamış olmasına rağmen gelip anneme banyo yaptırmayı ve bakımının daha zorlayıcı kısımlarını üstlenmeyi teklif ediyordu. Bu konuda deneyimimiz olmadığından ve annemizi bizden utanacağı bir duruma sokmak istemediğimizden (çocuklarının onu çıplak görmesi gibi) bu durum bizim için rahatlatıcıydı. Başkalarına alan tutarken hepimizin yapması gereken dikkatli bir dans bu. İnsanların kendilerini en kırılgan ve yetersiz hissettiği alanları fark edip onları utandırmadan, onlara doğru şekilde yardım sunmak pratik ve tevazu gerektirir.

• Karmaşık duygular, korku, travma vb. için bir ‘konteyner’ yaratın.

İnsanlar kendilerine alışkın olduklarından daha derin bir biçimde alan tutulduğunu hissettiklerinde, normalde saklı kalabilecek karmaşık duygularının yüzeye çıkmasına izin verebilecek kadar kendilerini güvende hissederler. Alan tutmada deneyimli olan bir kişi bunun ortaya çıkabileceğini bilir ve bunu şefkatli, destekleyici ve yargısız bir şekilde ele almaya hazır olur. *The Circle Way‘de insanlara “kabı tutmak”tan söz ederiz. Çember, kişilerin hep yıkılmış bir halde kalacakları ya da odadaki diğer insanlarca utandırılacakları korkusu duymadan kendilerini bırakabilecek kadar güvende hissettikleri bir alan olur. Birileri güç ve cesaret sunmak için daima diğerlerinin yanındadır. Bu hiç de kolay değil, ayrıca gitgide daha zorlayıcı konuşmalara ev sahipliği yaptıkça benim de sürekli olarak öğrenmeye devam ettiğim bir iş. Aşırı derecede duygusallaşırsak, kendi gölgemize bakmak gibi zor bir işi yapmamışsak ya da alan tuttuğumuz insanlara güvenmiyorsak bunu yapamayız. Ann’e gelecek olursak o bunu şefkatle, merhametle ve inançla bizim yanımızda yer alarak yapıyordu. Eğer zor durumların üstesinden gelebileceği güvenini bize vermeden ya da ölümden korkar bir şekilde aramızda olsaydı, ona bu şekilde güvenmemiz mümkün olmayabilirdi.

• İnsanlara sizden farklı kararlar almalarına ve farklı deneyimler yaşamalarına izin verin.

Alan tutmak, herkesin farklılıklarına saygı duymak ve bu farklılıkların onları bizim yapmayacağımız seçimleri yapmaya yöneltebileceğinin farkında olmaktır. Örneğin, insanlar bazen bizim kendi deneyimimizle anlayamayacağımız kültürel normlara dayalı kararlar verirler. Alan tutarken kontrolü bir kenara bırakır, farklılıkları onurlandırırız. Bizim örneğimizde bu, annemizin ruhunun bedeninden ayrılmasının ardından bedeniyle ne yapılacağı kararını vermemiz konusunda Ann’ın bize destek olması şeklindeydi. Bedeniyle vedalaşmadan önce düzenlenmesine ihtiyaç duyduğumuz bazı ritüeller olsaydı, annemizin evinin mahremiyetinde bunu yapma özgürlüğümüz vardı.

Yazarın notu:

Alan tutmak ne bir gecede ustalaşabileceğimiz ne de benim burada verdiğim gibi püf noktalarına başvurarak layıkıyla yapılabilecek bir şeydir. Biz onu uyguladıkça evrilen, tek tek herkese ve her duruma özgü karmaşık bir uygulamadır.

Benim niyetim, başkalarına alan tutmanın ne anlama geldiğini hayat boyu öğrenmeyi sürdürmek. Dolayısıyla eğer benimkinden farklı bir deneyime sahipseniz ve bu gönderiye eklemek istedikleriniz varsa, lütfen yorum yapın ya da bana mesaj gönderin. heather@heatherplett.com

Orjinal link:

What it means to “hold space” for people, plus eight tips on how to do it well

Türkçe çeviri:

https://www.yilmazulus.net/single-post/2015/08/04/Holding-Space-Alan-Tutma

Çeviri düzeltisi:

Simge Konu Ünsal

Çevirmen, edebiyat seven, yazmadan duramayan, müziksiz bir günü geçmeyen; diller, sözcükler ve etimoloji gibi tuhaf merakları olan, deniz ve doğa sever bir anne. 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi’nden mezun oldu. Dokuz yıl boyunca çevirmen olarak kamuda, özel sektörde ve (kısa bir süre) araştırma görevlisi olarak üniversitede görev aldı. Tam zamanlı olarak çalıştığı yıllar sonrasında kitaplara dönmeye karar verdi. Üç yıldan bu yana ağırlıklı olarak kitaplarla haşır neşir. Oğlunun doğumundan sonra ise kariyeri daha çok çocuk kitapları çevirisine evrildi. Bir anne olarak yolunu ararken attachment parenting ile tanıştı, ama aslında onu zaten tanıdığını fark etti. Şiddetsiz iletişimin, empatinin ve şefkatin bu dünyayı daha yaşanabilir kılacağına gönülden inanıyor. Eşi ve 2 yaşındaki oğlu Deniz ile İstanbul’da yaşıyor.

Resimleyen:

Fatmagül Dikyar Altun

Çocukluğumda beni olgunluğum hiç yalnız bırakmadı, olgun yaşlarımda da neyse ki çocukluğum. Olgun bir çocuk olarak her zaman övüldüm, desteklendim, örnek gösterildim. Olgun yanımla sabrettim, azmettim, çokça ders çalıştım. Büyüyünce doktor olacağım diyen çocuğun sözünü tuttum ve doktor oldum, yetmedi ihtisasımı yaptım. Yaş aldım, evlendim, anne oldum. Tüm ‘yapılması gerekenleri’ (iş, evlilik, çocuk) yapıp bitirince, kalakaldım. Yeni bir cana hayat verirken, hayata dair, çetrefilli bir sorgulama sürecine girdim. Çocuklarıma şefkat göstermeye çalışırken, kendimi bundan çokça mahrum bıraktığımı farkettim. İçimdeki çocuk huzursuzlandı, kıskandı. O günden sonra koşulsuz ebeveynliğin kapıları aralandı benim için,  çocuklarımla birlikte kendi çocukluğumu da sevmeye başladım, ona şefkat gösterdim. Şimdi küçük bir devlet hastanesinde çalışıyorum. Psikiyatrist ve psikoterapistim. Kişisel merakım gereği güvenli bağlanma, şefkatli ebeveynlikle ilgili okuyor, araştırıyor ve projelerle ilgileniyorum. Kendime ayırabildiğim zamanlarım içerinde, çocuk öyküleri yazıyor, çocuk kitapları resimliyor, çeşitli dergilere için yazılar kaleme alıyorum. Koşulsuz sevgi tohumlarını çocuklarımızın yüreğine ektikçe, şiddetsiz iletişimi becerebildikçe; dünyanın bolca huzur ve mutluluk hasat edeceğine, çok daha güzelleşeceğine inanıyorum.

Çocuklar Açısından Boşanma Sürecinin Yönetilmesi

Boşanmalarda Çocuklarımızı Nasıl Koruyup Kollayabiliriz?

Aşağıda anlattıklarım olması gerekenler, ama hayatın getirdikleri bu doğruların uygulanabilirliğini bazen engelleyebilir. Önemli olan bunları bilmek, olabildiğince gerçekleştirmek, olamıyorsa da, dünyanın sonu olmadığını bilmektir. Karşılaşılan sorunları duygusal zeka, şiddetsiz iletişim, etkili iletişim gibi doğru yaklaşımlarla ele almamız aslında çocuğumuzu korumanın ilk ve en temel adımıdır.

Okumaya devam et Çocuklar Açısından Boşanma Sürecinin Yönetilmesi

Eşler Arasında Boşanma Sürecinin Yönetilmesi

Boşanma sayısı arttıkça toplumumuzda yeni bir aile tipiyle daha sık karşılaşmaya başladık: tek ebeveynli aile.

Bu artış karşısında pek çok insan aile kurumunun yok olma riskiyle karşı karşıya olduğunu öne sürse de araştırmalar boşananların anlamlı bir çoğunluğunun yeniden evlendiklerini ya da yeniden evlenme arayışına girdiklerini göstermektedir. Bunun sonucunda ‘yeniden oluşturulmuş’ aile adı altında yeni bir aile tipi daha türemiştir.

Boşanma konusunu hafife almak, ‘canım yürümezse boşanılır, ne olacak’ demek, boşanmalara dışarıdan yorum yapıp değerlendirmek kolaydır, ancak bilimsel olarak da kabul gören gerçek
şudur:

Boşanma aynı ölüm gibi, evlilik gibi, doğum gibi, doğal afet gibi, konuyla ilgisi olan herkes üzerinde ciddi etkiler yaratan bir yaşam olayıdır.

Okumaya devam et Eşler Arasında Boşanma Sürecinin Yönetilmesi

Çocukluk Döneminde Kekemelik

Bazı çocuklar için konuşmak zorluklar ve mücadelelerle doludur. Bazen konuşurken “takılıp” düştükleri için canları çok sıkılabilir ve yardım isteyebilirler, bazense konuşma “akıp” gider ve onları tutmanızı hiç istemezler.

Bir diğer deyişle bazı çocuklar yaşamlarının bir döneminde konuşmalarının akıcılığında bozulmaya neden olan takılmalar, tekrarlamalar (örn. ka-ka-ka-kalem), uzatmalar (örn. kaaaaaaalem) ya da bloklar (örn. (duraklama) kalem) yaşayabilir, yani kekeleyebilir.

Okumaya devam et Çocukluk Döneminde Kekemelik

Tuvalet İletişimi Nedir?

Bebeğimin tuvalet alışkanlığı kazanmasını istiyorum ama eğitim yöntemi bize göre değil.. 🤱🤦‍♀️🤷‍♀️
Bebeğim henüz çok küçük olmasına rağmen tuvalet ihtiyacına dair sinyaller veriyor, eğitim için çok erken, ne yapmalıyım? 👶🚾🚼
Tuvalet iletişimi diye birşey duydum, egitimden farkı nedir?🎯
Bebeğimin bezi erkenden bırakmasını istiyorum, doğru yol tuvalet iletişimi mi?🐒 Sadece bezi bırakmak ve hazır bezlerin doğaya verdiği zararı önlemek için mi tuvalet iletişimi kuruyoruz? 👀🌱🌳🌎
Neden “iletişim”? Tuvaletin iletişimi mi olurmuş? 💩🙈
..
Tuvalet iletişimi kitabının yazarı ve facebook grubunun kurucusu Sevgili Evren Bay Attachment Parenting Türkiye için; sorularınıza cevap niteliğinde bir video hazırladı!
💜💜💜💜💜💜💜

Okumaya devam et Tuvalet İletişimi Nedir?