Alan Tutma

Yazan: Heather Plett, 11 Mart 2015

İngilizce aslından Türkçeye çeviren: Berna Efeoğlu Ulus, Ağustos 2015

Çeviri düzeltisi: Simge Konu Ünsal, Temmuz 2018

Annem ölmek üzereydi, kardeşlerim ve ben son günlerinde onun yanında olmak üzere bir araya gelmiştik. Hayatının bir sonraki aşamasına geçiş sürecinde olan annemizi nasıl destekleyebileceğimiz konusunda hiçbirimiz bir şey bilmiyorduk fakat onu evde tutmak istediğimizden fazlasıyla emindik ve öyle de yaptık.

Annemizi desteklerken biz de dönüşümlü olarak yetenekli bir bakım hemşiresi olan Ann tarafından destekleniyorduk. Ann annemin bakımı ve gelecek günlerde neler bekleyebileceğimiz hakkında bizimle konuşmak üzere birkaç günde bir bize uğruyordu. Bize annem rahatsızlandığında ona nasıl morfin enjekte edeceğimizi öğretti, zor işleri üstlenmeyi teklif etti (annemi yıkamak gibi) ve bize annem ruhunu teslim ettikten sonra bedeniyle ne yapacağımız hakkında sadece ihtiyacımız kadar bilgi verdi.

“Acele etmeyin,” dedi. “Siz hazır hissedene kadar cenaze işlerini aramak zorunda değilsiniz. Annenize son kez veda etmek isteyecek insanları toplayın. İhtiyaç duyduğunuz kadar annenizle oturun. Kendinizi hazır hissettiğinizde arayın, gelip onu alsınlar.”

Annemin son günlerinde, Ann bize inanılmaz bir hediye vermişti. Acı verici bir hafta olsa da, bir telefon uzaklığındaki birinin bizi sarıp sarmalayacağını biliyorduk.

O zamandan bugüne kadar geçen iki yılda, Ann’i ve hepimizin hayatında oynadığı çok önemli rolü sık sık düşündüm. O “hasta bakım hemşiresi” unvanına sığabileceğinden çok daha fazlasıydı. O bir kolaylaştırıcı, koç ve rehberdi. Şefkatli ve yargısız destek ile rehberlik sunarak hayatlarımızın en zor günlerini atlatmamıza yardımcı oldu.

Ann’in yaptığı iş, çalıştığım bazı çemberlerde artık yaygın olarak kullanılmaya başlanan bir terimle ifade edilebilir: O bize alan tutuyordu.

Başkalarına alan tutmak ne anlama gelir? Nasıl bir yolculukta olurlarsa olsunlar onları yargılamadan, onlara kendilerini yetersiz hissettirmeden, onları düzeltmeye çalışmadan ya da sonucu etkilemeye çalışmadan yanlarında yürümeye gönüllü olmaktır alan tutmak. Başkalarına alan tuttuğumuzda kalbimizi açarız, koşulsuz destek sunarız, yargı ve kontrolü bir kenara bırakırız.

Bazen kendimizi başkalarına alan tutan kişilere alan tutarken buluruz. Örneğin bizim durumumuzda, biz annemize alan tutarken Ann de bize alan tutuyordu. Onun kendi destek sistemi hakkında hiçbir şey bilmesem de, bu anlamlı ve zorlu işi yaparken başkalarının da ona alan tuttuğunu tahmin ediyorum. Bize alan tutan başkaları olmadıkça güçlü bir şekilde alan tutabilmemiz neredeyse imkânsız. En güçlü liderlerin, koçların, hemşirelerin vb. bile yargılanma korkusu olmadan, yanlarında zayıf ve incinebilir olabilecekleri birilerinin bulunduğunu bilmeye ihtiyaçları vardır.

Bir öğretmen, kolaylaştırıcı, koç, anne, eş ve arkadaş vb. olarak, Ann’in bana ve kardeşlerime örnek olduğu gibi ben de başkalarına alan tutmak için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Bu her zaman kolay değil, çünkü başkalarını düzeltmeyi, onlara tavsiye vermeyi ya da hayat yollarında olabileceklerinden daha ileride olamadıkları için onları yargılamayı istemek gibi çok insani bir eğilimim var fakat denemeye devam ediyorum çünkü biliyorum ki bu önemli. Öte yandan, kendi hayatımda da, bana alan tutacağına güvendiğim insanlar var.

Kendi gelişimlerinde, dönüşümlerinde, yaslarında vb. kişileri kendi güçlerinden mahrum bırakarak (örn. onların problemlerini çözmeye çalışarak), onları utandırarak (örn. bildiklerinden daha fazlasını bilmeleri gerektiğini ima ederek) ya da onları fazlasıyla zorlayarak (örn. onlara duymaya hazır olduklarından daha fazla bilgi vererek) onları gerçek anlamda destekleyemeyiz. Kendi seçimlerini yapabilmeleri için kenara çekilmeye hazır olmalı, onlara koşulsuz sevgi ve destek sunmalı, ihtiyaç duyduklarında şefkat dolu bir rehberlik vermeli ve hata yaptıklarında bile onlara kendilerini güvende hissettirmeliyiz.

Alan tutmak, kolaylaştırıcılara, koçlara ya da hasta bakım hemşirelerine özel bir şey değildir. Hepimizin birbirine – eşlerimize, çocuklarımıza, arkadaşlarımıza, komşularımıza ve hatta işe giderken otobüste sohbet ettiğimiz yabancılara – sunabileceği bir şeydir.

Benim Ann’den ve bana alan tutan kişilerden öğrendiğim dersler şunlar oldu:

• İnsanların kendi sezgilerine ve bilgeliklerine güvenmelerine izin verin.

Annemi son günlerinde desteklerken, henüz sırtımızı dayayabileceğimiz bir deneyimimiz yoktu, fakat içgüdüsel olarak neye ihtiyaç duyduğunu biliyorduk. Titreyen vücudunu banyoya nasıl taşıyacağımızı, yanında oturup ona nasıl ilahiler söyleyeceğimizi, onu nasıl seveceğimizi biliyorduk. Acısını azaltmaya yardımcı olacak ilacı enjekte etme vaktini bile biliyorduk. Ann işleri bazı mutlak sağlık protokollerine uygun yapmak zorunda olmadığımızı şefkatle ifade etmişti, tek ihtiyacımız içgüdülerimize ve annemi sevdiğimiz yıllar boyunca biriktirdiğimiz bilgeliğe güvenmekti.

• İnsanlara kaldırabilecekleri kadar bilgi verin.

Ann bize bazı basit yönergeler vermiş, birkaç broşür bırakmıştı bırakmasına ancak bu hassas yas sürecimizde kaldırabileceğimizden fazla bilgiye boğmamıştı bizi. Çok fazla bilgi kendimizi yetersiz ve değersiz hissettirebilirdi.

• İnsanları kendi güçlerinden mahrum bırakmayın.

İnsanların elinden karar verme gücünü aldığımızda geriye kalan kendini işe yaramaz ve beceriksiz hisseden kişiler olacaktır. Devreye girip onlar adına zor kararlar almamız gereken bazı zamanlar olabilir (örn. bir bağımlılıkla mücadelelerinde müdahale kişileri kurtaracak tek şey gibi görünebilir) yine de neredeyse diğer tüm durumlarda, kişiler kendi seçimlerini yapabilmeye ihtiyaç duyarlar (hatta çocuklarımız bile). Ann annem adına kararlar alırken kendimizi güçlü hissetmeye ihtiyacımız olduğunu biliyordu ve bize bu konuda destek sundu. Ancak hiçbir zaman bizi yönetmeye ya da kontrol etmeye çalışmadı.

• Egonuzu dışarıda bırakın.

Bu çok önemli. Başkalarının başarısının bizim müdahalemize bağlı olduğuna inanmaya başladığımızda veya başarısızlıklarının bize kötü şekilde yansıyacağını düşündüğümüzde ya da bize içlerini döktükleri duyguların onlarla değil de bizle ilgili olduğuna ikna olduğumuz anda ego tuzağına düşeriz. Bu, öğretmenlik yaparken zaman zaman kendimi içinde bulduğum bir tuzak. Öğrencilerimin başarısındansa (Öğrenciler beni seviyor mu? Notları benim öğretme yeteneğimden/yeteneksizliğimden mi böyle? vb) kendi başarıma daha odaklanmış olabiliyorum. Ancak bu kimsenin işine yaramıyor, benim bile. Gelişimlerini gerçek anlamda destekleyebilmek için kendi egomu dışarıda bırakıp büyüme ve öğrenme fırsatına sahip olabilecekleri alanı yaratmam gerek.

• İnsanlara kendilerini güvende hissettirin ki hata yapabilsinler.

İnsanlar öğrenirken, büyürken, bir yas ya da dönüşüm sürecinden geçerken, yol boyunca muhakkak bazı hatalar yapacaktır. Alan tutucular olarak biz yargı ve utancı devre dışı bıraktığımızda, onlara risk alacak cesareti bulabilmeleri amacıyla kendi içlerine ulaşma fırsatını ve hata yaptıklarında dahi devam edebilme esnekliğini sunmuş oluruz. Hata yapmanın yolculuğun bir parçası olduğunu ve dünyanın sonu olmadığını bilmelerini sağlarsak, kendilerini yerden yere vurmak yerine hatalarından ders çıkarmaya vakit ayıracaklardır.

• Rehberlik edin, tevazu ve özenle yardım edin.

Bilge bir alan tutucu ne zaman rehberliği devre dışı bırakacağını (örn. kişiyi gülünç ve yetersiz hissettirdiğinde) ve ne zaman şefkatle rehberlik sunacağını (örn. kişi bunu talep ediyorsa ya da ne isteyeceğini bilemeyecek kadar kaybolmuşsa) bilir. Ann gücümüzü elimizden almamış olmasına rağmen gelip anneme banyo yaptırmayı ve bakımının daha zorlayıcı kısımlarını üstlenmeyi teklif ediyordu. Bu konuda deneyimimiz olmadığından ve annemizi bizden utanacağı bir duruma sokmak istemediğimizden (çocuklarının onu çıplak görmesi gibi) bu durum bizim için rahatlatıcıydı. Başkalarına alan tutarken hepimizin yapması gereken dikkatli bir dans bu. İnsanların kendilerini en kırılgan ve yetersiz hissettiği alanları fark edip onları utandırmadan, onlara doğru şekilde yardım sunmak pratik ve tevazu gerektirir.

• Karmaşık duygular, korku, travma vb. için bir ‘konteyner’ yaratın.

İnsanlar kendilerine alışkın olduklarından daha derin bir biçimde alan tutulduğunu hissettiklerinde, normalde saklı kalabilecek karmaşık duygularının yüzeye çıkmasına izin verebilecek kadar kendilerini güvende hissederler. Alan tutmada deneyimli olan bir kişi bunun ortaya çıkabileceğini bilir ve bunu şefkatli, destekleyici ve yargısız bir şekilde ele almaya hazır olur. *The Circle Way‘de insanlara “kabı tutmak”tan söz ederiz. Çember, kişilerin hep yıkılmış bir halde kalacakları ya da odadaki diğer insanlarca utandırılacakları korkusu duymadan kendilerini bırakabilecek kadar güvende hissettikleri bir alan olur. Birileri güç ve cesaret sunmak için daima diğerlerinin yanındadır. Bu hiç de kolay değil, ayrıca gitgide daha zorlayıcı konuşmalara ev sahipliği yaptıkça benim de sürekli olarak öğrenmeye devam ettiğim bir iş. Aşırı derecede duygusallaşırsak, kendi gölgemize bakmak gibi zor bir işi yapmamışsak ya da alan tuttuğumuz insanlara güvenmiyorsak bunu yapamayız. Ann’e gelecek olursak o bunu şefkatle, merhametle ve inançla bizim yanımızda yer alarak yapıyordu. Eğer zor durumların üstesinden gelebileceği güvenini bize vermeden ya da ölümden korkar bir şekilde aramızda olsaydı, ona bu şekilde güvenmemiz mümkün olmayabilirdi.

• İnsanlara sizden farklı kararlar almalarına ve farklı deneyimler yaşamalarına izin verin.

Alan tutmak, herkesin farklılıklarına saygı duymak ve bu farklılıkların onları bizim yapmayacağımız seçimleri yapmaya yöneltebileceğinin farkında olmaktır. Örneğin, insanlar bazen bizim kendi deneyimimizle anlayamayacağımız kültürel normlara dayalı kararlar verirler. Alan tutarken kontrolü bir kenara bırakır, farklılıkları onurlandırırız. Bizim örneğimizde bu, annemizin ruhunun bedeninden ayrılmasının ardından bedeniyle ne yapılacağı kararını vermemiz konusunda Ann’ın bize destek olması şeklindeydi. Bedeniyle vedalaşmadan önce düzenlenmesine ihtiyaç duyduğumuz bazı ritüeller olsaydı, annemizin evinin mahremiyetinde bunu yapma özgürlüğümüz vardı.

Yazarın notu:

Alan tutmak ne bir gecede ustalaşabileceğimiz ne de benim burada verdiğim gibi püf noktalarına başvurarak layıkıyla yapılabilecek bir şeydir. Biz onu uyguladıkça evrilen, tek tek herkese ve her duruma özgü karmaşık bir uygulamadır.

Benim niyetim, başkalarına alan tutmanın ne anlama geldiğini hayat boyu öğrenmeyi sürdürmek. Dolayısıyla eğer benimkinden farklı bir deneyime sahipseniz ve bu gönderiye eklemek istedikleriniz varsa, lütfen yorum yapın ya da bana mesaj gönderin. heather@heatherplett.com

Orjinal link:

What it means to “hold space” for people, plus eight tips on how to do it well

Türkçe çeviri:

https://www.yilmazulus.net/single-post/2015/08/04/Holding-Space-Alan-Tutma

Çeviri düzeltisi:

Simge Konu Ünsal

Çevirmen, edebiyat seven, yazmadan duramayan, müziksiz bir günü geçmeyen; diller, sözcükler ve etimoloji gibi tuhaf merakları olan, deniz ve doğa sever bir anne. 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi’nden mezun oldu. Dokuz yıl boyunca çevirmen olarak kamuda, özel sektörde ve (kısa bir süre) araştırma görevlisi olarak üniversitede görev aldı. Tam zamanlı olarak çalıştığı yıllar sonrasında kitaplara dönmeye karar verdi. Üç yıldan bu yana ağırlıklı olarak kitaplarla haşır neşir. Oğlunun doğumundan sonra ise kariyeri daha çok çocuk kitapları çevirisine evrildi. Bir anne olarak yolunu ararken attachment parenting ile tanıştı, ama aslında onu zaten tanıdığını fark etti. Şiddetsiz iletişimin, empatinin ve şefkatin bu dünyayı daha yaşanabilir kılacağına gönülden inanıyor. Eşi ve 2 yaşındaki oğlu Deniz ile İstanbul’da yaşıyor.

Resimleyen:

Fatmagül Dikyar Altun

Çocukluğumda beni olgunluğum hiç yalnız bırakmadı, olgun yaşlarımda da neyse ki çocukluğum. Olgun bir çocuk olarak her zaman övüldüm, desteklendim, örnek gösterildim. Olgun yanımla sabrettim, azmettim, çokça ders çalıştım. Büyüyünce doktor olacağım diyen çocuğun sözünü tuttum ve doktor oldum, yetmedi ihtisasımı yaptım. Yaş aldım, evlendim, anne oldum. Tüm ‘yapılması gerekenleri’ (iş, evlilik, çocuk) yapıp bitirince, kalakaldım. Yeni bir cana hayat verirken, hayata dair, çetrefilli bir sorgulama sürecine girdim. Çocuklarıma şefkat göstermeye çalışırken, kendimi bundan çokça mahrum bıraktığımı farkettim. İçimdeki çocuk huzursuzlandı, kıskandı. O günden sonra koşulsuz ebeveynliğin kapıları aralandı benim için,  çocuklarımla birlikte kendi çocukluğumu da sevmeye başladım, ona şefkat gösterdim. Şimdi küçük bir devlet hastanesinde çalışıyorum. Psikiyatrist ve psikoterapistim. Kişisel merakım gereği güvenli bağlanma, şefkatli ebeveynlikle ilgili okuyor, araştırıyor ve projelerle ilgileniyorum. Kendime ayırabildiğim zamanlarım içerinde, çocuk öyküleri yazıyor, çocuk kitapları resimliyor, çeşitli dergilere için yazılar kaleme alıyorum. Koşulsuz sevgi tohumlarını çocuklarımızın yüreğine ektikçe, şiddetsiz iletişimi becerebildikçe; dünyanın bolca huzur ve mutluluk hasat edeceğine, çok daha güzelleşeceğine inanıyorum.

Çocuklar Açısından Boşanma Sürecinin Yönetilmesi

Boşanmalarda Çocuklarımızı Nasıl Koruyup Kollayabiliriz?

Aşağıda anlattıklarım olması gerekenler, ama hayatın getirdikleri bu doğruların uygulanabilirliğini bazen engelleyebilir. Önemli olan bunları bilmek, olabildiğince gerçekleştirmek, olamıyorsa da, dünyanın sonu olmadığını bilmektir. Karşılaşılan sorunları duygusal zeka, şiddetsiz iletişim, etkili iletişim gibi doğru yaklaşımlarla ele almamız aslında çocuğumuzu korumanın ilk ve en temel adımıdır.

Okumaya devam et Çocuklar Açısından Boşanma Sürecinin Yönetilmesi

Eşler Arasında Boşanma Sürecinin Yönetilmesi

Boşanma sayısı arttıkça toplumumuzda yeni bir aile tipiyle daha sık karşılaşmaya başladık: tek ebeveynli aile.

Bu artış karşısında pek çok insan aile kurumunun yok olma riskiyle karşı karşıya olduğunu öne sürse de araştırmalar boşananların anlamlı bir çoğunluğunun yeniden evlendiklerini ya da yeniden evlenme arayışına girdiklerini göstermektedir. Bunun sonucunda ‘yeniden oluşturulmuş’ aile adı altında yeni bir aile tipi daha türemiştir.

Boşanma konusunu hafife almak, ‘canım yürümezse boşanılır, ne olacak’ demek, boşanmalara dışarıdan yorum yapıp değerlendirmek kolaydır, ancak bilimsel olarak da kabul gören gerçek
şudur:

Boşanma aynı ölüm gibi, evlilik gibi, doğum gibi, doğal afet gibi, konuyla ilgisi olan herkes üzerinde ciddi etkiler yaratan bir yaşam olayıdır.

Okumaya devam et Eşler Arasında Boşanma Sürecinin Yönetilmesi

Çocukluk Döneminde Kekemelik

Bazı çocuklar için konuşmak zorluklar ve mücadelelerle doludur. Bazen konuşurken “takılıp” düştükleri için canları çok sıkılabilir ve yardım isteyebilirler, bazense konuşma “akıp” gider ve onları tutmanızı hiç istemezler.

Bir diğer deyişle bazı çocuklar yaşamlarının bir döneminde konuşmalarının akıcılığında bozulmaya neden olan takılmalar, tekrarlamalar (örn. ka-ka-ka-kalem), uzatmalar (örn. kaaaaaaalem) ya da bloklar (örn. (duraklama) kalem) yaşayabilir, yani kekeleyebilir.

Okumaya devam et Çocukluk Döneminde Kekemelik

Tuvalet İletişimi Nedir?

Bebeğimin tuvalet alışkanlığı kazanmasını istiyorum ama eğitim yöntemi bize göre değil.. 🤱🤦‍♀️🤷‍♀️
Bebeğim henüz çok küçük olmasına rağmen tuvalet ihtiyacına dair sinyaller veriyor, eğitim için çok erken, ne yapmalıyım? 👶🚾🚼
Tuvalet iletişimi diye birşey duydum, egitimden farkı nedir?🎯
Bebeğimin bezi erkenden bırakmasını istiyorum, doğru yol tuvalet iletişimi mi?🐒 Sadece bezi bırakmak ve hazır bezlerin doğaya verdiği zararı önlemek için mi tuvalet iletişimi kuruyoruz? 👀🌱🌳🌎
Neden “iletişim”? Tuvaletin iletişimi mi olurmuş? 💩🙈
..
Tuvalet iletişimi kitabının yazarı ve facebook grubunun kurucusu Sevgili Evren Bay Attachment Parenting Türkiye için; sorularınıza cevap niteliğinde bir video hazırladı!
💜💜💜💜💜💜💜

Okumaya devam et Tuvalet İletişimi Nedir?

Adlarıyla Yaşar Çocuklar

Bebeklere isim düşünürken, bir de bu açıdan düşünün…

‘’Çünkü; yeni bebeği görmeye gelenlerin bulunduğu dilekteki gibi gerçekten adlarıyla yaşar tüm çocuklar.’’

Ne çok önemsenir yeni doğan bebeğin ismi.

“Kayınpederin adı mı yoksa yeni nesil modern bir isim mi olacak?” ya da “ İki isim ile orta yol bulunup, bir yandan ataya saygıda kusur etmezken, diğer yandan taze annenin gönlü mü alınacak? “

Bu isim koyma konusu bazen uzun tartışmalara neden olur ve hatta ömür boyu anılır durulur. İşin ilginç yanı, karar verilirken, o ismi ve etkilerini ömür boyu üzerinde taşıyacak olan bebeğin açısından pek az bakılır. Henüz kendisini ifade edebilecek, fikrini beyan edebilecek konumda olmasa da onun da başlı başına bir birey olduğu, kendi tercihleri ve beğenileri olabileceği göz ardı edilir. İşte bu noktada, bilinçli ve farkında ebeveynler olarak bizlerin yapması gereken bu gerçeği göz ardı etmememiz. Okumaya devam et Adlarıyla Yaşar Çocuklar

Bir Düşünelim..

İçimizdeki o eleştirel ses var ya acımasızca bizi eleştiren, çoğunlukla anne-babamızdan, biraz kardeşlerimizden, biraz öğretmenlerimizden kaydetmiş olduğumuz? İşte onunla ilgili biraz düşünelim istedim.

“Az ye de şişko olma”, “boyun uzamadı senin de”, “tembellik edersen olacağı budur”, “önüne bakmazsan düşersin işte böyle”, “bak elalemin çocuklarına da biraz örnek al, “ah yazııık! benim çocuğum bir türlü anlayamıyor”, “ne kadar huysuzsun, sürekli vız vız vız”, “akıllı ol, akıllı” gibi. Herkesin kendine özel eleştirel iç sesinin söylediklerini burada yazmaya kalksak sayfalar yetmez!

Okumaya devam et Bir Düşünelim..

Sütten Kes Artık Şu Çocuğu!

Farkediyorum ki ne zaman emzirmenin zorluklarından birazcık bahsedecek olsam; bazı insanlardan duyduğum ilk şey: “E artık sütten kesme zamanı gelmiş” oluyor.
Bu bana emzirmeyle ilgili büyük bir yanlış anlaşılmayı adeta ispatlıyor.

Emzirmeyi sonlandırmak, bir “süreçtir”.
Özellikle de bunu şefkatli bir şekilde yapıyorsanız; bir sabah kalkıp, “evet şimdi bebeğime artık meme yok diyerek onu sütten keseceğim” diyebileceğiniz ve tüm sorunlarınızın çözüleceği anlamına gelmiyor.

Aksine sütten kesme hem çocuğunuzun duygularını hem de kendi duygularınızı hesaba katarak uzunca bir zaman içinde yavaş yavaş gerçekleşiyor.

Bazı çocuklar için emzirmek her şeydir ve bu yüzden sütten kesmek travmatik olabilir. Çünkü emzirmeyi sonlandırmak aslında çocuğun tüm dünyasını birden değiştirebilecek bir seçim.

Okumaya devam et Sütten Kes Artık Şu Çocuğu!

Bebek Masajı

Bağlanma ebeveyn ve bebek arasında doğumdan hemen sonra başlayan, birbirlerini fiziksel ve duygusal olarak tanıma ve ilişki kurma süreci olarak tanımlanmaktadır. Bebeğin anne-babasıyla (ya da bakım vereni her kim ise onunla) yaşamının ilk birkaç yılı içerisinde kurduğu ilişki sadece ilk yakın ilişki olmakla kalmaz, hayatının geri kalanı boyunca kuracağı yakın ilişkilerde ne hissedeceğinin prototipini oluşturur.

Okumaya devam et Bebek Masajı

Çocukları İnsan Oldukları İçin Cezalandırmak

Yazan: Pozitif Ebeveynlik (Positive Parenting) kurucusu Rebecca Eanes

Çeviren: Süheyla Pınar-Alper

“Çocuklar sadece insan oldukları için o kadar çok cezalandırılırlar ki. Onların huysuzluk etme, terslenme, saygısız olma, ya da kötü davranma hakları yoktur. Oysa biz yetişkinlerin bu hakları her zaman vardır. Hiç birimiz mükemmel değilken çocuklarımızdan kendimizin bile ulaşamadığı mükemmellik standartlarına ulaşmalarını beklemekten vazgeçmemiz gerekiyor.”

Pek çok anne ve baba bu sözlerime katılarak, çocuklarının mükemmel olmadığının, onlardan kendimizin bile olamadığı kadar mükemmel olmalarını ve kendilerini kontrol etmelerini beklediğimizin farkında olduklarını ve bunun suçluluğunu duyduklarını açık yüreklilikle kabul ediyor.

Ancak yine pek çok anne ve baba da bu sözleri yanlış anlıyor ve çocuklardan hiç bir şey beklememek gerektiğini, davranışlarından sorumlu tutulmamaları gerektiğini, her türlü saygısızlık ve olumsuz davranışın da görmezden gelinmesi gerektiğini düşünüyor. Oysa ben asla böyle bir öneride bulunmuyorum.

Okumaya devam et Çocukları İnsan Oldukları İçin Cezalandırmak