Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Oya Çanak

Attachment Paretnting Türkiye: Merhaba Oya Hanım, Attachment Parenting yaklaşımı ile ne zaman, nasıl karşılaştınız? Hangi kaynaklardan bilgi ediniyorsunuz? Attachment Parenting yaklaşımını siz nasıl tanımlarsınız?

Oya Çanak: “Bağlanma Temelli Ebeveynlik” literatürü ile üniversite yıllarımda kütüphanede araştırma taraması yaparken karşılaştım. Sanıyorum 22-23 yaşlarındaydım. Bilimsel kaynakları temel almaya gayret ediyorum. Eklektik yaklaşım, sezgi temelli kişisel paylaşımlar ve annelik öyküleri mesleki açıdan beni oldukça besliyor.

Biz annelerin birbirinden öğreneceği çok şey var.

Bunun dışında araştırmaları içeren sitelerden faydalanma gayreti içindeyim. Bana göre Attachment Parenting herkese göre farklı yorumlanmaya açık, kalıplara sığmayan bir ebeveynlik hali. Çünkü ebeveynlerin içindeki çocuk biricik, kendi çocukları biricik, her ailesel dinamik biricik, her ebeveyn bebek ilişkisi biricik…

APT: AP 8 Temel ilkesinden hangisini / hangilerini kendinize daha yakın buluyorsunuz?

Oya Çanak: Ben izninizle bu olgunun sevdiğim yönlerini paylaşmak istiyorum. Bir kere aile bireylerini ön plana ve ötekileri arka plana alıyor. Mesela beni uzman olarak arka plana alıyor. Ben bir kaynağım ve benim sunduğum bilgilerin kullanımını aileye bırakıyor. Bebeği ve çocuğu en iyi aile tanır diyor. Eleştirileri kucaklıyor ve kendini kendi dinamiğinde koruyor. Öyle ki isimsiz kahramanlar şu an bana ulaşıyor ve bağ kurma ağını genişletiyor.

Bir taraftan da beni eleştiren varsa eleştireni de aynı şekilde kucaklıyor. Bunu hiçbir otoriteye sığınmadan yapıyor. Bence bu kavram sağlam ve bilimsel temellere dayanan çıkış noktasını çoktan aştı, olumlu anlamda büyüdü. Her türlü otoriter yaklaşımı sorguluyor. Özgürlükçü bir akım.

E tabi kült kabul edilen, bilimsiz, kökünü kaybederek, tutarsız ilerleyenin yoluna da ister istemez çıkıyor. O noktada da artık kişinin yine duygudaşlık kurma yetisine sığınıyor ve bilgileri paylaşıyor. Bence kör şekilde ilerlemek isteyeni de sarsıyor ve kimi zaman tepki çekiyor. Aile dinamiğine münhasır bir varoluş o yüzden metot ve eğitim ötesi bir olgu. En güzeli de benim bir uzman olarak paylaşımlarımın da körü körüne takip edilmesi yerine aileye uyarlanışına ve onarıma önem veriyor. Biz bazen kitabi olma hatalarına düşüyoruz. “Asla ‘Erkek adam ağlamaz.’ demeyin.” gibi… Hâlbuki Attachment Parenting o cümleyi kuran ebeveynin kendi içindeki çocuğa sarılabiliyor. Kendi içini böylelikle şeffaf tutabiliyor. Mükemmelin aslında “uyumsuzluk” olduğunu vurguluyor. Bunun dışında bir ebeveynin omzunda külfet olmaması da bence erkek hegemonyası odaklı dünyada bir başkaldırı niteliğinde… Ebeveynin iç dengesi ve samimiyeti üzerinden ilerlemesi de enfes… Çok yaratıcı, eğlenceli, farkındalık yaratan ve kimi zaman da derinden sarsan bir yaklaşım. Bence hafif de olsa neymiş diye bakmakta fayda var.

APT: AP ilkelerini benimserken / uygularken tetiklendiğiniz noktalar var mı? Hangileri? 

Oya Çanak: Bebeklerin ebeveynleri ile aynı odada uyumasını bilimsel kanıt olmadan patolojik yere çekmek, “meme bağımlılığı”, 3 pış pış 4 pat pat, gibi kavram yöntem ve metotların bilimsel noksanlığı ve kontrollü ağlatma yöntemlerinin çıkış noktasındaki bilimsel temellerin istatistiksel güçsüzlüğe dayanması beni üzüyor. Tüm bunlar bana anneliğin o akışkan yapısını kalıplara
sokmak gibi geliyor. Anne zaten uykusuz desteksiz yalnız yani hataya açık… İnsan çünkü anne… Ben uyku eğitimlerinin sosyal medyada iyi niyetle de olsa sunuluşunun zararı olduğunu düşünüyorum. Sanki bir düğme var ay kendini gösterince ebeveynlik düğmesi dış mihraklar tarafından kapatılıyor ve ebeveyn bebek yeni bir formda var olmayı deniyor. Kaldı ki ülkemizde yetişkin bağlanma çalışmaları bize iç açıcı sonuçlar maalesef sunmuyor. Katı uyku eğitimi metotlarının ise istatistiksel çalışmalarında yetişkinin bağlanma şekli tamamıyla
göz ardı ediliyor. Bilim değişkenlik gösterir. Sevgili annem babam kendi dönemlerinde yurt dışı bilimsel kaynakları gösterilerek devlet televizyonlarında kararında dayağın çocuk yetiştirmede uygun olduğunun yayınlandığı zamanlardan bahsediyor. Yurt dışından gelen pedagog arkadaşları da benzer söylemlerde bulunmuş. Bizimkiler de disiplin göstermiyor muyuz, acaba yanlış mı yapıyoruz diye bir ara düşünmüşler. Neyse ki düşüncede kalmış ve ben onlar tarafından sevildiğimi hissediyorum. Bilim hep değişkenlik gösterebilir istatistik çok rahat neyi kanıtlamak istediğinize göre şekil de alabilir. O yüzden büyük verilerle farklı kültürlerle ebeveynin ve bebeğin ayrı ayrı bağlanma şekillerini dikkate alan araştırma ihtiyacı var alanda. Bu kadar belirsizlikte zarar verme riski olan yöntemlerin bu kadar sık kullanıma açık, denetimsiz ve kontrolsüz olması ciddi toplumsal incinme yaratıyor. Yani uyku sanki çocuk gelişiminden ayrı bir konuymuş gibi algılanıyor ve yetkinlik noksanı danışmanlık firmaları pıtrak gibi. Burası karma kültür karma gerçeklikler diyarı. Hangi birini alalım da
araştırmaların şu bize uyar diyelim de uygularken anne bebek bağımız zedelenmesin.

Bu noktada AP “ebeveyn sezgisi” kurtarıcı diyor.

O dönemde annemle babamı dayaksız eğitimden koruyan da sezgileridir. Beni bir şekilde korumuş iç ses denilen kavram. Herkesin anne kararı üstünde yorum yapma hakkı var bir kere… Kamu malı sanki anne bebek… Yazdığım seriyi bunu engellemede payım olması için yazdım. İş kolu kuruldu ülkede. Anneler feryat figan mesajlar atıyorlar. Bu durum patolojik bir hale geldi ve kesinlikle bebeklerin uykusuyla ilintili değil. “Şu kadar ağlat kussa da ağlat.” Facebook grupları var. Toplum olarak silkinmeliyiz. İşin aslı şu: Modern anne yalnız, anneden çok şey bekleniyor, ışıksız gece geçirmiyoruz, erken teknolojik keşiften bebekler mustarip, bebeklerde D vitamini eksikliği var, erkek egemen toplumdayız, bence yaşayış şeklimiz primitif beyinle dünyaya gelen bir canlı için oldukça ürkütücü ve güvensiz. Ben diyorum ki bakım vereni ve bebek etkileşim halinde olmaya muhtaç gece ve gündüz. “Bağ kurma ihtiyacı” da yemek yemek, uyumak, beslenmek kadar önemli bir temel ihtiyaçtır. İçimdeki çocuk ve ebeveyn, bilimsel kaynaklar, kendi bakışım ile sosyolojik tespitim beni şu çıkarıma itiyor: Gece boyu ebeveynlik ile bebeğin ihtiyaçlarını karşılamak önemlidir. Aile koşulları, bebeğin mizacı ve ihtiyaçları ile ebeveynlerin ihtiyaçları uyuma şekillerini değiştirir… Hayatımda en zorlandığım konu ise modern dünyada denge kurmak… Destek alacağım, sevdiğim kişiler olmasa çalışamazdım ve bu kadar mutlu olamazdım. Şu an haftada bir gün çalışıyorum. Başka bir gün ise mesleki eğitim ve süpervizyonlarımı almaktayım. Defne’ye bakmayı tercih ettim. 2015 yılında haftada 6 gün günde 11 saat çalışıyordum ve bir gün canım hocam Klinik Psikolog Prof. Dr. Fatoş Erkman “En güçlü yanına dikkat et bu senin en zayıf yanın.” diyerek çalışma alışkanlıklarımı gözden geçirip özel hayatıma emek vermeme dikkatimi çekti diyebilirim. Özel hayatımdaki insanlara vakit ayırmak bana ve onlara iyi geliyor. Bu benim tercihim… 2017 yılında kızımla kavuştuk. Denge herkes için farklı anlamlar içerir. Bu benim dengede olma halim…

APT: Çevrenizde AP yaklaşımına karşı olup sizi eleştirenler oldu mu? Olduysa nasıl hissettiğinizi paylaşmak ister misiniz?

Oya Çanak: Saldırgan olmadıkça, hakaret içermedikçe, eleştiriye açık olduğumu düşünüyorum. Eleştirilerden edindiğim kazanımların uzun vadede bana avantaj olarak geri döneceğini hissediyorum. Ben bilimsel literatürde yer alan üstüne makaleler olan şu jargon ile ilerliyorum: “Bağlanma Temelli Ebeveynlik”. Dolayısıyla omurgam oldukça sağlam.

APT: AP çocuğunuzla olan ilişkinizi nasıl etkiliyor? 

Oya Çanak: “O an”lardan oluşuyor zaman ve ben kıymetini biliyorum. Hiçbir an geri gelmeyecek. Tekrarı yok. Tadını çıkarıyorum.

APT: Katılımınız ve desteğiniz için çok teşekkür ederiz. Sevgilerimizle…


Oya Çanak Kimdir?

Özel Saint-Joseph Fransız Lisesi’nden mezun olduktan sonra 2009 yılında Koç Üniversitesi Psikoloji bölümünü aynı yıl Vehbi Koç onur ödülü alarak tamamladı. 2012 yılında bir yıl süren Yıldız Teknik Üniversitesi Pedagojik Formasyon eğitimini bitirdi. 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık yüksek lisansını ergenlik döneminde arkadaş ilişkileri, psikolojik sağlık ve bağlanma arasındaki ilişkileri araştırdığı YÖK onaylı tezini vererek tamamladı.
2009 yılından itibaren klinik ve eğitimsel alanda psikolog olarak bebek, çocuk, ergen ve aileleri ile bağlanma temelli çalışmalar yürütüp Türkçe ve İngilizce psikolojik danışmanlık hizmeti vermektedir. Çeşitli dergi ve gazetelerde bebek ve çocuk psikolojisine dair yazıları bulunmaktadır. Annedir. Kızı ve eşiyle İstanbul’da yaşamını sürdürmektedir.
EĞİTEN KİTAP AKIL KÜPÜ SERİSİ ismi altında zihin Kuramını temel alarak hazırlanan 4-7 yaş çocuğu duyusal özelliklerine hitap eden dikkat, el-göz koordinasyonu, ince-motor ve sosyal duygusal zekâ üzerine nöro-psikolojik temelli 10 kitaptan oluşan gelişim seti bulunmaktadır. (M. O. Şakiroğlu, M. Yılmaz,2015)
Koç Üniversitesindeki eğitimi boyunca 4-6 yaş arası çocuklarda otobiyografik bellek konulu ve 2-4 yaş arası çocuklarda dil gelişiminde anne-çocuk ilişkisinin önemi ile ilgili araştırmaların asistanı olarak yer aldı. Lisans eğitiminin bir kısmını Amerika’da DePauw University’de sürdürdü. Burada evrimsel psikoloji ve klinik psikoloji derslerini aldı. Yurt dışı eğitimi sırasında Prof. Dr. Matthew Hertenstein yönetimindeki Amerika ve İspanya’da yapılan dokunma yoluyla iletişim üzerine olan deneysel araştırmayı Türkiye’de uyguladı. 2009 yılında Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı yönetiminde göçmen aile çocuklarının kültüre adaptasyon aşamasında psikolojik sağlıklarını iyileştirici müdahale çalışmasında yer aldı. Lisans öğrencisi iken, 2009 Ulusal Lisansüstü Öğrencileri Kongresi’nde bilimsel bildiri olarak 2008-2009 yılları arasında yaptığı üç bilimsel çalışmasını sundu.
Boğaziçi Üniversitesi eğitimi boyunca Klinik Psikolog Prof. Dr. Fatoş Erkman gözetmenliğinde danışmanlık seanslarının süpervizyonlarını aldı. Boğaziçi Üniversitesi Barış Eğitimi Merkezi kapsamında Dr. Marshall Rosenberg’in “Şiddetsiz İletişim” adlı kitabını merkez ekibiyle İngilizceden dilimize çevirdi.“Klinik Çalışmalarda Çocuk ve Ergen Terapisi” sertifika ve danışmanlık eğitimlerini tamamladı. Boğaziçi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Biriminde genç yetişkinlere bireysel danışmanlık ve grup danışmanlığı yaptı. Robert Kolej’de Psikolojik Danışmanlık biriminde Uzm. Psk. Şükran Başarır süpervizyonunda bir sene boyunca staj yaptı. Uzman Eğitimci Hüma Çobanoğlu Naldemirci ile Türkiye’de ilk defa Duyusal Oyun temelli anaokulu eğitim programı geliştirip bilimsel olarak test etti ve yaptıkları çalışmayı Türkiye Özel Okullar Birliği Sosyal Duygusal Öğrenme Kongresi’nde sözel bildiri olarak sundu.
Bireysel olarak ve meslektaşlardan oluşan ekiplerle yürüttüğü bilimsel çalışmaları mevcuttur.
Bunlardan bazıları sırasıyla aşağıda yer almaktadır:
* “Communication via Touch”
3rd National Graduate Psychology Student Conference, Istanbul, Turkey. (2009 June)
*“Structure of Attention and Relevance to Emotion Regulation of Children”
16th Biennial International Conference on Infant Studies in Baltimore, Maryland
*“The Relationship between Life Satisfaction, Emotional Intelligence, and Conflict Resolution Skills of University Students”
WORLD COUNCIL OF COMPARATIVE EDUCATION SOCIETIES, BORDERING, RE-BORDERING AND NEW POSSIBILITIES IN EDUCATION AND SOCIETY
* “The Effect of an Attachment Based Intervention on Attachment Security and Autistic-Like Features”
-The 20 th  World IACAPAP (International Association for Child and Adolescent Psychiatry and Allied Professions) Congress, Brain, Mind and Development
İletişim için: www.oyacanak.com

Bebek Ağlaması ve Kaygı

Bebeğinizin ağlaması sizde kaygı ve panik duygularını mı uyandırıyor?
Yalnız değilsiniz!
Uzmanlar da anneler için bu hislerin normal ve çoğunlukta olduğunu söylüyor.

Bir bebeğinizin olması beyninizin yapısını değiştirir ve böylece beyninizdeki empati ve kaygıyı kontrol eden bölgelerde hareketlilik artar. Buna hormonal değişimler de eklenince; yeni bir annenin ağlayan bebeğine verdiği tepki; yoğun koruma ve endişe hisleriyle şekillenir.

Eğer travmatik bir doğum tecrübesi geçirdiyseniz; halihazırda yüksek olan kaygı seviyeniz; bebeğinizin ağlamasıyla daha da yükselir. Travma sonrasında kadınlar sıklıkla bebeklerine karşı daha korumacı hale gelir; çünkü kendilerine yada bebeklerine kötü birşey olacağı inancını taşırlar.

Önce derin bir nefes alın. Kulağa çok basit gelebilir ancak oldukça etkilidir.
Bebeğinizin ağlaması vücudunuzda adrenalin salgılanmasına sebep olur ve zihninizde de olumsuz düşünceler yarışmaya başlar: “Bir sorun var!” yada “Ah Hayır! Ben bununla başedemeyeceğim!” gibi..

3e kadar sayıp burnunuzdan derin nefesler almak ve 4.de nefesi yavaşça ağzınızdan vermek; bu fiziksel tepkileri sakinleştirmek için beyninizde bir kimyasal salgılanmasını sağlar.

Beyniniz ve panik hisleri yatıştığında; bebeğinize gerçekte ne olduğunu değerlendirebilir hale gelirsiniz. Ağlamak bebeklerin bizimle en temel iletişim yoludur; ancak bu her zaman çok korkunç birşey olduğu anlamına gelmez. Belki de sadece huzursuz ve sıkılmış olabilirler.

Ne düşündüğünüzün farkına varın. Durumla ilgili felaket senaryoları mı üretiyorsunuz; birşeyleri kriz olarak görüyor ve asıl sebepleri kaçırıyor olabilir misiniz? Durumla başedebilme gücünüzü küçümsüyor musunuz? Eğer öyleyse, bebeğinizi başarıyla sakinleştirdiğiniz zamanlar hatırlayın.

Nefes almak işe yaramadı ve etrafınızda yardım edecek birileri varsa; siz kendinize gelip tekrar denemeye hazır olana kadar, onların bebeğinizle ilgilenmesine izin verin. Yalnızsanız; bir mola verin, bebeğinizi birkaç dakikalığına beşiğine yada güvenli bir yere bırakın. Yüzünüzü soğuk suyla yıkayın, tekrar derin nefesler alın ve durumu tekrar sakince değerlendirebilecek hale geldiğinizde geri dönün. Bebeğinizin birkaç dakika yalnız kalıp ağlaması sorun olmaz; ancak siz rahatlamadan aynı durum içinde kalmaya devam ettikçe daha fazla panik olacaksınız.

Kendinize karşı nazik olun. Anneler bebeklerinin her zaman ne istediğini içgüdüsel olarak bilemeyebilir, bu bir öğrenme süreci. Yeni bir beceri öğreniyorsunuz ve bu becerinin büyük bir kısmı çocuğunuzu daha iyi tanımak, istek ve ihtiyaçlarının neler oldugunu anlamaktan ibaret.

Burada başka bir insandan bahsediyoruz ve siz kendinizden her zaman ona ne olduğunu anlamanızı bekleyemezsiniz. Bazen ne olduğuna dair hiçbir fikriniz dahi olmayabilir ve bu da normal. Önemli olan sizin orada olmanız ve bebeğinizin ihtiyacı olan da bu.

En belirgin olan ihtiyaçları (aç mı, bezini mi değiştirmeniz gerekiyor, rahatsız mı vs..) gözden geçirip karşıladıktan sonra bebeğiniz hala ağlıyorsa, sakin kalın, yanında olun, inanın sürekli ağlamayacak, sonunda susacak.

Kaynak:

https://drsarahallen.com/anxiety-when-baby-cries/

Çeviri: Özlem Ilgaz

‘Attachment Parenting Türkiye’ Websitesi, Facebook Grubu, Facebook ve Instagram Sayfalarının Kurucusu, API Lider Adayı, AP aktivisti

2006’da Yıldız Teknik Üniversitesi’nden, 2009’da Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun oldu. Çok sevdiği mesleği Uluslararası Ticaret Uzmanlığı’na ilk bebeğinin doğumundan sonra ara verdi. 7 yılı aşkın süredir Amerika’da sevgili eşiyle iki yavrusuna hayat yoldaşlığı yapıyor. Daha huzurlu bir dünya için umutla hayallerinin peşinden gidiyor..

Anneanneden Toruna Miras: Koşulsuz Sevgi..

“Bir bebeğin annesiyle bağı ve aralarındaki o koşulsuz sevgi ilerideki ilişkilerini belirler” bunun canlı örneği benim ve hikayemizi okuyan birilerine umut olmak isterim..

Anneanneden Toruna Miras: Koşulsuz Sevgi..

4 yıl annemi emmiş, 30 yıl beraber uyumuş biri olarak tek başıma hayatta kalmayı başarıp, 18 yıldır profesyonel sinema sektöründe para kazanan, evine annesine ve kendine bakabilen özgüvenli, vicdanlı, duyarlı, iyi insan olmaya çalışan biri olarak hiç bir zararını görmedim koşulsuz sevginin..
Empati kurabilen, her koşulda tüm hatalarımla beni sarıp sarmalayan bir annenin varlığını hiç kötüye kullanmak gelmedi aklıma..
Sırtımı ona dayayıp yan gelip yatmadım da. Hiç yalan söyleme gereği duymadım.. Ve sırlarımı, hatalarımı, sevinçlerimi paylaşmak için başka birilerine ihtiyaç duymadım.. Çünkü o hep yanımdaydı..
Koşulsuz, çıkarsız sever ve hep dinlerdi..  Çok gülerdi.. Kahkahası hep kulağımda.. 😄

Hikâyemiz çok uzun..

35 yıllık bir serüvenim var yeryüzünde.. Arabesk denecek kadar garip bir çocukluk hikayesi ve dağılan bir ailenin ardından, anne kız yolumuza devam ediyoruz. 18 yıl önce annemi beyin ameliyatında bir masada bırakmıştım ve artık bambaşka bir annem vardı. . Yolumuz uzundu, zordu.. Yaşım gençti, cahildim ama cesaretim ordan geliyordu. Sırtladım annemi ve eşyaları, İstanbul’a geldim.. Bir sürü hikaye taşır 18 koca yıl.. Ama ben sonuna, 1 yıl öncesine saplandım..

Çok zorlu ve acılı çoğu insana göre. Ama biz ağlamadan hayatın bir yerinden tutunduk.. Ve çok güldük.. Bin şükür.. Annemin bana olan tavrı, bağlanmamız bebekken, çocukken; ve aramızdaki ilişki bu günlerin zeminini hazırlamış gibi adeta..

Annem şimdi Alzheimer değil de normal bir şekilde hayatımıza şahitlik etmiş olsaydı 2 kat daha mutlu olurdu, çünkü ektiğini biçiyor. 🙏🙏🙏
Torununa da öyle bakıyorum anne hiç merak etme, koşulsuz ve sadece izleyerek..

● 4 yaşına kadar annesini emmiş, 30 yıl annesiyle uyumuş bir anneyim…

● Ben çok gençtim annem beyin ameliyati geçirdiğinde. Operasyon sonucu annem 4 yaş IQ ile bana hediye olarak geri döndü (ölebilirdi)

● Doktorlar sıfır bir cd düşün ne yüklersen o olur annen dediler. Çok gençtim, anneye en çok ihtiyacım olduğu bir anda “anne” olmuştum. Konuşamayan, yürüyemeyen, hayata sıfırdan başlamış biri vardı karşımda.. Hayatta en çok sevdiğim varlık, bir çift gözle bana bakıyordu..

● Bir sınıf hazırladım, herşeyi baştan öğretmeye başladım. Kendimi, sayıları, harfleri, renkleri, en sevdiği yemekleri..

Yazdım, çizdim, uydurdum.. Hayalimdeki hayatı anlattım ona, hep en güzellerini,  en güzel anılarımızı.. Yepyeni bir dünya kurdum ikimize toz pembe.. Ve her gece ona sarılarak yattım 18 yıl boyunca da (hastalıktan  evlenene kadar da) hiç onsuz uyumadım.. Sımsıkı sarıldım.. Ayaklarımız ayaklarımızda.. El ele, yanak yanağa.. Hep ben yıkadım pamuk gibi.. Tatillere gittik, uçaklara bindik.. Hayatı sil baştan tekrar yaşadık..

● Hiç modern tıp ilaçları kullanmadık, 4 kur kemoterapi gördük kötüye gitti o ara hastalığın seyri, benim rızamla ve imzayla bıraktık.. Ne kadar doğal şey varsa araştırdım, görmediğim, yapmadığım hiç birşey kalmadı.. Beslenerek ve moralle, koşulsuz severek  18 yıl geçirdik beraber.. Daha nicelerine inşallah..

● Anladım ki sevginin iyileştirici gücü içimizde.. Koşulsuz sevgi, koşulsuz bağlanma.. Beraber sarılarak uyumak ne kadar iyi geliyor ikimize de.. Bence en önemli kısım burası, doktorlar ilaçsız 18 yılı hep sorarlar..

● 18 koca yılı nasıl anlatsam.. Her günü ayrı hikaye, ben son 1 yılını ve aydınlanma anımı anlatmak isterim..

Anne oldum, biyolojik anne oldum! Büyük bir lütuftu.. Üstelik güzel yürekli bir eş, evlat ve hayatın bana asıl hediyesi olan “annem” hepimiz bir aradaydık.

Nuh Deniz (oğlum) bana kendimle yüzleşmem için gönderilmiş; annemle yaşayamadığım ve hatırlayamadığım anne-evlat bağını hatırlatmak için gelmişti sanki.. Bin şükür farkındalık sahibi olduğum ve gönül gözümün açılmasına izin verildiği için..

Gerçek annelik dediler bi tat bak annene olan sevginden apayrı dediler..

Hiç de ayrı değil; sevgi tek benim için (annem derdi ki 5 parmağın 5 ide farklı ama hangisini kesersen kes acısı aynı)..

Annem 18 yaşında ilk çocuğum..
2. Çocuğum Nuh Deniz, oğlum..

Hissi kablel vuku bakıcam dedim Nuh’a.. 9 ay çalıştım hiç araştırma yapmadım, hiç kafamı karıştırmadım. İçgüdüsel yaşadım, 9 ayda doğuma setten gittim. Doğurdum ilk 6 ay Nuh’la sete gittim. Bir kaç ay önce Nuh’la anneme aynı anda bakmaya karar verdim ve işi bıraktım..

Annem “alzheimer” artık, Nuh 13 aylık, bana o kadar iyi geliyorlar ki; beraber şarkı söylüyoruz, yemek yiyoruz, gülüyoruz, uyuyoruz hep beraber, kuralsız, koşulsuz severek birbirimizi besliyoruz..

● 13 aydır Nuh emiyor ve benimle uyuyor.. Doğal herşey, olması gerektiği gibi. Annemle deneyimlediğim herşey bugün Nuh Deniz’de de işe yarıyor.. Sevginin iyileştiremeyeceği , büyütemeyeceği hiç birşey yok.. Koşulsuz sevmek, bağlanmak hayatta sizi ayakta tutan, varlığınızı, asıl sizi siz yapan tek duygu.. Bu kadar güçlü duygularımız varken; gerisi halloluyor. Bin şükür…

Gelen giden sabrıma, enerjime şaşırıyor.. Nasıl diyorlar, hem bedenen hem ruhen nasıl yapıyorsun?  Psikolojin iyi mi diye soruyorlar.. Onlar sorunca fark ediyorsun n’apıyorum ben diye.. Çok iyi yapıyorum.. Ben böyle besleniyorum.. Hiç zorlanmıyorum.. Seviyorum.. Besliyorum ve besleniyorum..

Alzheimer bir anne, 13 aylık oğlum, eşim, 1 kedim, evimiz ve ben…

Hayal ettiğim hayatı yaşamıyorum ama çok mutluyum. . Ben gezgin olmak isterdim.. Ama ruhumuz zaten gezgin demek ki bedenen burada durmam gerekiyor.. Ve koşulsuzca severek beslenmek gerekiyor.. Farkındalıklarımız arttıkça hayata karşı sabrımız ve  sevgimiz kendiliğinden akıyor zamana..

Ne iyi gelmişti bana evlat kokusu.. Varlığı varlığıma armağan olmuştu.. İçimdeki tüm eksik ağlar örülüyordu baştan sona..

Anneme doyasıya sarılıyorum, ne çok özlemişim kokunu.. Sen de beni böyle mi sevdin annem.. Ne güzel şeysin sen .. Yaşayamadığın ne varsa yaşıyorum ikimizin adına. Koşulsuz seviyorum. Bağrımdan hiç ayırmadan uyuyorum… Zamandan akıp giderken biz, en çok “anı” biriktiriyorum.. Ben de bir gün Nuh’tan gitmek zorunda kalırsam kokum kalsın diye.

Seni ne çok seviyorum. . Burnumda tütüyorsun… İçime doluyor tüm hayalin..

…. İyi ki benim annemsin❤ Her halinle seni seviyorum. Özlüyorum.

Kızın can🙏💗 minnetle…

Farkındalık sahibi bireyler kazandırmak   dileğiyle, hayata 🌱🌻

Canan Ö. Arslan

DİP NOT: BUNLARIN HİÇ BİRİNİ SİZİ SEVEN VE DESTEKLEYEN BİR EŞİNİZ YOKSA BU KADAR RAHAT VE MUTLU YAPAMAYABİLİRSİNİZ. VARLIĞINA, DESTEĞİNE TEŞEKKÜRÜ BORÇ BİLİRİM EŞİM HASAN ARSLAN 🙏🙏🙏 BİN ŞÜKÜR VARLIĞINA .. SEN EFSANE BİR BABASIN💃

Anne Vitrini


Evin bebesi 8-9 aylık civarında; evin ablası da 3 yaşını yeni doldurmuş o aralar. Sitenin bahçesine iniyoruz. Küçük kızımı (henüz itiraz etmeyi bilmediği için) gönlüme göre cicili bicili giydiriyorum. Büyük kızım ise tarak sevmediği için arkasında top olmuş saçları ile ne giyeceğine elbette kendi karar veriyor; eşofman, üzerine etek, kısa kollu tişört, mont giymemiş ama hava çok soğuk olduğu için kardeşinin el örgüsü yeleklerinden birini giymeye ikna olmuş, ayağında çoraplar ve soğuk havaya rağmen ayağına biraz küçük gelen-eskimiş terlikler… Okumaya devam et Anne Vitrini

Çocuğumuz Neden Vurur?

Çocuğumuzun şiddet uygulaması, çoğumuzun en büyük korkularından birisidir. Gerçek şu ki çocuklar arası şiddet uygulama varsa şiddete uğrayan kadar şiddet uygulayan çocuğun ailesi de kendini çaresiz hissediyor. Bir anne olarak gözlemim 2-4 yaş arasında çocuklarda -belki de karşıdakinin canını ne kadar acıttıklarını bilmediklerinden- şiddet eğiliminde artış olabiliyor. Bu daha sonra gerileyebiliyor. Bu konuyu sebepleri ve çözüm yolları ile yakından inceleyelim istedim. Her konuda olduğu gibi burada da ‘çocuğun bunu yaparken altta yatan ihtiyacı nedir’ diye sormayı seviyorum. Pekala, çocuğunuzun altta yatan ihtiyacı sizce ne olabilir, çocuk şiddet uygularken aslında bize ne söylemeye çalışıyor olabilir? Okumaya devam et Çocuğumuz Neden Vurur?

Uyku Problemi mi; Duyu Bütünleme Problemi mi?

Bebeklerin ve çocukların uyku problemi yaşanmasının onlarca farklı sebebi vardır elbette. Fakat duyu bütünleme problemleri bu uyku sorunlarına sebep olan en önemli etkenlerden biridir.
‘Duyu Bütütünleme Gözlüğünden Bakmak’ ismiyle tek tek bahsetmeye çalıştığım sorunlardan en çok karşımıza çıkanlardan biri de uyku sorunları.

Okumaya devam et Uyku Problemi mi; Duyu Bütünleme Problemi mi?

Ayna Ayna Söyle Bana Kimim Ben?

 

Aynalama yapmak için bir ayna olmaya ihtiyacınız olacak.

 

Aynalar  olanı sadece  olduğu gibi gösterir. Yorum veya soru yoktur.

 

Aynalar çok yalın bir şekilde gerçekliği yansıtır. “Gerçeklik” kısmı önemli, aynalama bir teknik değil bir “oluş” tur. Yani korktuğunu tahmin ettiğiniz çocuğa “Doğru duyguyu buldum” düşüncesi ile huzursuz bir hal  ile  “Korktun” demeniz bir tespittir. Ayna tespit yapmak amacı gütmez, ayna gerçeği alır ve geri yansıtır. Okumaya devam et Ayna Ayna Söyle Bana Kimim Ben?

Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Tuğçe Çiftçi

Merhaba Tuğçe Hanım, Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Tuğçe Çiftçi: Merhabalar AP ailesi , öncelikle hayatıma kattığınız güzellikler için teşekkür etmek istiyorum. AP benim arayıp bulamadığım eksik puzzle parçammış meğer. Okumaya devam et Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Tuğçe Çiftçi

Yeni Bir Kardeş

Düşünün ki çok sevdiğiniz bir arkadaş grubunuz var ve çok ama çok seviliyorsunuz. Çok mutlusunuz. Gruba yeni biri katılıyor, çok güzel ve sevimli biri. Her  hareketine etraftaki herkes hayran kalıyor. Ne yapsa beğeniliyor. Siz içten içe kıskanmaya başlıyorsunuz, ama onu kıskanmayı kendinize yakıştıramadığınız için bunu kendinize bile itiraf edemiyorsunuz. Bunu arkadaşlarınızla paylaştığınız zaman da “aa olur mu öyle şey, biz seni de çok seviyoruz, sen niye öyle hissediyorsun o çok tatlı biri” diyorlar. Aslında siz de hissettiğinizin yanlış olduğunun farkındasınız ama kendinize engel olamıyorsunuz ve sürekli kafanız karışık halde içten içe yeni gelen kişiye karşı olumsuz duygular beslemeye başlıyorsunuz. Ama bunu gösteremezsiniz çünkü etraftakilerin sizi kınamasından çok korkuyorsunuz. Mecburen bu kötü duyguyu saklıyorsunuz. Ve her şey normalmiş gibi siz aslında böyle bir duygu hissetmiyor gibi yaşamaya devam ediyorsunuz. Duygularınızı inkar ettiğiniz için de içinizde yavaş yavaş bir öfke büyüyor.

Okumaya devam et Yeni Bir Kardeş

Biberon ve Emzik ve Bağ Üzerine

Attachment Parenting ilkelerinden birisi aşkla ve saygıyla beslemektir. Bu ilke bebeği veya çocuğu beslemenin içerikten bağımsız olarak, aşkla yapıldığında  bebek ve ebeveyn arasındaki bağa katkı sunduğuna ebeveynlerin dikkatini çekmektedir.

Anne sütünün bebeğin toplam sağlığına katkısı tıp dünyasında tartışmaya yer bırakmayacak şekilde kanıtlanmıştır. Bununla beraber dünyaya gelen her bir bebek için beslenme serüveni oldukça çeşitli değişkenlerden etkilenmektedir. Ebeveynin kendi hikayesinden kaynaklı olarak emzirme ilişkisi dayanılmaz olabilir ve böyle bir durumda ebeveyn bebeğini en baştan itibaren biberon ile aşkla beslemeyi seçebilir. Okumaya devam et Biberon ve Emzik ve Bağ Üzerine