Ebeveynlik Dilemması

Son 6 yılını “attachment”, bağlanma üzerine çalışarak geçiren bir psikolog olarak, meslektaşlarıma ve ebeveynlere seslenme ihtiyacı duymaktayım.
Bugün bilgiye erişimimiz muazzam boyutlara ulaşmışken, ebeveynlik ile ilgili pek çok farklı kaynağa rastlayabiliriz. Her birini değerlendirirken, psikoloji tarihini ve literatürünü göz önünde bulundurmak zorundayız. Tarih boyunca, toplumsal yapının evrimi ile birlikte, psikolojide oluşturulan kuramlar ve bu kuramların uygulamaya yerleştirilmesi farklılıklar göstermiştir. Örneğin davranışçı ekolün popülerite kazanması ile birlikte, davranışçı tekniklerin gerek aile iletişimi gerek reklamcılık gibi farklı alanlarda kullanılması yaygınlaşmıştır. Ebeveynlik konusunda da, davranış odaklı uygulamalar boy göstermiştir. Ceza-ödül kullanımı, uyku eğitimleri, disiplin yöntemleri vs. Yapılan bilimsel araştırmalar, ceza ödül sisteminin uzun vadede işe yaramadığını bize göstermiştir.

Ama bunun ötesinde davranış odaklı uygulamaların en büyük problemi, duyguyu daha arka planda tutmasıdır. Ve pek çok uygulamada duygunun ihmal edilmesidir.

Bu tabi ki, bu ekolün tamamen yanlış olduğu kanısına varmamıza yetmez. Zira çocuklarda sınır koymanın ve model olmanın önemi de yadsınamaz.
Bugün oldukça konuşulan “attachment parenting” in kökleri ise, Bowlby tarafından ortaya atılmış bağlanma kuramına uzanır. Ancak, bu ebeveynlik yönteminin arkasında duran koskocaman literatür yeterince anlatılmamış ve sadece bir teknikler bütünü olarak algılanmıştır. Ebeveynlik konusunda emin olduğum bir şey var ki, “meli, malı” gibi kuralların olmadığıdır. Her bebek bir bireydir ve biz ebeveynler onlara yetişkin olma yolunda rehberlik etmekle yükümlüyüz. Çocuklarımıza hangi yöntemin uygun olduğunu, açıkçası hiç bir kitap bilemez. Dolayısıyla yöntemin arkasında yatan bilgiye ulaşmak daha kritiktir. Örneğin, ebeveynlerden sıklıkla gelen soru: “Nasıl yansıtma yapacağım?” sorusudur. İşte bu soru tam da, önerilen tekniğin altyapısını oluşturan bilimsel bilginin yeterince anlatılmamasından ve en önemlisi ebeveynin kendi farkındalığının arttırılmamasından kaynaklanır.

“Güvenli bağlanma” bir etiket değildir. Anne ile bebek arasında defalarca gerçekleşen duygusal alışverişin sonucunda oluşur.

Dolayısıyla, bu yöntemde bu tavsiye ediliyor ve yapmadım, şimdi güvensiz bağlanacak gibi bir durum söz konusu değildir. Güvenli bağlanmayı sağlayayım derken, çocuğun bireyleşme sinyallerini atlamayın, onu cesaretlendirin.

Ebeveyn rolünü aldığımızda, ilk farkında olmamız gereken, kendi ebeveynlerimizden aldığımız miraslardır.

Şimdi bunu ister davranışçı kuram çerçevesinde “model alma” ve “öğrenme” olarak açıklayın, ister psikodinamik yaklaşımlar ile bilinçaltı süreçler olarak tanımlayın, farketmez. “Neyi miras bırakmak istemiyorum?” sorusunu kendinize sorup, bir değişim başlatabilirsiniz.

Bağlanmanın bize kazandırdığı en önemli bilgi, duygu regülasyonu becerileridir. Kendi ve başkalarının duygusunu farketmeyi ve çocuklarımıza özellikle olumsuz duygularını regüle etmeyi öğretmeyi hedefler.

Peki ne kadar önemlidir duygu regülasyonu? Bugün yetişkin olarak, olumsuz duygular yaşadığınızda, nasıl başa çıktığınızı ve hatta başa çıkıp çıkmadığınıza bakın. Bunun temelleri, çok erken dönemde atılmaktadır. Bu bir teorinin ötesinde, nörolojik çalışmalar ile ispatlanmış bir bilgidir. Ancak ilk 3 yıl oldukça önemli olmakla birlikte, geri döndürülemez ve iyileştirilemez değildir. Bazen gerçek yakınlığın deneyimlendiği bir ilişki, ve bazen bir psikoterapi süreci iyileştirici olur.
Bugün, ebeveynlerin oldukça kaygılı ve kesin bilgiye ulaşma çabasında olduğunu görüyorum. Kendilerine uygun gördükleri bir yaklaşımı benimseyip, çocuklarına onu uygulamaya çalıştıklarını ve yapamadıklarında oldukça kaygı yaşadığını farkediyorum. Ve şunu tavsiye ediyorum:

Kendinizi ve çocuğunuzu tanıyın. Kendi duygularınızın farkına varın. Çocuğunuzun duygularını farkedin. Çocuğunuz ile gerçek bir yakınlık kurun. Bu size önerilen yöntem ve tekniklerin ötesinde bir şeydir.

“Mükemmel” ebeveyn olmaya çalışmayın. Dilerseniz, bütün ebeveynlik yaklaşımlarını okuyun ama sizin ailenize uygun olanını seçin. Çocuğunuzun bir birey olmasına yardımcı olun. Çocuğunuzun seçim ve isteklerine saygı duyun. Hazır olduğunda, cesaretlendirin. Bağımsızlaşması için zorlamayın, onun yerine kararlar vermeyin. Sadece onunla olun.

Bir de kendimize not olsun:

Almadığımız bir şeyi veremeyiz. Deneyimlemediğimiz bir duyguyu, başkasının deneyimlemesine vesile olamayız. Ancak bunu gerçekten farkettiğimizde ve kabul ettiğimizde, yeniden keşfedip hayatımıza koyabiliriz.

Sevgiler…

Gökçen Duymaz Sidal

Orta ve Lise öğrenimini Kadıköy Anadolu Lisesi’nde, Lisans Eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde, Yüksek Lisans Eğitimini İstanbul Doğuş Üniversitesi Klinik Psikoloji bölümünde tamamlayarak uzman klinik psikolog unvanını kazanmıştır.

Halen İstanbul Doğuş Üniversitesi Klinik Psikoloji Doktora programına devam etmektedir.

Bunun yanında İstanbul Psikodrama Enstitüsünün 7 yıllık eğitimini tamamlayarak “Psikodrama Grup Terapisti” unvanını almıştır. Ayrıca İstanbul Doğum Akademisi’nde aldığı eğitim ile “Doğuma Hazırlık Eğitmeni” ve “Hamile ve Doğum Psikoloğu” olarak çalışmaya başlamıştır.

Görsel: wildsentry.org

İyi bir ebeveyn misiniz?

( Kendi annelik tecrübem üzerinden yazdığım icin genel olarak ‘anne’ ifadesini kullandım, ihtiyacınıza göre baba, bakım veren, büyükanne, dede vs olarak da okuyabilirsiniz.)

Birileri sürekli “iyi ebeveynligin” ölçüsünü belirlemeye çalışır. Kimisi uyku eğitimi verirseniz iyi bir anne olacağınızı, kimileri sadece bebeğinizle uyursanız iyi bir anne olabileceğinizi söyler. Bazıları bolca etkinlik yapmanın, bazısı bir bakışınızla susturmanın, bazısı ne isterse yapmanın iyi anneliğin ölçüsü olduğunu savunur. Kimileri kendi annelik tecrübelerini aktarırken ne kadar iyi bir anne olduğunu vurgular, kimileri de iyi anneliğin bilimsel ölçülerini sunar size.
Bir de bu iyi anneliğin ürünleri vardır ki: “iyi çocuklar”. Çocuğunuz ne kadar uslu, akıllı, sakin, sessiz ise; düzenli uyuyor ve yemek yiyor ise o kadar iyidir ve bu da sizin iyi anneliğinizi tesciller. Çocuğunuz biraz fazla hareketli, “yaramaz” ise, uyumuyor, yemiyor ise, hatta sadece yaşının getirdiği duygu devinimlerini yönetmekte zorlanırken sergilediği davranışlar bile sizi “kötü anne” yapmaya yetebilir.

Bunca etiket arasında adeta görünmez olan birşey vardır: çocuğunuzla olan bağınız!

Adına bağ, bağlantı yada ilişki ne derseniz; sizi birbirinize bağlarken aynı zamanda da özgürleştirir. Etiketlerden, yargılardan, suçluluk psikolojisinden, vicdan azabından, korkularınızdan özgürleştirir.. Sizi her an önce kendinizle, sonra da yavrunuzla bağlantı kurmaya teşvik eder.
Hataların da, telafisinin de her zaman mümkün olduğunu gösterir; sizinle birlikte çocuğunuza da..
“Annem/babam da bazen hata yapabilir ve telafi de edebilir. Demek ki ben de hata yapsam da telafi edebilirim.”

Bizim zaman zaman varlığını bile unuttuğumuz o “bağ” çocuklar için nerdeyse elle tutulabilecek kadar canlı!

Gözümüzün içine bakarak ‘bize göre’ hatalar yaptıklarında kimimizi “neye güveniyor bu kadar?!” diye şaşırtırlar.. Evet güvendikleri çok kuvvetli birşey var çocukların, bizimle olan bağları!
Korktuklarında, öfkelendiklerinde, üzüldüklerinde onlar o bağa sımsıkı sarılır, ona güvenirler.

İyi ki.. Biz de onlar kadar güvenir ve tutunursak, düşmeyiz birlikte, sendeleriz belki ama düşmeyiz..

Tüm bunların gerçek hayata yansımaları nasıl oluyor dersiniz?

Gerekli tüm koşulları sağlamış iyi bir anne iseniz;
Çocuğunuza sinirlendiğinizde karşınıza birkaç seçenek çıkar; yakıcı bir vicdan azabı, suçluluk hissi bunların başındadır. Bu hisler de sizi kendinizi diğer annelerle kıyaslamaya ve sonunda da ya onları “fazla mükemmel” yada kendinizi “kötü anne” olarak etiketlemeye götürür.
“Ben çocuğuma bağırıyorum, çok kötü bir anneyim, bu işi beceremedim!”
“Hale çok iyi bir anne, onun gibi olmam imkansız!”
“Yonca’nın çocukları çok sakin tabi, öyle çocuklara annelik yapmak kolay, bir de benimki gibi azman çocukları olsun da görelim!”
“Aman canım o blogger anneler hep mükemmel zaten, inanmıyorum çocuklarına kızmadıklarına da! Hepsi yalan!”
“N’apalım ben de sinirli bir anneyim! Bu kadarını yapabiliyorum, varsın iyi anne olmayayım!”

Örnekleri çoğaltabiliriz, belki siz de benzer serzenişleri yaşamışsınızdır. Peki bu kısır döngüyü kırmanın bir yolu var mı acaba?

“Bugün zor bir gün geçirdim, öfke kontrolümü yitiriyorum. Neye ihtiyacım var? En çok ne zaman sinirleniyorum? Bu hatayı nasıl telafi edebilirim? Çocuğumla bağımı nasıl yeniden onarıp guçlendirebilirim?”
“Hale’nin çocuklarına yaklaşımını çok beğeniyorum, acaba ondan destek isteyebilir miyim?”
“Yonca’nın çocukları anneleriyle çok huzurlu görünüyor. Sanırım onların ilişkisini kıskanıyorum. Çocuklarımla benzer ilişkiye sahip olmak için ben neler yapabilirim?”
“Sosyal medyada anne-çocuk ilişkilerinin hep olumlu yansımalarını görüyorum. Oysa her ilişki özeldir değil mi? Acaba onlar da zaman zaman bizim gibi zorlanıyorlar mı? Belki artık sadece sonucu izlemek yerine bu ilişkiyi sağlamak adına varsa verdikleri ipuçlarını da okuyabilirim. Kıyaslama yerine kendi ilişkimize odaklanabilirim.”
“Odağımı bağırmayan, sinirlenmeyen, iyi anne olmaktan çıkarıp çocuğumla olan bağıma yöneltebilir miyim?”

Doğru soruları bulabilir miyiz?

Çocuğumla empati yapabilir miyim? Empatik bir bağlantı kurabilmek için neye ihtiyacım var? Kendi karşılanmayan ihtiyaçlarımın sonuçlarını çocuklarım üstlenmek zorunda mı?
Bir yetişkin olarak yönetemediğim duygularımı çocuğuma nasıl transfer ediyorum? Bunca yıllık tecrübelerim ve bilgi birikimime rağmen en ufak kriz anlarında, kontrolümü yitirip kaosa eşlik ediyorsam; çocuğumun henüz tanıştığı dünya ve bilmediği onlarca duyguyu kendi başına yönetmesini beklemem ne kadar gerçekçi olabilir?

Bunun altinda yatan sebep duygularımızı da etiketlememiz ve onlarla başa çıkmaktan kaçınmamız olabilir mi? Kızgın, üzgün, kırgın, yorgun, öfkeli olmaktan utanıyor ve bunları sadece kötü duygular olarak kabul edip kaçmaya mı çalışıyoruz?

Yada mutlu, sevinçli, dingin, neşeli, sakin olmak bizim için bir hedef ve ulaştığımızda mı iyi hissediyoruz?
Kötü duygulardan kaçıp iyi duygulara ulaşabildiğimizde iyi anne, baba, eş, dost, evlat, işveren, çalışan olduğumuza mı inanıyoruz? Ya ulaşamadığımızda? Bu defa da bizi saran suçluluk duygusuyla kıvranmak ile savunmaya geçmek arasında sıkışıp kalıyor muyuz?

Sorulardan sıkıldınız mı?
Bizim içimizde tüm bunlar olurken biraz önce kendinden fiziksel olarak nerdeyse 2 kat büyük birinin, üstelik de çok güvendiği birinin, tüm korkunç yüz mimiklerini gördüğünde yada ürkütücü beden dilini, belki daha önce hiç duymadığı kadar yüksek sesini duyduğunda; tüm öfkeyi rüzgar yemiş gibi hisseden ufak beden bizi izliyor hala..

O bizim ne kadar iyi/kötü/sinirli/şefkatli/mükemmel/sıradan bir anne olduğumuzla hiçbir zaman ilgilenmiyor. O etiketlerin hiçbirine ihtiyacı yok. Tek ihtiyaç duyduğu bizimle olan “bağ”ını yeniden hissetmek..

Bize ihtiyacı var! Pozitif disiplin “yöntemlerine” değil, duygularının sadece sözlerle “aynalanmasına” değil, ödüllere, cezalara hiç değil.. Biz’e, gerçek, kırılgan, hata yapan, telafi eden, empati kurabilen, insan olan, hep bildiği bize!
Korkuyla şekillenmiş yeni bir benlik yaratmaya çalışmayalım çocuklarımıza, zaten hep olduğumuz bizi verelim, empatiyle..
Ya yaramaz, bağımlı, şımarık vs bir çocuk olursa korkularımızı bir yana bırakalım.. Ya iyi, mükemmel, Ayşe gibi, X dizisi/filmindeki/grubundaki gibi bir anne olamazsam kaygıları bizi şekillendirmesin..
Benim çocuğum biricik, beni herşeyimle, koşulsuz seviyor.. Aynı sevgi ve şefkati önce kendime, sonra da ona verebilirim..

Çünkü çabalayıp da bağırmayan, sinirlenmeyen, küsmeyen anne olmadığımızda otomatik olarak bağıran, sinirli, küsen, kötü anne olmayı kabullenmeye başlarız. Bağlantımıza zarar verebilecek her hatamız adeta normalleşir gözümüzde..

Ebeveynlik yolculuğu bize her adımında başka birşey öğretiyor.
Çocuklarımıza yaklaşımımızda onlardan yapmamalarını istediğimiz şey yerine; ne yapabileceklerini söylüyoruz ya hep. Aynısını kendimiz için de yapabiliriz.
Her gece yarın sinirlenmeyeceğim diye yatıp sabahın ilk ışıklarını öfkeyle karşılamak aslında bizim seçimimiz. Bunun yerine “öfke duygumla nasıl geçinebilirim” sorusuna cevap aramak anahtar olabilir. Nasıl ‘başederim’ değil evet nasıl geçinebilirim.. Duygularımızı da etiketlemeden onları birer misafir olarak görür, ağırlar, bizimle oldukları süre içinde iyi geçinebilirsek bize düşman olmaktan çıkarlar; bizi korkutmak yerine belki sadece heyecanlandırmakla kalabilirler..
Yetiştirilme şeklimiz, hayat tecrübelerimiz, iletişim kalıplarımız sırtımızda bir kambur gibi duracağına; bize bu yolda ışık olabilirler..

Çocuğumuzla öncelikle bağımızı gözetmenin en iyi yanı nedir biliyor musunuz?
Aslında iyi annelik gibi kötü anneliğin de ürünleri yoktur!

Biz ‘bize göre’ ne kadar kötü anne olursak olalım; çocuklarımız bizden önce o bağı gözetir ve tepki verir.
Ne olduğunu tam olarak anlayamayacak yaştaki bir çocuk bile; ‘bir aksilik var, birşeyler ters gidiyor, annemle aramızda bir kopukluk var’ hissiyle ya anneye iyice yapışıyor yada her aykırı davranışı ile yardım çığlıkları atıyor: “Burdayım anne, ben burdayım! Sen nerdesin, seni göremiyorum!”

Bazı çocuklar annenin davranışlarına öfkeyle bazıları da içine kapanarak tepki verir. Davranışların altında yatan duygusal ihtiyaçlara yönelirsek onları daha iyi anlayabiliriz.
Kendi davranışlarımız altında yatan tetiklerimizin de üzerinde çalışmak zorundayız. Tıpkı çocuklarımızın davranışını söndürmek için ne kadar yüzeysel yöntemlerle yaklaşırsak çözümden o kadar uzaklaştığımız gibi kendi tepkilerimizin de derinine inmezsek bu davranışlar ve iletişim şekli de bizim için bir kalıp haline gelebilir.

İyi yada kötü anne olmak bir seçenek değil!

Oysa seçeneklerimiz var, aramızdaki bağın bize yol göstermesine izin verirsek; etiketler ve bu yazı da dahil tüm genellemelerden uzaklaşabilirsek, çözüm için doğru soruları bulabilirsek onlarca seçeneğimiz var. Önemli olan hiç hata yapmamak değil; hataları normalleştirmeden telafi edebilmek..

Sevgili Mevlâna’nın asırlar ötesinden gelen sözü çocuklarımla ilişkimde bana hep eşlik eder, sizi de bulur mu bir yerlerde?

“Doğru ve yanlışın ötesinde bir yer var; seninle orada buluşacağız..”

Özlem Atıcı Ilgaz

‘Attachment Parenting Türkiye’ Websitesi, Facebook Grubu, Facebook ve Instagram Sayfalarının Kurucusu, API Lider Adayı, AP annesi ve savunucusu

2006’da Yıldız Teknik Üniversitesi’nden, 2009’da Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun oldu. Çok sevdiği mesleği Uluslararası Ticaret Uzmanlığı’na ilk bebeğinin doğumundan sonra ara verdi. 5 yılı aşkın süredir Amerika’da sevgili eşiyle iki yavrularına hayat yoldaşlığı yapıyor. Daha huzurlu bir dünya için umutla hayallerinin peşinden gidiyor..

Görsel: psychology.co.uk

Rahat Olun, Bu Çok Normal!

Çocuklardan ve Ergenlerden Neler Bekleyebiliriz ve Bize Hangi Konularda İhtiyaçları Var?

YAŞA GÖRE REHBER

Çocuk veya ergen olmak hafife alınacak bir şey değildir, hele kolay hiç değildir!

Yapılması gereken ve sadece onların yapabileceği önemli şeyler var. Bu şeylerin ne oldukları hangi gelişim aşamasında olduklarına bağlıdır. Çocukların ve ergenlerin hangi davranışlarının normal olduğunu bilmek işin içindeki herkes için rahatlatıcı olabilir.

Yetişkinler olarak bile öfke nöbetlerine girebiliyor, gözyaşlarına engel olamayabiliyoruz, bazen dünyaya (veya belirli kişilere) yüksek sesle haykırma isteğiyle yanıp tutuşabiliriz. Çoğunlukla dramatik sahnelere veya başımızı derde sokabilecek her türlü şeye karşı durabiliriz, ancak bütün o tecrübelerimiz, gelişkin beyinlerimiz ve bir şeylerin altında yatan olayları görebilme becerimizle bile bazı günler zor geçer. Bir de çocuklarımızı düşünsenize.

Çocuklarımızın neyle boğuştuğunu ve ulaşmaya çalıştıkları gelişim hedeflerini anlamak daha da “sinir bozucu” davranışlarını daha kolay ele alabilmemizi sağlayacaktır. Yapmaları gereken şey her ne ise ona göre bir alan ve destek verebilirsek işler daha yolunda gidecektir. Tüm bu sayılanlar elbette davranış açısından neyin yapılabilir neyin yapılamaz olduğuyla ilgili sınırların kesin bir teslimiyet içinde yok olması anlamına gelmesin. Asıl kast edilen daha bilgece, daha net ve daha yerinde sonuçlar ile karşılık vermek.

Bir şeyleri daha az kişisel algılayabildiğimizde hayat herkes için daha kolaylaşacaktır.

Aşağıda bazı önemli gelişim aşamaları ve beraberinde getirebileceği zor davranışlar listelenmiştir. Her ne kadar zaman zaman başa çıkılmaz ve zor gelse de davranışlarının tamamıyla normal olduğunu, çocuğunuzun geliştiğini ve çocuklukta veya ergenlikte yolunu tam da olması gerektiği gibi bulduğunu anlayacaksınız.

Aşamaların yaşları sadece rehber niteliğindedir. Çocuklarınızın yaşlarıyla uyumlu aşamada olup olmadığını kontrol ederken çocuğunuzun gerçek yaşı civarındaki aşamaları okuyun.

Aşamalar arasındaki geçiş bunun meydana geldiği yaştan daha önemlidir. Çocuklar aşamalar arasında geçiş gösterdiği sürece, belirli bir aşamaya diğer çocuklardan daha yavaş varmalarının önemi yoktur.

BEBEKLER ve SÜT ÇOCUKLARI (0-12 AY)

  • Her şey ağza alınır: Eller, ayaklar, yiyecek, oyuncak, ayakkabı, aklınıza ne gelirse.
  • Eğer ağlıyorlarsa bir ihtiyaçları var demektir: uyku, kucak, yiyecek, bez değişimi. İletişim kurmak için sözcük kullanamazlar, ancak ağlamak insan yavrularının onlar için dağları oynatsınlar diye büyük insanları harekete geçirmenin son derece etkili bir yoludur. Bebeklerle ilgili güzel olan şeylerden biri de asla ihtiyaçları olandan fazlasını istememeleridir.
  • Yabancılara karşı temkinlidirler, tanıdık kişiler yakınlarında olmadıklarında huzursuzlanabilirler.
  • Bebekler uzun uzun bakar. Yüzlere bayılırlar ve gerçek hayatta, kitaplarda ve aynada yüzlere uzun uzun bakarlar. Ah tabii o yaşta başkalarına gözünü dikip bakmak sosyal açıdan kabul edilebilir – ve de tatlı – bir davranıştır.

》Nasıl bir desteğe ihtiyaç duyarlar?

Bebeklerin tamamlamaları gereken önemli bir işi vardır: Dünyaya ve içinde yaşayan insanlara güvenip güvenemeyeceklerini öğrenmeleri gerekir. Ne kadar güvende ve güvence altında olduklarını göstermeniz için size fırsatlar sunmak adına kendi üzerlerine düşeni yaparlar. Çok fazla sözcük dağarcıkları olmayabilir ancak iş bir şeyden memnun olmadıklarını size haber vermeye geldiğinde usta küçük iletişimciler olurlar. İhtiyaçlarına tutarlı olarak karşılık verin ki dünyanın onlar için güvenli bir yer olduğunu hissedebilsinler. Karınları açken onları besleyin, korktuklarında onları rahatlatın, sizinle olmaya ihtiyaçları olduğunda onlara sarılın. Dünyayı kendi kendine keşfetmelerinin, kendi bağımsızlıklarının, güven duygusunun, özsaygılarının ve ilişkilerinin temelini böyle atacaklardır.

________________________________

1-2 YAŞ ARALIĞI  

  • Artık daha interaktiflerdir.
  • Amaçlılığı anlamazlar. Neden olduğunu veya ne anlama geldiğini düşünmeden görür ve yaparlar. Örneğin ısırdıklarında bu zarar vermek için değildir, başka çocuklardan oyuncakları kapıyorsa bu onu üzmek için değil, bundaki amacı … yani işte herkes eşyaların kapmak veya yemek için yapıldığını iyi bilir.
  • Meraklarını gidermeye çalışacaklardır, ne olacağını görmek için eşyaları atacak veya parçalayacaklardır. Aynı şey her şeyi yere atmak için de geçerli.
  • Paylaşmaya uygun bir gelişim aşamasında değildirler.
  • Otoriter ve bencil görünebilirler, ancak ilgilendikleri veya kendilerine ait olduğunu düşündükleri ne varsa onu kendilerinin bir uzantısı gibi gördüklerini unutmayın. Tabii ki başka kimse alamaz! Buna hakkı yok!
  • Mülkiyeti anlamaya başlarlar ve güçlü bir benlik algısı geliştirirler.
  • En sevdikleri iki sözcük, “Benim!” ve “Hayır!”dır.
  • Duymadığı hiç sevmedikleri iki sözcük “Benim!” ve “Hayır!”dır.
  • Gece sık sık uyanırlar.
  • Bu dönemin sonuna doğru, biraz daha karşı koyar bir hale gelebilirler çünkü bağımsızlıklarını denemeye başlarlar. Sözcüklerin tam yetmeyişinden ve iletişim yetisinin eksikliğinden öfke nöbetleri sergileyebilirler.
  • Öfke nöbetlerine ayrıca fazla gelen ve sözcüklerle ifade edemedikleri duyguları (hayal kırıklığı, öfke, üzüntü, utanç) deneyimlemeleri de yol açabilir.
  • Diğer çocuklarla birlikte oynamaktan çok diğer çocuklarla yan yana oynama eğilimindedirler.

》Nasıl bir desteğe ihtiyaç duyarlar?

  • Dikkat süreleri hâlâ oldukça kısadır, dolayısıyla yapmasını istemediğiniz bir şeyden onları uzaklaştırmak için dikkatini dağıtmadan faydalanın.
  • Onlara yeni bir kural veya yönlendirme verdiğinizde, eski olanın unutulması muhtemeldir. Bazen dikkat sürelerinin kısa olması hoşunuza gidecek bazen ise gitmeyecek.
  • Yaptıklarının doğru olduğunu gördüğünüzde olumlu yaklaşın.
  • Yapmalarının doğru olmadığı şeyleri artık söylemeye başlayın.
  • Ufak tefek şeyleri görmezden gelin. Öğrenecekleri o kadar çok şey var ki en iyisi onlara fazla yüklenmemek. Bırakın önce önemli olan şeylere aIışsınlar.
  • Çocuğunuz ondan ne istediğinizi anlamaya başlayacaktır ancak kendi iyiliğiniz için bu isteği dillendirdiğiniz esnada beklentinizi unutun. İstemeye ve rehberlik etmeye devam edin, ancak hemen – veya hiçbir zaman – gerçekleşmezse bunu kişisel algılamayın.
  • Bir şeyi düzelttiğinizde nazik ve anlayışlı olun. Ellerinde olanla en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Eğer çok fazla şey isterseniz, üç yaşına geldiğinde karşınızda daha endişeli veya daha karşı koyan veya kendine daha az güvenen bir çocuk bulabilirsiniz.
  • Ne hissettiklerini sözcüklere dökmelerine yardımcı olun. “Hâlâ oynamak istediğinde oyuncaklarını toplamak zorunda kalmak üzücü değil mi?”

________________________________

3 YAŞ 

  • Bağımsızlığı deneyimlerler. Öfke nöbetlerine yol açabilir.
  • Daha fazla kontrol isteyecektir. Öfke nöbetlerine yol açabilir.
  • Hayal kırıklığına uğradığında sinirlenecektir. Öfke nöbetlerine yol açabilir.
  • Öfke nöbetlerinde artış olabilir.
  • Bağımsız olmayı istemekle (“Ben yapacağım! veya “tek başıma”) ve küçük bir insan muamelesi (“beni taşı” veya “sen yap”) görmeyi istemek arasında gidip gelir.
  • “Hayır” kelimesiyle özel bir bağ oluşturur ve bu kelimeyi sık sık kullanır. Bazen “evet” demek istediklerinde bile. (Ah ah bu yeni yürüyen çocuklar! Neyse ki evrim onlara uyurken sevimli görünme kapasitesi sunarken bonkör davranmıştır. Bu sevimlilik sandviçlerin eskiden kabul edildiği şekliyle küçük kareler olarak değil küçük üçgenler olarak servis edilmesi gerektiğini kaçırdığınız zamanki gibi felaketlerde özellikle önemlidir. Böyle bir şey olacak olursa, kendinizi olayların akışına bırakın. Üzerinde Elsa olmayan diş macunu aldığınızı fark ettiklerinde enerjiye ihtiyacınız olacak.)
  • Kekeleyebilir.
  • Aktiviteleri planlamayı, bir şeyleri kendi kendilerine yapmayı ve zorlu şeyleri denemeyi istemekle etraflarında kontrolü ele geçirmeye başlar.
  • Yatağa yatırdığınızda sizi sürekli yanına çağırabilir.
  • Ani korkular ve fobiler ortaya çıkabilir.
  • Gerçeği ve hayal ürününü karıştırabilir, dolayısıyla bir veya bir sürü hayali arkadaşı olabilir.
  • Hâlâ paylaşmayı anlamaz ve sahip olma hakkını iddia eder. “O benim!”.
  • Anne baba başka çocuklara ilgi gösterdiğinde kıskanabilir.

》Nasıl bir desteğe ihtiyaç duyarlar?

  • Şunu bir yere not edin: “Bu sonsuza kadar böyle gitmeyecek”. Şimdi notu alın ve her gün göreceğiniz ayna gibi bir yere yapıştırın.
  • Bir şeyi iyi yaptığında ona söyleyin. Onunla mutlu olduğunuzu ve yaptığının doğru olduğunu bilmek ister.
  • Bir şeyi yanlış yaptığında nazik davranın. Çocuğunuz doğru olanı yapmak istiyor ancak o noktaya gelene kadarki yolda yapacağı şeyler ve gideceği yerler var. Hataları ağır bir şekilde azarlamayın, hâlâ her şeyi anlamaya çalışıyor ve daha önünde uzun bir yol var. Hataları onlara değerli bir şeyi öğretebileceğiniz fırsatlar olarak görün.
  • Çok fazla kuralınız olmasın, ancak olan kurallarınızda tutarlı davranın. Her yerde çok fazla kural ve bunlara bağlı sonuçlar kafalarını karıştırmaktan ve sırtınızda bir yük olmaktan başka bir işe yaramaz. Bazen kurallardan kaçabileceğini öğretirseniz, bunu kullanmaya devam edecektir. Eğer etmezse telaşlanın.
  • “Hayır”ı güzellikle ve aşırıya kaçmadan kullanın. Çocuğunuzun dünyayı ve dünyadaki yerini keşfetmesini ve deneyimlemesini cesaretlendirmek istiyorsunuz. Ona rehberlik edin, ancak inisiyatifi elinden almayın. Size karşı kullanmak zorunda kalacağı daha fazla sebep vermeyin.
  • Ona oyun oynama özgürlüğü ve alanını verin, fiziksel ve hayali oyunla deneyimlemesini teşvik edin. Oyunu başlatma çabasını destekleyin, böylelikle çevrelerini etkileyebilme kapasitesini hissedebilir.
  • Karar verme konusunda onu cesaretlendirin ancak seçenekleri sınırlayın (“Önce yıkanmak mı istersin yoksa pijamalarını seçmek mi? Bugün kırmızı gömleğini mi giymek istersin yoksa sarı olanı mı? Akşam yemekte mısır mı istersin avokado mu?” Sonra belki daha büyüdüklerinde “Ne hazırlamamı istersin? Çay mı kahve mi?” Ah, bir an için şu cümlenin gerçekleşme ihtimalinin muhteşemliğiyle kendinizi şımartın.)
  • Enerji depolamak için kendinize vakit ayırdığınızda suçluluk duymayın. Dinlenmiş ve enerjik olduğunuzda mücadele daha kolay olacaktır.
  • Uyku zamanı ritüelleriniz olsun. Bu yaşta uyku zamanı herkes için yorucu olabilir. Her ikiniz için de güzel olan – hikâye, sarılma, odaya biraz lavanta kokusu sıkma, öpücük, “Seni seviyorum. İyi geceler harika çocuk” gibi bir konuşma – bir ritüel olsun bu.

________________________________

4 YAŞ 

  • Eleştirel olmaya başlar ve dünyayı basit terimlerle tanımlar. Eşyalar ve insanlar doğru ya da yanlış, iyi veya kötü ya da nazik veya kabadır.
  • Sözcüklerinin gücünü fark etmeye başlar ve onları bazen istediğini elde etmek veya diğerlerini kontrol etmek için kullanır. Dile hâkimiyetleri hâlâ düzensizdir, dolayısıyla sık sık söylediklerini eylemlerle (vurma, itme, kavrama) veya sözsüz iletişimle (ses tonu, ses şiddeti, yüz ifadeleri, tavır/tutum) destekler.
  • Rekabetçi olmaya başlar.
  • Hâlâ gerçek ve hayali bazen karıştırır. Yalan söyleyebilir, abartılı hikâyeler anlatabilir veya hayali arkadaş/arkadaşlara sahip olabilir.
  • Hâlâ özbenlik hissini geliştirmeye ve bağımsızlığını denemeye devam eder, bu nedenle inat edebilir, karşı koyabilir ve otoriter olabilir.
  • Uyku vaktinden kaçmak için elinden geleni yapar.
  • Kabus görebilir.
  • Karanlık korkusu baş gösterebilir ya da anne babasından (veya bakım veren kişiden) ayrılma düşüncesinden kaygı duyabilir.
  • Diğer çocuklarla yan yana oynamak yerine onlarla birlikte oynamak daha çok hoşuna gider.
  • Sizinle olan sınırlarını dener ancak elinden gelen her an sizi memnun etmeye veya size yardım etmeye heveslidir.

》Nasıl bir desteğe ihtiyaç duyarlar?

  • Kurallar koyduğunuzda kuralların neden önemli olduğuyla ilgili onunla konuşun. Meraklıdır ve dünyada işlerin nasıl işlediği konusunda kendi düşüncelerini geliştirme aşamasında. Konuşsanız bile, bu kuralları hemen “anlayacakları” veya kurallara “uyacakları” anlamına gelmez.
  • İsteklerinizi basit tutun.
  • Sizi mutlu etmeyi çılgınca ister. Doğru bir davranış gördüğünüzde bunu ona da söylemeyi ihmal etmeyin.
  • Dört yaşındaki bir çocukla tartışmayın. Yapmayın. Sizi her gün bastırır, söyleyecek bir şey bulamazsa veya mantıklı bir iddiası yoksa, “neden?” diye sorar durur.
  • Pek de etkileyici olmayan davranışa gelince, ne olduğunu sorun ancak neden öyle yaptığını sormayın. “Neden öyle yaptın?” diye sormak yalanı teşvik etmek olacaktır çünkü hayal ile gerçek dünya arasındaki sınır dört yaşındaki bir çocuk için çok çok belirsizdir.
  • Yanlış bir şey yaptığında, uyguladığınız sonuçlar nazik olsun. Davranışın neden yanlış olduğunu ve bir dahaki sefere çok daha iyisini yapabileceğini bildiğinizi söyleyin. Ona inandığınızı bilmeye ihtiyacı vardır. Siz ona inandıkça o da inanacaktır.
  • Tutarlı olun. Eğer bir kuralı uygulamanın her zaman için önemli olduğunu düşünmüyorsanız, çocuğunuz da anlaşılabilir bir şekilde kurala uymanın her zaman için önemli olmadığını düşünecektir.
  • Bağımsızlığını cesaretlendirin ancak hâlâ küçük olduğunu unutmayın. Stresli veya yorgun olduklarında küçük bir çocuk gibi davranmasına izin verin.
  • Onları bol bol öpün ve kucaklayın, her ne kadar artık “büyük” olsalar da.

________________________________

5 YAŞ

  • Kuralların önemini anlar ancak oyun oynarken kurallardan sapabilir. Kurallar “esnek” gibi bir şeydir, en azından onlar için.
  • Bir oyunu kazanamazsa başkalarını hile yapmakla suçlayabilir.
  • Empati göstermeye başlar diğer insanların da kendisininkinden farklı görüşleri olabileceğini anlamaya başlar.
  • Paylaşabilir ancak bu yine de onun için zordur, özellikle de özel eşyalar söz konusu olduğunda.
  • Başarısızlıktan, eleştiriden, hayaletler veya canavarlar gibi ürkütücü şeylerden korkabilir.
  • Dikkat süresi artmaya başlar ancak bu onunla olan tartışmalarınızın türünü etkileyebilir.
  • Her şey hakkında “uzman” olarak ortaya çıkabilir.
  • Şakalar yapmak hoşuna gider ve “bel altı” şakalar yapmaya başlar.
  • Kendi kararlarını vermeye önem verir, özellikle de ne giyeceğine ve ne yiyeceğine dair kararları.
  • Eğer okula başlıyorsa, normalde olduğundan daha dengesiz, daha hassas ve daha yorgun olabilir. Uzun süreliğine hareketsiz oturup konsantre olmak yorucudur.

》Nasıl bir desteğe ihtiyaç duyarlar?

  • Çocuğunuzu harekete geçirecek ne varsa cesaretlendirin, özellikle de başkalarının da bulunduğu bir grup veya takım çalışmasıysa. Bu sayede çocuğunuz sırayla yapmak, diğerleriyle geçinmek, birlikte çalışmak, müzakere etmek, uzlaşmak, ve kazanmak veya zerafetle kaybetmek gibi önemli beceriler edinmesine yardımcı olursunuz.
  • Her gün çocuğunuzla birlikte oynamak için vakit ayırın veya baş başa vakit geçirin. Bu sayede çocuğunuz sizi olabileceğiniz en iyi yer olan kendi dünyasına girmenize izin verir. Buradayken harika bir şekilde gelişen zihninde neler döndüğünü hissedebilirsiniz.
  • Duyguları adlandırmak ve bu konuda görüş alışverişinde bulunmak suretiyle çocuğunuzun duygusal okuryazarlığını genişletmeye başlayın.
  • Ödülleri sorumluluklarla bağdaştırın. “Masayı temizlememe yardım ettikten sonra tatlıya ne dersin?” (*)
  • Kuralları basit tutmaya ve çok fazla kural koymamaya devam edin.

________________________________

6 YAŞ

  • Büyük ihtimalle sizin hakkınızda çok fazla şey biliyor. Sadece sorun.
  • Öfke nöbetleri tekrar başlayabilir.
  • Sınırları denemeye başlayabilir ancak sizi memnun etmeyi ve size yardımcı olmayı hâlâ ister.
  • Okulda yaptığı işler ve diğer doğru şeyler için övgü ister.
  • Yeni becerilerde ustalaşmaya ve kendini yetkin hissetmeye çalışır.
  • Sizden uzak kalma endişesi olabilir.

》Nasıl bir desteğe ihtiyaç duyarlar?

  • Çabalarını yüreklendirin ve sıkı çalıştıkları zaman onu onaylayın.
  • Sonuçtan çok çabayı yüreklendirin ki çocuğunuz gelişim zihniyetini gösterebilsin ve başarma kapasitesinin olduğuna dair güçlü bir şekilde kendine inansın.
  • Okulda zorluk çekiyorsa ihtiyaç duyduğu desteği almasını sağlayın.
  • Fazla övgüden veya anlamsız övgüden kaçının, özel olduğunu bilsin ancak diğer insanların da aynı şekilde özel olduğunun da farkında olsun.

________________________________

7 YAŞ

  • Genelde anne babalarından veya kurallardan, ama bir de arkadaşlar ve diğer çocuklardan şikâyet etmeye meylli olabilir.
  • Pek çok kişi tarafından yanlış anlaşıldığını hisseder.
  • Okul, arkadaşlar veya genel olarak hayat hakkında abartılı dramatik davranışlar sergileyebilir.
  • Hissettikleri hakkında konuşurken sözcükleri kullanmaya çalışır ancak üzgün olduğunda öfkeli veya sinirli olabilir.
  • Başkalarının ne düşündüğünün giderek daha farkında olmaya başlar.

》Nasıl bir desteğe ihtiyaç duyarlar?

  • Hislerine kulak verin ve onaylayın ancak sorunlarını sizin çözmeniz gerekmediğini bilin.
  • Başına dert olan şeyleri nasıl çözebileceğine dair fikir alışverişinde bulunun. Ona kendi fikirlerini bulması için alan yaratın ve onları cesaretlendirin.
  • Dramatik gösteriye kapılmayın.
  • Her şey karmakarışık dedi diye her şeyin öyle olduğuna hemen inanmayın.
  • Olumlu tarafa vurgu yapın.

________________________________

8 YAŞ 

  • Kendi nasıl düşünüyorsa sizin de öyle düşünmenizi ister ve görüş farklılığa toleransı azdır.
  • Onun hakkında ne düşündüğünüzle ilgili çok hassastır.
  • Anneyle sık sık kavga eder.
  • Çok fazla gri olmayacaktır. Her şey siyah veya beyaz, doğru ya da yanlış, iyi veya kötüdür.
  • Mutlak düşünme eğilimi arkadaşlıklarda ufak pürüzlere yol açabilir. Sizin çocuğunuzun bununla boğuşan tek küçük insan olmadığını bilmek sizi rahatlatacaktır. Sonunda her şey düzelecek, burası arkadaşlıklar ve insanlarla nasıl geçinildiğini öğrendiği kısım.

》Nasıl bir desteğe ihtiyaç duyarlar?

  • İyi davranışını överken, ne yaptığı konusunda net olun.
  • Mümkün olduğunca kavgadan kaçının. Siyah ve beyaz düşünme tarzlarıyla, tartışma birinin haklı (o) veya birinin de haksız (siz) olduğu anlamına gelmekten başka bir şey değildir. Bunun yerine kendi görüşünü açıklamasını isteyin ve bir şeyleri farklı açılardan görmesi konusunda onu teşvik edin.
  • Ergenliğin beraberinde gelecek olan uzaklaşma için ilişkinizi sağlamlaştırmak üzere birlikte bol bol vakit geçirin.

________________________________

9 YAŞ 

  • Arkadaşlar anne babadan daha önemli bir hale gelmeye başlar ve bu ergenlik boyunca devam eder.
  • Arkadaşlarının ne düşündüğü gitgide daha önemli hale gelmeye başlayacaktır.
  • Daha yakın ancak daha az sayıda arkadaşlık kurarak arkadaşlık alanını daraltır.
  • Arkadaşlarıyla şakalaşır ve sırlarını paylaşır.
  • Kuralları ve yönlendirmeleri geri püskürtür ve size saygısızlık edebilir.
  • Sevgi dolu ve şaşkın olabilmeye devam eder ancak bencil, tartışma seven ve rahatsız edici olma kapasitesi de gelişir.

》Ne yapmalı?

  • Bağımsızlık ve kendi kararlarını verebilmeleri için ona fırsat sunun.
  • Patronluk taslamaktan veya çok yönlendirmeci olmaktan kaçının.
  • Bir şeyleri farklı bir açıdan görmeye başlamaları konusunda onları yüreklendirin. “Filanca buna ne derdi?” “Bu olduğunda sence ne hissetti?”

________________________________

10-11 YAŞ 

  • Çocukluğun öfke nöbetleri artık sakinleşir. Hazır böyleyken tadını çıkarın çünkü ergenlik rahata erdiğinizi duymuş ve yoldaymış.
  • Kurallar, gerekliliği ve detayları hakkında hâlâ tartışmaya girebilir.
  • Yanlış davranışı bahaneler ve mazeretlerle örtbas etmeye çalışır. Kuraldaki boşluğu bulmayı var gücüyle dener.
  • Verilen sözler önem kazanır ve HER ŞEYİ hatırlar. Tek bir şey hariç: çöpü çıkarma sırası kendilerine geldiğinde.

》Ne yapmalı?

  • Tutamayacağınız sözler vermeyin. Bir kere eline sizi suçlayacak deliller geçerse, sizi bırakmaz.
  • Mümkün olduğunca tartışmadan kaçının. Her şey için bir görüşleri vardır. Söylediğini dinleyin, kararınızı verin sonra geri çekilin.
  • Güvenli olacak şekilde size karşı koymasına izin verin. Bırakın farklı şeyler denesin, kendi fikirlerini dile getirsin ve uygun olan yerde kendi kararını versin.
  • Sınırlarınızın nerede olduğunu bilin ve kim olduğu ile ilgili değil kötü bir karar verdiğinde yaptırım uygulamaya hazır olun.

________________________________

ERGENLİK

  • Arkadaşlar aileden daha önemli olacaktır. Siz hâlâ önemlisiniz ancak yapmanız gereken bir şey var: Sağlıklı, bağımsız bir yetişkin olarak dünyaya adım attıklarında kim olacaklarını bulmak. Tıpkı sizin o yaşlarda yaptığınız gibi.
  • Yaşıtlarının kendisi hakkında ne düşündükleri bir süreliğine stres kaynağı olacaktır; bu durum kızlarda 13 yaşında erkeklerde ise 15 yaşında tavan yapar. Yaşıtlarıyla uyum sağlamak için kendisini fazla zorlayabilir, bu durum saçma kararlar vermeye veya kendisini riskli durumların içine atma ya kadar varabilir. Nefes alın. Geçecek.
  • Daha tartışmacı bir hale gelecek ve üzerinize daha fazla gelecek. Bu durum ergenlik macerasıyla ve bağımsızlık deneyimlemeriyle son derece uyumlu.
  • Duygusal açıdan sizden daha uzaklaşmış olabilir (telaşlanmayın, geri gelecekler ancak belki de yirmili yaşlarına doğru).
  • Herkesin içinde sizinle birlikte – ne kadar havalı olursanız olun – görülmek istemeyebilir.
  • Görünüşleri, kimlikleri ve dünyadaki duruşlarıyla ilgili denemeler yapar.
  • Cinsel açıdan aktifleşmeye başlayabilir.
  • Dürtüsel olabilir, risk almaya başlayabilir.
  • Daha yaratıcı bir hale gelir ve dünyayı gerçekten çok ilginç ve farklı şekillerde düşünmeye başlar.
  • Onun hakkındaki fikriniz sanki önemsizmiş gibi davranır, oysaki her zaman olduğu kadar önemlidir.
  • Duygusal ifadelerinizi sıklıkla yanlış okur. Duygularınızı kızgınlık, düşmanlık veya hayal kırıklığı olarak yorumlar oysaki siz bunlardan hiçbirini hissetmiyorsunuzdur.
  • Uyku döngüsü değişir. Sirkadiyen ritimleri onu çocukken olduğundan üç saat daha geç bir saate atar. Buna göre eskiden uyuduğundan üç saat daha geç bir saatte uykuya dalar ve tamamıyla yorgun düşmediği takdirde daha erken bir saatte uyuyakalmaları biyolojik açıdan zordur. 9-10 saatlik bir uykuya ihtiyacı vardır, o nedenle daha geç uyur.
  • Kendisini etkileyen şeyler hakkında kendi kararlarını vermek ister.

》Ne yapmalı?

  • Yargılayıcı veya eleştirel olmayın, çocuğunuzun sevgiye ve yakınlığa her zamankinden daha çok ihtiyacı var.
  • Bağımsızlığını sizden bulmaya ihtiyacı olduğunu anlayın. Ona bunu yapması için alan yaratın. Zamanla değerleri muhtemelen sizinkilerle paralel hale gelecektir.
  • Ergen yaştaki çocuğunuzun sizi reddetmediğini, dünyada kendi yolunu bulduğunu bilin. Verdiği his kötü olsa da bu süre bağımsız bir yetişkin olmanın önemli ve sağlıklı bir parçasıdır.
  • Kontrolü elinizden bırakın, onun yerine etki bırakmayı tercih edin. Onu kontrol etmek için ne kadar mücadele ederseniz, sizi aynı oranda geri püskürtecektir. İşin aslına bakacak olursak, söz konusu ergenlikse hiçbir kontrolümüz yok: Sizi hayatına ne kadar dâhil edeceğine, ne kadarını size anlatacağına, etkinizin ne kadar olacağına o karar verecek. Bir şey olduğunda veya kendisine yol gösterilmesine ihtiyacı olduğunda size gelmesini kolaylaştırın.
  • Vaaz değil, bilgi verin.
  • Cinsel olarak aktif olmaya başladığı zamanı bilemeyebilirsiniz, dolayısıyla fiziksel ve duygusal açıdan güvende kalabilmesi için ihtiyaç duyduğu bilgiye ve rehberliğe sahip olmaları önemlidir. See
  • Tartışmalara rağbet etmeyin. Durumunu bildirmesini, istediği şeyin artı ve eksileri hakkında sizinle konuşmasını isteyin. Ergenler doğal olarak artıları abartıp eksileri hafife alacaktır. Eksilerden bazılarını anlatması için onu cesaretlendirin, hiçbir şey siyah ya da beyaz değildir.
  • Sakinleştiren güç olun. Nefes alın ve dalganın geçmesini bekleyin. Bir duygunun tetiklenmesi, zirveye ulaşması ve sönmeye başlaması arasında geçen süre 90 saniyedir, tabii ki siz yangına körükle gitmedikçe.
  • İleriyi planlamasına ve bir şeyin ardında ne olduğunu görmesine yardım edin, ancak yargılamadan.
  • Sosyal bağlantılarını teşvik edin ve ilişkilerini güçlendirmek için ona alan açın. Bu gelişiminin önemli bir parçası da aile kabilesine olan bağlığını azaltmak. Bunu yapmak içinse, arkadaşlar kabilesiyle olan ilişkilerini güçlendirmek için gitgide daha da artan bir ihtiyaç hissedecektir. Mümkün olduğunca bunu teşvik edip destekleyin.(**)
  • Rekabetçi olsun olmasın spor gibi güvenli bir şekilde risk alabileceği yollar bulmasına yardımcı olun.
  • Koşullar, uzaklık veya saat ne olursa olsun eve gelmek istediği her türlü durumdan onu çekip çıkarmak için her zaman elinizden geleni yapacağınızı söyleyin.
  • Sizinle her türlü konuda konuşabilmesini, herhangi bir sınırın söz konusu olmamasını sağlayın.
  • Uyku açığını kapatması için bırakın mümkün olan her yerde uyusun.
  • Konuşmaktan çok dinleyin.

Ve son olarak

Bebeklikten yetişkinliğe giden yolda tamamlanması gereken bazı önemli şeylerin olduğunu bilin. Öğrenilecek şeyler, yapılacak hatalar, zorlanacak sınırlar ve bulunacak bir bağımsızlık var. Bu; herkes için güzel, yorucu, zor, bazen dehşet verici, bazen bunaltıcı, bazen travmatik bir macera olacaktır. Sabırlı olun ve hatalarını, ideal olmayan davranışlarını kişisel algılayarak öğrenme ve büyüme fırsatlarını elinden almayın.

En büyük güçleri yaptıkları hatalardan ve karşı koydukları sınırlardan gelecektir.

En güçlü destek verildiğinde bile hata yapacaktır, hem de bazen çok büyük hatalar! İhtiyaç duydukları desteği gördükten sonra, hataları sizin ebeveynliğinizle değil kendi büyüme süreçleriyle ilgili olacaktır.

Kendi açımızdan olaya bakacak olursak, onlara yol gösterecek sağlam bir el olarak kendi dışlarında hissedebilecekleri sınırlarla sevgi ve koruma için yanlarında olmamız önemlidir. Çocuklar ve ergenler için normal davranışın ne olduğunu anlamak bunu kolaylaştıracaktır. Büyümek bir öğrenme, keşfetme ve tecrübe etme yolculuğudur, hem bizim hem onlar için.

Kaynak: https://www.heysigmund.com/developmental-stage/

(*) Editörün Notu: Attachment Parenting ödül/ceza yaklaşımlarını desteklemez. Empati ve pozitif disiplin ile yaklaşmayı savunur.

(**) Editörün notu: Ergen çocuğa bağımsızlık ve keşif sahası tanırken aile içi bağlarınızın güçlü kalması büyük önem taşır. Bu konuda detaylı bilgi için, API’ın da önerdiği “Hold on to Your Kids” adlı kitabı faydalı bulabilirsiniz.

Çeviren: Simge Konu Ünsal

Çevirmen, edebiyat seven, yazmadan duramayan, müziksiz bir günü geçmeyen; diller, sözcükler ve etimoloji gibi tuhaf merakları olan, deniz ve doğa sever bir anne.

2005 yılında Hacettepe Üniversitesi’nden mezun oldu. Dokuz yıl boyunca çevirmen olarak kamuda, özel sektörde ve (kısa bir süre) araştırma görevlisi olarak üniversitede görev aldı. Tam zamanlı olarak çalıştığı yıllar sonrasında kitaplara dönmeye karar verdi. Üç yıldan bu yana ağırlıklı olarak kitaplarla haşır neşir. Oğlunun doğumundan sonra ise kariyeri daha çok çocuk kitapları çevirisine evrildi. Bir anne olarak yolunu ararken attachment parenting ile tanıştı, ama aslında onu zaten tanıdığını fark etti. Şiddetsiz iletişimin, empatinin ve şefkatin bu dünyayı daha yaşanabilir kılacağına gönülden inanıyor. Eşi ve 2 yaşındaki oğlu Deniz ile İstanbul’da yaşıyor.

Görsel: gayleejan.com

Çocuğunuz Vurduğunda..

Çocuğunuz hiç beklemediğiniz bir anda hatta gayet güzel zaman geçirip oynadığınız oyunun orta yerinde size vuruyor mu? Yada hırsla diğer çocukları hatta kardeşlerini tokatlıyor mu?
Eğer öyleyse, sizi garanti edebilirim ki ebeveynlikte sınıfta falan kalmadınız. Ve çocuğunuz size vurduğunda, öyle gizemli bir büyünün falan da tesirinde değil. Çocuğunuzun herhangi bir sorunu da yok.

Bir çocuk ne zaman birilerine vuruyorsa; bazı ‘görünmeyen’ günler işbaşında demektir. Duygusal günler.
Çocuğunuzun yüzünde bir joker ifadesi olmasına; hatta vurduğunda gülmesine rağmen; öfkesini yöneten duygusudur.
Çoğunlukla da bu duygu: korkudur.

En başta ve en önemli bilmeniz gereken şu ki; çocuğunuz sizi yada bir başkasını incitmek istemiyor. Sizin zihninizdeki ‘kötü çocuğa’ dönüşmeyi hiç istemiyor. Cezaya ihtiyacı yok, aslına bakarsanız ceza ve düşünme molaları vurma davranışını pekiştirebilir.

Çocuğunuzun size ihtiyacı var!

Bazı çocukların vurma davranışı deneme amaçlıdır ve bir süre sonra yatışır.
Çocuklar genç ve hırslı bilim insanları gibidir. Onların işi gece gündüz denemeler yapmaktır, hayatı ancak bu şekilde öğrenebilirler. Ebeveynlerini, oyun arkadaşlarını ve dünyada işlerin nasıl yürüdüğünü anlamaları için tek bildikleri yol bu. Ve hemen her çocuğun deneyimlediği şeylerden biri de vurmaktır.
Eğer bu çocuğunuzun size ilk, ikinci yada üçüncü vuruşu ise bi sakinleşin. Yapılacak şey bir daha vurmaması için nazikçe ve sakince kolunu vurduğu insandan uzaklaştırmak. Denemesine izin verebilirsiniz. Sadece kolunu size yada başkasına ulaşamayacağı mesafede tutmaya devam edin.
“Hayır, bu iyi hissettirmiyor, acıyor” yada “bunu yapmana izin veremem” gibi ılımlı sözlerle yardımcı olabilirsiniz. Amacınız burada çocuğunuzu bilgilendirmek; ona ürkütücü tepkiler vermek değil. Eğer ona şiddetli yaklaşmazsanız (çocuğunuz günlük hayatında sürekli olarak vurma davranışına şahitlik etmediği sürece) bu vurma davranışı zamanla kendiliğinden sonlanacaktır. Birkaç deneme sonrası cazibesini yitirecek; yerini tırmanma, koşma, top fırlatma, kedi ile oynama vb yeni bir deneyime bırakacaktır.
Eğer kabalıkla cevap verirseniz çocuğunuz vurma davranışında ısrarcı olmaya devam edecektir.
Tuhaf görünebilir ancak bu konuda çocuğunuzun üstüne ne kadar giderseniz; vurmayı onun rutini haline getirebilir ve bir görünüp bir kaybolan bir davranış haline gelmesine sebep olabilirsiniz.

Çocuklarımıza kızdığımız zaman onlar da kızgınlığımızı içselleştiriyor. Çocuklarımızı korkutan onlarca şeyin arasına kızgınlığımızı da eklemiş oluyoruz.

Çocuğunuz vurmayı tekrar denemeye çalışacak; çünkü ona neden bağırdığınızı veya vurarak karşılık verdiğinizi yada onu köşeye çekip cezalandırdığınızı anlamamış olacak. Zihni henüz sizin davranışınızı anlamlandıramıyor. Bu sadece onu korkutuyor; ve zihninde sizin davranışınızı tekrar gözlemleyip bir yere oturtabilmek için vurmayı sürekli tekrar ediyor. Bir sure sonra kendini her yalnız ve korkmuş hissettiği anda; zihni ona şu komutu verecek:

“Vur! Sen kötü hissettiğinde bunu yaparsın, vurursun!”

Pek çok ebeveynin “davranışın doğal sonuçları” veya “hakedilen ceza” olarak tanımladığı disiplin metotları; aslında bir süre sonra çocuğu kendini her kötü hissettiğinde düştüğü davranış döngüsünün bir parçası haline getiriyor.
Çocukların vurma davranışının sebebi; korkuları!
Elbette bütün çocuklar korktuklarında vurmazlar. Korku hissi karşısında tek içgüdüsel davranış olmasa da en doğal tepkilerden biridir vurmak.

Çocuğunuz ister gülerek, ister kayıtsızca vuruyor olsun; yada sadece kızgın olduğunda vuruyor olsun; bunu korktuğu için yaptığından emin olabilirsiniz.

Gülmek çocukların korku hissini dışa vurum yollarından biri olduğu için bu davranışa bazen gülme de eşlik edebilir. Çocuğunuz duygusunu regüle edebilmek için gerçekten çabalıyor; ancak bu gülerek regüle olma çabası birkaç kez vurma teşebbüsü yapmanın önüne geçebilecek kadar hızlı işe yaramıyor.
Çocukların büyük çoğunluğu hislerini erken yaşlarda saklamaya baslar. Bunu da onların büyük hisleri karşısındaki rahatsızlığımız sayesinde öğrenirler. Biz onlar ağlamasın isteriz, onlar kızgınken dikkatlerini dağıtırız, sürekli sorunları onların yerine çözmeye çalışırız ki öfkelenmesinler. Bahse girerim; ebeveynler olarak çoğumuz çocuklarımıza, nasıl hissettiklerini bize göstermelerinden hoşlanmadığımıza dair günde en az on sinyal veriyoruzdur. Böylece korkuları hep hasıraltı edilir; güçlü duyguların soruna yol açmasına sebep olmak üzere.. Neticede bu duygular ağlayarak, yapışarak yada çığlık atarak olmasa bile vurarak, ısırarak, diğer çocukları iterek yüzüstüne çıkıyor.

Bastırılmış duygular sorun haline geliyor.

Vurmak, korkularıyla boğuşan çocuk için sadece bir sinyal. Gece uyanmaları, öfke nöbetleri, yeni şeyler denemeyi reddetmek, parmak emme ve genel olarak tüm aykırı davranışlar aslında çocuğunuzun duygularını içine attığının; ve içerde saklı kalıp biriken bu duyguları yönetmekte zorlandığının göstergeleridir.

Vuran bir çocuğa ilk adım: şefkatli ve ilgili bir sinir çizmek!

Aslında sürekli kayıtsızca vuran bir çocuğa yardım etmek oldukça basit. Vuracağını düşündüğünüz her an ona hemen yaklaşın. Davranışını önceden tahmin etmiş olmak aşırı tepki vermeden yardım etmenizi sağlayacak.

Bu demek oluyor ki içinizden “Eyvah şimdi vuracak! Ay küçük çocuğa çok yaklaştı. Umarım vurmaz!” vb dediğinizi fark etmeniz gerekiyor. Bu düşünceler de sizin sinyaliniz; hemen çocuğunuzun yanına gidip hazırlıklı olmanız için. Ummak sizi sonuca ulaştırmaz ama hazırlıklı olmak ulaştırır.
Çocuğunuzun adeta devriyesi gibi olun; yakınlaşın, ılımlı olun. Onu vurmaya iten korkuların dozunu artırmaktan başka bir ise yaramayacak olan sözlü uyarılardan uzak durun.

Kolunu uzattığında hemen eliniz, kolunuzla darbe girişimini bertaraf edin. Yada sadece elini, kolunu nazikçe tutun ki aniden saldırmasın. Unutmayın siz güvenlik şefisiniz! Sizin işiniz kimsenin zarar görmemesini sağlamak!
Vurmaya çalıştığında; hemen engelleyip nazikçe “bunu yapmana izin veremem” deyin. Göz teması kurun ve orda kalın. Oflayıp puflamayın, azarlamayın, başka hiçbir şey söylemeyin. Kolunu nazikçe tutun ve yanında kalın.
Siz sessiz ve sakin kaldıkça; ve vurmasını engelledikçe, vurma isteğine sebep olan duyguları kabarmaya başlayacak. Çocuğunuz yoğun bir şekilde huzursuz hissedecek. Ağlamaya, terlemeye, titremeye yada öfke nöbeti geçirmeye başlayacak.

Evet biliyoruz bu farklı bir yaklaşım; ancak aynı zamanda asıl farkı yaratan da bu: çocuğunuzun hislerini büyük bir duygusal dalgalanma ile dışavurmasını istiyorsunuz. Tüm o negatif enerjinin içinden çıkmasını istiyorsunuz! Bastırılıp soruna dönüşmesini değil!

Dinleyin. Sizin desteğiniz vurma davranışına sebep olan korkuların panzehiri!

Çocuğunuz özellikle kızgınken ona en etkili yardim; sevgi dolu ve sakin yaklaşmanız. Böylece kendi öfkesini kontrol etmeye çalışırken bir de sizin tepkileriniz ve onayınız için endişelenmek zorunda kalmayacak. Rahatça ağlayabilir. Çığlık atarken terlemeye başlayabilir. Kucağınızda yay gibi gerilebilir hatta kendini yere atabilir. Tekmeler savurabilir, sağa sola sallanabilir. Ne kadar coşkuyla tepki verirse, duygularını o kadar dışarı atabilir. Sizin sakin varlığınızda güç bulacak ve davranışına sebep olan hislerinden arınmak için özgür olduğunu hissedecek.

Çocuğunuzun uzun öfke nöbetlerine destekleyici sessizliğinizle eşlik ederken aralara şefkatle serpiştirebileceğiniz birkaç örnek:

Korkularından arınmaya çabalarken onu gördüğünüzü ve anladığınızı bilmesi için sadece ara sıra ve kısa kısa konuşun.

  • “Arkadaşını/kardeşini sevdiğini biliyorum. Ona vurmana izin veremem.”
  • “Hemen buradayım, benimle güvendesin.”
  • “Kimse sana kızgın değil. Sen benim biricik kızım/oğlumsun ve hemen yanıbaşındayım”
  • “Arkadaşlarınla güzel bir gün geçireceksin. Ben de her şey yoluna girene kadar burada olacağım.”
  • “Üzgünüm, bu çok zor biliyorum. Günün kalanının güzel geçmesi için elimden geleni yapacağım.”
  • “Seni korkutan her ne ise artık geçti. Tekrar olmayacak.”
  • “Eve dönmek zorunda değiliz. Burada çok az sonra güzel zaman geçireceğini biliyorum. Burada kalabiliriz.”

Zamanın %80ini susarak, dinleyerek geçirin, zorlanan çocuğunuza destek olmak için yumuşak ses tonunuz ve kocaman kalbinizle. Çocuğunuz sadece doğasının gereğini yerine getiriyor; stresten belki biraz hiddetli ama en etkili şekilde kurtuluyor. Duyguları üzerinde çalışırken siz de ne kadar onunla tutunursanız; hepsi bittiğinde ne kadar farklı bir küçük insan olduğunu göreceksiniz. Bu kabus bitecek. Korkularının hepsi olmasa bile tekrar mutlu olmasına yetecek kadarı buharlaşacak ve günü her zamankinden güzel geçecek.

Çocuğunuzu sadece dinleme alışkanlığı kazanmak ebeveyn olarak hayatınızı kolaylaştıracak.

Çocuğunuza zihnine yapışıp kalan duygularının tortusundan kurtulması için yardımcı oluyorsunuz böylece daha net düşünebiliyorlar. Bu da demek oluyor ki; olay anında müdahale edip dahil olduğunuz için; vurma davranışı öncesinde, sırasında yada sonrasında sürekli ona nutuklar çekmek, arkadaşlarına nasıl davranacağına ilişkin kuralları ezberle(t)mek, ev yada oyun alanlarına ilişkin kuralları tekrar sıralamak zorunda değilsiniz. Çocuğunuza diğer insanlara nasıl davranılması gerektiği konusunda güvenebilirsiniz. Zihni berraklaştığında bunu başaracak. Nasıl iyi bir arkadaş olacağını zaten biliyor.
Sağlıklı ve gerçekçi sınırlar koyduktan sonra hislerini ifade ederken dinlemede kalarak; ona baskılanmış korkularından arınıp iyileşmesi, zihnini berraklaştırması için fırsat verdiniz.

Kaynak: https://www.handinhandparenting.org/article/when-your-toddler-hits-you/

Çeviren: Özlem Ilgaz

‘Attachment Parenting Türkiye’ Websitesi, Facebook Grubu, Facebook ve Instagram Sayfalarının Kurucusu, API Lider Adayı, AP annesi ve savunucusu

2006’da Yıldız Teknik Üniversitesi’nden, 2009’da Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun oldu. Çok sevdiği mesleği Uluslararası Ticaret Uzmanlığı’na ilk bebeğinin doğumundan sonra ara verdi. 5 yılı aşkın süredir Amerika’da sevgili eşiyle iki yavrularına hayat yoldaşlığı yapıyor. Daha huzurlu bir dünya için umutla hayallerinin peşinden gidiyor..

Babywearing Danışmanı Ceylan Fidan ile APanne/APaile/DoğalBebek

💜 Doğal Bebek 6 günlük! 💜
..
Bebeğimizin büyümesine hep birlikte şefkatle ve AP ilkelerini takip ederek eşlik etmeye devam ediyoruz.
Babywearing danışmanı sevgili Ceylan Fidan Ap’ailemizi ziyaret ediyor.
Devamı youtube kanalımızda 👇


..
Bebeğimiz sürprizlerle büyümeye devam edecek, bizi takip etmeyi unutmayın!
Ocak ayı boyunca Attachment Parenting 8 Temel İlkesinden ilki olan “Hamilelik, Doğum ve Ebeveynliğe Hazırlık” üzerinde duracağız.
..
Tatlı bir amatör ruhla, çok kısıtlı imkanlar ve gönüllü destekçilerimizin katılımı ile çıktığımız bu yolda birlikte öğrenip gelişmeyi umuyoruz.
Sizler de desteğinizi esirgemezseniz çok mutlu oluruz. 😍😍
Ayrıca faydalanacağını düşündüğünüz tüm hamile arkadaşlarınızı dilerseniz grubumuza davet edebilirsiniz. 💜

Ceylan Fidan hakkinda:
1987 yılında İstanbul’ da dünyaya geldim. İçimdeki sanat aşkıyla üniversite eğitimimi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Dekor ve Kostüm Tasarımı bölümünde tamamladım. 2014 yılında eşim Coşku ile evlendik ve 2015’te biricik oğlumuz Cem Can’ ı dünyaya getirdim. Böylelikle babywearing yolculuğum başladı. Sosyal medya aracılığıyla ulaştığım babywearing buluşmalarına katılarak farklı taşıyıcıların olduğunu gördüm ve çeşitlenmeye başladım. Daha sonra deneyimlerimi paylaştığım Bebeğini Giyenler Kulübü’ nü kurarak kendi buluşmalarımı düzenledim. Tam da bu konuda profesyonelleşmeye ihtiyaç duyduğum zamanda 2016 yılında ClauWi Babywearing Okulu’ nun eğitimine katıldım. 2017 yılında Die Trageschule Babywearing Okulu’ nun eğitimine katılarak yoluma devam ettim.
Babywearing danışmanı olarak İstanbul’ un her iki yakasında halen eğitimler, bire bir danışmanlıklar ve buluşmalar düzenlemekteyim. Ailelerin bebekli hayatın keyfini çıkarmaları ve ihtiyaçlarını gidermelerini, bebeklerin dış dünyaya alışma süreçlerini, kuracakları güvenli bağı babywearing yoluyla yapabilmeleri için destek veriyorum.
Sevgiyle, şefkatle yetişen bireylerin yaratacağı mutlu ve barış içinde bir hayatı düşlüyorum. Ve bunun da babywearing ile gerçekleşeceğine inanıyorum.

Emzirme Danışmanı Charlotte Codron ile APanne/APaile/DoğalBebek

💜 Bebeğimiz geldi! 💜
..
Doğal Bebeğimizin büyümesine hep birlikte şefkatle ve AP ilkelerini takip ederek eşlik etmeye devam ediyoruz.
Uluslararası kurul sertifikalı emzirme danışmanı sevgili Charlotte Codron Ap’annemizi ziyaret ediyor.
Devamı youtube kanalımızda 👇


..
Bebeğimiz sürprizlerle büyümeye devam edecek, bizi takip etmeyi unutmayın!
Ocak ayı boyunca Attachment Parenting 8 Temel İlkesinden ilki olan “Hamilelik, Doğum ve Ebeveynliğe Hazırlık” üzerinde duracağız.
..
Tatlı bir amatör ruhla, çok kısıtlı imkanlar ve gönüllü destekçilerimizin katılımı ile çıktığımız bu yolda birlikte öğrenip gelişmeyi umuyoruz.
Sizler de desteğinizi esirgemezseniz çok mutlu oluruz. 😍😍
Ayrıca faydalanacağını düşündüğünüz tüm hamile arkadaşlarınızı dilerseniz grubumuza davet edebilirsiniz. 💜

Charlotte Codron Hakkında:
Uluslararası Kurul Sertifikalı Emzirme Danışmanıyim (IBCLC) ve doulayim ben. Bu islere bir anne, bir ogrenci, bir ogretmen ve bir aktivist olarak girmistim. Esimle birlikte 2003 Fransa’dan Türkiye’ye geldik. Ikimiz Akdeniz üniversitesinde fransizca ögretmeniyiz. Antalya’da 2006 ve 2009’da cocuklarimizi dogurdum. Dogum ve emzirme döneminde çok zevk aldim, çevremdekilere bu konularda destek ve bilgi vermeye basladim. 2009da Türkiye’de babywearing yöntemleri yayginlasmasi için dokuma wrap üretmeye basladim (keyiflibebek) Antalya’da atölye yapiyordum. Daha çok yeni annelere yardimci olmak için 2012’de La Leche League International’in Türkiye temsilcisi oldum (www.lllturkiye). Arkadasimla refakatci olarak doguma girmeye basladiktan sonra’dan Childbirth International ve Michel Odent’tan (paranamadoula) doula egitimi aldim. Ögrenmekten ve ögrendiklerimi aktarmaktan benim için çok keyifli. Kadinlara kadinin gücü hatirlatmak gerekli oldugunu görüyorum. Dogumda, bebeklerimizi beslenmede de kadin haklari savunmamiz gerektigini biliyorum.

Dr. Selin Taş Tertemiz ile APanne/APaile

💜 Bebeğimiz geldi! 💜
..
Sevgili AP Aileleri,
Bugün çok güzel bir başlangıca daha sizlerle birlikte adım atmanın büyük ve tatlı heyecanı ile doluyuz!
Attachment Parenting Turkiye bebeğini karşılıyor! 💜👶
Bebeğimizin büyümesine hep birlikte şefkatle ve AP ilkelerini takip ederek eşlik etmeye hazır mısınız?
“Ap’anne”miz ve “Ap’aile”miz ilk bebeklerine kavuştular!
Bizler de Youtube kanalımız ve websitemiz üzerinden apanne ve bebeğine destek oluyoruz.
Ap’ailemize doğumda destek olan değerli Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selin Taş Tertemiz doğum sürecini anlatıyor ve bebeğimizin ismini açıklıyor!

Ayrıca bebeğimiz sevgili illustrator Gözde Dündar ‘in kalemiyle görsel olarak da hayat buldu, videonun sonunda onunla tanışmaya hazır mısınız? 🤗
..
Bebeğimiz sürprizlerle büyümeye devam edecek, bizi takip etmeyi unutmayın!
Ocak ayı boyunca Attachment Parenting 8 Temel İlkesinden ilki olan “Hamilelik, Doğum ve Ebeveynliğe Hazırlık” üzerinde duracağız.
..
Tatlı bir amatör ruhla, çok kısıtlı imkanlar ve gönüllü destekçilerimizin katılımı ile çıktığımız bu yolda birlikte öğrenip gelişmeyi umuyoruz.
Sizler de desteğinizi esirgemezseniz çok mutlu oluruz. 😍😍
Ayrıca faydalanacağını düşündüğünüz tüm hamile arkadaşlarınızı dilerseniz grubumuza davet edebilirsiniz. 💜

Ayşenur Bayram Gümüş’ün Pozitif Doğum Hikayesi

31 yaşındayım, Laboratuvar da tekniker olarak çalışıyorum. Dedikodunun bol olduğu küçük bir semtte büyüdüm. Üzerimde çok anne baba baskısı olmamasına rağmen aman aileme laf gelmesin aman hanım hanımcık olayım diye hep kendimi soyutlayarak yetiştim. Normal erkek arkadaşımla sokakta konuşmaya çekinerek… Üniversite yıllarımda çekingenliğimi birazcık olsun attım. Eşimle üniversitede tanıştık 5 sene sonra evlendik. Evet o güzel mutlu gün… Gecesi maalesef çok kötü geçti evet ben vajinismustum. 8 ay bu süreci atlatmaya çalıştım ve kendi kendime yendim başarabildim bunu:).  Bu sefer de heyecanla bebek sahibi olmayı beklerken maalesef olmuyordu 3 sene boyunca doktorlara gittik fakat hiç bir sonuç alamadık. İkimizde de sorun yoktu aslında. En sonunda tüp bebeğe karar verdik. Türkiye’nin önde gelen tüp bebek doktorlarından bir tanesiyle görüştük. Bizde bir problem olmadığını 1 sene daha beklememiz gerektiğini söyledi. Ve ben ertesi ay sürpriz bir şekilde hamile kaldım. Tabi ki rüya gibi bir hamilelik geçirdim.

Ve beklenen gün geldi:)  Doğumdan bir gün önce alışveriş merkezine son hazırlıkları tamamlamak için gittik. Ben o günkü enerjimi unutamıyorum. Sanki koşarcasına  yürümem bütün mağazaları yorulmadan dolaşmam daha neler neler… Eşim dur şimdi sancılanacaksın diye devamlı uyarılarda bulunuyordu hatta:) . O gece uykuya dalmakta bayağı  güçlük çektim sabah 3 sularında uyandığımda hafif adet ağrısı gibi bir ağrım vardı önemsemedim tekrar uyumaya çalıştım. Saat 5 gibi tekrar uyandım daha çok ağrım vardı. Ilık bir duş aldım, eşimi uyandırdım ona güzel bir kahvaltı hazırladım beraber kahvaltı yaptık. Ve ben artık sancılandığımı anladım ama eşime belli etmedim. Sancılar düzenli aralıklarla gelmeye başladı fakat dayanılmayacak gibi değildi. Doktora gittik 1 cm açılmam olduğunu söyledi evde biraz dinlen öğlen tekrar gel dedi. Öğlen 1 sıralarında tekrar gittim bu sefer sancılar şiddetliydi. Doktor açılmamın 3 cm olduğunu artık yatışımı yapacaklarını söyledi.  Ebeler devamlı uyardı çok sık açılma var mı diye bakmayın diye. Sağ olsunlar  ebelerim bana çok yardımcı oldular; plates eşliğinde doğum sancısı çektim. Suyum bir türlü gelmedi ama  akşam 6 gibi suyumu patlattılar ve  20:45 civarı pamuk oğlumu kucağıma aldım:)

 

Biz kadınlar çok güçlüyüz. Biz her şeyin üstesinden geliriz.

 

Sevgilerimle…

Ayşenur Bayram Gümüş

 

Merve Kasapoğlu Kangal’ın SSVD Hikayesi

İda Hazel Kangal! İsmini Kaz Dağlarından alan güçlü bir bebeğin doğuş hikâyesi! Bu bir normal Doğum hikâyesi değil sezaryen sonrası DOĞAL doğumun hikâyesidir… (SSVD)

Evet, en başından başlayalım : 19 Aralık 2013… Doktorumu 40+3’e kadar zor bekletebildim; Ben; “beklerim” diyorum, o; “risk var” diyor… “Suni sancı alayım” diyorum, o; “bebeği strese sokmaya gerek yok, prensesler gibi doğum yapmak varken” diyor…. Bu saatten sonra da doktor değiştiremem ki, güvendik bir kere… Eşimin gözünün içine bakıyorum; ama nafile… Sezaryene gitmeden önceki gece başka doktora gitsem mi diye az düşünmemiştim. Anlayacağınız normal doğumu çok istediğim halde, ilk doğumumda bebeğimi sezaryen ile kucağıma aldım… Benim için o kadar zorlu bir süreçti ki; nasıl başardı ise yardımcı doktor kaburgamı çatlatmıştı. Doğum sonrası 2 ay çok zahmet çektim, bebeğimin altını almak için değil eğilmek, gece yattığımda yardım almadan doğrulamıyordum

2. bebeğime hamile kaldığımda Hamile Okulu’na gittiğim eğitimde öğrendim ki 1. Doğumda söylenen bebeğin 4 kg ı geçmiş olması ve kaka yapma riski bir sezaryen sebebi değilmiş. Sezaryen sebeplerini burada sıralamayacağım ama lütfen araştırın sezaryen kararını almadan önce… İlk Doğumumun iyi yanlarından biri doktorumun isteğimiz üzerine çift dikiş uygulamasıdır ki 2. Doğum da normal doğum şansımız artsın… (Bu fikir nasıl aklıma geldi bilmiyorum, SSVD’nin varlığından bile bir haberdim o zamanlar…) Doğum öncesi beslenme programı, düzenli yaşam, hamile yogasına uzun uzun değinmeyeceğim, ama Doğum öncesi motivasyon ve bedensel güçlenme çalışmalarına başlamıştım, zaten çocuk sahibi olunca ister istemez bedensel gücünüz artıyor, herkese tavsiye ederim….

Gebeliğime yine eski doktorum ile başladım… Ailece doktorumuzu seviyorduk, fakat 1. Doğum nedeni ile maalesef bende güven eksikliği oluşmuştu bir kere…. ( Bu güven eksikliğinin bir diğer sebebi de sezaryen sonrası doktorumuzun tatile çıkmasıdır…) Hatta tüm özel hastanelerdeki doktorlara karışı güven eksikliği oluştu; başka doktora gidip teyit almadan edemiyordum. Bu nedenle ara kontrollerde Zeynep Kamil Doğum ve Araştırma hastanesinin SSVD polikliniğine de gitmeye başladım. 3 doktora ayni anda gittiğim bir dönem bile oldu. SSVD Grubu sağ olsun, grupta önerilen doktorları tek tek denedim Gerçi sonuçta hiç takibinde olamadığım bir doktorda doğum yaptım Şöyle ki en son karar verdiğim Doktor doğumun olacağı hafta yurt dışı planı yapmıştı ve Doğum tam bayram tatiline denk geliyordu. Ben de bayram öncesi hem bir Bozcaada tatili hem de Ayvalık’ta annemlerin yanında olabilmek için yola çıktım… 38. Haftada Edremit’te Özel bir Hastanede Ssvd grubunda önerilen daha önce SSVD uygulamış olan doktoruma geldim…. Muayene sonrası benim için de deneriz dedi. Hala bir taraftan Zeynep Kamil SSVD polikliniğine gitmeyi düşünürken; doktorun verdiği güven ve İstanbul’un hengâmesinden uzakta, her gün yürüyüş ve denize girme imkânı, beni Ayvalık’ta tutan en büyük sebepti…

Doğum öncesi doktor ile hazırlamış olduğum doğum planını paylaştım, sonuçta bu benim doğumum olacaktı, ilk doğumdaki gibi pişmanlık yaşamak istemiyordum. İnsanoğlu hayatı boyunca kaç doğum yapabilir ki? Bu benim planladığım son doğum ise bir de… Doğum tamamen normal bir doğum olmalıydı…. Rutin kontroller devam ediyordu, 39.hafta, derken 40.hafta bitti, hala tık yok… 40. Haftada Doktorum strapping mebran yapacağını söyledi. Bu ilk defa duyduğum terimi araştırmaya başladım, ne ki bu “straping Mebran”, neden yapacak, kafamda deli sorular… Tabikî araştırmalar, aramalar ve konuşmalar başladı…42. Haftaya kadar vakit var, neden erken müdahale etmek istiyor diye endişelendim ve doktorun söylediği tarihte muayeneye gitmedim. Tabi bu esnada Hamile Okulundan ve İstanbul’daki doktorumdan da destek istedim, sağ olsun yardımcı oldular Bir hafta boyunca kontrole gitmedim, 41.hafta başında gittim Edremit’e kontrole… Programı yoğun olduğu için ertesi gün çağırdı doktor bizi…

41+3 te yine sancı ya da herhangi bir belirti olmadan gittik hastaneye, aynı ilk doğumdaki gibi… Sabahtan yarım strapping mebran yaptı, öğlen 12:00 de NST ye girecektim. 2,5 saatlik arada boş durmayıp yürüyüş yaptım, takribi 3km yürüdüm yakındaki alışveriş merkezine kadar gittim ve yine yürüyerek hastaneye döndüm. Hafif hafif baskı başladı (sancı gibi değil de normalden daha yoğun bir baskı gibi). 12:00 gibi NST ye girdim sonuç iyi idi; sancı da gözüktü. Doktor, öğleden sonra yarım yaptığı strapping işlemini tamamlayacağını söylemişti; 14:00 gibi onu da tamamladı… Araştırmalarım neticesinde ben bizi eve gönderir diye düşünürken; “yatışınızı yapacağız, 16:00 da Nst, 17:00 de tuşe kontrolü yapılacak” dedi. Ben şoktayım tabi, daha sancı bile yok ki “eyvah sezaryen olacak” diyordum içimden… Neden İstanbul’a dönmedim diye pişmanlık yaşıyorum ama olan olmuştu, en kötü karar, kararsızlıktan iyidir diyordu eşim… Odaya çıktık fakat oda hazır değil idi… Bu esnada doktorumdan yemeğe gidebilmek için izin istedim, tatbikî izin verdi- çünkü bu bir ameliyat olmayacaktı Her zaman olduğu gibi asansör kullanmadan indim merdivenlerden ve hastane yakınlarında bir lokantaya gitmeye kara verdik, ama ben hastaneden dışarı adım attığım gibi bir sancı başladı… Hemen Meryem Ana otunu sıcak suya koydum hastaneden çıkmadan. Yemeği beklerken Meryem Suresini okuyarak bu sudan içtim… Yemek boyunca 10 dk da nerdeyse 3 defa sancı girmeye başladı. Sancıları derin nefeslerle karşılıyordum. O kadar soğukkanlıydım ki; eşim inanamıyor şaka yapıyorsun diyordu. Acı eşliğimin düşük olduğunu düşündüğü için sancı gelince yerimde duramayacağım düşünüyormuş kendisi Saat 4 de NST’ye yetişiyoruz. Sancılar 60-120 civarı, kalp atışları normal… Bu kadar hızlı sancıların başlaması ve nişanın gelmesi beni şaşırtıyor… Odaya yerleşiyoruz, yoga matım, pilates topum hazır, hamilelik boyunca her gün düzenli yaptığım egzersizlere başlıyorum, çok rahatlatıyor… Kegel ve pelvik egzersizler doğuma çok yardımcı kesinlikle her gün yapmaya özen gösterilmeli. Yatarken bile yapılabilecek hareketler mevcut. Veee tuşe kontrolü zamanı: SSVD grubunda önermişlerdi buradaki deneyimli Ebeyi ama ilk söyledikleri nedeni ile rahatsız oldum kendisinden, gerçi sonradan çok sevdim kendisini… İlk tanıştığımızda da söylediği gibi; “%60-70 sen sezeryan olursun” demesi ile başlayan tuşe kontrolüm esnasında fazla derine mi girdi bilmiyorum foşş diye sular boşaldı… Yanında bulunan diğer ebe ile ikisi de “bebek kakasını yapmış, su berrak değil” dediler. Endişelendim ama araştırmalarımdan biliyordum ki, bebek kakasını yapsa da pek problem değildi. Gebeliğin son zamanlarında zaten bebekler mekonyumu amniyo sıvısına yapıyorlarmış, önemli olan içerde bebeğin strese girip ciğerlerine sıvının kaçmaması imiş; bu da annenin stresi ile doğru orantılı…. Çataldan inerken merdivendeki suyu gösterdi ebe, gerçekten sarı-yeşil arasıydı ama ne çok koyu ne de koku vardı bana göre…. Sıvıyı kontrol edebilmek amacı ile ped verdiler. Odaya gittim doktorum 18.00 gibi nst istediği icin 1 saat aram vardı, hemen duşa girdim… Zaten su geldikten sonra sancı şiddeti ve yoğunluğu da değişmişti… Su çok rahatlattı, takribi 15 dakika su da kaldım. Sancılar geldikçe nefesimi bebeğim İçin alıyordum artık; derin derin… Nefes egzersizleri çok işime yaramıştı… Duştan çıktım. Sezeryan olacağım korkusu ile ilk olarak pilates topu üzerinde Kuran-i Kerim İnşikak suresini okudum. Bu arada Kuran-i Kerimi her zaman Türkçe okurum, anlamı o kadar motive edici ki sezeryan düşüncesi hemen aklımdan gitti. Eşim de arkadan beni motive ediyor, doğum eğitiminde aldığımız olumlamaları okuyarak bana destek oluyor ve sancılar esnasında belime masaj yapıyordu… NST zamanı geldi; kalp artışları güzel, sancılar 10 dk da 3-4 civarı, bu arada tuşe kontrolünde açılma 4-3 cm civarı çıktı, aynı anda tuşe kontrolü yapılan başka biri vardı, onun 7 cm açılması varmış, doğumu yakın diye konuşuyorlar….

Doktorumum geldi: “sancılar ve çocuk iyi. Çok istediğin için biraz daha kontrollü gideceğiz ama tedbirli olmalıyız, bu nedenle dışardan su ve yemek yemek yok, damar yolu açıp bebeği damardan besleyelim, kötü senaryoya hazır olalım” dedi. Su patladığı için de antibiyotik yaptı… Ben 72 saate hazırım dedim; biliyordum ya su patlayınca 72 saat içinde normal doğum için kontrollü beklenebiliyor. Uzun süre bağlı kalmak istemediğim NST’ye nerdeyse yarım saatte bir bağlanmaya başladım. Yatarak sancılarla baş edebilmek o kadar zor ki, NST de bebek strese girmesin diye eğitimde öğrendiğim akupunktur noktalarına dokunarak nefesimi derinleştiriyorum. Bebeğin kalp atışları normal fakat üçüncü 10 dk da 1 çökme gözüküyor. Sürekli odaya gelip gidiyorlar fakat ben sakin olmaya çalışıyorum. Doktor endişelenmiş, eşime “sezaryene girecek gibi gözüküyor fakat çok ısrar ettiği için biraz daha izleyelim” demiş. Bana bu konuşmaları hissettirmeyen eşim, pozitif enerji vermeye devam ediyor. En büyük destekçim, iyi ki var, onun desteği olmasaydı başaramazdım. NST cihazından ayrıldığım gibi hemen hareketlere geçiyorum, çok rahatlatıyor bu hareketler iyi ki yoga eğitimine gidip, hamilelik kitabını düzenli takip etmişim… Ebeler şaşırıyor, dersine iyi çalışmış bilinçli bir hasta diye sürekli gaz veriyorlar, ben de bu sözler karşısında daha da güçleniyorum… Tuvalete gittiğimde fark ediyorum, pedimde akışkan kanlı sümüksü bir sıvı var, çok endişeleniyorum ama bir şey söylemiyorum. Serumum da bitmişken Fatma Ebe geliyor, tuşe kontrolü yapalım diyor, o su patlama olayı aklıma geliyor ve yok sonra yapalım diye geçiştiriyorum. Tamam diyor. Duş Almak için izin istiyorum izin veriyor ve akabinde NST ye giriyorum yine… Sonuç iyi… 2. Serumu da bağlıyorlar ama benim sancılar o kadar artıyor ki baş etmek, nefes almak daha da zor hale geliyor. Dayanamıyorum artık, tuvalet hissi de gelmeye başladı tabi… Tüm pelvik kaslarımı rahat bırakarak nefes alıyorum kendimi sıkmamaya çalışıyorum. O kadar rahat nefes alıyorum ki en kötü tuvaletimi yaparım, önemli olan bebeğim aşağı rahat insin düşüncesi… Bu düşünce ile sağa sola salınım hareketi yapıyorum. Hasta bakıcı bir ablanın gösterdiği hareket de çok işime yarıyor. Sancılar esnasında artık eşimin ya da annemin sırtıma dokunması dayanılmaz hale geliyor! Sessizlik istiyorum sadece…. Hem doktorum hem önerilen Ebe eve gittiği için takip diğer daha genç olan ebe tarafından devam ediyor ve telefon ile bilgi veriliyor. Tabi daha sık NST yapılıyor fakat son NST de dayanamayıp iniyorum Nst den, tuvaletim geldi bahanesi ile saat 21:00 civarı… Sancı geliyor sancı ile birlikte ıkınma hissi, gerçi bu his son duş alışımdan beri var ama artık daha yoğun, bunu söylemem lazım diyorum Eşime: “ıkınma hissim var!!!!!” diye haykırıyorum nerdeyse. Genç ebemiz geliyor koşarak, beni kontrole götürüyor. Oda doğumhaneye çok yakın, gidene kadar 3 sancı geliyor ve zorla çatala çıkıyorum (ah şu çatal da olmasa). Açıklık 8-9 cm olmuş hemen doktor aranıyor. Beni 5dk karanlık odaya alıyorlar, o esnada 2-3 adet ıkınma geliyor ve zamanı geldiyse gelsin düşüncesi ile ıkınıyorum. Tekrar doğumhaneye geçiyoruz ve çatala çıkıyorum. Ebenin Doktor ile konuşması: “hemen gelin bebek perinede”. Doktor yakınlardaymış Allah’tan… Çataldaki ilk ıkınmada Doktor ve tecrübeli ebemiz içeri giriyorlar. İkisinin de içeri girerken tepkisi; “biz diğer hasta için geleceğimizi düşünürken sen bizi şaşırttın” demeleri idi. Çantalar bırakılıyor, eldiven- önlük derken hoooop yanımdalar. Hemen talimatlar geliyor “buraya tutun ve var gücünle sancı gelince ikin, kaslar iyi gözüküyor epizyoya gerek olmayabilir” diyor ve ilk sancı ile ben ıkınıyorum, foşşş yine su, biraz daha ıkınma “Aferin, helal sana” sesleri arkada… İlk ıkınma hissi geçiyor ama çatalda ıkınmak çok zor, ayakta olsa çocuk doğmuştu sanki bu ıkınmaya… 2. Ikınmayı bekliyorum ama zaman geçmiyor, gelmeyecek sanırım bu his diyorum… Doktorum o esnada “kaslar iyi ama kaka yapmış, bebek ağlamadan ağzını aspire etmek gerek yoksa su yutar o yüzden ufak bir kesik atacağım” diyor ben de olur veriyorum…. Evet, 2. Ikınma… Kristaller manevrası yapılmasını istemediğimi daha önce söylemiştim bebek müdahalesiz gelmeliydi. 2. Ikınmamın sonunda doktorum “ufak bir müdahale yapalım bu kristaller manevrası değil, hafif karnından bastıracağız” demeye kalmadan ben karnımdan itmesinler diye öyle bir ıkınmışım ki bebeğim başının çıktığını hissettim hop sonra kendisi geldi… O kadar hızlı ve tarif edilmeyecek kadar güzel bir histi ki…. Ne kadar güçlüydü- güçlü bir kız olacaktı isimsiz bebeğim; bu yolculuğu onun bu gücü sayesinde normal bir şekilde tamamlayabilmiştim. Ağlamasından da belliydi… Doktorum hemen karnıma koydu bebeği, aspire işlemi orda yapıldı, kordon atımı bitmeden kordonun kesilmesini istememiştim ama takribi 1,5 dakika sonra kesiyorum artık kordonu dedi doktorum, o geldikten sonra gerisi teferruattı… Ardından karnımın üzerinden aldılar ve hemen kontrollerini yaptılar ve giydirip göğsüme yeniden koydular bebeğimi… O esnada da dikişler atılmaya başlandı.

Dediğim gibi bebeğim o kadar güçlüydü ki hiç uğraştırmadan hemen emmeye başladı. Odadan çıkana kadar da memeden ayırılmadı! Bu kadar olay tam 30 dakika içinde gerçekleşti inanılır gibi değil; doğumhaneden 30dakika sonra bebeğim kucağımda çıktım. Bu arada diğer hamile arkadaş benden tam 3 saat sonra doğum yapabildi, nedeninin çevresinde bir dünya insanın olmasına bağlıyorum, doğum yalnız gerçekleşmesi gereken bir duygu, güvendiğin iki kişiden fazla insana gerek yok… O kadar güzel bir duygu ki öncelikle desteğini benden esirgemeyen eşime ve hep yanımda olan anneme, bu duyguyu yaşatan Edremit hastanesindeki küçük ama dev ekibe ve en önemlisi tüm bilgi ve tecrübelerini paylasan SSVD Grubuna; AP ailesine, bu gruptan beni tanımamasına rağmen hastanede yanıma gelip destek olan arkadaşıma , ayrıca yoga eğitmenime , Hamile Okuluna ve bu süreçte yanımda olan herkese minnet borçluyum ( İsimleri bu yazımda paylaşamıyorum ama hepiniz kendinizi biliyorsunuz ) Bu güç olmasa ben de bu kadar güçlü bir duruş sergileyemeyebilirdim…. İsim konusunda çok kararsız kaldığımız için 15 gün isimsiz gezdi kızçe (abisi Atlas hala Kızçe diye sesleniyor)  Adını doğduğu yerden; Kaz dağlarından almasına karar verdik: İDA, güçlü kadın anlamına gelen HAZEL ismi de çok sevdiğim babaannemden geldi… İDA HAZEL azmin ve gücün adı, adın ile yaşa! Çoooook uzun oldu umarım sıkılmamışsınızdır.

Merve Kasapoğlu Kangal

İstanbul’da doğmama rağmen ne şanslıyım ki Lüleburgaz gibi güzel bir ilçede büyüdüm.
Özgürlüğün ve arkadaşlığın tadını çocukluk ve gençlik zamanlarında sonuna kadar yaşadım.
Doğduğum yer doyduğum yer olacak felsefesi ile doğduğum şehir İstanbul’a geldim. Üniversite yıllarının tadını doya doya çıkardım bu şehirde…

Lisans, Yüksek lisans, yurt dışı dil eğitimi derken evlenme kararını 6 senenin sonunda alabildik hayatımın aşkı ile….

“Yeni evlendik” , “daha çok genciz, gezelim biraz”, “hayatın tadını çıkaralım” derken hayat hızla geçiyordu ve bizler daha çok sosyal değildik eski hayatımıza göre….

Evet hiç bir zaman hazır olunmayan ama geldikten sonra onlarsız nasıl bir hayat geçirdiğini hatırlamadığın duygu; Evlat!!!

Apayrı bir duygu, teyze-hala olmaktan daha yoğun! Senin olma, ya da ona ait hissetme, “neden daha önce olmadı” duygusu, “daha önce hayat nasıl geçiyordu” düşüncesi, “olmaması ya da öncesi” düşüncesinin korkutucu olması… Evet artık bir anneyim! Çalışan bir anne! Çalışsam bile onlarsız olmaz , ben nereye onlar oraya…

(görsel; Nancy Bright)

 

Esra Gül Coşkun’un Pozitif Doğum Hikayesi- 2

Bir Doğum Hikâyesi: Ömer Tuna

Dakiklik huydur bizde…

 

Evet, oğlum da kızım gibi tam beklenen gününde doğdu. 8 Haziran gecesi, 3.20’de. Gerçekten dakikler mi yoksa ben kendimi o tarihe şartlandırıp bedenen ve ruhen hazırlandığımdan mı onu bilmiyorum işte.

 

İlk doğumumla benzerlikler içeriyordu bu da. Annem doğuma on sekiz gün kala yanıma geldi memleketten. Ayşe Ece’de 17 gün kala gelmişti. Bu 17 gün içinde evde yapılacak işleri yaptık beraber; daha doğrusu o dikiş makinesinin başındaydı, ben de evde dört dönüyordum. Bunun bir adı vardı, yani bebek gelmeden önce annenin evi dip bucak temizleme, düzenleme isteğinin. Ben de evde ne kadar atılacak, birilerine verilecek şey varsa ayırdım. Yıkanacaklar, ütülenecekler… Salondaki halımı da doğumdan iki gece önce sildim mesela. Kolay doğum yapmamın nedenlerinden biri de buydu sanırım, doğuma kadar hareket halinde olmam.

 

Gelelim o güne… 7 Haziran’ı 8’ine bağlayan gece geldi oğlum dünyaya. Evde eşim, kızım, annem ve Ramazan’dan bir gün önce gelen erkek kardeşim vardı. Saat 12’ye gelirken uyku bastırınca yatayım dedim. Çok çok hafif, sancıya benzer dalgalar vardı ama pek de umursamadım. Kızım çoktan uyumuştu. Annem ve diğerleri ayaktaydı. Hemen uykuya daldım, saat ikiye beş kala sancıyla uyandım. Evdekiler sahur için mutfak masasının başındalardı. Beni görünce hayırdır dediler, ben de şakayla, doğuruyorum dedim. Gerçekten mi dedi eşim. Gerçekten dedim. Aslında önceki gün, yani 7 Haziran’da akşam yedi civarında çok hafif bir pembelik gelmişti, nişan dedim kendi kendime ama anneme de söylemedim, erkenden heyecanlanmasın diye. Sonra gece o sancılar da olunca tamam dedim, oğlumuz geliyor.

 

Ev halkı masadayken ben lavaboya gittim birkaç kez. Vücudum kendi kendine lavman yapıyordu.

 

Sonra Ahmet, hadi hastaneye gidelim dedi. Önceki doğumda kendisi evde olmadığı için müdahale edememişti. Bunda kesinlikle hastaneye gideceğiz diyordu. Ben de hemen gidilir mi öyle, sancılarım sıklaşsın dedim. Aslında sıktı ama ben pek umursamıyordum. Evde dolaşıyordum. Bu sırada herkese birer görev verdim. Anne sen şu dualar oku, Mustafa sen bunu oku, Ahmet sen de bunları diye. Sonuçta işin manevi boyutu çok önemli. Doğumu kolaylaştıran şeylerden biri de buydu: Bol dua… Bu sırada benden dua isteyen herkese de ettim duamı. İnsanlar sancıların arasında onu mu düşünüyorsun diyor ama gerçekten de nasibi olan herkes aklıma geldi, gelmez dediğim kişiler bile.

 

Bu sırada saat iki buçuğu geçmişti. Ben artık gezecek durumda değildim. Yatak odasındaydım. Yatağın aşağısına bir yastık koyup diz çöktüm, sancılar arasında tıpkı ilk doğumumdaki gibi fena halde uyku bastırıyordu. Ben bu sırada dualar okuyordum, seni yaratanla böyle bir anda bağ kurmak inanılmaz bir duygu. Kendini bulunduğun yerden soyutlanmış hissediyorsun. Bambaşka bir âlemdesin. Annem de sırtıma, belime masajlar yapıyor, dualar okuyordu. Ahmet arada kapıdan bakıyor, geri gidiyordu. Daha doğrusu gidiyormuş, ben hiç fark etmedim. Sonradan sen orda bir doğurdun, ben dokuz diyecekti. Ben de iyi ki doğumum çok uzun sürmedi diyecektim 🙂

 

Evet, sancılarım sıklaşmıştı; Ayşe Ece’de sancılarımın sıklığını falan hep not etmiştim. Bunda her şeyi kendi akışına bıraktım. Kendi kendime sürekli kendimi, kaslarımı serbest bırakmam gerektiğini söylüyordum. Oğlumun hareket ettiğini, gelmeye çabaladığını hissedebiliyordum. Sonra ıkınma hissi geldi. Çok yavaş, kendimi çok sıkmadan ıkınmaya başladım. İlk önce suyum geldi. Ayşe Ece’de bu aşamaya gelmem iki saatten fazla sürmüştü. Bunda bu kadar kısa sürünce annem bile bebek geliyor mu dedi. Ben de sanırım dedim, çünkü öyle hissediyordum. Çok sürmeden daha büyük bir baskı hissedince elimi aşağı götürdüm ve oğlumun kafasına dokundum. Yumuşacıktı. Küçük bir ıkınmadan sonra kafası çıktı. Sonra annem de kafası çıktı, haydi bir daha ıkın dedi ve ben yine gülerek, büyük bir mutlulukla bir kez daha ıkındım, hani şu hep dua edenlerin Allah bir avazda kurtarsın dedikleri avaz var ya, işte bu o avazdı sanırım 🙂 Bağırmasam da güçlü bir inleme eşliğinde ıkındım ve oğlum, bir balık gibi kayarak bu dünyaya geldi, yere yumuşak bir inişle. Hemen kucağıma aldım, durmadan şükürler olsun diyerek, gülerek. Kısa bir süre ağladı. Sonra kucağımda sustu, bir eliyle de tişörtümün yakasına yapışmıştı. Hemen oradaki bir örtüye sardık. Bu sırada Ahmet ve kardeşim gelmişti, kardeşim doğum fotoğrafçısı olarak yeğeninin ilk fotoğraflarını çekti kucağımda 🙂 Ahmet’e havlu getirmesini söyledik, birkaç başarısız denemeden sonra doğru havluyu getirdi 🙂 Sıra göbek bağını kesmeye gelmişti, önceden hazırladığımız (evet, evde doğum yapmaya kararlıydım yine) makas ve ipi getirdi annem. Yine ben kestim göbek bağını ve yine ben bağladım. Oğlumuzu güzelce sarıp sarmaladıktan sonra sıra bebeği besleyen plasentayı, yani eşi doğurmaya gelmişti. Birkaç ıkınmadan sonra o da doğdu, tıpkı bir kalbe benziyordu, üstünde damarlarıyla.

 

Ben hemen duşa girdim, temizlenip gelince oğlumu kucağıma aldım. Göğsüme koyunca kendiliğinden memeyi buldu ve sütüm hemen geldi. Bunu hep söylerlerdi ama kendim yaşayınca mucize gibi geldi. Ve oğlum iki memeyi de yaklaşık birer saat emdi. Sonra da tatlı bir uykuya daldı.

 

Kızımda acemilikten bu emzirme kısmında hatalar yapmıştım. Doğumdan hemen sonra bir kere göğsüme koymayı denemiş, hemen almayınca vazgeçmiştim. Sonra da hemen hastaneye gitmiştik ve işlemler, şu bu derken kızım dört saat sonra emebilmişti. Bu da sonradan tam olarak sarılık olmasa da buna benzer bir durum yaşamasına neden olmuştu. En azından nedeninin bu olduğunu düşünüyorum ben.

 

Emzirmeden sonra oğlum uyurken ben de uyuyayım desem de ilk doğumumdaki gibi gözüme bir damla uyku girmedi. Oğlumu seyrettim ben de, onun sık sık nefes alıp vermesini, arada gülümsemesini… Sonra annemle sohbet ettik. Ahmet’i uyumaya ikna etmiştim, biraz dinlensin diye. Bu sırada saat altıya geliyordu. Yeni güne evde yeni bir nefesle merhaba diyorduk.

 

Sabah sekiz buçuğu geçince doktorumuzu arayıp randevu aldık. O da on bir buçukta orada olmamızı söyledi. Hastanedeki muayenemde durumumun iyi olduğunu, sadece bir yırtığım olduğunu, onun da aradan zaman geçtiği için dikilemeyeceğini, kendi kendine kaynamasını bekleyeceğimizi söyledi.

 

Ama hastanede yatmaktan kurtulamadım yine de. Bana evde doğum yaptığım için ortam şartlarına güvenilemeyeceğinden (ki bence ev ortamı hastaneden çok daha temiz ve güvenli) sekizer saat arayla üç doz antibiyotik verildi serumla, oğlumuzun kontrolleri ve ilk aşısı yapıldı; ertesi gün de öğlene doğru hastaneden çıktık. Bu arada kilosu 3.680 kg, boyu 50 cm’miş bizim küçük adamın.

 

Sonuçta bu ilkine göre çok daha içime sinen, daha az keşkesiz (hatta neredeyse hiç), daha kolay, daha hızlı ve kendimi daha rahat hissettiğim bir doğum oldu. Dikiş olmadığı için sonrasında da çok rahat(t)ım. Bu doğumda da toplamda 11’e yakın kilo almıştım ve doğumun onuncu gününde kilolarımın hepsi gitmişti.

 

Bugün Ömer Tuna 12 günlük oldu ve ben onu her geçen gün daha çok seviyorum.

 

Aslında daha yazmak istediğim bir sürü şey var doğum süreciyle ilgili ama ilerleyen günlerde, fırsat buldukça yazmayı umuyorum.

 

Ve kapanışları beceremeyen biri olarak iyi dileklerimle bitiriyorum, Allah isteyen herkese bu güzel duyguları tattırsın ve herkese en az benimki kadar güzel bir doğum yaşatsın. Âmin 🙂

1988’de Adana’da doğdum. Ortaokul yıllarımdan beri hayalim olan çevirmenlik mesleği için Hacettepe’yi kazanana kadar Adana’da yaşadım. Üniversitenin sonuncu yılında hayallerimi gerçekleştirip kitap çevirmenliği yapmaya başladım. Dört yılın ardından tekrar memlekete döndüm ve 2011’de evlendim. 2014’de kızımı, 2016’da oğlumu kucağıma aldım. Bana göre büyük bir nimet olan evden çalışma sistemiyle çevirilere hala devam ediyorum. Bunun dışında örgü örmeyi, dikiş dikmeyi çok seviyorum ve bu hobilerimi sevimli bebek battaniyelerine, çocuk elbiselerine dönüştürüp İnstagram üzerinden sevenleriyle buluşturuyorum. On yıl sonra kendimi çocuk gülücükleri, kitaplar, rengârenk kumaşlar ve örgü ipleriyle çevrili olarak görüyorum