Kendi Deponu Doldur Annecik!

Selam Güzel Anne! Nasılsın?
Gerçekten “nasılsın” diye soruyorum?
Iyiyim diyorsun; ama ben olmadığını görebiliyorum.
Sorun değil. Ben de pek iyi sayılmam zaten.

Gerçek şu ki; “iyi” olan pek anne de tanımıyorum. Aslına bakarsan, “iyiyim” cevabını lugatimizden silmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Pekçok gün, ‘iyi’ den ya çok daha fazlasıyız, yada daha azı..

Annelik uçlarda yaşamak gibi..
En yükseğin daha yükseği, en alçağın daha alçağı..
Müthiş bir neşe kaynağı ve delice bir yorgunluk..
Şaşkına çeviren bir sevgi ve seni senden alan bir tükenmişlik..

Işte o uçlar seni tüketebilir. Evet, hatta iyi olanlar bile..
Sürekli bir ileri bir geri gitmek bedenini ve ruhunu zorlar. En sevdiğim yazarlardan biri, şu terimi kullanırdı: “Ruh Yorgunluğu”.
Annelik ruhunu yorabilir; özellikle de kendine iyi bakmadığında..

Biliyorum, biliyorum! Kendine bakmak, yapılacaklar listesine yeni bir şey daha eklemek gibi. Hem senin bakımına muhtaç çocuklar varken; kendine nasıl bakabilirsin ki? Tükenmiş hissediyorsun.
Kendine verecek birşeyin kalmadı ki..

Şimdi lütfen beni dikkatle dinle annecik.
Ben de aynı haldeydim. Bebeğim ağlarken, uykusuz ve çaresiz ben de ağladım. Oyuncakla dolu oturma odamın camından boş gözlerle dışarı baktım ve benim hayatım nasıl bu hale geldi diye sorguladım.
Sinirlerimin yıprandığını hissediyordum, (fiziksel olarak bile sinir uçlarım yıpranmış gibiydi) ve gerçekten bir gün mola verip dinlenebilecek miyim diye merak ediyordum.
Kapıdan fırlayıp koşarak çok çok uzaklara kaçma arzusuyla kaç kez savaştım..

15 yıllık ebeveynlik tecrübemde öğrendiğim ise şuydu; o kaçma arzusuyla savaşılmaz. Ona boyun eğilir. Dinle beni!

Annelik muhteşem ve büyüleyici ve berbat ve zor.

Peki muhteşem ve büyülü yanını değil; sadece berbat ve zor olduğunu hissettiğinde? Işte o zaman mola verme zamanı. Aslında mola vermenin zamanı gelmiş de geçiyor. Tükenmiş hissetmekte haklısın, çünkü zaten tam olarak tükenmişsin.

“Niye molaya ihtiyacım olsun ki, ben çocuklarımı çok seviyorum” diye düşünüyor olmalısın, biraz da vicdan azabıyla karışık.

Gerçek şu ki: Sevgi sınırsız bir kaynak. Ama enerji öyle değil.
Sevgi senin motorun, enerji ise yakıtın.
Yakıtın olmadan; dünyalar kadar sevgin de olsa, hiçbir yere gidemezsin.
Orda öylece oturursun; hareket etmen gerektiğini bilirsin ama gücün yoktur.
Yakıt ikmali yapmak zorundasındır; aslında ideal olan deponu tamamen bitmeden çok önce doldurmaktır.

Bunu duymak istemeyebilirsin; ama deponu doldurmak için çocuklarını da bırakman gerekiyor. Üzgünüm ama doğrusu bu. Deponu halen aracını sürüyorken dolduramazsın.

Kendini çocuklarına her zaman “tamamen” adamakla onların iyiliğine hizmet ettiğini düşünüyor olabilirsin. Hayır, onlara iyilik etmiyorsun, zamanının yüzde yüzünü onlara zaten ayıramıyorsun; fiziken yanlarındasın ama gerçekten tam olarak onlarla değilsin.
Araç orada ama çalışmıyor.

Güven bana, kendin için bunu yapmana çocuklarının da ihtiyacı var. Onların tükenmemiş bir anneye ihtiyaçları var.
Onlara hem sevgi hem de enerjisini verebilecek bir anneye. Kendine yeterince zaman ayıran, böylece yanlarındayken gerçekten, keyifle onlarla vakit geçirebilen bir anneye..

Biliyorum bu fikir bile seni strese sokmaya yetiyor olabilir. Ama iyi bir haberim var: Kendine zaman ayırmak için olağanüstü birşeyler yapmana gerek yok.
Bir araca yakıt doldurmak sadece birkaç dakikanı alır ve o yakıtla kilometrelerce yol alabilirsin.

Anneliğe mola vermek için senin birkaç dakikadan fazlasına ihtiyacın olacak tabiki; ama nihayetinde tüm haftasonu hatta belki tüm bir gün bile olmak zorunda değil.
Bilinçli bir şekilde ve kendine özel olarak ayıracağın sadece bir yada iki saat; o kadar büyük bir fark yaratacak ki.
At kendini dışarı, bir kafeye, kitapçıya, masaja, spora, nereye istersen.. Kitabını yada telefonunu, dergini yada bir arkadaşını al yanına, deponu doldurmak için ne yapmaya ihtiyacın varsa. Belki sadece biraz şekerlemeye ihtiyacın vardır, yat uyu.

Çocuklarını bırakacak kimsen yoksa; bir anneler grubuna katıl. Ilk katıldığın grup sana uymadıysa, bir başkasını dene, aramaya devam et. Inan bana, anneler her yerde biraraya geliyor, sana uygun olanı bulabilirsin.
Yerel kaynakları ara, belediyeyi ara, insanların düzenli olarak biraraya geldikleri yerleri araştır, dernekleri ara, biryerlere ulaş. Facebook gruplarına katıl, sosyal medyayı kullan, oralarda buluşan annelere katıl.
Çocuklarınızı birbirinize bırakabileceğiniz kafa dengi bir anne bile olsa, hayatınızı değiştirmeye yeter.

Ne yaparsan yap; anneliğin şu anda hissettiğin gibi birşey olması gerektiğine kendini inandırma.

Bazen çok zor evet, bazen çok da yorucu. Bunlar evrensel, genel geçer doğrular.
Ancak kendini bir uçurumun ucundan aşağı bakıyor gibi hissediyorsan; bu bir adım geri çekilip uzaklaşman gerektiği anlamına geliyor. Biliyorum kolay değil; ama bir kez deponu doldurmayı başarabilirsen anneliğe bakış açının nasıl da değiştiğine sen de şaşıracaksın.

Önündeki en büyük engel; iyi annelerin molaya ihtiyacı olmadığı fikrinden kurtulmak olabilir.

Oysa düzenli molalar seni tükenmişlikten koruyacak.

Iyi anneler; çocuklarının annesine de iyi bakar, nokta!

Işte bu yüzden deponu doldur Annecik, kendin için olduğu kadar, çocukların için de.
Bu seni daha iyi, daha mutlu ve daha tamamlanmış bir anne yapacak, kesin bilgi!

Kaynak: https://www.scarymommy.com/motherhood-mom-on-brink-breaking/

Çeviri: Özlem Ilgaz

Attachment Parenting Türkiye’ Websitesi, Facebook Grubu, Facebook ve Instagram Sayfalarının Kurucusu, API Lider Adayı, AP aktivisti

2006’da Yıldız Teknik Üniversitesi’nden, 2009’da Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun oldu. Çok sevdiği mesleği Uluslararası Ticaret Uzmanlığı’na ilk bebeğinin doğumundan sonra ara verdi. 7 yılı aşkın süredir Amerika’da sevgili eşiyle iki yavrusuna hayat yoldaşlığı yapıyor. Daha huzurlu bir dünya için umutla hayallerinin peşinden gidiyor..

Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Aslıhan Onaran

Attachment Parenting Türkiye: Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Aslıhan Onaran: Ben, Aslıhan Tokgöz Onaran.  API Türkiye Platformu adlı ebeveyn destek grubunun kurucusuyum. Her ay ücretsiz olarak API ebeveyn atölyeleri-çemberler sunuyorum. Oldukça multidisipliner bir eğitim ve akademisyenlik geçmişim var.  Birkaç kategori belirtmem gerekirse, İletişim/Çift Dilli Eğitim ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Uzmanıyım. Aynı zamanda Attachment Parenting, Mindfulness ve göçmen adaptasyonu konularında da eğitim desteği sunuyorum.  ABD’deki Brown Üniversitesi’nde doktora tezimde, bir feminist etnografik olarak Türkiye’deki şehirli, kırsal ve üniversiteli kadınların farklı iletişim ürünleri ile etkileşimi sonunda deneyimledikleri direnişi ve hem kendilerinde hem de çocuklarını yetiştirme şekillerindeki değişimi incelemiştim.  Yapıbozumcu kuramdan çok ilham aldım ve bu bakış akademik çalışmalarımda da ebeveynliğimde de büyük bir itici güç oldu.

Diğer deyişle, şablon-dışı düşünmeyi ve (bilime dayanarak) sorgulamayı, yargılamadan iletişimi çok önemsiyorum.

Ebeveynlik yolculuğum ise aktivizmimin yönünü evirdi. İki çocuk annesiyim, Berk (11) ve Can (6). Oğullarımdan ilki, eşim ve benim Amerika’daki doktoralarımızın son evresinde ailemize katıldı ve bana tam anlamıyla bir aydınlatma yaşattı diyebilirim :). Üniversitede, konferanslarda kapalı kapılar ardından cinsiyet eşitliği konuşmak başka, bir (sonra iki) erkek çocuğa rehberlik etmek ise bambaşka bir dönüşüme önayak oldu benim için.  5 yıl sonra, Can’a hamileyken, Yoga-Meditasyon eğitmenliği sertifikamı aldım. Doğum sürecinde biraz yoga ve hypnobirthing, en çok da dans ederek doğal bir doğum ile (sevgili doulam, ebem ve eşimin desteği ile) yaşamımıza katılan Can’ımız, bizi an’a davet etmeye devam ediyor…

Eşim ve ben, çocuklarımızın büyük aileye yakın yetişmeleri için, 2014 sonbaharında Türkiye’ye geri göç ettik… Yurt dışında 15 yıl akademisyenlik ve sivil toplum liderliği deneyimimin (toplamda 18 yıl akademisyenliğin) ardından, Türkiye’ye gelir gelmez tüm bildiklerimi, özellikle şiddetsizlik yolunda, en duru şekilde AP bağlamında sunabileceğime karar verdim ve Attachment Parenting International Türkiye Lideri uluslararası akreditasyonumu aldım.  Halka açık, kar amacı gütmeyen çemberler, eğitimler sunmaya böyle başladım.

En temelde, şiddetsizlik ve toplumsal cinsiyet eşitliği aktivisti ve kıdemli bir öğrenci olarak tanımlayabilirim kendimi. Öğrenmekten / okumaktan inanılmaz keyif alıyorum. Doktora çalışmalarım dahil, yaşamımın tam 34 yılı aktif öğrenci olarak geçti.

Boğaziçi Üniversitesi’nden tam 21 yıl önce mezun olsam da halen bir Boğaziçi aşığıyım. Eşimle de Boğaziçi’nde tanışmıştık. Bir de çok kişinin bilmediği bazı detayları ilk defa sizlerle paylaşayım, uzun yıllardır vejetaryenim…Yogaya ilk kez annem sayesinde 10 yaşında başlamıştım. Öğrenciyken üniversite radyomuzda günlük haberleri hazırlar ve sunardım. Bir de yine Radyo Boğaziçi’nde edebiyat ve rock üzerine iki programım vardı. Queen ve Scorpions çok severim halen. Bunlar hep kasetli dönemde tabi:)  Yıllar sonra, doktora tezimin bir bölümünde Türkiye’deki kadın hard rock ve alternatif rock müzisyenlerini ve üniversiteli hayranlarını incelemiştim. Bunun için, Şebnem Ferah, Özlem Tekin, Nil Karaibrahimgil ile söyleşilerim olmuştu. Kendi hikayemi anlamlandırma çabam, çalışmalarıma ve hayat meşgaleme hep yansıdı sanırım.

Brown’dan sonra, Harvard dahil pek çok kurumdan almış olduğum dersler, verdiğim konferanslar ve Pearson’dan ‘Eğitmen Eğitmeni’ (Master trainer) sertifikam bulunmakta. Bu sıralar ise, attachment parenting’i ve şiddetsiz, mindful iletişimi biraz daha erişilebilir kılmak adına, önemli kitapların çevirilerinde içerik danışmanlığı ve ana akım sempozyumlarda seminerlere ağırlık verdim.  Niyetim, sadece İstanbul’da değil tüm Türkiye’de birebir ve online etkinlikler ile bu farkındalığa bir nebze katkı olmak.

APT: Attachment Parenting yaklaşımı ile ne zaman, nasıl karşılaştınız? Hangi kaynaklardan bilgi ediniyorsunuz? Attachment Parenting yaklaşımını “siz” nasıl tanımlarsınız?

A.O.: İlk oğluma hamile olduğum 2006 yılından itibaren, bu yaklaşımın bir ismi olduğunu dahi bilmeden, eşimle beraber sezgisel olarak benzer bir deneyime meylettik. Doğuma hazırlık, doula desteği, doğum anında eşimin bebeği karşılaması (doktor gözetiminde elbette), doğumun hemen ardından ten teması ve emzirme, göbek bağının geç kesilmesi, aynı odada beraber (güvenli uyku kurallarına dikkat ederek) uyumak, bebeğimiz kendisine ait bir oda isteyene kadar aynı odayı paylaşmak, gece boyu ebeveynlik, saate bakmadan emzirmek/emzirmede sorun yaşadığımda emzirme desteği almak, bebeğimi eşimle dönüşümlü olarak sling veya ergonomik bir taşıyıcıda taşımak/babywearing, bebeğimizin sinyallerini okumaya çalışmak, şiddetsiz iletişimin en erken halkası olarak gördüğüm bebek işaret dilini kullanmak… tüm bunlar eşim ve benim içimize sinen ve ailemiz özelinde kendiliğinden beliren adımlarımızdı. Elbette bunlar, bizim yaşam stilimize uygun, bizler için uygun olan adımlardı. (Bu röportajı okuyan anne-babalara yanlış bir mesaj vermemek adına netleştirmek isterim, bu uygulamalar veya Attachment Parenting ilkelerinin herkes tarafından uygulanması mecburi değil, gerçekçi de değil. Önemli olan, bağa odaklanma niyeti ve farkındalık. Attachment Parenting, en çok buna alan tanıyor.)

Daha sonraları, büyük oğlum yaklaşık 1 yaşındayken Harvard Tıp Fakültesi mezunu Pediatrist Dr. William Sears’ın Attachment Parenting kitabına denk geldim ve ‘İşte bu!’ dedim, yaptıklarımızın bir ismi varmış meğer…

Attachment Parenting yaklaşımı bence iç sesimizi duyabildiğimiz ve daima bağlantıya odaklandığımız, aile içi bir senkronizasyon hali… Sezgisel ve ilişkideki herkese iyi gelen bir ebeveynlik hali.  ‘Aslında anlatılmaz, yaşanır,’ Attachment Parenting için denmiş sanki… En sevdiğim yanları ise, bilimden güç almayı desteklemesi, sorgulayıcı olması ve bir ekol olmaktan çok, aileye özel uyarlanabilen bir felsefe olması.

Attachment Parenting konulu hangi kaynaklara başvurduğuma gelirsek, konuya göre değişmekle beraber Attachment Parenting International resmi web sitesi (www.attachmentparenting.org), Dr. Sears Doğal Ebeveynlik kitapları ve web sitesi (https://www.askdrsears.com) Attachment Parenting International web sitesinin kitap kaynak listesi, Attachment Parenting International kurucuları Barbara Nicholson ve Lysa Parker’ın yazmış olduğu Attachment Parenting International resmi kitabı da diyebileceğim ‘Attached at the Heart’, ayrıca Marshall Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim’i ve Alfie Kohn, Alice Miller, John Gottman, Jane Nelsen (Pozitif Disiplin), Carlos Gonzalez (Çocuğum Yemek Yemiyor), Adele Faber & Mazlish ile Daniel Siegel kitapları olmazsa olmazlarım arasında. Son yıllarda, önemli birkaç kitap da Türkçe’ye kazandırıldı ve bu çok heyecan verici. Çok yakında Attachment Parenting International resmi kitabımızın çevirisi konulu sürpriz haberlerim de olacak. Görünmez Adam Yayıncılık ile beraber çok heyecanlı bir süreç içindeyiz.

APT: Attachment Parenting 8 Temel ilkesinden hangisini/hangilerini kendinize daha yakın buluyorsunuz?

A.O.: Denge prensibini en yakın buluyorum. Ebeveyn olduğumuzda halen bir birey ve eş olarak da bu kimliklere dair ihtiyaçları sürdürmenin önemi, Attachment Parenting’de anahtar bir nokta.

Sadece çocuğa nasıl davrandığımız ve nasıl besleyici gıdalar sunduğumuz değil, kendimizi nasıl taşıdığımız, yani huzurlu olup olmadığımız ve eşimizle bağlantıda olup, birer eş-kaptan gibi hissedip hissetmediğimiz de çok önemli. Baba da annenin yanı başında bebeğinin/çocuğunun yaşamında eşit role sahip.

Elbette, ayrılık veya vefat gibi nedenlerle babası ile yaşayamayan çocuklar için de, annenin destek ağı ve yine kendi kişisel ihtiyaçlarını gözardı etmemesi çok önemli. (Baba-bebek bağlanması konulu makalemde buna özellikle değinmiştim hatırlarsanız.)

Çocuklar çok bilge. Hissediyorlar. -Mış gibi yaptığımızda, kitaplardan / uzmanlardan duyduklarımızı bire bir uygulamaya çalıştığımızda, ama bunu kendimiz o anda zihinsel / duygusal olmayarak veya tükenmiş hissederek sunduğumuzda, çocuklar bunu çok net hissediyor. Problem gibi gördüğümüz davranışları da aslında birer yardım çağrısı olabiliyor. Örneğin, bebeğinde bir uyku sorunu veya öfke nöbetleri / agresyon konulu destek arayan bir ailede ebeveynlerin kendi duygu regülasyonlarındaki kopukluklar da neden olabiliyor bazen. (Ailelerin uzman bir psikologdan destek almaları bu noktada çok değerli. Duyduğum kadarıyla, çoğu belediye de bu hizmeti ücretsiz sunmaya başlamış. Bu çok olumlu bir gelişme.)

Attachment Parenting’deki “denge” prensibi, öz şefkat ve eşimizle aile içi iş bölümü sayesinde iç huzurumuzu koruyabilmek ve bağlanma ilişkimizi aksatmamak için biz ebeveynleri temelden destekliyor. Dolayısıyla, hem sürdürülebilir bir ebeveynlik yaklaşımı için hem de toplumsal cinsiyet eşitliği için ön koşul olduğunu düşünüyorum. Tabi ki, bir kadın hakları savunucusu olarak da, evin dışında çalışsın çalışmasın, ebeveynlik deneyiminde ‘saçını süpürge ettiği’ hissiyatında olan ve bunu tükenerek, çaresiz bir şekilde yapan, yalnız bırakılmış, tüm sorumluluk üstüne yüklenmiş anne modelinin de, hem ailenin hem de toplumun genel esenliğini alttan alta kemiren bir sorun olarak görüyorum. Tüm bu nedenlerle, Attachment Parenting / Bağlanma Temelli Doğal Ebeveynlik’teki ‘denge’ ilkesi her bağlamda dönüştürücü bir role sahip…

APT: AP ilkelerini benimserken / uygularken tetiklendiğiniz noktalar var mı? Hangileri? Sizce neden uygulamak içinizden gelmiyor?

A.O.: Tam olarak tetiklendiğim değil ama kadın olsun erkek olsun hemen her ebeveynde olduğu gibi, denge ilkesi daimi bir farkındalık ve öz şefkat gerektirdiği için, ara ara günlük yaşam koşturmacasında sınayıcı olabiliyor.

Çemberlerde ve eğitimlerimde hep bahsederim, “Tibet’in dağlarının tepesinde bir inzivada dingin ve regüle hissetmek hiç zor değil. Önemli olan, hayat koşturmacasında, hele ki bir de yeni anne baba olduğumuzda bu dengeyi sürdürebilmek. Aynen yogada nefese dönmek gibi, bağlantıya dönmeye niyet etmek ve mükemmeliyet beklentisi baş gösterdiğinde onu fark etmek.”

Attachment Parenting’in beni en çok etkileyen ve en çok sınayan ilkesi de sanırım bu. Bunu belki de kendisi bir şeyleri ‘başaramamış’ hisseden okurlar varsa diye özellikle belirtmek istedim çünkü mükemmel olmak gerçekçi bir çıta değil. Attachment Parenting’de bir şeyi başarmak / başaramamak diye bakmıyoruz. Mükemmeliyetçilik yerine, kendi özelimizde ‘olabildiğince iyi olmak’, Attachment Parenting’de denge ilkesinin bize hatırlattığı hal. Çünkü hepimiz insanız, sınırlarımız var. Önemli olan fark edip bağlantıya dönme niyeti. Anne olana kadar oldukça mükemmeliyetçi olan biri olarak, denge ilkesini bu anlamda sınayıcı ve aynı zamanda özgürleştirici buluyorum.


APT: Sizce herhangi bir ebeveynlik yaklaşımının bir toplumu şekillendirmedeki rolü nedir? Attachment Parenting bunun neresinde?

A.O.: Tam kalbinde! Nihayetinde hiçbir bebek aslen zalim veya suçlu doğmuyor, öyle değil mi? Şiddetsizliğin, şiddete karşı EN dönüştürücü köprü olduğunu biliyoruz. Şefkatli, şiddetsiz bir toplum, ancak şefkatli ve şiddetsiz yetişen bireylerin çoğalması ile mümkün. Tarih boyunca da bakarsanız, pek çok (zulüm de deneyimleyen) büyük lider ve düşünür bu bağın farkında olarak toplumlara liderlik etti. Örneğin, Mahatma Ghandi ‘Savaşa karşı gerçek bir savaş başlatmak isterseniz, çocukları sevgi ve barış ile yetiştirmemiz yeterli.’ der. Atatürk’ün ‘Yurtta Barış, Dünyada Barış’ sözü de benim kalbime çok yakındır her zaman. Çünkü ilk yurdumuz, ‘anavatanımız çocukluğumuzdur’, aslında öyle değil mi, bundan 2000 yıl önce Epictetus adlı (Anadolu/Pamukkale) kökenli Yunan filozofun da dediği gibi. İşte o ilk yurdumuzda barışçıl, koşulsuz sevgi dolu deneyimler var ise, dış dünyada ve ilişkilerimizde bu barışçıl aktarımın olmaması imkansız.

Diğer yandan insan çok karmaşık bir varlık ve milyonlarcamızdan oluşan bir toplum söz konusu olunca, “1+2 =3” gibi formül tarzı bir şekillendirmeden, böyle bir genellemeden bahsedemeyiz elbette, çünkü pek çok değişken var, genetik miras, çevre, aktarımlar.  Diğer yandan, bilimsel araştırmalar da bize artık kanıtlıyor ki, şiddetsiz, empatik bir ebeveynlik yaklaşımı ile yetişen ve güçlü bir bağlanma ilişkisi deneyimleyen çocuklar, yetişkin yaşamlarında da sağlıklı sosyal ilişkiler kuran, duygusal zekaları gelişmiş ve pozitif özelliklere sahip bireyler oluyorlar. Bağlanma-temelli bir yaklaşım ile yetiştirilen çocuklar ise genetik olarak bir patolojileri varsa bile, araştırmalara göre bu özelliklerin pasif kalabildiği bilinmekte.

Bu bağlamda, adına ne dersek diyelim, Attachment Parenting kadar doğrudan bir toplumsal etkisi olan ebeveynlik yaklaşımı yok.

Ebeveyn farkındalığı, ebeveyn eğitimleri ve elbette çocukların (kız-erkek ayırt etmeksizin) eğitim hakkı da toplumsal dönüşüm için yine olmazsa olmazlar arasında.

APT: Son olarak sizin bize sormak yada paylaşmak istediğiniz herhangi bir şey var mı?

A.O.: Attachment Parenting Türkiye Facebook grubunun, sosyal medya hesaplarınızın ve özellikle web sitesinin ne kadar kıymetli birer katkı olduğunu bir defa daha belirtmek isterim. Grup kurucusu sevgili Özlem Ilgaz’a ve ailesine buradan sevgilerimi iletiyorum. Ekipteki her bir gönüllü yönetici ve moderatörün kalbine, emeğine sağlık… İyi ki varsınız.

APT: Katılımınız ve desteğiniz için çok teşekkür ederiz. Sevgilerimizle.

Aslıhan Tokgöz ONARAN
Kurucu, API Türkiye Platformu

İletişim/Çift Dilli Eğitim/Toplumsal Cinsiyet Uzmanı

Web sitesi: www.DrOnaran.com/APITurkiye

Instagram: www.instagram.com/DrOnaran

Facebook:  www.facebook.com/APITurkiye

E-posta: DrOnaran@gmail.com

Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Oya Çanak

Attachment Parenting Türkiye: Merhaba Oya Hanım, Attachment Parenting yaklaşımı ile ne zaman, nasıl karşılaştınız? Hangi kaynaklardan bilgi ediniyorsunuz? Attachment Parenting yaklaşımını siz nasıl tanımlarsınız?

Oya Çanak: “Bağlanma Temelli Ebeveynlik” literatürü ile üniversite yıllarımda kütüphanede araştırma taraması yaparken karşılaştım. Sanıyorum 22-23 yaşlarındaydım. Bilimsel kaynakları temel almaya gayret ediyorum. Eklektik yaklaşım, sezgi temelli kişisel paylaşımlar ve annelik öyküleri mesleki açıdan beni oldukça besliyor.

Biz annelerin birbirinden öğreneceği çok şey var.

Bunun dışında araştırmaları içeren sitelerden faydalanma gayreti içindeyim. Bana göre Attachment Parenting herkese göre farklı yorumlanmaya açık, kalıplara sığmayan bir ebeveynlik hali. Çünkü ebeveynlerin içindeki çocuk biricik, kendi çocukları biricik, her ailesel dinamik biricik, her ebeveyn bebek ilişkisi biricik…

APT: AP 8 Temel ilkesinden hangisini / hangilerini kendinize daha yakın buluyorsunuz?

Oya Çanak: Ben izninizle bu olgunun sevdiğim yönlerini paylaşmak istiyorum. Bir kere aile bireylerini ön plana ve ötekileri arka plana alıyor. Mesela beni uzman olarak arka plana alıyor. Ben bir kaynağım ve benim sunduğum bilgilerin kullanımını aileye bırakıyor. Bebeği ve çocuğu en iyi aile tanır diyor. Eleştirileri kucaklıyor ve kendini kendi dinamiğinde koruyor. Öyle ki isimsiz kahramanlar şu an bana ulaşıyor ve bağ kurma ağını genişletiyor.

Bir taraftan da beni eleştiren varsa eleştireni de aynı şekilde kucaklıyor. Bunu hiçbir otoriteye sığınmadan yapıyor. Bence bu kavram sağlam ve bilimsel temellere dayanan çıkış noktasını çoktan aştı, olumlu anlamda büyüdü. Her türlü otoriter yaklaşımı sorguluyor. Özgürlükçü bir akım.

E tabi kült kabul edilen, bilimsiz, kökünü kaybederek, tutarsız ilerleyenin yoluna da ister istemez çıkıyor. O noktada da artık kişinin yine duygudaşlık kurma yetisine sığınıyor ve bilgileri paylaşıyor. Bence kör şekilde ilerlemek isteyeni de sarsıyor ve kimi zaman tepki çekiyor. Aile dinamiğine münhasır bir varoluş o yüzden metot ve eğitim ötesi bir olgu. En güzeli de benim bir uzman olarak paylaşımlarımın da körü körüne takip edilmesi yerine aileye uyarlanışına ve onarıma önem veriyor. Biz bazen kitabi olma hatalarına düşüyoruz. “Asla ‘Erkek adam ağlamaz.’ demeyin.” gibi… Hâlbuki Attachment Parenting o cümleyi kuran ebeveynin kendi içindeki çocuğa sarılabiliyor. Kendi içini böylelikle şeffaf tutabiliyor. Mükemmelin aslında “uyumsuzluk” olduğunu vurguluyor. Bunun dışında bir ebeveynin omzunda külfet olmaması da bence erkek hegemonyası odaklı dünyada bir başkaldırı niteliğinde… Ebeveynin iç dengesi ve samimiyeti üzerinden ilerlemesi de enfes… Çok yaratıcı, eğlenceli, farkındalık yaratan ve kimi zaman da derinden sarsan bir yaklaşım. Bence hafif de olsa neymiş diye bakmakta fayda var.

APT: AP ilkelerini benimserken / uygularken tetiklendiğiniz noktalar var mı? Hangileri? 

Oya Çanak: Bebeklerin ebeveynleri ile aynı odada uyumasını bilimsel kanıt olmadan patolojik yere çekmek, “meme bağımlılığı”, 3 pış pış 4 pat pat, gibi kavram yöntem ve metotların bilimsel noksanlığı ve kontrollü ağlatma yöntemlerinin çıkış noktasındaki bilimsel temellerin istatistiksel güçsüzlüğe dayanması beni üzüyor. Tüm bunlar bana anneliğin o akışkan yapısını kalıplara
sokmak gibi geliyor. Anne zaten uykusuz desteksiz yalnız yani hataya açık… İnsan çünkü anne… Ben uyku eğitimlerinin sosyal medyada iyi niyetle de olsa sunuluşunun zararı olduğunu düşünüyorum. Sanki bir düğme var ay kendini gösterince ebeveynlik düğmesi dış mihraklar tarafından kapatılıyor ve ebeveyn bebek yeni bir formda var olmayı deniyor. Kaldı ki ülkemizde yetişkin bağlanma çalışmaları bize iç açıcı sonuçlar maalesef sunmuyor. Katı uyku eğitimi metotlarının ise istatistiksel çalışmalarında yetişkinin bağlanma şekli tamamıyla
göz ardı ediliyor. Bilim değişkenlik gösterir. Sevgili annem babam kendi dönemlerinde yurt dışı bilimsel kaynakları gösterilerek devlet televizyonlarında kararında dayağın çocuk yetiştirmede uygun olduğunun yayınlandığı zamanlardan bahsediyor. Yurt dışından gelen pedagog arkadaşları da benzer söylemlerde bulunmuş. Bizimkiler de disiplin göstermiyor muyuz, acaba yanlış mı yapıyoruz diye bir ara düşünmüşler. Neyse ki düşüncede kalmış ve ben onlar tarafından sevildiğimi hissediyorum. Bilim hep değişkenlik gösterebilir istatistik çok rahat neyi kanıtlamak istediğinize göre şekil de alabilir. O yüzden büyük verilerle farklı kültürlerle ebeveynin ve bebeğin ayrı ayrı bağlanma şekillerini dikkate alan araştırma ihtiyacı var alanda. Bu kadar belirsizlikte zarar verme riski olan yöntemlerin bu kadar sık kullanıma açık, denetimsiz ve kontrolsüz olması ciddi toplumsal incinme yaratıyor. Yani uyku sanki çocuk gelişiminden ayrı bir konuymuş gibi algılanıyor ve yetkinlik noksanı danışmanlık firmaları pıtrak gibi. Burası karma kültür karma gerçeklikler diyarı. Hangi birini alalım da
araştırmaların şu bize uyar diyelim de uygularken anne bebek bağımız zedelenmesin.

Bu noktada AP “ebeveyn sezgisi” kurtarıcı diyor.

O dönemde annemle babamı dayaksız eğitimden koruyan da sezgileridir. Beni bir şekilde korumuş iç ses denilen kavram. Herkesin anne kararı üstünde yorum yapma hakkı var bir kere… Kamu malı sanki anne bebek… Yazdığım seriyi bunu engellemede payım olması için yazdım. İş kolu kuruldu ülkede. Anneler feryat figan mesajlar atıyorlar. Bu durum patolojik bir hale geldi ve kesinlikle bebeklerin uykusuyla ilintili değil. “Şu kadar ağlat kussa da ağlat.” Facebook grupları var. Toplum olarak silkinmeliyiz. İşin aslı şu: Modern anne yalnız, anneden çok şey bekleniyor, ışıksız gece geçirmiyoruz, erken teknolojik keşiften bebekler mustarip, bebeklerde D vitamini eksikliği var, erkek egemen toplumdayız, bence yaşayış şeklimiz primitif beyinle dünyaya gelen bir canlı için oldukça ürkütücü ve güvensiz. Ben diyorum ki bakım vereni ve bebek etkileşim halinde olmaya muhtaç gece ve gündüz. “Bağ kurma ihtiyacı” da yemek yemek, uyumak, beslenmek kadar önemli bir temel ihtiyaçtır. İçimdeki çocuk ve ebeveyn, bilimsel kaynaklar, kendi bakışım ile sosyolojik tespitim beni şu çıkarıma itiyor: Gece boyu ebeveynlik ile bebeğin ihtiyaçlarını karşılamak önemlidir. Aile koşulları, bebeğin mizacı ve ihtiyaçları ile ebeveynlerin ihtiyaçları uyuma şekillerini değiştirir… Hayatımda en zorlandığım konu ise modern dünyada denge kurmak… Destek alacağım, sevdiğim kişiler olmasa çalışamazdım ve bu kadar mutlu olamazdım. Şu an haftada bir gün çalışıyorum. Başka bir gün ise mesleki eğitim ve süpervizyonlarımı almaktayım. Defne’ye bakmayı tercih ettim. 2015 yılında haftada 6 gün günde 11 saat çalışıyordum ve bir gün canım hocam Klinik Psikolog Prof. Dr. Fatoş Erkman “En güçlü yanına dikkat et bu senin en zayıf yanın.” diyerek çalışma alışkanlıklarımı gözden geçirip özel hayatıma emek vermeme dikkatimi çekti diyebilirim. Özel hayatımdaki insanlara vakit ayırmak bana ve onlara iyi geliyor. Bu benim tercihim… 2017 yılında kızımla kavuştuk. Denge herkes için farklı anlamlar içerir. Bu benim dengede olma halim…

APT: Çevrenizde AP yaklaşımına karşı olup sizi eleştirenler oldu mu? Olduysa nasıl hissettiğinizi paylaşmak ister misiniz?

Oya Çanak: Saldırgan olmadıkça, hakaret içermedikçe, eleştiriye açık olduğumu düşünüyorum. Eleştirilerden edindiğim kazanımların uzun vadede bana avantaj olarak geri döneceğini hissediyorum. Ben bilimsel literatürde yer alan üstüne makaleler olan şu jargon ile ilerliyorum: “Bağlanma Temelli Ebeveynlik”. Dolayısıyla omurgam oldukça sağlam.

APT: AP çocuğunuzla olan ilişkinizi nasıl etkiliyor? 

Oya Çanak: “O an”lardan oluşuyor zaman ve ben kıymetini biliyorum. Hiçbir an geri gelmeyecek. Tekrarı yok. Tadını çıkarıyorum.

APT: Katılımınız ve desteğiniz için çok teşekkür ederiz. Sevgilerimizle…


Oya Çanak Kimdir?

Özel Saint-Joseph Fransız Lisesi’nden mezun olduktan sonra 2009 yılında Koç Üniversitesi Psikoloji bölümünü aynı yıl Vehbi Koç onur ödülü alarak tamamladı. 2012 yılında bir yıl süren Yıldız Teknik Üniversitesi Pedagojik Formasyon eğitimini bitirdi. 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık yüksek lisansını ergenlik döneminde arkadaş ilişkileri, psikolojik sağlık ve bağlanma arasındaki ilişkileri araştırdığı YÖK onaylı tezini vererek tamamladı.
2009 yılından itibaren klinik ve eğitimsel alanda psikolog olarak bebek, çocuk, ergen ve aileleri ile bağlanma temelli çalışmalar yürütüp Türkçe ve İngilizce psikolojik danışmanlık hizmeti vermektedir. Çeşitli dergi ve gazetelerde bebek ve çocuk psikolojisine dair yazıları bulunmaktadır. Annedir. Kızı ve eşiyle İstanbul’da yaşamını sürdürmektedir.
EĞİTEN KİTAP AKIL KÜPÜ SERİSİ ismi altında zihin Kuramını temel alarak hazırlanan 4-7 yaş çocuğu duyusal özelliklerine hitap eden dikkat, el-göz koordinasyonu, ince-motor ve sosyal duygusal zekâ üzerine nöro-psikolojik temelli 10 kitaptan oluşan gelişim seti bulunmaktadır. (M. O. Şakiroğlu, M. Yılmaz,2015)
Koç Üniversitesindeki eğitimi boyunca 4-6 yaş arası çocuklarda otobiyografik bellek konulu ve 2-4 yaş arası çocuklarda dil gelişiminde anne-çocuk ilişkisinin önemi ile ilgili araştırmaların asistanı olarak yer aldı. Lisans eğitiminin bir kısmını Amerika’da DePauw University’de sürdürdü. Burada evrimsel psikoloji ve klinik psikoloji derslerini aldı. Yurt dışı eğitimi sırasında Prof. Dr. Matthew Hertenstein yönetimindeki Amerika ve İspanya’da yapılan dokunma yoluyla iletişim üzerine olan deneysel araştırmayı Türkiye’de uyguladı. 2009 yılında Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı yönetiminde göçmen aile çocuklarının kültüre adaptasyon aşamasında psikolojik sağlıklarını iyileştirici müdahale çalışmasında yer aldı. Lisans öğrencisi iken, 2009 Ulusal Lisansüstü Öğrencileri Kongresi’nde bilimsel bildiri olarak 2008-2009 yılları arasında yaptığı üç bilimsel çalışmasını sundu.
Boğaziçi Üniversitesi eğitimi boyunca Klinik Psikolog Prof. Dr. Fatoş Erkman gözetmenliğinde danışmanlık seanslarının süpervizyonlarını aldı. Boğaziçi Üniversitesi Barış Eğitimi Merkezi kapsamında Dr. Marshall Rosenberg’in “Şiddetsiz İletişim” adlı kitabını merkez ekibiyle İngilizceden dilimize çevirdi.“Klinik Çalışmalarda Çocuk ve Ergen Terapisi” sertifika ve danışmanlık eğitimlerini tamamladı. Boğaziçi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Biriminde genç yetişkinlere bireysel danışmanlık ve grup danışmanlığı yaptı. Robert Kolej’de Psikolojik Danışmanlık biriminde Uzm. Psk. Şükran Başarır süpervizyonunda bir sene boyunca staj yaptı. Uzman Eğitimci Hüma Çobanoğlu Naldemirci ile Türkiye’de ilk defa Duyusal Oyun temelli anaokulu eğitim programı geliştirip bilimsel olarak test etti ve yaptıkları çalışmayı Türkiye Özel Okullar Birliği Sosyal Duygusal Öğrenme Kongresi’nde sözel bildiri olarak sundu.
Bireysel olarak ve meslektaşlardan oluşan ekiplerle yürüttüğü bilimsel çalışmaları mevcuttur.
Bunlardan bazıları sırasıyla aşağıda yer almaktadır:
* “Communication via Touch”
3rd National Graduate Psychology Student Conference, Istanbul, Turkey. (2009 June)
*“Structure of Attention and Relevance to Emotion Regulation of Children”
16th Biennial International Conference on Infant Studies in Baltimore, Maryland
*“The Relationship between Life Satisfaction, Emotional Intelligence, and Conflict Resolution Skills of University Students”
WORLD COUNCIL OF COMPARATIVE EDUCATION SOCIETIES, BORDERING, RE-BORDERING AND NEW POSSIBILITIES IN EDUCATION AND SOCIETY
* “The Effect of an Attachment Based Intervention on Attachment Security and Autistic-Like Features”
-The 20 th  World IACAPAP (International Association for Child and Adolescent Psychiatry and Allied Professions) Congress, Brain, Mind and Development
İletişim için: www.oyacanak.com

Bebek Ağlaması ve Kaygı

Bebeğinizin ağlaması sizde kaygı ve panik duygularını mı uyandırıyor?
Yalnız değilsiniz!
Uzmanlar da anneler için bu hislerin normal ve çoğunlukta olduğunu söylüyor.

Bir bebeğinizin olması beyninizin yapısını değiştirir ve böylece beyninizdeki empati ve kaygıyı kontrol eden bölgelerde hareketlilik artar. Buna hormonal değişimler de eklenince; yeni bir annenin ağlayan bebeğine verdiği tepki; yoğun koruma ve endişe hisleriyle şekillenir.

Eğer travmatik bir doğum tecrübesi geçirdiyseniz; halihazırda yüksek olan kaygı seviyeniz; bebeğinizin ağlamasıyla daha da yükselir. Travma sonrasında kadınlar sıklıkla bebeklerine karşı daha korumacı hale gelir; çünkü kendilerine yada bebeklerine kötü birşey olacağı inancını taşırlar.

Önce derin bir nefes alın. Kulağa çok basit gelebilir ancak oldukça etkilidir.
Bebeğinizin ağlaması vücudunuzda adrenalin salgılanmasına sebep olur ve zihninizde de olumsuz düşünceler yarışmaya başlar: “Bir sorun var!” yada “Ah Hayır! Ben bununla başedemeyeceğim!” gibi..

3e kadar sayıp burnunuzdan derin nefesler almak ve 4.de nefesi yavaşça ağzınızdan vermek; bu fiziksel tepkileri sakinleştirmek için beyninizde bir kimyasal salgılanmasını sağlar.

Beyniniz ve panik hisleri yatıştığında; bebeğinize gerçekte ne olduğunu değerlendirebilir hale gelirsiniz. Ağlamak bebeklerin bizimle en temel iletişim yoludur; ancak bu her zaman çok korkunç birşey olduğu anlamına gelmez. Belki de sadece huzursuz ve sıkılmış olabilirler.

Ne düşündüğünüzün farkına varın. Durumla ilgili felaket senaryoları mı üretiyorsunuz; birşeyleri kriz olarak görüyor ve asıl sebepleri kaçırıyor olabilir misiniz? Durumla başedebilme gücünüzü küçümsüyor musunuz? Eğer öyleyse, bebeğinizi başarıyla sakinleştirdiğiniz zamanlar hatırlayın.

Nefes almak işe yaramadı ve etrafınızda yardım edecek birileri varsa; siz kendinize gelip tekrar denemeye hazır olana kadar, onların bebeğinizle ilgilenmesine izin verin. Yalnızsanız; bir mola verin, bebeğinizi birkaç dakikalığına beşiğine yada güvenli bir yere bırakın. Yüzünüzü soğuk suyla yıkayın, tekrar derin nefesler alın ve durumu tekrar sakince değerlendirebilecek hale geldiğinizde geri dönün. Bebeğinizin birkaç dakika yalnız kalıp ağlaması sorun olmaz; ancak siz rahatlamadan aynı durum içinde kalmaya devam ettikçe daha fazla panik olacaksınız.

Kendinize karşı nazik olun. Anneler bebeklerinin her zaman ne istediğini içgüdüsel olarak bilemeyebilir, bu bir öğrenme süreci. Yeni bir beceri öğreniyorsunuz ve bu becerinin büyük bir kısmı çocuğunuzu daha iyi tanımak, istek ve ihtiyaçlarının neler oldugunu anlamaktan ibaret.

Burada başka bir insandan bahsediyoruz ve siz kendinizden her zaman ona ne olduğunu anlamanızı bekleyemezsiniz. Bazen ne olduğuna dair hiçbir fikriniz dahi olmayabilir ve bu da normal. Önemli olan sizin orada olmanız ve bebeğinizin ihtiyacı olan da bu.

En belirgin olan ihtiyaçları (aç mı, bezini mi değiştirmeniz gerekiyor, rahatsız mı vs..) gözden geçirip karşıladıktan sonra bebeğiniz hala ağlıyorsa, sakin kalın, yanında olun, inanın sürekli ağlamayacak, sonunda susacak.

Kaynak:

https://drsarahallen.com/anxiety-when-baby-cries/

Çeviri: Özlem Ilgaz

‘Attachment Parenting Türkiye’ Websitesi, Facebook Grubu, Facebook ve Instagram Sayfalarının Kurucusu, API Lider Adayı, AP aktivisti

2006’da Yıldız Teknik Üniversitesi’nden, 2009’da Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun oldu. Çok sevdiği mesleği Uluslararası Ticaret Uzmanlığı’na ilk bebeğinin doğumundan sonra ara verdi. 7 yılı aşkın süredir Amerika’da sevgili eşiyle iki yavrusuna hayat yoldaşlığı yapıyor. Daha huzurlu bir dünya için umutla hayallerinin peşinden gidiyor..

Anneanneden Toruna Miras: Koşulsuz Sevgi..

“Bir bebeğin annesiyle bağı ve aralarındaki o koşulsuz sevgi ilerideki ilişkilerini belirler” bunun canlı örneği benim ve hikayemizi okuyan birilerine umut olmak isterim..

Anneanneden Toruna Miras: Koşulsuz Sevgi..

4 yıl annemi emmiş, 30 yıl beraber uyumuş biri olarak tek başıma hayatta kalmayı başarıp, 18 yıldır profesyonel sinema sektöründe para kazanan, evine annesine ve kendine bakabilen özgüvenli, vicdanlı, duyarlı, iyi insan olmaya çalışan biri olarak hiç bir zararını görmedim koşulsuz sevginin..
Empati kurabilen, her koşulda tüm hatalarımla beni sarıp sarmalayan bir annenin varlığını hiç kötüye kullanmak gelmedi aklıma..
Sırtımı ona dayayıp yan gelip yatmadım da. Hiç yalan söyleme gereği duymadım.. Ve sırlarımı, hatalarımı, sevinçlerimi paylaşmak için başka birilerine ihtiyaç duymadım.. Çünkü o hep yanımdaydı..
Koşulsuz, çıkarsız sever ve hep dinlerdi..  Çok gülerdi.. Kahkahası hep kulağımda.. 😄

Hikâyemiz çok uzun..

35 yıllık bir serüvenim var yeryüzünde.. Arabesk denecek kadar garip bir çocukluk hikayesi ve dağılan bir ailenin ardından, anne kız yolumuza devam ediyoruz. 18 yıl önce annemi beyin ameliyatında bir masada bırakmıştım ve artık bambaşka bir annem vardı. . Yolumuz uzundu, zordu.. Yaşım gençti, cahildim ama cesaretim ordan geliyordu. Sırtladım annemi ve eşyaları, İstanbul’a geldim.. Bir sürü hikaye taşır 18 koca yıl.. Ama ben sonuna, 1 yıl öncesine saplandım..

Çok zorlu ve acılı çoğu insana göre. Ama biz ağlamadan hayatın bir yerinden tutunduk.. Ve çok güldük.. Bin şükür.. Annemin bana olan tavrı, bağlanmamız bebekken, çocukken; ve aramızdaki ilişki bu günlerin zeminini hazırlamış gibi adeta..

Annem şimdi Alzheimer değil de normal bir şekilde hayatımıza şahitlik etmiş olsaydı 2 kat daha mutlu olurdu, çünkü ektiğini biçiyor. 🙏🙏🙏
Torununa da öyle bakıyorum anne hiç merak etme, koşulsuz ve sadece izleyerek..

● 4 yaşına kadar annesini emmiş, 30 yıl annesiyle uyumuş bir anneyim…

● Ben çok gençtim annem beyin ameliyati geçirdiğinde. Operasyon sonucu annem 4 yaş IQ ile bana hediye olarak geri döndü (ölebilirdi)

● Doktorlar sıfır bir cd düşün ne yüklersen o olur annen dediler. Çok gençtim, anneye en çok ihtiyacım olduğu bir anda “anne” olmuştum. Konuşamayan, yürüyemeyen, hayata sıfırdan başlamış biri vardı karşımda.. Hayatta en çok sevdiğim varlık, bir çift gözle bana bakıyordu..

● Bir sınıf hazırladım, herşeyi baştan öğretmeye başladım. Kendimi, sayıları, harfleri, renkleri, en sevdiği yemekleri..

Yazdım, çizdim, uydurdum.. Hayalimdeki hayatı anlattım ona, hep en güzellerini,  en güzel anılarımızı.. Yepyeni bir dünya kurdum ikimize toz pembe.. Ve her gece ona sarılarak yattım 18 yıl boyunca da (hastalıktan  evlenene kadar da) hiç onsuz uyumadım.. Sımsıkı sarıldım.. Ayaklarımız ayaklarımızda.. El ele, yanak yanağa.. Hep ben yıkadım pamuk gibi.. Tatillere gittik, uçaklara bindik.. Hayatı sil baştan tekrar yaşadık..

● Hiç modern tıp ilaçları kullanmadık, 4 kur kemoterapi gördük kötüye gitti o ara hastalığın seyri, benim rızamla ve imzayla bıraktık.. Ne kadar doğal şey varsa araştırdım, görmediğim, yapmadığım hiç birşey kalmadı.. Beslenerek ve moralle, koşulsuz severek  18 yıl geçirdik beraber.. Daha nicelerine inşallah..

● Anladım ki sevginin iyileştirici gücü içimizde.. Koşulsuz sevgi, koşulsuz bağlanma.. Beraber sarılarak uyumak ne kadar iyi geliyor ikimize de.. Bence en önemli kısım burası, doktorlar ilaçsız 18 yılı hep sorarlar..

● 18 koca yılı nasıl anlatsam.. Her günü ayrı hikaye, ben son 1 yılını ve aydınlanma anımı anlatmak isterim..

Anne oldum, biyolojik anne oldum! Büyük bir lütuftu.. Üstelik güzel yürekli bir eş, evlat ve hayatın bana asıl hediyesi olan “annem” hepimiz bir aradaydık.

Nuh Deniz (oğlum) bana kendimle yüzleşmem için gönderilmiş; annemle yaşayamadığım ve hatırlayamadığım anne-evlat bağını hatırlatmak için gelmişti sanki.. Bin şükür farkındalık sahibi olduğum ve gönül gözümün açılmasına izin verildiği için..

Gerçek annelik dediler bi tat bak annene olan sevginden apayrı dediler..

Hiç de ayrı değil; sevgi tek benim için (annem derdi ki 5 parmağın 5 ide farklı ama hangisini kesersen kes acısı aynı)..

Annem 18 yaşında ilk çocuğum..
2. Çocuğum Nuh Deniz, oğlum..

Hissi kablel vuku bakıcam dedim Nuh’a.. 9 ay çalıştım hiç araştırma yapmadım, hiç kafamı karıştırmadım. İçgüdüsel yaşadım, 9 ayda doğuma setten gittim. Doğurdum ilk 6 ay Nuh’la sete gittim. Bir kaç ay önce Nuh’la anneme aynı anda bakmaya karar verdim ve işi bıraktım..

Annem “alzheimer” artık, Nuh 13 aylık, bana o kadar iyi geliyorlar ki; beraber şarkı söylüyoruz, yemek yiyoruz, gülüyoruz, uyuyoruz hep beraber, kuralsız, koşulsuz severek birbirimizi besliyoruz..

● 13 aydır Nuh emiyor ve benimle uyuyor.. Doğal herşey, olması gerektiği gibi. Annemle deneyimlediğim herşey bugün Nuh Deniz’de de işe yarıyor.. Sevginin iyileştiremeyeceği , büyütemeyeceği hiç birşey yok.. Koşulsuz sevmek, bağlanmak hayatta sizi ayakta tutan, varlığınızı, asıl sizi siz yapan tek duygu.. Bu kadar güçlü duygularımız varken; gerisi halloluyor. Bin şükür…

Gelen giden sabrıma, enerjime şaşırıyor.. Nasıl diyorlar, hem bedenen hem ruhen nasıl yapıyorsun?  Psikolojin iyi mi diye soruyorlar.. Onlar sorunca fark ediyorsun n’apıyorum ben diye.. Çok iyi yapıyorum.. Ben böyle besleniyorum.. Hiç zorlanmıyorum.. Seviyorum.. Besliyorum ve besleniyorum..

Alzheimer bir anne, 13 aylık oğlum, eşim, 1 kedim, evimiz ve ben…

Hayal ettiğim hayatı yaşamıyorum ama çok mutluyum. . Ben gezgin olmak isterdim.. Ama ruhumuz zaten gezgin demek ki bedenen burada durmam gerekiyor.. Ve koşulsuzca severek beslenmek gerekiyor.. Farkındalıklarımız arttıkça hayata karşı sabrımız ve  sevgimiz kendiliğinden akıyor zamana..

Ne iyi gelmişti bana evlat kokusu.. Varlığı varlığıma armağan olmuştu.. İçimdeki tüm eksik ağlar örülüyordu baştan sona..

Anneme doyasıya sarılıyorum, ne çok özlemişim kokunu.. Sen de beni böyle mi sevdin annem.. Ne güzel şeysin sen .. Yaşayamadığın ne varsa yaşıyorum ikimizin adına. Koşulsuz seviyorum. Bağrımdan hiç ayırmadan uyuyorum… Zamandan akıp giderken biz, en çok “anı” biriktiriyorum.. Ben de bir gün Nuh’tan gitmek zorunda kalırsam kokum kalsın diye.

Seni ne çok seviyorum. . Burnumda tütüyorsun… İçime doluyor tüm hayalin..

…. İyi ki benim annemsin❤ Her halinle seni seviyorum. Özlüyorum.

Kızın can🙏💗 minnetle…

Farkındalık sahibi bireyler kazandırmak   dileğiyle, hayata 🌱🌻

Canan Ö. Arslan

DİP NOT: BUNLARIN HİÇ BİRİNİ SİZİ SEVEN VE DESTEKLEYEN BİR EŞİNİZ YOKSA BU KADAR RAHAT VE MUTLU YAPAMAYABİLİRSİNİZ. VARLIĞINA, DESTEĞİNE TEŞEKKÜRÜ BORÇ BİLİRİM EŞİM HASAN ARSLAN 🙏🙏🙏 BİN ŞÜKÜR VARLIĞINA .. SEN EFSANE BİR BABASIN💃

Anne Vitrini


Evin bebesi 8-9 aylık civarında; evin ablası da 3 yaşını yeni doldurmuş o aralar. Sitenin bahçesine iniyoruz. Küçük kızımı (henüz itiraz etmeyi bilmediği için) gönlüme göre cicili bicili giydiriyorum. Büyük kızım ise tarak sevmediği için arkasında top olmuş saçları ile ne giyeceğine elbette kendi karar veriyor; eşofman, üzerine etek, kısa kollu tişört, mont giymemiş ama hava çok soğuk olduğu için kardeşinin el örgüsü yeleklerinden birini giymeye ikna olmuş, ayağında çoraplar ve soğuk havaya rağmen ayağına biraz küçük gelen-eskimiş terlikler… Okumaya devam et Anne Vitrini

Çocuğumuz Neden Vurur?

Çocuğumuzun şiddet uygulaması, çoğumuzun en büyük korkularından birisidir. Gerçek şu ki çocuklar arası şiddet uygulama varsa şiddete uğrayan kadar şiddet uygulayan çocuğun ailesi de kendini çaresiz hissediyor. Bir anne olarak gözlemim 2-4 yaş arasında çocuklarda -belki de karşıdakinin canını ne kadar acıttıklarını bilmediklerinden- şiddet eğiliminde artış olabiliyor. Bu daha sonra gerileyebiliyor. Bu konuyu sebepleri ve çözüm yolları ile yakından inceleyelim istedim. Her konuda olduğu gibi burada da ‘çocuğun bunu yaparken altta yatan ihtiyacı nedir’ diye sormayı seviyorum. Pekala, çocuğunuzun altta yatan ihtiyacı sizce ne olabilir, çocuk şiddet uygularken aslında bize ne söylemeye çalışıyor olabilir? Okumaya devam et Çocuğumuz Neden Vurur?

Uyku Problemi mi; Duyu Bütünleme Problemi mi?

Bebeklerin ve çocukların uyku problemi yaşanmasının onlarca farklı sebebi vardır elbette. Fakat duyu bütünleme problemleri bu uyku sorunlarına sebep olan en önemli etkenlerden biridir.
‘Duyu Bütütünleme Gözlüğünden Bakmak’ ismiyle tek tek bahsetmeye çalıştığım sorunlardan en çok karşımıza çıkanlardan biri de uyku sorunları.

Okumaya devam et Uyku Problemi mi; Duyu Bütünleme Problemi mi?

Ayna Ayna Söyle Bana Kimim Ben?

 

Aynalama yapmak için bir ayna olmaya ihtiyacınız olacak.

 

Aynalar  olanı sadece  olduğu gibi gösterir. Yorum veya soru yoktur.

 

Aynalar çok yalın bir şekilde gerçekliği yansıtır. “Gerçeklik” kısmı önemli, aynalama bir teknik değil bir “oluş” tur. Yani korktuğunu tahmin ettiğiniz çocuğa “Doğru duyguyu buldum” düşüncesi ile huzursuz bir hal  ile  “Korktun” demeniz bir tespittir. Ayna tespit yapmak amacı gütmez, ayna gerçeği alır ve geri yansıtır. Okumaya devam et Ayna Ayna Söyle Bana Kimim Ben?

Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Tuğçe Çiftçi

Merhaba Tuğçe Hanım, Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Tuğçe Çiftçi: Merhabalar AP ailesi , öncelikle hayatıma kattığınız güzellikler için teşekkür etmek istiyorum. AP benim arayıp bulamadığım eksik puzzle parçammış meğer. Okumaya devam et Attachment Parenting Türkiye Röportaj – Tuğçe Çiftçi