Bir Babanin Gozunden Attachment Parenting

Merhaba,

Attachment  Parenting, William Sears, gelişim psikolojisi dediğimiz şeyler aslında bir öğretmen olarak daha çok ilgimi çeken konular olsa da ben bu yazıda “Neydim ne oldum, AP benzeri yaklaşımlar aslında benim gibi bir odunu bile nasıl yontabilir?” üzerine konuşmak istiyorum. Değişmeye hazır olan herkesi beklerim.

Bu yaşıma kadar (29) çevremde pek çok farklı ebeveyn modelleri, farklı çocuk yetiştirme şekilleri ile karşılaştım.  Çok aykırı bulduklarım da oldu, hayran olduklarım da.  Çocuğunu şımartanları, sevgilerinden evlat kölesi olanları da gördüm.  Çocuğu daha ilk aylarından itibaren terbiye etmeye çalışanı, ödül-ceza kıskacında kendi istediği doğrultuya sokmaya çalışanı da.  Aslında bana en yakın olan da buydu.

Bir babalık hayalim vardı. Çocuğumu öyle yetiştirecek öyle bir şekle sokacaktım ki herkes gıpta ederken bense eserimle gururlanacaktım. Her şeyi daha ilk yıllarda öğretecek, bir robot misali yetiştirecek, gerekirse duygularından vazgeçirtecektim.  Öyle mızmız olmamalı, “adam gibi” durmalı, bir yere gidince beni rezil etmemeli, “sus” dedim mi susmalı, “uyu” dedim mi uyumalıydı.  Demeye ne hacet, bir bakışımdan bunu anlamalı, söylettiğinde bile ceza vermeliydim.  Öyle boş boş da konuşmamalı, saçma sapan çocukça hareketler yapmamalıydı.  Yeri gelecek kaba etine vuracak, canını yakacak ve davranış öğretecektim.  Çok disiplinli olmalıydı, yaptığı her şeyin bir karşılığı olduğunu daha küçücükken öğrenmeliydi.

Evlendim.  Sevgili eşim sayesinde Attachment Parenting Türkiye grubuna dahil oldum.  Grubun ilk zamanlarıydı. İlk 1 yıl neredeyse hiç sesim çıkmadı grupta.  Bu süreçte okumalarım devam ediyordu.  Peki, ne oldum konusuna gelirsek, aslında hiçbir şey…  Tek yapmaya çalıştığım şey tam olarak buydu, diyebilirim.  Bir “hiç” olmaya çalışmak ve yeni doğmuş bir insanı bir “şey”e çevirmeye çalışmamak. Toplum olarak bize kasıtlı olarak yüklenen yalan yanlış öğretilerden arınmaya çalışarak saf baba olmaya çalıştım. Bu dünyada en değerli insanları yetiştiren bizim aslımızı, Anadolu kültürümüzü ucundan,  kıyısından öğrendim ve çocuğa yaklaşım tarzı olarak buna çok benzeyen Attachment Parenting felsefesini de benimsedim. Bunun adının ne olduğu ile hiç ilgilenmedim.  

Benim için asıl olan şey; bebeği insan yerine koyup saygı duymak, onun düşünce ve ihtiyaçlarını önemsemek, minik insana hakkettiği değeri vermek derdinde olmak. Buna benzer her şey çok sevilesi. Mesela kızımı ilk 1 yıl kucağımızdan indirmedik.  Kucağa alışır falan, dediler bize. Halbuki biz sarılmaya doyamadan büyüdü ve sonra o bizi istemedi.  Keşke kızımı daha da çok giyebilseydim.  Onunla sürekli konuştuk, sekine dolu melodili bir sesle.  Bağırmak ne kelime, sert ve iğneleyici konuşmamaya dikkat ettik. 6 aydan sonra evdeki her eşyayı tanıttık, adını söyleyip dokundurduk. Evdeki koltukları terk ettik, biz de yere oturduk onun göz hizasına indik. Elini tutmadık, parmağımızı uzattık o isterse tuttu. Çünkü bir yetişkinle el ele tutuşulurdu. Biz onun elini tutarsak o kendi içinde bunu bizim onu kontrol edip yönettiğimiz şeklinde anlayabilirdi. Özgür olmalıydı.  Annesinin koltuk altında, kokusu kokusuna karışarak uyudu. Daha doğmadan onun adına oda dekore etme hakkını kendimizde bulmadık, büyüyünce kendi seçsin istedik. Ayırmadık odamızdan, yatağımızdan.  Evi, koltukları, kapıları, duvarları birlikte boyadık. Çünkü boya defteri onun ufkunu daraltıyordu, yetmiyordu.  İhtiyaçlarını ertelemeden, vaktinde ve yeterince karşılamaya çalıştık. Televizyonu kapattık, akşamları birlikte oynayıp birlikte uyuduk.  Çocuğa özel kural veya yasak üretmeden,aidiyet hissine zarar vermeden yapmaya çalıştık bunları.  

Çocuğun gelişim dönemleri, şu sıralar zaman zaman yaşadığımız “2 yaş şeysi”, atak zamanları, dolunay günleri, hepsi bizim ilgi alanımızda olduğundan, bu zamanlarda kızımın “anormal” hallerini anlamaya ve destek olmaya çalıştık. Eşyayı üretim amacına uygun olarak kullandığı sürece, asla müdahale etmedik. Duygularını özgürce yaşaması için zemin hazırladık, şartlı cümle kurmadık, ceza vermedik, dövmedik.  Kızımın büyümesini öylece hayret makamında izledik. Çocuksu hallerini tebessümle karşıladık. O bize insan olmayı öğretti, diyebilirim. Bunlar marifet değil, övünç değil, doğal ve olması gereken şeylerdi.  Bize bunu öğrenmemizde destek olan bu iyilik hareketiydi.  Bunları ve bunlar gibi olumlu davranışları bize kazandıran, kızımı bana kazandıran, evladımla olan ilişkimi saygın bir çerçeveye oturtan, grupta soru sorup teselli bulmanın ötesinde çocuğa karşı bir bakış açısı kazandıran, onun dünyasına bizi sokmak için elimizden tutan “doğal-şefkatli ebeveynlik”  kavramı bu yüzden çok değerli.  İşte tam bu noktada aklımıza gelmesini beklediğimiz soru: tüm bu çaba ne için? Yani bu yaklaşımın zıddı ile yetişen insanlar nasıl bir insan oluyor da biz onu değil de bunu tercih ediyoruz?

Bağlanma, güvenli bağlanma, bağ kurma,  kendini çocuğa öylece bırakabilme, çocukla aynı anda aynı hisleri hissedebilme, senkron halde, eşduyum,  evladını kucağına aldığında kalbinden onun kalbine görünmez bir iksirin akması hali, dudakların gülümserken aynı anda gözlerinin nemlenmesi, anne-çocuk bağlanması, görsel temas, tensel temas, işitsel temas, emzirme, bedensel ihtiyaçları giderme gibi geniş konuların içine girmeyeceğim. Fakat bir uzaklaşıp, gözlerimi kapatıp, dünyanın sesini kısıp, kendi içime doğru yola çıktığımda fark edebildiğim bir şey var: Allah sanki çocuğu ilk 6 ay boyundan aşağısı felçli gibi yaratmış, ilk 1 yıl dilsiz yaratmış, tüm ihtiyaçlarını anne-babasına yaptırırken aslında çocuğun ebeveynine bağlanması için zorunlu bir ortam oluşturmuş.  Güvenli bağlanan çocuklarda ilk 4-5 yıl diğerlerine göre daha çekinik gibi oldukları gözlemlense de (hisleri ile hareket ettikleri için), büyüdüklerinde yaşamı başarma noktasında diğer çocuklara göre daha başarılı oldukları doğrudur. Yani aslında ilk günden itibaren hisleri ile doğan, hisleri ile var olan bir insanı, özünü bozmadan yuvadan uçana kadar rehberlik etme işidir ebeveynlik. Çünkü insan akıldan ibaret değil, IQ denilen şey EQ’dan daha önemli değil.  Bence insan olmak, duygular ile var olabilmektir.  İnsanların, duyguları eksik canlılardan çektiklerini ve çekeceklerini tarih bize göstermiştir. İllaki tarihe gitmeye de gerek yok, bunu gösteren gözlük ile bakınca etrafımız gerçekten dopdolu.

Annesi veya bakım veren kişisi ile güvenli bağlanan çocuk, insan yaşamında ikinci duygusal evre olan aidiyet dönemine giriyor ve çocukluktan ergenliğin sonuna kadar bu dönemi yaşıyor. Büyükler genelde çocuğa söz geçirmeyi, ona tesir edebilmeyi istiyorlar. Bunu da en kolay olan ceza ile, şiddet ile (duygusal ve fiziksel), diş sıkma ile, sert bir bakış ile, çocuğun içinde bir ürküntü oluşturarak, ödül-ceza kıskacında yapıyor.  Hatta abartarak bir bakış açısı söylemek istiyorum; akıl baliğ olana kadar (belki 15 yaşında olan) bir genç ölse  Allah bu kişiyi cennetine alacak.  Ama biz daha çocuk olan insana ne cezalar veriyoruz neler ediyoruz.  Kendimizi görebildiğimiz noktayı fark edebiliyor muyuz?  Halbuki insan, vicdanı ile terbiye olur.  Çocuğa tesir edebilmenin en insani yolu, çocukla bağ kurabilmekten geçiyor. İşte bebekken güvenli bağlanan insan, ergenlikte ailesi ile daha kolay bağ kurabiliyor. Bu bağ ile aile evladına daha kolay ve insani yöntemler ile tesir edebiliyor.

Üçüncü ve son dönem ; uyum dönemi. İlk iki dönemi doyumsamış olan insan, uyum dönemini ölüm gelene dek daha başarılı yaşıyor.

 

Attachment parenting; evladını hayatının merkezine koyabilen onu özünde her şeyden çok seven ebeveynler için bir sığınak bir sakin liman.  

Attachment parenting; çocuk merkezli bir yaşamın adı.

Attachment parenting; çocuk rehberliğinde, çocuktan alınan sinyaller ile onun gösterdiği yolda ilerlemenin adı.  

Attachment parenting; yan koltuğa oturup direksiyonu, gazı ve freni çocuğa teslim etmenin adı.

Attachment parenting, doğal ebeveynlik veya şefkatli ebeveynlik veya tam anlamıyla nasıl söylersek söyleyelim, mana açısından benim anladığım kadarıyla; asıl mayası asıl anlamı insana insan gibi muamele etmek, bebek, çocuk, aciz, güçsüz diye ona zorbalık etmeden, üstünlük kurmaya çalışmadan, kendi egomuzu onun üzerinden tatmin etmeden, kendi yaşamımızda başaramadığımız her şeyi ona yüklemeden, bana ait bir eşya gibi davranmadan, onunla saygın bir iletişim kurmak, şefkatle yaklaşmak, insan gibi muamele etmek.

Attachment parenting; tüm bu temel insani değerlerde ilerlemeye, yaşamaya çalışmak ve buna destek olanlara arka çıkma yoludur bence.

Günümüzde “temel insani değerlerin” insanlığın zirvesi hatta ulaşılamayacak bir nokta gibi gözüktüğüne bakmayın. Burada bir ütopyadan bahsetmiyorum. Hepsi biraz uğraşınca yapılabilecek işler, hatta karşılığını yavaş yavaş görmeye başlayınca insana inanılmaz bir yakıt deposu olan bir enerji kaynağı olarak geri dönmektedir.  

Ruhunuzun doyduğunu, doyumsadığını hep birlikte yaşamak dileğiyle…

Samet Yillar

AyşeMelek’in Babası

Gorsel: Snezhana Soosh

 

Bunu Paylaş:
0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir