Çocuğumuz Neden Vurur?

Çocuğumuzun şiddet uygulaması, çoğumuzun en büyük korkularından birisidir. Gerçek şu ki çocuklar arası şiddet uygulama varsa şiddete uğrayan kadar şiddet uygulayan çocuğun ailesi de kendini çaresiz hissediyor. Bir anne olarak gözlemim 2-4 yaş arasında çocuklarda -belki de karşıdakinin canını ne kadar acıttıklarını bilmediklerinden- şiddet eğiliminde artış olabiliyor. Bu daha sonra gerileyebiliyor. Bu konuyu sebepleri ve çözüm yolları ile yakından inceleyelim istedim. Her konuda olduğu gibi burada da ‘çocuğun bunu yaparken altta yatan ihtiyacı nedir’ diye sormayı seviyorum. Pekala, çocuğunuzun altta yatan ihtiyacı sizce ne olabilir, çocuk şiddet uygularken aslında bize ne söylemeye çalışıyor olabilir?

 

1. ‘Şiddet içeren programlarda gördüklerim beni rahatsız ediyor anne’

Maalesef çocuklarımıza izlettiğimiz pek çok çizgi film ya da program, çocuklarımızın yaşına uygun değil ve şiddet/cinsellik sahneleri içeriyor. Erişkin programları, reklam ya da haber programları, çocukların psikolojik gelişimini olumsuz etkileyebilecek başlıca programlar arasında sayılabilir. Erişkin programlarındaki (özellikle haberler ve dizilerdeki) şiddet çocuklarımıza uygun değil. Belinde silahla dolaşan, birbirini tehdit eden, döven karakterlerin olduğu pek çok dizi/film mevcut. Bununla birlikte çocuklar için uygun olduğunu düşündüğünüz çizgi filmlerin de sizin tarafınızdan izlenmiş olması iyi bir fikir olabilir. Çocuğun ekran karşısında yalnız kalmaması, ekranın bakıcı olarak kullanılmaması, diğer seçenekler arasında. Mümkün olduğu kadar çocuk programları çocukla birlikte izlenirse, çocuğumuzun neye maruz kaldığını da görmüş oluruz. 

 

2. ‘Evde seyirci kaldığım şiddet bana fazla geliyor anne’

Aile içi fiziksel veya psikolojik şiddet çocukları tahmin ettiğimizden daha fazla etkiliyor. Şiddetin yaşandığı çoğu ailede dışarıya gösterilmemeye çalışılan, varlığı reddedilen, hafif formu normal bir davranış gibi gösterilmeye çalışılan, kısaca var’olan şiddetin yok sayıldığı bir tutum sergilenebiliyor. Çoğu aile çimdikleme/hafifçe eline vurma/sarsma/itme gibi fiziksel teması ya da bağırma/alay etme gibi sözel ifadeleri şiddet olarak görmüyor. Ya da çocuk onları çileden çıkardığı için böyle davrandıklarını iddia ediyor. Oysa ki, bunların hepsi şiddetin farklı bir boyutudur. Çocuk nasıl davranırsa davransın aile, erişkin gibi davranmak, sakin kalmak zorundadır. Şiddete eğiliminiz varsa, kriz anında oda değiştirmek, nefesinize odaklanmak ve mümkünse profesyonel destek almak işe yarayabilir. Bizim ‘küçük’ olarak gördüğümüz davranışlar, çocuklarda derin yaralar açabilir. Şiddete uğradığını düşündüğünüz çocuk varsa resmi kurumlara başvurmak, o çocuk için kurtarıcı olabilir.

 

3. ‘Kendimi güçsüz hissediyorum, güçlü hissetmeye ihtiyacım var anne’

Eğer çocuğunuz minyon bir yapıda ve sürekli elindeki diğer çocuklar tarafından çekilip alınıyorsa, henüz konuşamadığı için kendini ifade etmekte zorlanıyorsa, ince motor gelişimini henüz tamamlanmadığı için el becerisi gerektiren konularda sürekli hayal kırıklığı yaşıyorsa,  herhangi bir farklılığından dolayı (gözlük takmak, şaşı olmak, farklı yürümek, kekelemek) kendisiyle alay ediliyorsa kısacası kendisini güçsüz hissettirecek bir senaryo yaşıyorsa, kendini güçlü hissetme ihtiyacını karşılamak için şiddete başvuruyor olabilir. Bu durumda aynalama yapmak kendini güçlü hissedeceği oyunlar oynamak işe yarayabilir. Aynalama yapmak için Şiddetsiz İletişim ve Etkili Anne Baba Eğitimi kitabını, güçlü hissetme oyunları için Oyun Oynama Sanatı kitabını tavsiye ederim.

 

4. ‘Duygularımı rahatça ifade etmeye ihtiyacım var anne’

‘Erkek adam ağlamaz/korkmaz’ , ‘hanım kızlar çığlık atmaz’, ‘ablalar kıskanmaz’ gibi cümlelerle, duyguları bastırılmaya çalışılançocuklar şiddet eğiliminde olabilir. Çünkü öfke bir şekilde diğer olumsuz duygulara oranla toplum tarafından daha çok kabul gören bir duygudur. Çocuğumuz kıskançlık, üzüntü, hayal kırıklığı, korku gibi tüm duygularını, kabul gören tek yol olan öfke ile ifade ediyor olabilir. Ya da duygularını bastırmak zorunda olmak onu öfkelendiriyor olabilir. Sizin duygularla aranız nasıl? Bazı duyguları hissetmeyi kendinize yasaklar mısınız? Ya da hiç hissetmediğimiz bir duygu var mı? Oysa tüm duygular bize ait, bizim bir parçamız. Her duygumuzu şefkatle ve korkusuzca kucaklarsak kendimizi sevebiliriz. Yine Şiddetsiz İletişimkitabı aracılığı ile çocuğumuzun duyguları hakkında nasıl konuşabileceğimizi öğrenebiliriz. 

 

5. ‘Sürekli engelleniyorum, özgürce hareket edebileceğim alana, keşfetmeye ve başardığımı görmeye ihtiyacım var anne’

İçinde yaşadığımız dünyada maalesef atalarımız kadar özgür değiliz. Apartmanlardan oluşmuş steril dünyamızda, sıkışık bir düzen içinde sürekli birbirimizin alanına girmeden yaşamaya çalışıyoruz. Çocuklarımız özgürce çimlerde yuvarlanamadan, çamurla oynayamadan, yağmurda zıplayamadan ve ağaca tırmanamadan büyüyor. Sürekli ‘bağırma komşular rahatsız olur’, ‘suyla oynama hasta olursun’, ‘ayaklarını çamura bulama’ gibi uyarılarımıza maruz kalıyorlar. Bununla birlikte onların yapmaya çalıştığı büyük(!) işlerde (çatalı makarnaya batırmak, çorabı giymeye çalışmak, koltuğa tırmanmaya çalışmak, kapağı açmaya çalışmak gibi) dayanamayıp, o işi biz tamamlıyorsak, hem çocuğun başarma hissini elinden almış oluyoruz (çatalı biz batırınca o başarmış hissetmiyor), hem de elinden bir iş alındığı için öfkeli hissetmesine sebep oluyor (araba kullandığınızda yan koltukta oturup her manevranıza karışan eşiniz nasıl hissettiriyor). Kısacası çocuklarımızın özgürce koşup oynayacak doğal ortamlara ve evde tek başlarına yapmaya çalıştıkları işi sessizce uzaktan izleyen erişkinlere ihtiyaçları var. 

 

6. ‘Kıyaslanmak istemiyorum, biricik olduğumu hissetmeye ihtiyacım var anne’

‘Sen yemezsen kardeşin yer/giymezsen kardeşin giyer’, ‘abisi/ablası zehir gibiydi ama bu değil’, ‘küçük çok güzel de büyük o kadar değil’ bu örnekler en çok kardeşlerle ilgili çünkü gözlemlediğim kadarıyla anne/baba yapmasa bile çevre hep kardeşleri birbiriyle kıyaslama yönünde hareket ediyor. Bir düşünsenize sürekli beceri, başarı, güzellik, uyumluluk ve daha pek çok konuda sürekli kıyaslandığınız biri olsa nasıl hissederdiniz? O insanı gerçekten sevebilmeniz mümkün olabilir miydi? Sürekli kıyaslanmak çocuğun öfke hissetmesine sebep olabilir. Hele ki çocuklarımızın iyi geçinmesini ve birbirini sevmesini istiyorsak, onları kıyaslamaktan vazgeçmeliyiz. 

 

7. ‘Eleştirilmek ve azarlanmak istemiyorum, olduğum halimle kabul görmeye ihtiyacım var anne’

Çocukları azarlamanın normal kabul edildiği bir toplumda büyüdük. ‘Eti senin, kemiği benim’ dendi okula gönderirken, birey olarak görülmediler, tam olgunlaşmamış el becerileri, denge ve koordinasyon yetenekleri sebebiyle yaptıkları hatalar hiç kabul edilmedi. Bardağı kırdıklarında, yemeği döktüklerinde, hatta düşüp dizlerini kanattıklarında bile azar işittiler, bazen dayak yediler. Beceriksizlikle etiketlendiler. Eğer çocuklarımızı, azarlıyor, eleştiriyor, onlarla alay ediyor ve etiketliyorsak (beceriksiz, dengesiz vs gibi sıfat takmak da diyebiliriz) buna bir son vermemiz lazım. Bu şekilde yaşayarak kimse mutlu olamaz. İçinde bir öfke büyütmesi ve bunu bir şekilde dışarıya vurması kaçınılmaz olur. 

 

8. ‘Bende başka bir sorun var ve bunu görmene ihtiyacım var anne’

Eğer yukarıdakilerin hiç biri size uymuyorsa yolunda gitmeyen başka bir şey olabilir. Çocukların uygunsuz davranışlarını, bir yardım ihtiyacı olarak değerlendirip, sebebini araştırmak iyi bir fikir olabilir. Bakıcı sorunları, öğretmen/okul/sınıf arkadaşları ile ilgili sorunlar, istismar, gelişimsel başka sorunlarla birlikte şiddet varsa otizm gibi bir takım farklılıklar var olabilir. 

 

Peki ne yapabiliriz?

 

Önceliğimizin şiddeti bastırmaya çalışmaktan çok, altta yatan nedeni anlamaya çalışmak olması, çözüm konusunda bize daha yardımcı olabilir. Altta yatan nedeni anladık diyelim, sonra ne yapacağız?

 

1. Profesyonel destek ve gerekiyorsa oyun terapisi çocukların baş etmede zorlandıkları streslerinin çözülmesinde işe yarayabilir. 

2. Her durumda şefkatli kalmak çocuğumuzla iletişimde kalmamız konusunda bize yardımcı olur. Eğer çocuklar arası şiddete şahit olduysak onları kibarca ve şefkatle ayırarak birbirinden uzaklaştırmak iyi bir fikir olabilir. Şiddete uğrayan kadar şiddet uygulayan çocuğun da şefkate ihtiyacı olduğunu aklımızda tutmakta fayda var. Eğer şiddet uygulamaya devam etmek istiyorsa, kendini güçsüz hissettirmeyecek şekilde sakinleşene kadar sarılabiliriz. ‘Çok öfkelisin, çok kızdığını görüyorum. Evet şu an vurmak istiyorsun’ gibi cümlelerle aynalama yapabiliriz. Etkili bir aynalama için yukarıda da bahsettiğim Şiddetsiz İletişim ve Etkili Anne Baba Eğitimi kitaplarını öneririm. 

3. Çocuklarımızın uykusunu iyi aldığından, karnının tok olduğundan, açık havada yeterli vakit geçirdiğinden, enerjisini harcayacak kadar hoplayıp/zıplayıp/yorulduğundan, yeterince güldüğünden, sevgi/bakım alma ve sarılma ihtiyaçlarının karşılandığından emin olalım. 

4. Çocuğun güçlü hissettiği oyunlar işe yarayabilir. Yastık savaşında çocuğun kazanması gibi hem kıkır kıkır güldüren, hem enerji attıran hem de gücün çocukta olduğu oyunlar aramaya başlayabilirsiniz. Yukarıda da yazdığım gibi Oyun Oynama Sanatı kitabı tam bir hazine değerinde. 

5. Çocuğunuzun hiç hareket edeceği bir alan yoksa yüzme, basketbol, dans gibi aktiviteler işe yarayabilir. Bence buradaki en önemli nokta, çocuğun bu aktivitelere zorlanmaması ve bunları severek yapması. Eğer devam etmek istemiyorsa, zorlamak süreci kötüleştirebilir.

6. Aile içi çatışmaların çözülmesi, iletişimin güçlendirilmesi, ben dili kullanımının arttırılması, gerekiyorsa ebeveynlerin bireysel terapi alması çok önemli. Çocuk şiddetinde önce dönüp kendimize bakmakve kendi içimizdeki sorunları çözmek, bu süreçte atılan en büyük adımlardan biri olarak sayılabilir. Bu konuda Çocuğunuz Vurduğunda isimli yazımızı da okumak isteyebilirsiniz. Hepinize neşe ve güzellik dolu günler diliyorum. Umarım faydalı bir yazı olmuştur. Sevgiler

Yasemin Cantürk Özşahin

 

Önce okumayı, sonra yazmayı (yazdıklarım burada) en çok konuşmayı seven; hala bir değişim ve yapılanma içinde ve kendini tek kelimeyle anlatmak isterse de  ‘yenilenmek’ diyebilecek; sıradan, seven, sevinen, kızan, deliren, üzülen, acıkan, bağıran, kahkaha atan, gülümseyen, arada (çoğunlukla) otomatiğe bağlayan, sonra otomatik pilottan çıkan iki çocuk annesi bir anestezist…  Anne olmak ona, kendini ifade edemeyen bir miniğin kişisel sınırlarını keşfetmeye çalışırken, kendi sınırlarının ne olduğunu öğretmiş olan bir kadın… Herkes gibi, ne eksik ne de fazla…

Görsel: www.pbs.org

 

 

 

Bunu Paylaş:
0

Bebeğim Ağlıyor

İlk günlerden itibaren, iç sesim bebeğim ağladığında yardıma ihtiyacı olduğunu söylüyordu. Hiç düşünmeden onu kucaklıyor yavaşça sallıyor, kendi duygularımı regüle etmeye* çalışıp ona da sakince, yanında olduğumu ve her şeyin yoluna gireceğini söylüyordum. Hayır; bu kadar sık ve uzun süreliğine ağlayan bir bebeğim olacağını bilmiyordum. Hayır; bir bebeğin 4 saat durmadan ağlayabileceği ile ilgili hiç bilgim yoktu. Kolik olarak değerlendirdiğim birçok bebek takip ettim. Ama hemen itiraf edeyim ki, ‘Bebeğim sürekli ağlıyor.’ diyerek endişeli gözlerle bakan annelere  ‘E sen bu kadar endişeli olursan ağlar tabi, rahatla biraz!’ diyen bir ahmak yaşıyordu içimde. Tüm iyi niyetimle;  bebekteki sağlık sorunlarını araştırıp annelere bebeklerinin sağlıklı olduğunu ve bu ağlamaların bebek büyüdükçe geçeceğini söyleyip, onu rahatlatacak şeyler bulmaya çalışmalarını öneriyordum. Bununla beraber ‘anne çok endişeli olduğu için bebeğinin çok ağladığı’ şeklindeki inancım, bebeğimin doğması ile değişecekti. Kendi çocuğum olana kadar, bebekleri ayrı bir sinir sistemi olan bireyler olarak görmekte eksiklik yaşadığımı fark etmemiştim, bebeğin tüm huzursuzluğunun annenin duygu durumunun sonucu olduğunu zannediyordum, kızım  annenin endişesinin bir ‘sonuç’ da olabileceğini öğretmek için doğdu. Ve artık  çoklu gıda alerjisi ve çoklu duyusal hassasiyetleri olan bir çocuğu olan, bebeklerin ağlaması ile ilgili yazılmış neredeyse tüm yazıları okumuş bir çocuk doktoru olarak, annelere bebeklerinin ağlamalarını ele almak  ile ilgili söyleyeceklerim var.

Okumaya devam et Bebeğim Ağlıyor

Bunu Paylaş:
0

Duygusal Açlık mı Sevgi mi?

Yazan: Ph. D. Robert W Firestone, 24 Şubat 2009

İngilizce aslından Türkçeye çeviren: Yasemin Reyhanioğlu, Eylül 2018

Çeviri düzeltisi: Yasemin Özşahin, Ekim 2018

Duygusal açlık sevgi değildir. Güçlü bir duygusal ihtiyaçtır.

Duygusal açlık, sevgi değildir. Çocukluk çağındaki duygusal yoksunluğun sebep olduğu güçlü bir duygusal ihtiyaçtır. İnsanların, genellikle bir eksikliği gidermek ya da boşluğu doldurmak için umutsuzca dışa vurduğu acı ve arzunun ilkel bir görüntüsüdür. Bu boşluk, yalnızlığın ve ayrılığın acısı ile derinden bağlantılıdır ve yetişkin olarak kurulan ilişkilerde çoğu zaman gerçek anlamda telafi edilmesi mümkün değildir. Ancak insanlar kendi acılarına katlanmayı ya da bu ilkel ihtiyaç ve bağımlılığın anlamsızlığı ile yüzleşmeyi reddederler. Kendilerinin de
ölümlü olduğu gerçeğini inkâr eder ve güçlerinin yettiği her şeyi başka insanlarla bağlı olduklarına dair bir yanılsama yaratmak için kullanırlar. Başka insana ait olma kurgusu, ölüm ile ilgili kaygıyı azaltır ve insana ölümsüzlük hissi verir.

Açlık, o kadar güçlüdür ki dışa vurulduğunda karşı tarafı sömürebilir ya da tüketebilir. Çoğu insan bu hissi sevgi olarak tanımlar. Sürekli bağlantıda kalma arzusunun gerçek etkisi ile sevgiyi yanlışlıkla karıştırır. Oysa bu, gerçek sevgi değildir ve ne kadar zorlarsanız zorlayın hiçbir şey gerçekte olduğu şeyin dışına çıkamaz.

Duygusal açlık hissi çok derindir. Nefes almaya ihtiyaç duyduğunuz gibi bu açlığı doyurmaya ihtiyaç duyarsınız ve varlığını hissetmek içinizi acıtır. Kendinizi, bu acıtan hissi yok etmek amacıyla sürekli biriyle temas halinde, başkalarına dokunurken ya da yakınlık gösterirken, sevgiye dair hareketler içinde bulabilirsiniz. İnsanlar en çok kendileri için ihtiyaç duyduklarından dolayı başkalarına fiziksel yakınlık ve ilgi gösterirler. Normal fiziksel yakınlığın aksine bu tür bir fiziksel yakınlık, sevilen kişinin -özellikle kişinin çocuklarının- psikolojik olarak gelişimlerini artırmaktansa, duygusal kaynaklarını tüketir.

Kendi sevgi ifadelerinize ya da ‘seni seviyorum’ cümle kullanımınıza şüphe ile yaklaşmak akıllıca olur.

Kendinizi doğru bir şekilde yoklarsanız, bu sözcükleri en çok başkalarına karşı hissettiğinizde değil, daha ziyade güçlü bağımlılık ihtiyacı duyup, kendinizi güvende hissetme ihtiyacınız olduğunda söylediğinizi
keşfedebilirsiniz.

Hem ebeveynler hem de başka insanlar, duygusal açlık ve sevgi arasındaki karışıklık yüzünden, sevgi adı altında çocuklarda hasar bırakabilecek davranışlarda bulunabiliyor. ‘Compassionate Child Rearing’ kitabımda fark ettik ki ebeveynler samimi ve kendiliğinden sevgi dolu ve uyumlu ise çocukları üzerinde anaç bir etkileri olacaktır ki bu, çocuğun devam eden gelişimine olumlu etki eder. Bu çocuk bir yetişkin olduğunda güvenli bağlanmaya, ilişkilerinde uyumlu olmaya, mahremiyete saygı göstermeye ve hoşgörülü olmaya yatkın
olacaktır.

Bunun tersine duygusal olarak aç bir ebeveyne sahip olmak çocuğu kaygılı bağlanmaya iter ve yaralı olarak bırakır. Bu tip bir ebeveyn ile çocuk ne kadar fazla ilişki içinde olursa, ebeveyn çocuğun güvenlik ve rahatına o derece zarar verir. Bu tip aşırı dokunuşlu ilgi, çocuk için aşırı kaygı ya da çocuğun hayatına aşırı müdahale içeren ebeveynlik yapmak; yalnızca çocuğun sınırlarını ihlal etmekle kalmaz, aynı zamanda ergenlik döneminde az tepki göstermeye teşvik
eder. Bu durum bir yetişkine dönüştüğünde çocuğun kariyerini ve özel hayatını ciddi olarak kısıtlayabilir, kişinin bireyselliğini tehdit edebilir ve belirgin suistimallerden bile daha yıkıcı olabilir.

Duygusal olarak aç olan ebeveynler çocukları ile ilişkilerinde daha ziyade bir bağımlı gibi takıntılı şekilde hareket ederler. Abartılı ilgileri ve müdahaleleri çocuğun gelişimini sürekli olumsuz etkiler. Bu ebeveynler iletişimlerinin zarar verdiğinin farkına vardıklarında bile, çoğunlukla iletişim yoğunluğunu azaltmakta zorlanırlar.

Duygusal olarak aç olan ebeveynler çocukları üzerinde sıklıkla aşırı korumacıdırlar. Çocuğun yaşamla başa çıkma kabiliyetini ve bu doğrultuda deneyim kazanmasını kısıtlarlar. Anormal bir bağımlılık şeklini aşılarlar. Çocuğun fiziksel sağlığı ile aşırı ilgili olduğunda, çocuğun haddinden fazla korku tepkileri vermesine ve hastalık hastası (hipokondri) olma eğilimine sebep olurlar.

Bazı aşırı korumacı ebeveynler çocuklarını akranlarından ya da olumsuz tesiri olabilecek diğer aile dışı bireylerden izole etme girişiminde bulunabilirler. Bununla birlikte bu tarz dışlamalar, abartılı olarak devam ettiğinde çocuğun farklı çeşitlilikteki davranışlara açık olma durumunu ve yaşamı ele alış biçimini kısıtlar. Çocuğun diğer insanlara güvenme ve dünyaya uyum sağlama kabiliyetinde hasara neden olurlar.

Pek çok ebeveyn, çocuklarının kişisel sınırlarını çeşitli şekillerde aşar: uygunsuz bir şekilde onlara dokunarak, onlara ait kişisel eşyaları yoklayarak, elektronik postalarını okuyarak ve arkadaş ve akrabaları için gösteri yapmalarını buyurarak. Bu tip ebeveynsel müdahalecilik, çocuğun kişisel özgürlük ve özerkliğini ciddi bir şekilde kısıtlar. Pek çok anne-baba çocukları adına konuşur, çocukların kazanımlarını kendilerininmiş gibi üzerine alınır, başarıları ile abartılı şekilde böbürlenir ve dolaylı olarak onların üzerinden hayatlarını yaşamaya kalkışırlar.

Gerçek sevgi ve duygusal açlık arasındaki fark objektif bir gözlemci tarafından ayırt edilerek saptanır; zira ebeveynlerin bu ayrımı yapması zordur. Bu farkı ortaya çıkarmada üç faktör önemlidir:

  1. Ebeveynin doğal duygu durumu
  2. Ebeveynin çocuğa gerçek davranışı ve
  3. Ebeveynin duygu durumunun ve davranışlarının çocuk üzerindeki gözlenebilir etkisi.

Doğal şekilde sevgi gösterebilen bir ebeveyn kendisiyle ilgili pozitif bir benlik algısına sahiptir ve böylece hem kendisi hem de çocuk için şefkat algısını kalıcı hale getirebilir. Ve bununla beraber aynı anda bireysel de kalabilir ve çocuğun benliği ve kendi benliği arasındaki sınırların farkındadır. Böyle bir ebeveyn çocuğa saygılı davranır ve aşırı korumacı ya da istismarcı değildir. Kolayca doğal bir şekilde iletişim kurar. Çocuğun bireyselliği konusunda gerçek bir anlayışa sahiptir. Sevilen çocuk, gerçekten sevildiğini gösterir. Hayat dolu olur ve yaşına uygun bağımsızlık sergiler. Duyguları gerçekten kendi merkezinden gelir. Duygusal açlığa mahkûm edilen çocuk umutsuzdur, bağımlıdır ve duygusal olarak dengesizdir ya da duyguları yok edilmiştir. İyi bir gözlemci, çocuklar üzerindeki bu önemli etkileri fark eder ve onların izinden giderek ebeveynin duygu durumunu keşfedebilir.

Bazı istisnalar olmasına rağmen, duygusal açlık kavramı psikoloji kaynaklarında yeterince irdelenmemiştir. Ancak çocuğun büyüme ve gelişmesini olumsuz etkileyen temel faktörlerden biridir. Ebeveynlerin duygusal olarak olgunlaşmamış olması ve çocukları yoluyla donanımlı hale gelmek için duydukları güçlü ihtiyaç, çocuğun gelişimi ve sonrasında da uyumu konusunda ciddi olumsuz etkilere sahiptir. Şefkatli Çocuk Büyütme Ebeveyn Eğitim Programı’ndaki pek çok ebeveyn kendi içlerindeki çatışmanın davranışlarına etkisini fark ederek, yavrularına verdikleri yanlış tepkileri değiştirdi ve aile ilişkilerindeki kaliteyi önemli ölçüde artırdı. Son olarak, aile etkileşimleri çalışmamızda anne-yeni doğan bağını ya da yeni doğanın yaşamının ilk saat ve günlerdeki bağlanma şeklinin kalitesini sorgulamaya başladık. Psikoloji bilimi araştırmacıları ve gelişimsel psikologlar olarak duygusal açlığa ve olgunlaşmamış ebeveynin ihtiyaçlarına dayalı olabilen bu bağı ve bu nitelikteki bağlanmanın kapsamını, çocukla sanal bir bağlanmadan ziyade hakiki ilgi ve sevgi dolu bir alana taşımayı görev bildik.

İnsanlar için bu açlık duygularını görerek, kendi duygusal ihtiyaçları ile yüz yüze gelmek acılı ama katlanılabilirdir.

Maalesef, çoğu birey gençken yaptıkları gibi bu acıdan kaçınmayı ve inkâr etmeyi seçer. Çıkış arar ya da bu yadsımaya yardım edecek veya yalnızlık hissini yok edecek etkinlikleri seçerler. Başkalarına bağlı oldukları kurgular yaratır ve birilerine ait olduklarını hayal ederler. Bu kurgusal bağlar şekillendiğinde, gerçek sevgi heba olur. Biz; paylaşmaktan kaçarak kontrolcü oldukça ve duygusal açlık ile acı hislerimizi yok etmek için uyuşturucu gibi başkalarından faydalandıkça, diğerlerine karşı hissettiğimiz sevgi ve saygı gibi duygular yok olur.

Kurgusal bağ bireylerin acısını ve gerçek hislerini öldürmek için birbirlerini kullandıkları bir ölüm antlaşması olabilir. Sıklıkla ilişkilerini, yıkıcı davranışları dışa vurmak için bir ehliyet olarak kullanırlar. Çünkü bireyler birbirlerine aittir ve ilişkilerinin sonsuza dek süreceğine kesin olarak hemfikirdirler. Aile sevgisi efsanesi ve bireylerin bu birlikteliği önemsemesi üyelerin yalnızlık ve acılarını reddetmesi için paylaşılan gizli bir antlaşmadır. Bu, hayatın gerçeklerini, ölüm ve ayrılığı ve bir birey olarak bütünlük içinde yaşamayı yok etmeyi planlayan bir inkar şeklidir.

(Yazının orijinali: https://www.psychologytoday.com/us/blog/the-human-experience/200902/emotional-hunger-vs-love)

Görsel :amenteemaravilhosa.com

Yazan: Dr. Robert Firestone, Ph.D., klinik psikolog, yazar, teorisyen ve sanatçı.

(Dr. Robert Firestone ile ilgili daha fazla bilgi için www.glendon.org ya da www.theartofrwfirestone.com’u ziyaret ediniz.)

Çeviren: Yasemin Reyhanioğlu

 

 

 

 

 

 

Bebeği hayatına girdikten sonra kendini yeniden doğurup bebeği ile büyümeyi, yavaşlamayı, an’da kalmayı, şiddetsiz iletişebilmeyi,  kendi geçmişi ile yüzleşmeyi, kendine şefkat göstermeyi ve ihtiyaçlarını ertelememeyi öğrenmeye çabalayan ancak kaplumbağa adımlarıyla ilerleyebilen herhangi biri.

Düzenleyen: Yasemin Özşahin

 

 

 

 

 

 

Önce okumayı, sonra yazmayı en çok konuşmayı seven; hala bir değişim ve yapılanma içinde ve kendini tek kelimeyle anlatmak isterse de  ‘yenilenmek’ diyebilecek; sıradan, seven, sevinen, kızan, deliren, üzülen, acıkan, bağıran, kahkaha atan, gülümseyen, arada (çoğunlukla) otomatiğe bağlayan, sonra otomatik pilottan çıkan iki çocuk annesi bir anestezist…  Anne olmak ona, kendini ifade edemeyen bir miniğin kişisel sınırlarını keşfetmeye çalışırken, kendi sınırlarının ne olduğunu öğretmiş olan bir kadın… Herkes gibi, ne eksik ne de fazla…

Bunu Paylaş:
0

Çocuklar Açısından Boşanma Sürecinin Yönetilmesi

Boşanmalarda Çocuklarımızı Nasıl Koruyup Kollayabiliriz?

Aşağıda anlattıklarım olması gerekenler, ama hayatın getirdikleri bu doğruların uygulanabilirliğini bazen engelleyebilir. Önemli olan bunları bilmek, olabildiğince gerçekleştirmek, olamıyorsa da, dünyanın sonu olmadığını bilmektir. Karşılaşılan sorunları duygusal zeka, şiddetsiz iletişim, etkili iletişim gibi doğru yaklaşımlarla ele almamız aslında çocuğumuzu korumanın ilk ve en temel adımıdır.

Okumaya devam et Çocuklar Açısından Boşanma Sürecinin Yönetilmesi

Bunu Paylaş:
0

Eşler Arasında Boşanma Sürecinin Yönetilmesi

Boşanma sayısı arttıkça toplumumuzda yeni bir aile tipiyle daha sık karşılaşmaya başladık: tek ebeveynli aile.

Bu artış karşısında pek çok insan aile kurumunun yok olma riskiyle karşı karşıya olduğunu öne sürse de araştırmalar boşananların anlamlı bir çoğunluğunun yeniden evlendiklerini ya da yeniden evlenme arayışına girdiklerini göstermektedir. Bunun sonucunda ‘yeniden oluşturulmuş’ aile adı altında yeni bir aile tipi daha türemiştir.

Boşanma konusunu hafife almak, ‘canım yürümezse boşanılır, ne olacak’ demek, boşanmalara dışarıdan yorum yapıp değerlendirmek kolaydır, ancak bilimsel olarak da kabul gören gerçek
şudur:

Boşanma aynı ölüm gibi, evlilik gibi, doğum gibi, doğal afet gibi, konuyla ilgisi olan herkes üzerinde ciddi etkiler yaratan bir yaşam olayıdır.

Okumaya devam et Eşler Arasında Boşanma Sürecinin Yönetilmesi

Bunu Paylaş:
0

Uysallığa ve Özsavunma Hakkına Ruhsal ve Eğitsel Bir Bakış

Uysallık ve Özsavunma Üzerine

 

Çocuk, başlangıçta ebeveynlerinin zihninde oluşan bir tasarımdır. Hakkında düşünülen; cinsiyeti, fiziksel özellikleri, mizacı hakkında tahmin, temenni ve atıflarda bulunulan bir tasarım… Ebeveynin eksik ya da yarım bıraktığını tamamlayacak, ulaşamadıklarını elde edecek, adeta bir benlik idealidir. Bu yönüyle ebeveyn için önemli bir ruhsal yatırımdır. Ona kendi yaşamında deneyimleyemediği doyumu sunabilecek bir yatırım…

Okumaya devam et Uysallığa ve Özsavunma Hakkına Ruhsal ve Eğitsel Bir Bakış

Bunu Paylaş:
0

Şiddetsiz İletişim Nedir?

Şiddetsiz İletişim,

  • kendi değerlerimizden ödün vermeden karşımızdakini empati ile anlamaya,

  • karşımızdakini suçlamadan gerçek duygu ve ihtiyaçlarımızı açık yürekli bir dürüstlükle ifade etmeye odaklamaya yardım ederek,

  • ilişkilerimizin niteliğini temelinden düzeltmemize katkıda bulunur.

Şiddetsiz İletişim, bunu, dört unsurun yardımıyla gerçekleştirir:

  • Yargılarımızdan bağımsız GÖZLEM yapmak;

  • Doğrudan yüreğimizdeki DUYGUları fark etmek;

  • Değer ve özlemlerimizi ifade ederek İHTİYAÇlarımızı dile getirmek;

  • Net ve olumlu eylem dilinde ifade ettiğimiz RİCAlarda bulunmak.

 

Okumaya devam et Şiddetsiz İletişim Nedir?

Bunu Paylaş:
0