Çocukları İnsan Oldukları İçin Cezalandırmak

Yazan: Pozitif Ebeveynlik (Positive Parenting) kurucusu Rebecca Eanes

Çeviren: Süheyla Pınar-Alper

“Çocuklar sadece insan oldukları için o kadar çok cezalandırılırlar ki. Onların huysuzluk etme, terslenme, saygısız olma, ya da kötü davranma hakları yoktur. Oysa biz yetişkinlerin bu hakları her zaman vardır. Hiç birimiz mükemmel değilken çocuklarımızdan kendimizin bile ulaşamadığı mükemmellik standartlarına ulaşmalarını beklemekten vazgeçmemiz gerekiyor.”

Pek çok anne ve baba bu sözlerime katılarak, çocuklarının mükemmel olmadığının, onlardan kendimizin bile olamadığı kadar mükemmel olmalarını ve kendilerini kontrol etmelerini beklediğimizin farkında olduklarını ve bunun suçluluğunu duyduklarını açık yüreklilikle kabul ediyor.

Ancak yine pek çok anne ve baba da bu sözleri yanlış anlıyor ve çocuklardan hiç bir şey beklememek gerektiğini, davranışlarından sorumlu tutulmamaları gerektiğini, her türlü saygısızlık ve olumsuz davranışın da görmezden gelinmesi gerektiğini düşünüyor. Oysa ben asla böyle bir öneride bulunmuyorum.

Yukarıdaki sözlerimi bir bağlama oturtarak anlamak gerekiyor. Kitabımda bu sözlerin hemen ardından şunu söylüyorum: Tabii ki ‘çocukları bırakın, ne yaparlarsa yapsınlar’, demiyorum. Çocukları daha iyi eğitin, onlara kendilerini kötü hissetmelerinin çevrelerine kötü davranmalarını gerektirmediğini öğretin. Engellenmişlik, kızgınlık, korku ve hayal kırıklığı ile baş etmeyi öğretin onlara. Onlara insanlara kötü davranmanın kabul edilemeyeceğini öğretin.

Bu noktada onlara yüksek hedefler koyun, ama aynı hedefleri kendinize de koymayı unutmayın lütfen!

Kötü hissediyorsanız bunu çevrenize yansıtmayın. Kendi engellenmişlik duygunuz, kızgınlığınız, korkunuz, üzüntünüz ya da hayal kırıklığınızla baş etmeyi öğrenin. Çocuğunuza kötü davranmayın.

Hepimizin yüksek hedeflere ihtiyacı var ama bir de neye ihtiyacımız var biliyor musunuz? Biraz hoşgörüye.

Siz de biliyorsunuz bazen zor bir günün ardından ters davrandığınızı, kötü bir şey söylediğinizi, kapıyı çarptığınızı ya da çocuklarınıza bağırdığınızı, öyle değil mi?

Robot değiliz ki. Hayat bazen düpedüz zorladığında, birinin bize ders vermesine değil, bir molaya ihtiyaç duyarız. Birinin bize sarılmasına ihtiyaç duyarız, eleştiren bir bakış değildir ihtiyacımız. Yanlış yaptığımızı biliriz, ama bizi zorlayan bir şeyler yaşamışızdır. Ihtiyacımız olan şey hoşgörüdür ve aynısı çocuklarımız için de geçerlidir.

İşe yarayan bir alıştırma:

Bugün evdeki yetişkinleri ve kendinizi dinleyin, gözlemleyin.

* Bir düşünün bakalım bugün yaptığınız ya da söylediğiniz herhangi bir şey çocuk olsaydınız başınızı derde sokar mıydı?
* Çocuğunuz size bir şey anlatırken aklınız başka bir yerde miydi?
* Birine bağırdınız mı?
* Saygısız bir tonda konuştunuz mu?
* Ya eşiniz? O bunlardan birini yaptı mı?
* Kapı çarptınız mı? * Gözlerinizi devirip baktınız mı?
* Biri bir şey istediğinde hoflayıp pufladınız mı?


Bu alıştırmayı yapmak epey göz açıcıdır çünkü çocuklarımız yaptığında onları rahatça azarladığımız şeylerden en az birini hepimizin yaptığını fark etmemizi sağlar.

Tabii ki böyle davranmamızın nedenleri vardır. İşte bunalmışızdır. O gün bebek yüzünden uykusuz kalmışızdır. Oramız buramız ağrıyordur ya da hormonal nedenlerimiz olabilir. Biz, elimizden geleni yapan, arada bir yanlış davranabilen iyi insanlarızdır aslında. Genelde kendi hatalarımıza hatalarımızın nedenlerini bilerek bakar ve yanlışlarımızı bir miktar hoşgörüyle karşılarız.

Oysa aynı şeyleri çocuklarımız yaptığında onların davranışının arkasındaki nedene bakmayız bile. Huysuzluk, yaramazlık yapıyor diye bakar ve hemen düzeltmeye girişiriz.

Bizim insan olma hakkımız vardır ama çocuklarımızdan daha fazlasını bekleriz ve bu hiç de adil değildir.

Ben sinirlerime her zaman hakim olamıyorsam çocuklarımın da duygularına kusursuz
bir şekilde her an hakim olmalarını bekleyemem. Kendim ses tonuma ve nazik bir dille konuşmaya her an dikkat edemezken küçücük çocuklardan böyle bir denetimi nasıl beklerim ki?

Henüz gelişmekte olan beyinleri ve sınırlı yaşam deneyimleriyle bu küçücük çocukların yetişkin kadın ve erkeklerden de daha iyi davranmasını bekliyoruz. Bana inanmıyorsanız cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki tartışmalara bakın, sosyal medyadaki haberleri bir gözden geçirin.

Tabii ki yüksek standartlarımız olmalı. Tabii ki çocuklarımızın iyi, düşünceli ve terbiyeli olmalarını beklemeliyiz. Bunun için öncelikle kendimiz bu beklentilerimize uygun davranmalıyız.

Çocuklarımıza kaba ya da saygısız insanlar olmanın hiç bir zaman iyi bir şey olmadığını öğretmek elbette çok önemli. Çocuklar dahil, tüm insanlar davranışlarından sorumlu tutulmalılar. Çocuklarımız yanlış yaptıklarında onları doğru davranış konusunda uyarmamak fazla gevşeklik ve serbestlik olur, ki bu da pozitif ebeveynlik anlayışına karşıdır – zaten buna ebeveynlik de denmez.

Çocuklara daha iyi davranmayı öğretirken kendimiz de doğru davranmalıyız – topluca, hepimiz, tüm yetişkinler bu yüksek standardı belirlemeli ve öncü olmalıyız. Ancak bu süreçte zaman zaman şefkatin en iyi öğretmen olduğunu da hatırlamalıyız; bazen çözüm hoşgörülü olmaktadır.

Ben iyi bir insanım ama kusurlarım da olduğunu biliyorum. Bütün çabalarıma rağmen bazen bir şeyleri yüzüme gözüme bulaştıran kusurlu bir insan olduğumu ve minik kusurlu insanlarımın da bir şeyleri berbat edeceklerini biliyorum. Bu onların yanlışlarının doğru olduğu anlamına gelmez, ama hem onları anlamamı sağlar, hem de onlara ve bana birlikte büyüme ve gelişme şansı verir. Bazı zamanlarda yanlışları düzeltmek kesinlikle gereklidir, ama bazen de hoş görmek gerekir.

Yazının orijinali:

http://www.positive-parents.org/2016/05/punishing-children-for-being-human.html

image2.jpeg
Görseller: Simon Sturge ve https://www.positiveparentingct.com/about

Süheyla Pınar Alper

Attachment Parenting International, Türkiye Şiddetsiz Şefkatli Ebeveynlik Lideri

Eğitim Bilimci / Sosyolog, Duygu ve Farkındalık Danışmanıyım.
1995ten bu yana öğretmen, genç, kadın, anne-baba, yönetici (Dünya Bankası, Meteksan vb.) birey ve gruplara duygusal zeka eğitimleri vermekte, iletişim ve duygular konusunda danışmanlık yapmaktayım. Yirmi yıl süreyle ders verdiğim Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümünden 2008de emekli oldum. 1996da Bilkent Üniversitesi’nde açmış olduğum, her sene güncellediğim ve ‘bebeğim’ diye nitelendirdiğim bir dersimi 2008den bu yana İstanbul’da Bahçeşehir üniversitesinde Genel Eğitim Bölümünde yarı zamanlı olarak veriyorum. Duygusal Zeka, Şiddetsiz İletişim ve Etkili İletişim becerilerinin teori ve uygulamasını içeren Kişilerarası İletişim dersimi ikinci sınıftan itibaren tüm bölüm öğrencileri üç kredili seçmeli ders olarak alabiliyorlar.
2013 yılından bu yana Do-um’da danışmanlık yapmaktayım.
Uluslararası EFT Master/İleri Emotrance, Pozitif EFT uygulayıcısı, Transaksiyonel Analiz Derneği TA ve Çocuk, Ergen, Her Yaş Çocuğu ile Oyunla Terapi sertifikalarına sahibim. Çocuklarla doğrudan çalışmıyorum, anne-babalara ve öğretmenlere danışmanlık yapıyorum.

Bunu Paylaş:
0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir