Pozitif Disiplin

Bugünkü adıyla pozitif disiplin kavramıyla 70li yıllarda Belçika’da pedagoji okurken karşılaştım. O dönemde, Belçika’da eğitimde reform kapsamında, 6. sınıftan başlayarak okullardaki eğitim felsefesi öğrenci odaklı bir felsefeyle yer değiştirmekteydi. Bizlere de pedagoji eğitimimiz sırasında bu anlayışın uygulaması ve teorik temelleri okutuluyordu. Okutulmakla kalmıyor, deneme okullarında uygulamayı izlemeye de gidiyorduk. Hatırlarım, ilk deneyimimde Ankara’dan gelmiş, yeni lise mezunu bir öğrenci olarak hayatımın şokunu yaşamıştım.

Tüm birinci sınıf öğrencileri, uygulamayı canlı olarak görmek için bir deneme lisesinde tarih dersine izleyici olarak girmiştik. Tarih dersi, öğretmenin önceden dersin konusuna göre seçmiş olduğu özgün tarihi resimleri ve belgeleri hep birlikte inceleyerek, öğrencilerin soruları üzerinden tarihi anlamaları üzerine kuruluydu. Bu bile yeterince şaşırtıcıydı benim için. Derken bir anda arka sıralardan bir öğrenci hiç bir şekilde dersi dinlemediğini apaçık ortaya koyan sorularıyla öğretmeni bunaltmaya başladı. Öğretmen önce öğrencinin sorularını cevapladı ancak soruların niteligi ve niceliği aynı şekilde devam edince öğretmenin verdiği tepki karşısında “yok artık, nasıl öğretmen bu, e peki şimdi ne olacak yani?” diye düşündüğümü, öğretmenin bir anda gözümden düştüğünü bugünmüş gibi net hatırlıyorum.

O an çok kısa sürdü çünkü öğrenci o anın içindeki bir anda (!) sakin bir şekilde sorularına son veriverdi ve öğretmen aynı sakinlikle dersine devam etti.

Peki ne olmuştu? O kadar basitti ki olan, gözlerimle görmesem inanmazdım. Öğretmen önce sakin bir şekilde anlatmayı kesti, öğrenciye doğru baktı ve “beni kızdırmak istiyorsun” dedi, öğrenci biraz şaşkın bir ifadeyle baktı ve “evet” dedi. Öğretmen aynı sakinlikte, ses tonunda hiç bir kızgınlık ya da aşağılama olmaksızın, hatta şefkatle “evet farkındayım. Ben sana kızmak istemiyorum ama…” dedi ve dersine devam etti. Evet, olan biten bundan ibaretti. Ben de birkaç sene sonra diplomamı alacak ve mesleğe başlar başlamaz, sorun çıkaran öğrencilerimle bu yöntemi uygulayacak ve sihirli sonucu bire bir yaşayacaktım, hem de defalarca, hem de öğrenciyi dışlamadan, kazanmış olarak dersime devam edecektim. Yıllar sonra Bilkent üniversitesi’nin ilk açıldığı yıllarda bir öğrencim benzer davranışı yaptığında bir an bocaladıktan sonra aynı tepkiyi vermiş ve aynı sonucu yine almıştım. Aradan 5-6 yıl geçtikten sonra güleç yüzlü genç bir iş adamı ofisimde ziyarete geldi. “hocam”, dedi, “ben yaramaz bir öğrenciydim, geç büyüdüm biraz. Siz o gün bana verdiğiniz tepkiyle, hayatımda ilk defa bana kendimi değerli hissettirdiniz, beni kabul ettiniz, hiç bir zaman unutmadım o günü.” Gözlerimin dolduğunu söylememe gerek yok sanırım.

İşte benim 1970li yıllarda öğrendiğim bu yaklaşımın ilk temelleri 19. yüzyılın sonları, 20. yüzyılın başlarında, Adler’in insana dair yaklaşımlarından yola çıkarak, 1960larda Carl Rogers’ın geliştirdiği hümanist psikolojiye dayanır. Yaklaşım yıllar içinde sırasıyla Thomas Gordon tarafından Etkili İletişim, daha sonra Marshall Rosenberg tarafından Şiddetsiz İletişim ve 1980lerde Jane Nelsen ve Lynn Lott’la birlikte çalıştıkları Ebeveyn ve Öğretmenler için Adlerci Danışmanlık Kavramları kitabıyla iletişimin niteliğine yapılan vurgularla, 1987de Jane Nelsen’in Positif Disiplin isimli kitabıyla da yeni adını alır: Pozitif Disiplin. Bu yayından sonra her ikisi de psikolog olan Lynn Lott ve Jane Nelsen, Ergenler için Pozitif Disiplin kitabını birlikte yazdılar ve bu alanda ebeveyn ve öğretmenlerle çalıştılar. 1980lerde Naomi Aldort, Adele Faber, Elaine Mazlish, Harvey Karp gibi psikolog ve eğitimciler kavramı ve yaklaşımı ayrıntılandırarak geliştirmeyi sürdürdüler.

1960lar ve sonrasında çalışmalarıyla bu yaklaşımın gelişmesi ve yaygınlaşması için emek veren, hala da vermekte olan sayısız psikolog ve eğitim bilimcisi var. Duygusal zeka kavramı da Daniel Goleman’ın çabalarıyla, özellikle 2000li yıllarda uzun süre gündeme oturan ve paha biçilmez katkıları olan bir kavram olarak bu bütünü destekler ve tamamlar.

AP’nin sekiz temel ilkesinden biri olan Pozitif Disiplin’in kısa özgeçmişi böyle.

Çevresiyle dost, problem çözücü, duyarlı bireyler yetiştirmenin yolu da pozitif disiplinden geçiyor. Aslında Etkili İletişim, Şiddetsiz İletişim, Duygusal Zeka, Sosyal Duygusal Öğrenme vb. adı ne olursa olsun bu içeriğin teorik temellerini Carl Rogers’ın hümanist psikolojisinde buluyoruz. Bu olağanüstü, büyüleyici yaklaşımı deneyimlememiş olanlar tıpkı benim gibi, önce tepkiyle ve soru işaretleriyle yaklaşabiliyorlar ancak deneyimledikçe ödüllendiriliyorlar, güçleniyorlar, ve hayat güzelleşiyor, zenginleşiyor. Daha ne isteriz?

Pozitif Disiplin’in katkıları saymakla bitmez. Özgüvenli, güçlü, farkındalığı yüksek, iş birliğine açık, dost ve barışcıl insanlar yetiştirmenin temelinde hep Pozitif Disiplin var. Kazanımların içinde sözü en az edilen bir konu var: doğruların, değerlerin içselleştirilmesi – ki, bu bana göre çok değerli ve anlamlı bir kazanım. Yani biri gözlüyor diye, biri istemiyor diye, biri yasakladı diye bir şeyi yapmak ya da yapmamak yerine, içinden geldiği için öyle yapmayı ya da yapmamayı sağlıyor Pozitif Disiplin.

Şöyle düşünün: Çocuğunuz sizin onayınızı almak için mi çevreye saygılı davransın, ve siz arkanızı döndüğünüz anda sakızını masanın altına yapıştırıversin, yoksa içinden geldiği için mi çiğnemeyeceği sakızı gidip çöpe atsın? Öğrencileriniz “öğretmen kızar” diye mi sınıfı temiz tutsunlar yoksa içlerinden geldiği için mi? Yerleşik insani değerlerin öğrenilmesi, yani “iyi” insanı yeşertmenin yolları da Pozitif Disiplin’den geçiyor.

Pozitif Disiplin, esnek olmayı da gerektiriyor. Katı kurallarla değil, karşımızdakini duyarak ve gerçek bir iletişim kurarak, gerekirse akıl ve vicdanımız bunu istiyorsa, kurallarımızı esnetmeyi de içeriyor ve böylece gerçek anlamda içten ve insanca bir iletişim kurulmuş oluyor. Püf noktası ise, çocuğunuzun yaşına bağlı sosyal, duygusal, bedensel ve zihinsel gelişim özelliklerini bilerek ve hissederek yaklaşımı içselleştirmek. Bu da okuyup öğrenerek, sorarak, konuşarak ve kendi iç sesinize güvenmeyi öğrenerek gerçekleşiyor.

Son olarak derste öğrencilerimle uyguladığım bir alıştırmadan söz edeceğim:

Öğrencilere bir uygulama yapacağımızı, partner seçmelerini söylüyorum. Her ikiliden bir öğrenciyi dışarı çıkartıyorum. İçeride kalanlara: Birazdan yanınıza gelecek öğrencinin akademik danışmanısınız ve öğrencinin yıllık tiyatroda rol almasını istiyorsunuz. “Bunu yapmalısın”, “yapmak zorundasın”, “şimdi gidiyorsun ve rolünü ezberliyorsun”, “pek bir seçeneğin yok aslında”, “danışmanın olarak bunu senden istiyorum”, “bölüm kararı, kural böyle, her öğrenci bir dönem rol almak zorunda”, “ne yani, sen şimdi bana karşı mı geliyorsun?” gibi sözlerle öğrenciyi ikna etmeye çalışıyorsunuz, açıklamasını yaptıktan sonra, dışarıda bekleyenlerin yanına gidiyorum, içerideki kişinin akademik danışmanları olduğunu, kendilerini görüşmeye çağırdığını, girip görüşmelerini, oyun gibi düşünmeyip doğal duygusal ve davranışsal tepkilerini vermek üzere konuyu konuşmalarını söyleyerek içeriye alıyorum. Bir süre konuşmalarına izin verdikten sonra öğrenci rolündekileri dışarıya beklemeye alıyorum. Danışman rolündeki öğrencilere bu defa farklı bir yöntem uygulamalarını söylüyorum. “Ben az önce seni zorladığımın ve doğru dürüst dinlemediğimin farkına vardım. Benim için önemli bir konu bu. Bana neden istemediğini bir daha anlatır mısın?” diye başlayıp, “Hmm evet …….. için istemiyorsun”, “İstemediğin bir şeyi yapmak zor tabii”, “Hmm, sahneden hoşlanmıyorsun”, “Acaba nasıl bir rol sana en az baskı yapardı?”, “Bir ara yol bulabilir miyiz ki?”, “Bölüm böyle bir karar aldı, ben de arada kaldım.”, “En rahatsız olduğun şey nedir? Kabul edemeyeceğin?”, “Evet hoşlanmadığın bir şey besbelli ama not yok, değerlendirme yok, yepyeni bir deneyim, denemek için de bir fırsat. Kabul etmen beni çok sevindirir” gibi devam etmelerini öneriyorum ve dışarıdakileri içeriye davet ediyorum.

Bir süre sonra sohbetlerini durduruyor ve soruyorum. Birinci uygulamada kaç kişi oyunda rol almayı kabul etti? İkinci uygulamada? Genelde, birinci uygulamada, oyunda rol almayı kabul eden sayısı anlamlı bir şekilde daha az oluyor. Ancak anahtar nokta bu sayı farkı değil.

Peki, diyorum, birinci uygulamada kabul edenler ne hissettiler? Cevaplar: kızgınlık, köşeye kıstırılmışlık duygusu, baskı, zorunluluk, boyun eğmişlik, zavallılık, güçsüzlük, nefret, şiddet vb.

İkinci uygulamada kabul edenler ne hissettiler, sorusunun cevapları: hiç, normal, iyi bir şey yapmış gibi, heyecanlı, meraklı, istekli.

Son sorum şu: Danışmanınız sizi tekrar çağırsa hangi uygulamada iş birliğine daha açık hissedersiniz? Cevap net: ikinci uygulamada. İşte, diyorum, yapay bir oyunda bile bu farkı yaşadınız. Bu derste bunları öğreneceğiz.

Şu var ki çoğumuz bu yöntemlerle büyümedik, bilmiyoruz, bunlar içimize yerleşmiş kavramlar ve kalıplar değil, dolayısıyla öğrenmek gerekiyor. Aşağıda bu konuda yazmış bazı uzmanlardan kitap önerileri var. Hem okuyarak, hem doğru uzmanlardan ders alarak, çalıştaylara katılarak, azimle emek vererek bu yöntemi içselleştirmek mümkün. Bunun bizlere, çocuklarımıza ve dünyamıza katacaklarını anlatmaya dilim ve kelime dağarcığım yetmez. Bu düşünce içimi sevinçle, kalbimi sevgiyle ve umutla dolduruyor. Daha çok çocuk ve genç bunu deneyimledikçe sevgi ve iyilik tohumları ekmenin gönül zenginliği de bizim en büyük ödülümüz oluyor. Sevgiyle.
Süheyla Pınar-Alper

www.suheylapinar.com

Naomi Aldort, Çocuğunuzla Birlikte Büyümek
Özgür Bolat, Beni Ödülle Cezalandırma
Daniel Goleman, Duygusal Zeka, İyilik Gücü
Thomas Gordon, Etkili Anne-Baba Eğitimi
Elaine Mazlish, Adele Faber, Konuş Ki Dinlesin, Dinle Ki Konuşsun
Kardeş Rekabeti Kaçınılmaz mı?
Leyla Navaro, Beni Duyuyor Musun?
Gerçekten Beni Duyuyor Musun?
Jane Nelsen, Ergen Gençler İçin Pozitif Disiplin
Sevginin Fazlası
Çocuk Sevgisi

Süheyla Pınar Alper
Eğitim Bilimci / Sosyolog, Duygu ve Farkındalık Danışmanıyım.
1995ten bu yana öğretmen, genç, kadın, anne-baba, yönetici (Dünya Bankası, Meteksan vb.) birey ve gruplara duygusal zeka eğitimleri vermekte, iletişim ve duygular konusunda danışmanlık yapmaktayım. Yirmi yıl süreyle ders verdiğim Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümünden 2008de emekli oldum. 1996da Bilkent Üniversitesi’nde açmış olduğum, her sene güncellediğim ve ‘bebeğim’ diye nitelendirdiğim bir dersimi 2008den bu yana İstanbul’da Bahçeşehir üniversitesinde Genel Eğitim Bölümünde yarı zamanlı olarak veriyorum. Duygusal Zeka, Şiddetsiz İletişim ve Etkili İletişim becerilerinin teori ve uygulamasını içeren Kişilerarası İletişim dersimi ikinci sınıftan itibaren tüm bölüm öğrencileri üç kredili seçmeli ders olarak alabiliyorlar.
2013 yılından bu yana Do-um’da danışmanlık yapmaktayım.
Uluslararası EFT Master/İleri Emotrance, Pozitif EFT uygulayıcısı, Transaksiyonel Analiz Derneği TA ve Çocuk, Ergen, Her Yaş Çocuğu ile Oyunla Terapi sertifikalarına sahibim. Çocuklarla doğrudan çalışmıyorum, anne-babalara ve öğretmenlere danışmanlık yapıyorum.

Gorsel: www.telecastrovillari.it

Bunu Paylaş:
0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir