Mükemmel Bebekler

Mükemmel anne sendromu malumunuz. 🙅‍♀️

Bir de bunun bebek cephesi var ki o daha da acı.. (Mükemmel babanın yokluğu (?))

____

Bebeklerle ilgili idealize edilen herşey aslında yetişkin beklentilerinin birer ürünü. Elbette çocuklarımızla ilgili beklenti ve hayallerimiz olması normal, bunların sadece “bize ait” olduğunu unutmadığımız sürece.

____

Bebek uykusu/uyku eğitimi ile ilgili paylaşımlar yaptığımda; “sadece uyku karşıtı” bir hesap olmakla eleştirildiğim vaki olsa da yine de devam edeceğim çünkü bebek idealizasyonunun ilk ve en önemli parçalarından biri uyku.

“Mükemmel bebek” figürünün adeta taslağı.

____

Bebekle anne/baba arasına ilk giren;

Onun “normalini” kabul edemediğimiz;

Kendine özgü halini göremediğimiz;

Yetişkin beklentilerimize “uymayan”;

Değiştirmeye ilk önce zorladığımız;

“Onun iyiliği için” onun adına karar vermeye başladığımız;

Bir kalıba ve standarda uydurmaya çalıştığımız;

Aramızdaki koşulsuz sevgi ve kabulün önündeki ilk sınav bebek uykusu.

____

Bebek uyumazsa dağılan yuvalar, sinirli olan anneler, mutsuz babalar, ebeveynlerin birbirlerine uyguladıkları zorbalıklar, aile büyüklerinin baskısı, istenmeyen tavsiyeler, sosyal medyanın bilgi kirliliği.. Sözde hep “bebek yüzünden” başlayan ama bebeğin bir türlü görülmediği, söz sahibi dahi olmadığı sorunlar..

___

Dünyaya gelir gelmez, elimizde çizelgeler, reçeteler, saatlerle; önce uykusunu idealize etmeye, tektipleştirmeye çalışırken; onun özgün, biricik halini reddetmeye başlıyoruz.

Kaç dakika, hangi tonda ağlayabileceğini standartlara uygun olarak hesaplarken kaybolmaya başlıyor aramızdaki bağlantı, koşulsuz kabul.

____

“Seni olduğun gibi kabul edemiyorum” demenin meşrulaşmış haline “eğitim” mi diyorduk?

Beslenme bir diğer “ideal bebek” ölçütü.
Hem ek gıda öncesi dönemde, hem de ek gıdalar ve sonrasında bebeklerin beslenmesi ve beden ölçüsü de yine standartlarla belirleniyor.
___
Çoğumuzun maruz kaldığı “aç o çocuk mama ver”, “sütün yetiyor mu” vb yorumların ardındaki beklenti tostoparlak ve yine uyuyan bebekler.
Emiyor, uyumuyor ve zayıfsa süt yetmiyor, mama içsin; emiyor ve kiloluysa obez olacak çok emmesin; mama içiyor ve zayıfsa mama yaramıyor ememedi gitti bir türlü; mama içiyor ve kiloluysa, emseydi böyle olmazdı işte..
Ek gıdaya başladıysa ve zayıfsa; emdiği/mama içtiği için yemiyor, sütten/mamadan keselim 🤦‍♀️
____
Bebeğin kilosu komşunun dıdısının bebeği kadar değil ama; sağlıklı sınırlar içinde, bağışıklık sistemi güçlü, aktif ve sık hastalanmıyorsa yeteri kadar besleniyor demektir.
____

Bebeklerin/çocukların dışardan sürekli müdahale olmadıkça, bedensel farkındalığı ortalama bir yetişkinden çok daha fazladır. Ne kadar yemeye/içmeye ihtiyaçları olduğunu bizden çok daha iyi bilirler.

____
Çocuklarla ilgili kafamızda oluşturduğumuz standartlar ise bizi onları kontrol etmek zorunda olduğumuza inandırır.
____
“Kendine yetecek kadar” yediğine asla inanmadığımız, bizim istediğimiz şekilde, saatte ve miktarda yemesi için türlü manipülasyonlarla zorladığımız çocuklar; en temel ihtiyaçları olan beslenme konusunda dahi kontrolün tamamen bizde olduğunu gördükçe, kendi bedenlerine yabancılaşıyor; kendi ihtiyaçları hakkında söz sahibi olamayacaklarını öğreniyorlar.
____
Yıllar sonra yeme bozuklukları yaşamaları çok da şaşırtıcı bir sonuç olmasa gerek.
Ayrıca hep başkaları tarafından nasıl “göründüklerine” odaklanıp, bedenleriyle barışık olamadıkları için de; kaygı ve depresyona da daha açık hale gelebiliyorlar. Ve “mükemmel bebek” figürü yerini artık hep dışsal onaya muhtaç “mükemmel beden”e bırakıyor..
___

Çocukların ağızlarına kaşık sokarak, istemedikleri halde, zorla beslemek; bedensel bütünlüğün ihlalidir.

____

Sonra okul/akademik başarı faslı başlıyor, yine artık alışkın olduğumuz çizelgeler, reçeteler, dersler, notlar giriyor bu defa aramıza.

____

Kreş, anaokulu gibi henüz akademik başarı aranmayan ilk yıllarda dahi; veli savaşları, okul baskıları, ayrılık anksiyetesi, akran zorbalığı vb arasında boyundan fazlasını yeterince yüklenen çocuk; bunlara ek olarak ebeveynlerini memnun etmek, gururlandırmak, en iyi/akıllı/uslu/sorun çıkarmayan öğrenci olmak, kısacası yine “mükemmel çocuk olmak” zorundadır.

____

Artık derslerin, notların, kariyer/meslek seçiminin daha ön planda olduğu ilerleyen yıllarda ise; yarıştırılmaya çoktan alışmış, en iyi notları alıp en iyi okulları kazanmak, en gözde meslekleri seçmek zorunda olan, herşeyi bulsa bile hala kendini arayan gençler..

____

Olur da bir hataya düşüp kendilerini bulurlarsa, bu defa da oldukları hale koşulsuz kabul bulamayan yetişkinler..

____

Mükemmel anne/baba olmak için dayatılan şartlardan/etiketlerden bizler nasıl inciniyor; bu sebeple yetersizlik ve tükenmişlik yaşıyorsak;

Benzer şartları çocuklarımıza yansıtarak döngüyü devam ettirdiğimizin de farkında mıyız?

____

Mükemmel bebeği tanımlayacak olsak; uyuyan, söz dinleyen, yaramazlık yapmayan, akıllı uslu, dağıtmayan, toplayan; aynı zamanda başarılı, hakkını arayan, sorumluluk sahibi, özgüvenli vb özellikleri tercih ederdik muhtemelen.

____

Peki biz bunların hepsine aynı anda sahip miyiz? Yada kaçına sahibiz? Yoksa kendi kusurlarımızı çocuklarımızda mı tamamlamak istiyoruz?

____

Koşulsuz kabulü öğrenmek için;

Ben mükemmel değilsem; çocuğumun da “mükemmel olmama hakkı” olduğunu hatırlamak iyi bir başlangıç olabilir.

____

Lise yıllarında daha instagram yokken 🙈hatıra defterleri yazdırır, günlük tutardık, bizim jenerasyon hatırlar 😁

Hani o en çok “Ben varım” diye haykırdığımız yıllarda.. İhtiyacıma cevap verdiği için olsa gerek; o defterlerde Cummings’in beni en çok etkileyen sözlerindendi:

“Seni diğerlerinden farksız yapmaya tüm gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı, artık hiç bitmez.”

____

Bu savaşı onlara mükemmel etiketini yapıştırmaya çalışarak çocuklarımıza karşı vermek ve eninde sonunda kaybetmek de bir seçenek;

Aynı safta birlikte vermek de.. ✌

_______________

Görsel: https://en.uncyclopedia.co/wiki/File:Perfectionist.png

Bunu Paylaş:
error0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!
%d blogcu bunu beğendi: